T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
53.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1206
KARAR NO: 2025/391
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 28/05/2021
NUMARASI: 2018/1242 Esas, 2021/440 Karar
DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit
KARAR TARİHİ: 05/05/2025
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili, müvekkili şirket aleyhine 19/02/2018 tarihinde başlatılan icra takibine ilişkin ödeme emrinin, şirketin İTO’daki kayıtlı adresine posta memurunun blok ve dükkan numarası belirtilmediği gerekçesiyle 23/09/2018’de tebliğ edilmeden iade edildiğini, bu adresin müvekkilin yerleşik adresi olduğunu ve alacaklının bu durumu bilerek usulsüz ve kötü niyetli şekilde Tebligat Kanunu 35/1 maddesine dayanarak tebligat çıkarttığını, ayrıca posta memurunun tebligata ilişkin herhangi bir bildirim kağıdı bırakmadığını, müvekkilin menkul ve gayrimenkulleri üzerine hukuka aykırı haciz konulduğunu, alacaklının 28/11/2018’de müvekkili arayarak durumu bildirdiğini, bu nedenle icra takibinin tebliğ tarihinin 28/11/2018 olarak kabul edilmesi gerektiğini, süresi içinde yapılan itirazlarının kabulüyle takibin durdurulmasını ve hukuka aykırı hacizlerin kaldırılmasını, Bakırköy ... İcra Müdürlüğü’nün ... E sayılı dosyasında alacaklıya borçlarının olmadığının tespit edilmesi, kötü niyetli alacaklı aleyhine %20'den az olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacı tarafın dava konusu iddialarını kabul etmemekle birlikte, davanın zaman aşımına uğradığını ve bu nedenle reddini talep ettiklerini, davanın kesinleşmiş icra takibinden sonra açılan istirdat davası olduğunu, İcra İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince davacının gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın %15’inden az olmamak üzere teminat yatırmak zorunda olduğunu, davacının tebligata yönelik itirazlarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, ayrıca şikayet davasının Bakırköy 9. İcra Mahkemesi’nde derdest olduğunu ve bu dosya devam ederken tebligata itirazın aynı davada yapılmasının usule aykırı olduğunu; davacının müvekkilinin kendisine ayıplı ürün teslim ettiğini iddia ettiğini ancak bunu süresi içinde ispat edemediğini, ayıplı emtia iddialarının asılsız olduğunu, dosyada sevk irsaliyesi ve delil tespit raporu bulunmadığını, davacının fatura kesildiği iddiasını kabul etmediklerini ve fatura düzenlemenin alacaklılık için yeterli olmadığını; ayrıca hukuki ihtilafların tanık beyanıyla ispatlanamayacağını belirterek tanık dinletilmesine muvafakat etmediklerini, bu nedenlerle zaman aşımı itirazlarının kabulüyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece iddia,savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı tarafından ayıp nedeniyle kesilen iade faturalarının ayıp ihbarı olarak kabul edilmesi gerektiği, ancak verilen kesin süreye rağmen emtiaların bilirkişi incelemesine sunulmadığı, ayıp konusunda ispat yükünün davalıda olduğu ve ayıplı olduğu iddia edilen ürünler sebebiyle zararın tespit ettirilmediği, bilirkişi incelemesine sunulan numunelerin ayıp nedeniyle alacağı ispatlayacak yeterlilikte olmadığı, bilirkişiye ve dosyaya sunulan delillerin yetersiz kaldığı, dosya kapsamı itibariyle alınan bilirkişi raporunun hükme esas teşkil edecek nitelikte olduğu, ayıp iddiasının davacı tarafça ispat edilmesi gerektiği halde bu hususun ispatlanamadığı, bu nedenle incelenen ticari defter ve belgelere dayanılarak davanın kısmen kabulüne; ayrıca davacı tarafın kötüniyetinin ispatlanamaması nedeniyle kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde, davacının şikayet davasını ilk derece mahkemesinde açtığını ve mahkemenin 13.12.2018 tarihinde dava şartı yokluğu nedeniyle davayı usulden reddettiğini, ancak bu karardan sonra 26.02.2019 tarihli "ıslah beyanımızdır" başlıklı dilekçeyle yapılan başvuru üzerine mahkemenin davanın kısmen kabulüne yönelik nihai karar verdiğini, oysa mahkemenin dosyadan el çektikten sonra yapılan ıslahın kabul edilerek hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava dilekçesinde ayıba ilişkin herhangi bir iddia bulunmamasına rağmen bu hususun yalnızca ıslah dilekçesiyle ileri sürüldüğünü, ortada ayıplı ifa bulunmadığı gibi süresinde ve usulüne