T.C. ADANA BAM 9. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2022/301 - 2025/882
T.C.
ADANA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
9. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2022/301
KARAR NO : 2025/882
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSKENDERUN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 13/10/2021
NUMARASI : 2018/...Esas 2021/...Karar
DAVACI : 1 -... -...
VEKİLLERİ : Av. ...
DAVACI : 2 -... ŞTİ
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ... ŞİRKETİ
VEKİLLERİ : Av. ...
Av. ...
Av. ...
DAVANIN KONUSU : Tespit
İSTİNAF KARARININ
KARAR TARİHİ : 07/05/2025
KARAR YAZIM TARİHİ : 07/05/2025
İskenderun Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/10/2021 tarihli 2018/... Esas 2021/... Karar sayılı kararı aleyhine davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuş olup, dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davalı kurumun davacı şirkete İskenderun 2. Noterliğinin ... yevmiye numaralı 03/02/2015 keşide tarihli bir ihtarname düzenleyerek 292.746,00 TL rakamın ödenmesini talep ettiğini, müvekkili şirkette o tarihten sonra ihtarnameye riayet ederek bankanın 25/11/2015 tarihinde 736.808,18 TL lik bir krediyi aktif hale getirene kadar ödemelerini aylık ve dönemlik olarak ödemeye devam ettiğini, ancak davalı kurumun bu ödeme tablosu yerine ipotek teminatına dayanarak o zamanın koşullarında mağazanın içinde bulunuğu taşınmazı da ipotek teminatı kapsamında olması hesabıyla yeni bir kredi ile ödeme rahatlığı oluşacağı vaadiyle müvekkili şirkete davalı bankanın yeni bir kredi teklif ettiğini, ve müvekkili şirketin bu teklifini kabul ettiğini, bunun üzerine davalı kurum 25/11/2015 tarihinde 736.808,18 TL tutarında krediyi müvekkilinin hesabına aktif hale getirdikten sonra müvekkili şirketin herhangi bir talimatı olmadan kredinin 350.000 TL lik kısmını önceki borçlara mahsup ettiğini, müvekkili şirketin elinde kalan parayla projelerinin akamete uğradığını ve bu borcu ödeme zorluğu yaşadığını, müvekkili şirketin işlerin var olan borç taksitlendirmesini karşılamakta zorlanmaya başladığını, elindeki tüm varlıkları kaybetme riski ile karşılaşınca şahsi teminat sahibi ortağı elindeki en büyük birikim olan mağazanın içinde bulunduğu taşınmazı satışa çıkardığını ve bu satıştan kaynaklanan gelir ile davalı bankaya defaten 580.000 TL ödeme yaptığını, müvekkili şirketin şirket kayıtları ve elindeki hesap belgelerinden anlaşılacağı üzere 1.200,000 TL ödeme yaptığını, davalı bankanın ise 315.422,89 TL kalan ana para ile 18/01/2017 tarihli yapılandırma adı altında ancak -bankayı bağlayıcı değildir- ibaresi ile hukuki bağlayıcılığı olmayan bir belgeyi davacıya ipotek teminat sahibinin ipoteğini yani yaşadığı evi satışa çıkarma tehdit ve baskısıyla imzalattığını, mağaza ipoteğini paraya çeviren ve mağazasını kaybeden müvekkilinin şahsi ipoteğin yeri olan evi kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kaldığını, bu nedenlerle davalı bankanın dayanak yaptığı kredi sözleşmesi ve ipotek sözleşmesinde yer alan ve faiz oranlarını düzenleyen sözleşme maddelerinin gabin sebebiyle iptaline, taleplerinin gerçekleşmemesi halinde davacı ile davalının arasındaki alacak mikatırının tespiti ile muarazanın giderilmesi hakkında dava açma ve dava sonuçlanıncaya kadar Hatay İli İskenderun İlçesi Karapelit imar mevkii ... ada ... nolu parseldeki iki katlı ev ve arsasında mevcut ipoteğin dava sonuçlanıncaya kadar ihtiyati Tedbir Kararı verilerek herhangi bir işleme konu edilmesinin engellenmesini, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takibe geçilmesi halinde takibin durdurulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili bankanın hukuka ve ahlaka aykırı davrandığının, sözleşmeye davacı tarafın durumunu ağırlaştırıcı hükümler koyduğunun ileri sürülebilmesinin mümkün olmadığını, müvekkili banka ile davacı arasında akdedilen kredi çerçeve sözleşmesinin içeriğinin kanunun öngördüğü sınırlar içerisinde davacı ile