Ceza Genel Kurulu 2022/326 E. , 2025/465 K.
"İçtihat Metni"
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 930-1564
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Çocuğun basit cinsel istismarı suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103/1-1. cümle, 103/3.c, 53, 58... . maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 20.09.2018 tarihli ve 241-515 sayılı hükmün, sanık ... müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 04.02.20219 tarih ve 3043-152 sayı ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, sanığın TCK’nın 103/1-3. cümle, 103/3.c, 53, 58... . maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir.
Bu kararın da sanık ... müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 02.07.2020 tarih ve 7444-2872 sayı ile; "…Suç tarihi itibarıyla on beş yaşından küçük olan mağdurenin aşamalarda değişen çelişkili anlatımları, müştekinin soruşturma evresinde dosyaya sunduğu olayın bir yanlış anlaşılmadan ibaret olduğuna dair yazılı beyanı ile bu yönde alınan duruşma ifadesi, savunma ve tüm dosya içeriği nazara alındığında, ilk derece mahkemesinin kabulünde yer alan sübuta ilişkin delillerin dosya içeriğiyle örtüşmediği ve sanığın atılı suçu işlediğine dair cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün kaldırılarak sanığın beraatine karar verilmesi yerine yazılı şekilde hükmün kaldırılarak atılı suçtan mahkumiyet hükmü kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesi ise 11.12.2020 tarih ve 930-1564 sayı ile; "...Olayın doğal biçimde ortaya çıktığı dikkate alındığında mağdurun sonradan aile ilişkileri nedeniyle ve babasının cezadan kurtulmasının sağlanması amacıyla ikna edilip değiştirilen ifadesine ve aynı nedenlerle ilk ifadesinden rücu eden müştekinin sanığı kurtarmaya yönelik beyanlarına itibar edilmediği" gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02.12.2021 tarihli ve 72608 sayılı onama istekli tebliğnamesiyle dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 14.04.2022 tarih ve 28518-3551 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen çocuğun basit cinsel istismarı suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Anne ve babası ayrı olan mağdur ...’nın, 07.02.2018 tarihinde okulunun rehberlik birimine gelerek 2017 yılının Temmuz ayında babasında kaldığı bir gece uyurken babasının, kendisinin özel bölgelerine dokunduğunu anlatması üzerine Okul yönetimince aynı tarihli tutanağın tutulduğu ve olayın polise bildirildiği, sanık hakkındaki soruşturmanın bu şekilde başladığı,
Okul yönetimince mağdur ...’ya el yazısıyla yazdırılan dilekçe içeriğinin; "Bir gün babamda kalırken televizyona bakarak uykuya dalmışım. Babam gece esrar mı ne içtiyse benim başka namahrem yerlerime dokundu. Ben uyandığımda hissettirmedim, babam lavaboya gittiğinde uyandım ve esrar mı ne içtiyse onu gördüm. Annemler aradı aldılar beni babamdan. Bu olay 2017 yazın Temmuz ayında oldu. Şu anda ... Kız Yurdunda kalıyorum." şeklinde olduğu,
Çocuk İzlem Merkezi adli görüşme değerlendirme raporuna göre; mağdurun fiziki görünümünün yaş düzeyine uygun bulunduğu, zihinsel potansiyelinin yaşadığı olayları anımsamaya ve ifade etmeye elverişli olduğu, sözel ifadeleri ile duygulanımının uyumlu bulunduğu, ön görüşme ve adli görüşme boyunca verdiği bilgilerin tutarlı, alınan bilgilerin güvenilir olduğu izleniminin edinildiği, cinsel eğitime sahip olmaması, içe dönük kişilik yapısı ve aile yapısı özelliklerinin istismarın yaşanmasında etkili olduğunun düşünüldüğü,
Anlaşılmaktadır.
