T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
53.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1180
KARAR NO: 2025/389
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 25/05/2021
NUMARASI: 2017/66 Esas, 2021/361 Karar
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali
KARAR TARİHİ: 05/05/2025
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı şirket arasında ekteki satış sözleşmesinde belirtilen kumaş üretimi ve teslimi konusunda anlaşma yapıldığını, müvekkilinin 14.10.2016 tarihinde sipariş verip 19.10.2016 tarihinde davalıya 5.000,00 EURO ödeme yaptığını, ürün kontrolü için talep edilen 2-3 metre numunelik kumaşta hatalar tespit edildiğini ve bu hataların yazılı ve sözlü olarak davalıya bildirildiğini ancak davalının ayıplı malları teslim etmeye devam ettiğini; müvekkilinin müşterisinin onaylamadığı ayıplı ürünler yüzünden müşteri siparişlerini kaybettiğini, büyük kazanç kaybına uğradığını ve sözleşme gereği ödediği bedelin iadesini talep ettiğini, davalının hem sözleşmeye aykırı davrandığını hem de ödemeyi iade etmediğini, bunun üzerine İstanbul ... İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyasında icra takibi başlattığını, davalının takibe haksız ve kötü niyetli itiraz ettiğini belirterek, fazlaya dair dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla davanın kabulüne, davalının haksız borca itirazının iptaline, takibin devamına ve davalı aleyhine %20’den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde, davacı ile müvekkili şirket arasında 2230 MT siyah ve 2156 MT beyaz kumaşın üretimi ve teslimi konusunda anlaşma yapıldığını, ilk siparişin 07/10/2016'da müvekkiline ulaştığını, müvekkilinin üretim için davacıdan numuneler istediğini ve 14/10/2016'da numunelerin eline geçtiğini, aynı gün satış sözleşmesinin imzalandığını ancak davacının malı teslim almaktan kaçındığını ve bakiye ödemeyi yapmadığını, bu sebeple 03/01/2017 tarihli ihtarnamede davacıya fatura ve sevk irsaliyesinin gönderilerek ürünlerin teslim alınması ihtar edildiğini, davacının ise 16/01/2017 tarihli ihtarnamede fatura ve irsaliyeyi iade ettiğini, müvekkilinin de ön ödeme nedeniyle ... E. sayılı dosyada icra takibi başlattığını; ürünlerde herhangi bir ayıp olmadığını, davacının numuneleri onayladığını ve gerekirse bilirkişi raporuyla bunun ortaya konacağını, davacının ürünleri görmediği iddiasının mümkün olmadığını, kabul anlamı taşımayan ayıpların bile olsa davacının ihbar süresini geçtiğini, davacının açıkça kötü niyetli olduğunu, karşı dava yönünden müvekkilinin davacıdan 11.975,39 EURO alacaklı olduğunu, davacının ön ödemeyi yapmasına rağmen kumaşları teslim almadığını ve bakiye ödemeyi yapmadığını belirterek, asıl davanın reddini; karşı davanın kabulüyle alacağın en yüksek faizle tahsilini, davacı karşı davalının kötü niyetli olması nedeniyle %20’den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı karşı davalı vekilinin karşı davaya cevap dilekçesinde, davalı karşı davacının savunmalarını kabul etmediklerini, davalı tarafın savunmalarının kötü niyetli ve çelişkili olduğunu, davalının siparişe uygun şekilde sözleşmesel edimini yerine getirdiği iddiasını reddettiklerini, müvekkilinin ürünleri teslim almaktan imtina etmediğini, zarar gören tarafın müvekkilinin olduğunu, davalının hiçbir talebini kabul etmediklerini; davalı şirketin ayıplı ve hatalı mallar nedeniyle müvekkilinin müşteri kaybı ve büyük kazanç zararı yaşadığını, bu sebeple asıl davanın kabulüne; karşı davanın ise haksız ve kötü niyetli olarak açıldığı gerekçesiyle reddine, davalının haksız borca itirazının iptaline, takibin devamına, davalı aleyhine takibe konu alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece iddia,savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında kurulan ve siparişe dayalı kumaş üretimini konu alan hukuki ilişkinin niteliği itibarıyla satış değil, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470 ve devamı maddeleri uyarınca eser sözleşmesi olduğu, sözleşmeye konu siyah ve beyaz renkli kumaşların davalı tarafından üretilip davacıya teslimi amacıyla 17.052,77 Euro bedel karşılığında anlaşıldığı, davacı tarafından 5.000 Euro tutarında peşinat ödendiği, davalının üretime başlayarak numune kumaşları davacıya