T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/348
KARAR NO: 2025/701
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 14/11/2024
NUMARASI: 2024/75 Esas - 2024/752 Karar
DAVA: Alacak (Şirket Ortaklığından Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 22/05/2025
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacılar ve davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin davalı şirketin %80 oranında hissedarı olduklarını, %20 hissenin ise müvekkillerinin murisi olan ...'na ait olduğunu, muris hissesi dışındaki hisseye yönelik olarak ... grubuna yönelik soruşturma kapsamında 07/06/2018 tarihli İstanbul 8.SCHM'nin 2018/2802 D.İŞ sayılı dosyası üzerinden TMSF'nin kayyım olarak atandığını, muris hissesi yönünden herhangi bir tedbirin söz konusu olmadığını, muris ...'nun davalı şirketten ticari kayıtlara göre 2.200.000-TL alacağı bulunduğunu, iş bu alacağın ödenmesi için TMSF'den talepte bulunduklarını, ancak talebin reddedildiğini, bu nedenlerle belirtilen alacağın ret cevabından itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı şirketten tahsili ile hisseleri oranında davacılara ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacıların babası Müteveffa ...'nun şirket kayıtlarındaki 2.200.000-TLlik bir alacağı olduğundan bahisle bu alacağın tahsili amacıyla bu davayı açtıklarını iddia ettiklerini, ancak davacılar dilekçelerinde bu alacağının kaynağının ne olduğu ve miktarı konusunda net bir bilgi verememiş olduklarını, davacı alacağının kaynağını tüketim ödüncü (karz) sözleşmesine dayandırıyorlar ise öncelikle bu sözleşmeyi ve bu sözleşmeye istinaden paranın şirkete ödünç amacıyla ödendiğinin belgeleri (dekont) ispatla mükellef olduklarını, davacıların bir an için böyle bir alacağı olduğu kabul edilse bile davacıların alacağının zaman aşımına uğramış olduğunu, zamanaşımına uğrayan alacak taleplerinin reddi gerektiğini, davacılar lehine karar çıkması( ödeme yapılmasına karar verilemesi halinde) davacılardan ..., ... ve ...’nun aleyhine verilen el koyma kararları bulunduğu, TMSF’nin davalı müvekkil şirkete kayyım atanmasına ilişkin kararın halen devam ettiği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından halihazırda firari olan örgüt üyeleri hakkında 2024/1204 İddianame nosu ile hazırlanan iddianamenin İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilerek 2024/60 E. numarası ile ve yine örgütün güncel yapılanması hakkında 2024/1012 İddianame nosu ile hazırlanan iddianamenin İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilerek 2024/74 E. numarası ile 2 ayrı dava daha açıldığı, davalı müvekkili şirket ve/veya davacıların şirketteki payları hakkında müsadere kararı verilmesi ihtimalinin kuvvetle muhtemel olduğu hususları dikkate alınmasını, davacılar taraf teşkiline dair beyanlarında Davacılar ile Davalı şirket hakkında menfaat çatışması olması sebebiyle TMK madde 426 göre temsil kayyumu atanmasını talep ettiklerini ancak bu iddiasının hukuken kabulünün mümkün olmadığını, davacıların Müvekkili Şirketten alacağı olduğu iddialarının ispatlayamadığını ve aynı zamanda Davacıların talep ettiği alacağın zamanaşımına uğradığından davanın reddine karar verilmesini, ayrıca Davacılar hakkında başlatılan soruşturma ve kovuşturma sebebiyle devam eden Ceza yargılamalarından dolayı sanık sıfatındaki davacılara ödeme yapılması hukuken mümkün olmadığından davanın reddine karar verilmesini, dava masraf ve ücreti vekaletin davacılar tarafından ödenmesini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...Dava konusu alacağın, davacı ortağın mirasçılarının, ortaklıktan, ortaklığa verdiği borç paranın iadesine ilişkin olduğu açık olup, davacı davalı ortak ile borç veren üçüncü şahıs durumunda olduğu ve verdiği borç (ödünç) paranın iadesini istediği, tarafların ortak kabulündedir. Bu nedenle TBK m.392 ve m.389 'a göre zaman aşımı süresinin dolup dolmadığının değerlendirilmesi gerekir. TBK'nın m.392- "Ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir." şeklinde düzenlenmiştir. TBK'nın m.389- "Ödünç alanın, ödünç konusunun teslimine ve ödünç verenin de bu şeyin teslim alınmasına ilişkin istemleri, diğer tarafın bu konuda temerrüde düşmesinden başlayarak altı ayın geçmesiyle zamanaşımına uğrar." şeklinde düzenlenmiştir. TBK m.392'e göre ödünç verilen paranın davacı muris tarafından 29/01/2020 tarihinde geri istendiği, 30/01/2020 tarihinde istemin reddedildiği tartışmasızdır. Buna rağmen davacı muris sağlığında veya davacılar işbu davayı 29/12/2023 tarihinde yaklaşık 3 yıl geçtikten sonra açtığı, böylece yasanın aradığı zaman aşımı süresinin dolmuş olduğu, süresinde zaman aşımı itirazı yapıldığı görülmekle, davanın zamanaşımı yönünden reddine,(Yargıtay 13. HD. 2016/14533 E.