Mağdur ... soruşturma evresinde; üç buçuk yaşında iken babası olan sanık ile annesinin boşandıklarını, sanık ile ayda bir kez görüştüğünü, 2017 yılının Temmuz ayında Kayseri ilinin ... ilçesinde oturan dedesi ...’un evinde olduklarını, o gece dedesinin başka odada, sanık ile kendisinin ise sanığın odasında yattıklarını, yatarken kendisinin yüzünü duvara dönerek uyuduğunu, sonra kalçasında erkek çükü hissettiğini, uyandığında iç çamaşırı ve geceliğinin aşağıya kadar açık olduğunu, kalçası ve boncuğunun (vajinasının) açık bulunduğunu, sanığın üzerinde eşofman olduğunu, sanığın çükünü yavaş yavaş deliğe doğru kaydırdığında uyandığını, kıyafetlerinin üzerinden göğüslerine ve kalçasına dokunduğunu, sanığın çükünün bacağının arasında olduğunu, kalçasını geri çektiğini, sanığın kendisine "Azıcık gel biraz daha sürteyim." dediğini, daha sonra lavaboya gittiğini, kendisinin üzerini toparladığını, sanık tekrar yanına geldiğinde sanığa "Üzerim neden açılmış?" diye sorduğunu, sanığın da "Deli yatıyorsun." dediğini, daha sonra sanığın yoğurt kovasının içine su koyduğunu, alüminyum folyo üzerine de madde koyup çakmak ile yakarak çektiğini,
Kovuşturma evresinde ise rüya mı gerçek mi olduğunu tam olarak hatırlayamadığını, evlerinin orada bir park olduğunu, orada iki lise öğrencisini bir şeyler yaparken gördüğünü, ertesi gün de babası olan sanıkta kaldığını, rüya mı gerçek mi olduğunu tam olarak bilemediğini, babasını sevdiğini, öyle bir şey yapacağına inanmadığını, rehber öğretmeninin sorduğu günün lise öğrencilerini gördüğü tarihe çok yakın bir gün olduğunu, öğretmen de baskı uygulayınca bazı şeyler söylediğini, sanığın kendisine böyle şeyler yapmadığını, çelişki sebebiyle sorulduğunda; düşünüp taşınınca sanığın böyle bir şey yapmayacağına karar verdiğini, sanıkla aynı yatakta yatmadığını, sanığın galiba kendisini uyandırmaya geldiğini, öyle hissettiğini, sanıktan şikâyetçi olmadığını,
Mağdur ...’nın ifadesinden sonra Pedagog Bilirkişi; duruşma öncesinde mağdur ... ile görüştüğünü, yaşı itibarıyla fiziksel ve zihinsel gelişiminin orantılı olduğunu, görüşmelerinde mağdur ...’da herhangi bir baskı, korku ve tedirginlik hissetmediğini, beyanlarına itibar hususunda takdirin Mahkemeye ait olduğunu,
Mağdur ... kollukta; mağdur ...’nın öz kızı olduğunu, ...’nın babası olan sanıkla boşandığını, şu an ... ile evli olduğunu, ...’nın yanına gelerek sanığın ... ilçesindeki evine gittiği zaman sanığın ve arkadaşının kendisinin özel bölgelerine dokunduğunu anlattığını, bu olayı öğrendikten sonra kızını bir daha sanığın yanına göndermediğini, o zaman korktuğu için de müracaatta bulunmadığını, ...’nın olayı okulda öğretmenine anlatması üzerine karakola geldiklerini, eski eşi olan sanıktan şikâyetçi olduğunu,
14.02.2018 tarihinde sunduğu dilekçesinde ise şikâyetinden vazgeçtiğini, sanık ile tekrar görüştüklerinde sanığın özür dilemesi nedeniyle aralarında bir husumet kalmadığını, sorun çözüldüğü için soruşturmadan doğabilecek tüm sonuçlardan feragat ettiğini,
16.02.2018 tarihinde sunduğu dilekçesinde de; olayın bir yanlış anlaşılma olduğunu fark ettiğini, çocuğun lafına inanıp o anın kızgınlığı ile araştırmadan karar verdiğini, zaten sanığın bu konularda hassas bir kişiliğe sahip olduğunu, kimsenin yanlış anlaşılma sonucu zarar görmesini istemediğini, bu nedenle şikâyetinden ve davadan vazgeçtiğini,
Kovuşturma evresinde; görgüye dayalı bir bilgisinin olmadığını, önceden şikâyetçi olduğunu ancak sonrasında şikâyetinden vazgeçtiğini, sanığın böyle bir şey yapacak birisi olmadığını, kızı olan mağdur ...’nın yaşadığı olaylardan çabuk etkilendiğini, hayal gücünün çok kuvvetli olduğunu, bazen hayalleri gerçek olarak anlattığını, rüyalarını da gerçek gibi yaşadığını, doktora da götürdüğünü, doktorun boşanmadan kaynaklı olarak psikolojisinin biraz yıprandığını söylediğini, sanıktan şikâyetçi olmadığını, çelişki sebebiyle sorulduğunda; mahkemedeki beyanlarının doğru olduğunu, önceki anlatımının ...’nın anlatımından kaynaklandığını,
Tanık ...; mağdur ...’nın okullarında öğrencileri olduğunu, bir gün gelerek babasında kaldığı bir gece babasının özel bölgelerine dokunduğunu anlattığını, kendilerinin de bu konuda tutanak tuttuklarını, 07.02.2018 tarihli tutanak içeriğinin doğru ve altındaki imzanın kendisine ait olduğunu,
İfade etmişlerdir.