banka arasında özgürce belirlendiğini, anılan sözleşmelerde kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine aykırılık bulunduğunun ileri sürülebilmesinin mümkün olmadığını,davacı 1.200.000 TL ödeme yaptığını iddia etmiş ise de, davacının 29/04/2015 tarihinden bu yana 595.395,99 TL ödeme yaptığını, davacının gabin nedeniyle sözleşme hükümlerinin iptalini talep ettiğini, öncelikle gabinden söz edebilmek için yapılan sözleşme ile borçlanılan karşılıklı edimlerinin birbirinden açık bir şekilde farklı olması gerektiğini, Yargıtay kabulüne göre açık oransızlık; edimler arasında %50 lik fark olarak kabul edildiğini, yani orantısızlık kabul edilebilmesi için satış bedeli ile payasa değeri arasında %50' lik bir orantısızlık farkı olması gerektiğini, bunun objektif unsur olduğunu, zarar gören tarafın diğer tarafa oranla zayıf durumda bulunmasının ise objektif unsur olduğunu, bu unsurlarla birlikte ayrıca sömürme kastının da bulunması gerektiğini, sömüren tarafta sömürmek kastının şart olup ihmale dayalı bir kast şeklinde varlığı beliren kusur dahi aşırı yararlanma için yeterli olmadığını, dava konusu olayda gabinin ne objektif ne de subjektif unsurunun gerçekleşmediğinin sabit olduğunu ve bu iddianın asılsız olduğunu, davacının müvekkili bankaya olan borçlarının talebi üzerine ve karşılıklı mutabık kalınan koşullarla yeniden yapılandırılmış olup borç hakkında başlatılmış bir takip işlemi bulunmadığını, dolayısıyla bu aşamada davacının hukuki yararının bulunmadığını bu nedenlerle davacının haksız ve mesnetsiz davasının öncelikle süre aşımı yönünden bu itirazları kabul edilmediği takdirde esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ'NİN KARAR ÖZETİ :
İlk Derece Mahkemesi kararında özetle; "... Somut olayda; dosya kapsamı ve hükme esas alınan rapor kapsamı gözönüne alındığında; kredi yapılandırmalarının davacı taraf isteği üzerine gerçekleştirildiği, davalı bankanın yeniden yapılandırma taleplerini kabul etmeyerek mevzuat gereği daha yüksek faiz oranı ile takip yapmasına imkan var iken yapılandırma tekliflerini kabul ettiği, ayrıca borcun 60 aya varan taksitlerle ödenme imkanının sağlandığı, ilk yapılandırma ve sonraki yapılandırmalar sonrası borcun ödenmemesine rağmen bankanın yeniden yapılandırma taleplerini kabul ettiği anlaşılmaktadır. TBK. m. 28 gereğince aşırı yararlanmanın gerçekleşmesi için objektif şart olarak edimler arasında açık ve aşırı oransızlık ile, sübjektif şart olarak düşüncesizlik, deneyimsizlik ve zor durumda kalmanın gerçekleşmesi gerekir. Davacı firma ile davalı banka arasında değişik tarihlerde, iki tarafa borç yükleyen kredi sözleşmeleri ve bunların yapılandırılmasına ilişkin sözleşmelerin imzalandığı görülmüştür. Davalı tarafından kredi verme ediminin karşılığını, davacı bakımından faiz ödeme edimi oluşturmaktadır. Faiz oranları incelendiğinde sözleşme tarihlerindeki ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak karşılıklı anlaşma ile belirlendikleri ve dosya kapsamında mevcut bilirkişi raporlarında da yer aldığı üzere aynı tarihlerde diğer bankaların uyguladıkları faiz oranlarına nazaran daha yüksek oranlı faiz uygulamasının yapılmadığı anlaşılmıştır. Bu suretle mahkememizce objektif şartın oluşmadığı kanaatine varılmıştır. Kaldı ki objektif unsurun yanında gerçekleşmesi gereken subjektif şarta ilişkin bir bulguya rastlanmamıştır. Davacı, davalı bankanın dayanak yaptığı kredi sözleşmesi, ipotek sözleşmesi ve yapılandırma sözleşmelerinde yer alan ve faiz oranlarını düzenleyen sözleşme maddelerinin tek taraflı bir işlemle gerçekleştirmemiş hatta yapılandırma sözleşmeleri davacı tarafın talebi ile oluşturulmuştur. Açıklanan hususlar gereği gabin şartlarının somut olayda gerçekleşmediği, bu durumun ispat edilemediği anlaşıldığından açılan davanın reddine, ayrıca tespit taleplerinin de eda davası niteliğinde tespit davası açılamayacağından davacının hukuki yararı olmadığından davanın bu yönden de reddine,..." şeklinde karar verildiği anlaşılmıştır.