uygun bir ayıp bildirimi de yapılmadığını, ayrıca dava şartı olan arabuluculuk sürecinin de yerine getirilmediğinden davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddedilmesi gerektiğini, iade faturasının tek başına ayıp ihbarı anlamına gelmeyeceğini, bu faturanın gerçekten gönderilip gönderilmediği ve süresinde olup olmadığı hususlarının değerlendirilmediğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunun yetersiz incelemeye dayandığını ve davacının ayıp iddiasını ispat edemediğini, kendi raporlarına yönelik haklı ve hukuka uygun itirazlarının dikkate alınmaksızın karar verildiğini, ihtirazî kayıt olmaksızın yapılan ödemenin ardından istirdat talebinde bulunulmasının hukuka aykırı olduğunu, davacı tarafın vekâlet ücreti talebi bulunmamasına rağmen lehine vekâlet ücreti verilmesinin ve reddedilen kısım yönünden davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesinin de isabetsiz olduğunu belirterek, mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı iş sahibi, davalı yüklenicidir.Taraflar arasında fason kıyafet zinciri üretim işi nedeniyle ticari ilişki bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalı, davaya konu takiple bu iş nedeniyle cari hesap alacağı talebinde bulunmuş, davacı ise işin ayıplı yapıldığını ileri sürerek menfi tespit ile sonrasında bedeli ödediği iddiasında bulunarak istirdat talebinde bulunmuştur.Dava niteliğine göre takipten sonra İİK'nun 72/2.maddesi uyarınca açılan menfi tespit davasıdır.Yargılama aşamasında mahkemece davacının icra müdürlüğünde yapılan işlemlerin şikayetine konu olan talepleri bakımından dosya tefrik edilerek görevsizlik kararı verildiği ve elde ki dosyanın davacının menfi tespit talebine ilişkin olduğu, daha sonra icra dosyasında bedelin ödendiği iddiası ile davayı ıslah ettiği ve davanın istirdat davasına döndüğü görülmüştür.Dosya kapsamına göre çözülmesi gereken öncelikli husus sözleşmenin türüdür. Mahkemenin gerekçeli kararında sözleşmenin satış sözleşmesi olarak kabul edildiği, ayıba ilişkin sürelerin bu nitelemeden hareketle davadaki taleplerin değerlendirildiği ve bu doğrultuda karar verildiği anlaşılmakla birlikte, somut olayda taraflar arasında fason zincir üretimine ilişkin bir eser sözleşmesi ilişkisinin mevcut olduğu tespit edilmiştir.Uyuşmazlık, eser sözleşmesi kapsamında gerçekleştirilen imalatların ayıplı olup olmadığı, ayıp ihbarının süresinde yapılıp yapılmadığı ve ayıbın niteliği, miktarı ile bedeline ilişkindir.Davalı tarafın cevap dilekçesinde zamanaşımı itirazında bulunduğu ve mahkemece bu itirazın yanılgılı sözleşme türüne göre değerlendirilip reddedildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemenin öncelikle sözleşmenin eser sözleşmesi olduğu kabulüyle, zamanaşımı itirazını eser sözleşmesine ilişkin hukuki hükümler, ilkeler ve kurallar çerçevesinde inceleyip değerlendirmesi, zamanaşımı itirazı reddedilirse davacının ayıp iddiasını da yine eser sözleşmesi kapsamında araştırıp inceleyerek ayıpların var olup olmadığını tespit etmesi, ayıbın varlığı halinde varsa ödemelerde dikkate alınarak davacı iş sahibinin takip nedeniyle borçlu olup olmadığını belirleyerek istirdat talebine uygun karar vermesi gerekirken, mahkemenin sözleşmenin türünde yanılgıya düşerek yazılı şekilde hüküm tesis etmesi usul, yasa ve dosya kapsamına aykırı olmuştur.Davacı vekilinin istinaf itirazında ise, bilirkişi raporunda eksik inceleme yapıldığı ve kötüniyet tazminatı talep edildiği belirtilmiş olmakla birlikte, kararın kaldırılma gerekçesine göre yeniden yapılacak değerlendirme sonucunda verilecek karara göre durumun değişebileceğinden, davacı istinafının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine, kaldırma sebebine göre davacı vekilinin istinafının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf talebinin bu aşamada incelenmesine YER OLMADIĞINA, davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, 2-BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 28/05/2021 tarih, 2018/1242 Esas, 2021/440 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Taraflar tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine İADESİNE, 5-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 05/05/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!