Sanık aşamalarda; mağdur ...’nın öz kızı olduğunu, eski eşi olan diğer mağdurla resmî olarak boşandığını, kızı mağdur ...’nın iddia ettiği gibi 2017 yılının Temmuz ayında ... ilçesinde bulunan babasının evinde kızına cinsel istismarda bulunmadığını, olay günü kızı ile ... ilçesinde bulunan evlerine gittiklerini, mağdur ...’nın o gece kendisiyle kaldığını, gece aynı odada ancak ayrı yataklarda yattıklarını, ...’nın normal geceliğiyle uyuyup sabah da aynı geceliğiyle uyandığını, kendisinin de üzerinde eşofmanının olduğunu, evde aynı zamanda babasının da bulunduğunu, babasının diğer odada uyuduğunu, sabah uyandıklarını, babası ve kızı mağdur ... ile birlikte kahvaltı yaptıklarını, sonrasında kızını annesine bıraktığını, o gece kesinlikle kızının yatağına girmediğini, vücudunun herhangi bir yerine dokunmadığını, cinsel organıyla kendisine sürtünmediğini, kalçasını ve göğüslerini okşamadığını, evde babası da olduğu için kesinlikle madde kullanmadığını, zaten kızının yanında asla böyle bir şey yapmayacağını, hakkındaki suçlamaları kabul etmediğini savunmuştur.
IV. GEREKÇE
Anayasa’nın 138/1 ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.
Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.
Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).
Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.
Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).
Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).
Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanığın, olay tarihinde kendi evinde uyumakta olan kızı mağdur ...’ya, cinsel organı ve eliyle cinsel amaçlı temas ederek çocuğun basit cinsel istismarı suçunu işlediği iddia edilen olayda;
Sanığın, olay günü evinde kalan mağdur ...’ya yönelik cinsel amaçlı herhangi bir eyleminin bulunmadığı yönündeki aşamalarda değişmeyen istikrarlı savunmaları, buna karşılık mağdur ...’nın beyanlarının aşamalarda değişerek çelişki göstermesi, mağdur ...’in de soruşturma evresinde olayın bir yanlış anlaşılmadan ibaret olduğuna dair dosyaya sunduğu şikâyetten vazgeçme dilekçeleri ve bu dilekçeyle uyumlu olacak şekilde kovuşturma evresinde verdiği ifadesi karşısında, mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın müsnet çocuğun basit cinsel istismarı suçunu işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanığa isnat edilen çocuğun basit cinsel istismarı suçunun oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan on iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığa isnat edilen çocuğun basit cinsel istismarı suçunun sabit olduğu görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle,
1- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 11.12.2020 tarihli ve 930-1564 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmündeki gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün, sanığa isnat olunan çocuğun basit cinsel istismarı suçunun sabit olmaması nedeniyle sanık hakkında beraat hükmü kurulması gerekirken mahkûmiyet hükmü kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.10.2025 tarihinde yapılan müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 05.11.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!