gönderdiği, bu numuneler üzerine gerekli düzeltmelerin bildirilerek davacı tarafından siparişin onaylandığı, devamında üretimin tamamlanmasına rağmen davacının malları teslim almayarak bakiye bedeli ödemekten kaçındığı, davacı tarafından yapılan “ayıp” iddiasının davalının ayıptan sorumluluğunu doğurmadığı zira ayıplı ifaya ilişkin sorumluluğun ancak eserin teslimi halinde gündeme gelebileceği, bu şartın gerçekleşmemesi nedeniyle 5.000 Euro tutarındaki peşinatın iadesi talebinin hukuken dayanaktan yoksun olduğu ve asıl davanın reddi gerektiği, öte yandan davacının icra takibinde kötü niyetli olduğunun dosya kapsamıyla sabit olmaması nedeniyle davalının kötü niyet tazminatı talebinin de reddine karar verilmesi gerektiği, buna karşılık karşı dava yönünden yapılan değerlendirmede; davacı-karşı davalının üretimi onayladığı ve bu üretim kapsamında kumaşların hazırlanıp kendisine tahsis edildiği, teslim almaktan kaçınan tarafın davacı olduğu, bu nedenle aradaki fark bedeli olan 11.975,39 Euro tutarındaki karşı alacak bakımından davalı-karşı davacının talebinin haklı bulunduğu, dolayısıyla karşı davanın kabulüyle bu miktarın tahsiline karar verilmiştir.Davacı/karşı davalı vekili istinaf dilekçesinde, taraflar arasındaki sözleşmenin satış sözleşmesi değil eser sözleşmesi olduğu yönündeki mahkeme değerlendirmesinin hatalı olduğunu, ürünlerin ayıplı olduğunun bilirkişi raporlarıyla sabit olduğunu ve bu nedenle asıl davanın kabulü ile karşı davanın reddi gerektiğini, tüm ayıp ihbarlarının göz ardı edilerek herhangi bir yönetim onayı olmadan üretime geçildiğini ve ayıplı şekilde üretim yapılmasına rağmen davalının sorumluluktan kaçınmaya çalıştığını, davacı tarafından ihtar ekinde gönderilen faturalara itiraz edildiğini ve mal tesliminin gerçekleşmediğini, ayıplı üretimde yüklenicinin sorumluluğunun bulunduğunu, numunelerin iş sahibine teslimiyle teslim şartının yerine getirilmiş sayılması gerektiğini, üretime onay alınmadan devam edildiğinden dolayı davacının sorumluluğunun bulunmadığını, ... tarafından gönderilen 11.11.2016 tarihli onay e-postasının bu kişinin davacının çalışanı olmaması nedeniyle geçerli sayılamayacağını ve bu e-postadan sekiz gün önce üretimin tamamlandığına dair e-posta bulunduğunu, ürünlerin davalıda kaldığını ve mahkemenin sözleşme bedeli üzerinden karar vermesiyle sebepsiz zenginleşmeye yol açıldığını, dolayısıyla davanın kabulü ile birlikte davalı aleyhine %20 oranında icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerektiğini belirterek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı yüklenici, davalı iş sahibidir.Taraflar arasında kumaş üretimini konu alan eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu anlaşılmaktadır.Davacı iş sahibi kumaşların ayıplı üretildiğini iddia ederek davaya konu takiple ödenen bedelini iadesini istemiş, davalı ise süresinde ihbar yapılmadığını, üretimin numuneye uygun olarak yapıldığını savunarak davanın reddi ile karşı davasında bakiye iş bedelinin tahsilini istemiştir.Taraflar arasındaki uyuşmazlık ürünlerin ayıplı imal edilip edilmediği noktasındadır.Eser sözleşmelerinde, işin ehli olan yüklenici, basiretli bir iş insanı gibi hareket ederek, sadakat ve özen borcu gereğince iş ile ilgili tüm hususlarda iş sahibini bilgilendirmekle yükümlüdür. Bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, üretilen kumaşların numuneye uygun olması halinde dahi işlenmesi sonucunda raporda belirtilen ayıpların ortaya çıkabileceği öngörülmüş olup, yüklenicinin bunu bilmesi veya bilmesi gerekmesi nedeniyle iş sahibini aydınlatması gerekir; ancak dosya kapsamında böyle bir bilgilendirmenin yapıldığı ispatlanamadığından, yüklenicinin bu nedenle sorumlu tutulması gerekmiştir.Somut olayda, her ne kadar yüklenici kumaş üretiminin davacı iş sahibi onayı ile gerçekleştiğini iddia etmiş ise de ve bir an için bunun doğru olduğu kabul edilse de, yukarıda belirtildiği üzere yüklenici aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediğinden doğan sonuçlardan sorumlu olacaktır; ayrıca, yüklenici kendisinin bu bilgilendirmeyi yaptığı halde davacı iş sahibinin durumu bilerek kabul ettiği ve onayladığını da açıkça ispatlayamamıştır. Davacı, dava dilekçesinde ödenen bedelin iadesini istemiş olmakla sözleşmeden dönme