-2018/7099 K. 15/11/2018 günlü kararı bu doğrultudadır.)" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacılar ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkemece işbu ilişki ödünç sözleşmesi olarak değerlendirilmiş olsa da esasen hukuki ilişkinin ödünç sözleşmesi olmadını, şirket ortaklığından kaynaklanan alacak davası olduğunu, muris ...'nun davalı şirketin ortağı olsa da şirkete ödünç para verme iradesi ile hareket etmediğini, davalı şirketin de bu yönde ödünç alma iradesi ile hareket etmediğini, murisin davalı şirketin ortağı olması sebebiyle ve diğer ortaklarında çocukları olması sebebiyle şirketin kredi borçlarını ödediğini, şirkete kayyum atanmasından sonra yönetimde söz sahibi olamadığını, kendi hissesine de kayyum atanmış gibi davranıldığını, şirketin fiilen yönetilmemesi ve atıl bırakılması sebebiyle şirketin batmasını engellemek adına hareket ettiğini bu anlamda davacılarca bu ilişkinin ödünç sözleşmesine dayandırılmadığını, hal böyle iken mahkemece ticari defterlerde bilirkişi rapor alınmadan karar verilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, ticari kayıtların incelenmesi, müvekkilin murislerinin hangi tarihte ne kadar ödeme yaptığının tespit edilmesi, bu ödemelerin hangi amaçla ya da hangi açıklama ile yapıldığının tespit edilmesi, müvekkilin doğrudan davalıya mı para yolladığı yoksa davalı adına kredi borçlarını mı ödediğinin tespit edilmesi, doğrudan para aktarımı yok ise bu ödemelerin hangi sebeple yapıldığının tespit edilmesi, 3. kişilere var olan borçların ödenmiş olmasının da ödünç sözleşmesi olarak kabul edilip edilemeyeceğinin hukuki değerlendirmesinin yapılması gerektiğini, bu nedenle ilk duruşmada zamanaşımı gerekçesi ile red kararı verilmesinin adil yargılanma hakkının ihlaline sebep olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve bilirkişi raporu tanzim edilmek üzere dosyanın yerel mahkemeye iadesini, davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece zamanaşımı nedeniyle davanın reddine dair kararın işin esasına yönelik bir değerlendirme olduğunu, doğrudan dava şartı yokluğu nedeniyle usulden verilmiş bir ret kararı niteliğinde olmadığını, bu durumda mahkemece verilen kararın esastan verilmiş bir ret kararı niteliğinde olduğunu, yargılamada kendisini vekil ile temsil ettirmiş davalı yararına hüküm tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince nispi vekâlet ücreti verilmesi gerektiğini, dava değerine göre nispi olarak davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davanın bir alacak davası olduğunu, dava değerinin 2.200.000-TL olduğunu, karar tarihindeki AAÜT 3.kısmına göre nispi hesaplanması gereken vekalet ücretinin 302.000-TL olması gerekirken 30.000-TL olarak maktu vekalet ücretine hükmedildiğini, mahkemenin gerekçeli kararının vekalet ücreti yönünden kaldırılarak düzeltilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE: Dava, şirket ortaklığından kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Mahkemece davanın zamanışımı nedeniyle reddine karar verilmiş, karara karşı davacılar vekili istinaf yasa yoluna başvurmuştur.İstinaf konusu uyuşmazlık temelde alacak iddiasının niteliği ve zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktalarındadır. Davacılar vekili dava dilekçesinde; murislerinin ortağı olduğu davalı şirketin ticari kayıtlarında yer alan yaklaşık 2.200.000,00 TL alacağının bulunduğunu, bu konuda TMSF yetkililerine başvurmalarına rağmen taleplerinin reddedildiğini, murisin talebinin "şirket kayıtlarında var olan, resmi kayıtlara göre alacak" olduğunu iddia etmişlerdir. Muris ...'