DAVACILAR VEKİLİ TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, haksız rakamlar üzerinden müvekkilinin takibata uğradığını, davacı müvekkilin dubleks evi 398.153,05TL asıl alacak iddiası ile satışa konmuş 320.000,00 TL bedel takdir edilen evi alacağa mahsuben banka tarafından yarı fiyatından 168.100,00TL olarak davalı bankaya ihale edildiğini, müvekkil adeta ekonomik mahva uğratıldığını iddia ederek bu hususlara ilişkin belgeler incelenmeden müvekkil davacının davası tam manasıyla açıklığa kavuşmayacağını iddia ederek verilen kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLER :
Taraf vekillerinin beyan ve dilekçeleri ve tüm dosya kapsamı
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE :
Dava hukuki niteliği itibariyle gabin nedeniyle sözleşmenin geçersizliği ve tespit davasıdır.
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davacının davalı bankadan kredi kullandığını, davalı bankanın davacının zor durumda kalmasından istifade ettiğini, bu nedenlerle öncelikle davalı bankanın dayanak yaptığı kredi sözleşmelerinde ve ipotek sözleşmelerinde yer alan ve faiz oranlarını düzenleyen faiz maddelerinin gabin sebebiyle iptaline, taleplerinin kabul edilmemesi halinde davalı bankaya olan borçlarının tespitine karar verilmesini talep edilmiştir.
Davalı vekili tarafından, davanın reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur.
İlk derece mahkemesince davanın gabin şartları oluşmadığından reddine ve ayrıca eda davası niteliğinde tespit davası açılamayacağından davacıların tespit davası açmakta hukuki yararı olmadığından bu yönden de davanın reddine karar verildiği, iş bu karara karşı davacılar vekilince istinaf başvurusunda bulunulduğu anlaşılmıştır.
İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf sebepleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, somut olayda gabin koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır.
01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun "Aşırı yararlanma" başlıklı 28.maddesinde düzenlenen gabinin varlığının kabulü için, tarafların karşılıklı edimleri arasında açık oransızlık bulunması (objektif şart) ve bu açık oransızlığın, zarara uğrayan tarafın müzayaka halinde zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden karşı tarafın bilerek yararlanması, başka bir ifadeyle zarara uğrayanın sözkonusu durumunu istismar etmesi (subjektif şart) sonucu meydana gelmesi gerekir. Daha önce yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 21.maddesi de aynı mahiyette düzenlemeyi içermektedir.
TTK.nun 18/2.maddesi uyarınca, her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir işadamı gibi hareket etmesi lazımdır. Hal böyle olunca, yukarıda belirtilen subjektif şartın gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesinde tacir olan davacıların düşüncesizliğinden (hiffetinden) ya da deneyimsizliğinden (tecrübesizliğinden) söz edilemeyeceğinden, müzayaka (zor durumda kalma) hali üzerinde irdeleme yapılarak varsa davalının, davacıların müzayaka halinden bilerek yararlanıp yararlanmadığı hususunun da kanıtlanması gerekmektedir.
Müzayaka esas itibariyle ciddi bir mali sıkıntı halini ifade eder. Bir kimse böyle bir sıkıntı içinde, diğer tarafın ileri sürebileceği ağır şartlara kolaylıkla razı olabilir. Müzayaka halinin, sözleşmenin kurulduğu anda mevcut olması gerekir (Yargıtay 19.HD'sinin 2010/8407 Esas-2011/1854 Karar sayılı ilamı bu yöndedir).