iradesini ortaya koymuştur. Sözleşmeden dönme, sözleşmeyi sona erdiren ve tarafların iradelerine bağlı sebeplerden birisidir. Bedel karşılığı eser sözleşmelerinde dönme beyanı tek taraflı bozucu yenilik doğuran bir irade beyanı olduğundan, karşı tarafa ulaşması ile hukuki sonuçlarını doğurur (Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 17/03/2010 gün, 2010/98-1538 sayılı kararı). Fesih veya dönme sözcüğü kullanılmasa da iş bedelinin geri istenmesi gibi dönme iradesini gösteren beyanlarda bulunulmuş ise sözleşmeden dönme iradesinin bildirildiğinin kabulü gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10/02/2010 gün, 2010/19-38 ve 2010/69 sayılı kararı). Bu durumda davacı iş sahibi ödediği bedeli talep edebilecektir. Tarafların kusura dayalı talepleri de bu davada bulunmadığından bununla ilgili olarak da ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmamıştır. O halde yukarıda yazılı gerekçelerle, mahkemece asıl dava kabul edilerek ihtilafsız olan ödeme tutarı üzerinden taleple bağlı kalmak suretiyle takibin 16.944.85 TL üzerinden devamına, %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesi ile karşı davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle asıl davanın reddi ve karşı davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davacı-karşı davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile, yerel mahkeme kararının HMK'nın 353/1-b-2. bendi gereğince kaldırılarak asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine dair yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; A)1-Davacı-karşı davalı vekilinin istinaf talebinin KABULÜNE, 2-İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 25/05/2021 tarih ve 2017/66 Esas, 2021/361 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3- A) Asıl davanın KABULÜ ile, Davalınınİstanbul ... İcra Dairesi'nin ... sayılı takip dosyasındaki vaki itirazının taleple bağlı kalınarak 16.944,85TL bakımından iptali ile takibin bu miktar üzerinden DEVAMINA, İtirazın iptaline karar verilen alacak likit olduğundan, bu alacak miktarı olan 16.944,85TL üzerinden %20 oranında hesaplanan 3.388,97TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE,B) Karşı davanın REDDİNE,
B) İLK DERECE YARGILAMASI YÖNÜNDEN ASIL DAVA; 1-Alınması gereken 1.157,50 TL nispi karar ve ilam harcından davacı-karşı davalı tarafça peşin olarak yatırılan 204,23 TL harcın mahsubu ile bakiye 953,27 TL harcın davalı-karşı davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 2-Davacı-karşı davalı tarafından yapılan 204,23 TL peşin harç, 2.790,70 TL posta, tebligat ve bilirkişi gideri olmak üzere toplam 2.994,93 TL yargılama giderinin davalı-karşı davacıdan tahsili ile davacı-karşı davalıya verilmesine, 3-Davacı-karşı davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 16.944,85 TL vekâlet ücretinin davalı-karşı davacıdan alınarak davacı-karşı davalıya VERİLMESİNE, 4-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde yatıran tarafa İADESİNE,
KARŞI DAVA; 1-Alınması gereken 615,40 TL maktu karar ve ilam harcının peşin alınan 799,93 TL harçtan mahsubu ile fazla yatırılan 184,53 TL harcın kararın kesinleşmesini takiben ve istek halinde davacı-karşı davalı tarafa İADESİNE, 2-Davacı-karşı davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA, 3-Davalı-karşı davacı tarafından karşı davaya yönelik bir masraf bulunmadığından bu konuda karar verilmesine YER OLMADIĞINA, 4-Davalı-karşı davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 30.000,00 TL vekâlet ücretinin davacı-karşı davalıdan alınarak davalı-karşı davacıya VERİLMESİNE, 5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde yatıran tarafa İADESİNE,
C) İSTİNAF İNCELEMESİ YÖNÜNDEN 1-Davacı-karşı davalı tarafından yatırılan 799,63 ve 59,30 TL istinaf karar harçlarının hüküm kesinleştiğinde ve istek halinde kendisine İADESİNE, 2-Davacı-karşı davalı tarafından yapılan 324,20 TL ( iki adet istinaf kanun yoluna başvurma harcı) ve 32,50 TL posta gideri olmak üzere toplam 356,70 TL istinaf yargılama giderinin davalı-karşı davacıdan alınarak davacı-karşı tarafa VERİLMESİNE, 3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 362/1-a bendi gereğince KESİN olmak üzere 05/05/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!