ın TMSF başkanlığına verdiği 29/01/2020 tarihili başvuruda; "1- 25/10/2019 tarihlinde ortağı olduğum şirkete ait ... Numaralı dairenin 900.000 TL satışı dolayısıyla hisseme düşen 180.000 TL nin tarafıma ödenmesini, 2- ayrıca ortağı olduğum bu şirketten, muhasebe kayıtlarında da yer alan ve alacaklı olduğum yaklaşık 2.200.000 TL'nin de peyderpey tarafıma ödenmesin acilen istirham ederim" şeklinde talepte bulunduğu, cevaba cevap dilekçesinde de "gerek dava dilekçesinde gerek muris ... vefat etmeden önce defalarca kez TMSF ye ilettiği dilekçesinde alacağın kaynağını ifade etmiştir." şeklinde alacak iddiasında bulunmuşlardır. Davalı taraf cevap dilekçesi ve diğer beyanlarında davacı alacağın kaynağına ilişkin sözleşme sunması gerektiğini, ispatla mükellef olduğunu, ödünç verildiğine dair bir belge bulunmadığı savunulmuştur. İlk dereme mahkemesinin kararına gerekçe yaptığı Tüketim Ödüncüne ilişkin düzenlemeler aşağıdaki gibidir.6098 sayılı TBK'nın 386. Maddesi :"Tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin, bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir" TBK'nın 389.Maddesi : "Ödünç alanın, ödünç konusunun teslimine ve ödünç verenin de bu şeyin teslim alınmasına ilişkin istemleri, diğer tarafın bu konuda temerrüde düşmesinden başlayarak altı ayın geçmesiyle zamanaşımına uğrar." TBK'nın 392.Maddesi "Ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir." şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenleme şekli ve hükümlerin kanundaki sıralaması birlikte değerlendirildiğinde; ödünç verenin verilmesi üstlenilen şeyi ödünç alana teslim borcu altında, ödünç alanın da ödünç konusu şeyi kabul etme borcu altında olduğu anlaşılmaktadır. Ödünç alanın bu borcu yalnızca faizli ödünç sözleşmelerinde söz konusu olabileceği, faizsiz tüketim ödüncünde ise ödünç verenin bu konudaki talebinde hukuki yararı bulunmadığı kabul edilmektedir. (Prf.Dr. Murat Aydoğdu, Dr. Nalan Kahveci Türk borçlar hukuku özel borç ilişkileri 4. Baskı sayfa 709 vd.) TBK 389 maddesinde düzenlenen zamanaşımı; taraflarca kurulup ödünç verenin borcunu yerine getirerek ödünç alana para veya misli eşyayı teslim ettikten sonra ödünç alandan iadeyi isteme süresini düzenleyen zamanaşmı değildir. Sözleşme kurulduktan sonra ödünç konusu şeyin teslimine yönelik taleplerle ilgili zamaşamı süresidir. Ödünç sözleşmesinde ödünç alan ve ödünç verenin borçları, özellikle faizli ödünç sözleşmelerindeki ödünç alanın borcu gözününde tutularak ve madde metni ile maddenin yasada bulunduğu yer ile ödüncün geri verme zamanını düzenleyen 392. maddenin yasada bulunduğu yerler birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu durumda 389. Maddedeki zamanaşmı süresi; ödünç alanının sözleşme kurulduktan sonra ödünç konusunun kendisine teslim edilmesi talebine ilişkin zamanaşımıdır. Yine ödünç verenin de sözleşme kurulduktan sonra; ödünç konusunun ödünç alana teslim almasını talep edebileceği zamanaşımı süresidir. Bu süreler TBK 117 ve karşılıklı borç yükleyen akitlerde 123 ve devamı hükümlerince borçlunun temerrüdü tarihinden ve TBK 107. Maddesinde düzenlenen alacaklının temerrüdü tarihinden itibaren işlemeye başlar. Buna karşılık ödünç verenin ödünç alandan verdiği ödüncü talep zamanaşımı TBK 146 daki 10 yıllık genel zamanaşımına tabidir ve bu sürenin başlangıcı iade borcunun muaccel olduğu tarihte başlar. (Doç.Dr.Tuba Akçura Karaman, İstanbul Şerhi Türk Borçlar Kanunun Cilt 4,5 sayfa 3703 vd, 3721 vd, ) Bu genel açıklamalardan sonra somut olayda: İddianın ileri sürülüş biçimi ve anlatıma göre davacı taraf alacağın kaynağını tüketim ödüncü olduğunu iddia etmemiştir. İlk derece mahkemesince alacağın kaynağına ilişkin belge ve veriler toplanmadan taraflar arasındaki ilişki tüketim ödüncü olarak vasıflandırılmıştır. Oysa dava dilekçesi ve murisin TMSF ye başvurularının hiçbir yerinde şirkete verilen tüketim ödüncünün iadesi talep edilmemiş, ticari defterlerdeki alacaklarından bahsedilmiş ancak alacağın satım, tüketim ödüncü, kar payı, ücret, temettü alacağı vb. gibi kaynağına dair hiçbir açıklamada bulunulmamıştır. Mirasçılar tarafından açılan eldeki davada tarafların delilleri toplanıp alacağın niteliği ve kaynağı belirlenmeden eksik inceleme ile ve kabule göre de tüketim ödüncü sözleşmesinde ödünç alanın iade borcunu talep süresine ilişkin zamanaşımı süresi de hatalı değerlendirilerek davanın reddine ilişkin verilen kararda isabet bulunmamaktadır. Kaldırma kararının niteliğine göre davalı vekilinin vekalet ücretine yönelik istinaf incelemesi bu aşamada inceleme konusu yapılmamıştır.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,2-Davacılar ve davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendilerine iadesine, 3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 22/05/2025
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!