Mahkemece önceki yargılama neticesinde 13.10.2017 Tarih ve 2017/... Esas - 2017/... Karar sayılı kararla davanın gabin şartları oluşmadığından reddine ve ayrıca eda davası niteliğinde tespit davası açılamayacağından davacıların tespit davası açmakta hukuki yararı olmadığından bu yönden de davanın reddine karar verilmiş ise de, davacılar vekilinin başvurusu üzerine Dairemizin 21.09.2018 Tarih ve 2018/452 Esas-2018/617 Karar sayılı istinaf kararıyla "... Yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde tarafların dellileri toplanmadan, gabinin objektik şartı olan edimler arasında aşırı oransızlık bulunup bulunmadığı ve gabinin subjektif şartı olan davalının davacının zor durumda olmasından bilerek faydalanıp faydanlanmadığı belirlenmeden ve gabine ilişkin davanın TBK'nun 28/2 maddesi uyarınca hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığı değerlendirilmeden, davacının sırf tacir olduğundan bahisle tecrübesizliğinden söz edilemeyeceği gerekçesiyle gabin iddiasının reddi doğru değildir." gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırıldığı anlaşılmıştır.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden, mahkemece taraflarca bildirilen tüm delillerin toplanarak konusunda uzman bilirkişi kurulundan alınan raporunda taraflar arasında davalı bankanın davacı tarafa 26.02.2010 tarihinde kredi vermesi ile başlayan ve davacı tarafın önceki kredi borcunu ödememesinden kaynaklı daha sonra 05.12.2012, 21.10.2014, 29.04.2015, 25.11.2015, 24.05.2016 ve 18.01.2017 tarihlerinde kredi borcunun yeniden yapılandırılması niteliğinde yeni krediler verildiği, yeniden kredi temini suretiyle yapılan kredi yapılandırması işleminin en son 18.01.2017 tarihinde yapıldığına göre, davacıların 26.04.2017 tarihli eldeki davasının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 28/2 maddesinde öngörülen 1 yıllık hak düşürücü süre içinde açıldığı anlaşılmaktadır. Bilirkişi kurulu raporunda, davalı bankanın kredi yapılandırması işlemlerinin davacı tarafın isteği üzerine gerçekleştirildiği, davalı bankanın davacı yanın kredi yapılandırma talebini kabul etmeyerek mevzuat ve taraflar arasındaki kredi sözleşmeleri uyarınca daha yüksek oranda temerrüt faizi talep etmek suretiyle icra takibine girişme imkanı bulunduğu halde davacı tarafın kredi borcunun yapılandırılması talebini kabul ederek 60 aya varan vade ile borcun taksitle ödenmesi imkanını sağladığı belirtilmiştir. Bu haliyle bilirkişi kurulu raporunun, dosyadaki belgelere uygun ve denetime açık düzenlendiği anlaşılmakta olup, hükme esas alınmasında isabetsizlik yoktur. Bu durumda, yukarıda gabinin (aşırı yararlanmanın) şartları arasında belirtilen tarafların karşılıklı edimleri arasında davacılar aleyhine açık oransızlık şeklindeki objektif şartın ve dolayısıyla bu oransızlığın davalı bankanın davacı tarafın davacıların düşüncesizliğinden (hiffetinden) ya da deneyimsizliğinden (tecrübesizliğinden) söz edilemeyeceğinden, müzayaka (zor durumda kalma) halinden yararlanması şeklindeki subjektif şartın somut olayda gerçekleşmediği, ayrıca tespit davasında taraflar arasındaki kredi borcunun miktarı hususunda olumlu tespit hükmü kurulamayacağı anlaşıldığından, ilk derece mahkemesince yazılı şekilde davacıların 18.01.2017 tarihli kredi sözleşmesi ve ipotek sözleşmesinde yer alan ve faiz oranlarını düzenleyen maddelerinin gabin sebebiyle iptaline yönelik davasının reddine, davacıların davalı bankaya olan kredi borcunun miktarının tespitine yönelik davasının hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi usul ve esas yönünden hukuka uygundur. Bu sebeplerle, davacılar vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.
Yukarıda belirtilen sebeplerle İlk Derece Mahkemesi'nce davanın gabin şartları oluşmadığından reddine ve ayrıca eda davası niteliğinde tespit davası açılamayacağından davacıların tespit davası açmakta hukuki yararı olmadığından bu yönden de davanın reddine dair verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu, davacılar vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere :
1-6100 sayılı HMK'nin 353/1-b.1 maddesi gereğince davacılar vekilinin İlk Derece Mahkemesi'nin kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 615,40.TL maktu istinaf karar harcı peşin olarak alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 534,70TL'nin davacılardan alınarak HAZİNEYE İRAD KAYDINA,
3-6100 sayılı HMK'nin 326/1 maddesi gereğince istinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan harcamaların kendi üzerine BIRAKILMASINA,
4-6100 sayılı HMK'nin 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının İlk Derece Mahkemesince İADESİNE,
5-6100 sayılı HMK'nin 330. maddesi gereğince inceleme dosya üzerinden yapıldığından vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
6-Kararın DAİREMİZCE taraflara TEBLİĞİNE,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 7036 sayılı Kanunun 7'nci maddesi yollamasıyla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 361'inci maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere 07/05/2025 tarihinde oy birliğiyle ile karar verildi.
...
Başkan
...
¸
...
Üye
...
¸
...
Üye
...
¸
...
Katip
...
¸
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!