WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 09 Mayıs 2026

İZMIR BÖLGE ADLIYE MAHKEMESI 11. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2021/598
KARAR NO : 2024/468

DAVA : Tazminat
DAVA TARİHİ : 19/11/2007
KARAR TARİHİ : 13/06/2024

Mahkememizde görülmekte olan tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacılar vekili sunduğu dava dilekçesinde özetle;davalılardan ...'nın genel müdür ve yönetim kurulu başkanı olarak, ..., ..., ..., ... ve ...'ın yönetim kurulu üyeleri, ...'ün Proje Kredileri ve İstihbarat Daire Başkanı, ...'ın Proje Kredileri Daire Başkanlığında müdür olarak, ...'ın bankanın Şişli Şubesi müdürü, ...'nın şube müdür yardımcısı ve ...'nin şef olarak görev yaptıkları dönemde, mali durumu kötü olan ve kredi yeterliliği bulunmayan ... A.Ş.'ye kredi kullandırmak suretiyle bankayı zarara uğrattıklarını, 10.08.2007 tarihi itibariyle bankanın denetim kurulu tarafından hazırlanan mali sorumluluk ve tespit raporu ile durumun belirlendiğini, kredilendirmede en temel nokta olan mali analiz raporu için şirket mizanı temin edilmeden kredi tahsisinin yapıldığını, gruba dahil firmaların şirket performanslarının olumsuz olduğu, bu firmalara ait kredilerin sürekli temdit edildiğinin bilinmesi gerekmesine rağmen, teminat olarak kefaletle yetinilerek kredi kullandırıldığı, tahsis edilen kredinin vadesinde 2.000.000.USD ödenmesine rağmen kalan 3.000.000.USD'nin ödenmeyerek harici garanti mektubu olarak vadesinin uzatıldığını, vade sonunda kredinin ödenmediğini, 27.09.2001 tarihi itibariyle faizi ile birlikte 3.006.272.USD olarak takip hesaplarına intikal ettirildiğini, herhangi bir tahsilat yapılamadığından banka zararının oluştuğunu, davalıların tümünün bu kredinin kullandırılmasında gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek zarardan sorumlu olduklarını öne sürerek; 3.006.272,00.TL USD ana para alacağının 19.07.2001 tarihinden itibaren 3095 Sayılı Yasanın 4/a maddesi uyarınca işletilecek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar ... , ... ve ... vekilince sunulan cevap dilekçesinde özetle;davanın zamanaşımına uğradığı , zira ıttıla tarihinden itibaren bir sene içerisinde açılmadığını, TTK.nun 341.maddesindeki dava koşullarının yerine getirilmediğini, kredi tahsis işleminin o tarihdeki yasa ve mevzuat hükümlerine uygun olarak gerçekleştirildiğini, yeterli teminatın alındığını, bankanın ödenmeyen kısma ilişkin olarak yasal işlemlere başlamak yerine firmaya 14 ay süre tanıdığını, ispatlanmış bir zarar bulunmamakla birlikte , eğer ortada bir zarar varsa bundan firmaya ilave süre veren banka görevlilerinin sorumlu olduğunu, kredi borçluları yönünden aciz belgesi alınmadığını, henüz tüm teminatların nakde çevrilmediğini savunarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımına uğradığını, genel kurul kararı alınmadan dava açıldığını, sözü edilen zararın ne şekilde oluştuğuna ilişkin açıklamanan sunulmadığını, banka ile sözü edilen firma arasında daha eski tarihten itibaren kredi ilişkisi bulunduğunu, bankanın kredinin tahsil edilmesi ile ilgili hukuki yolları tüketmeden bu davayı açtığını savunarak davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımına uğradığını, genel kurulca verilmiş bir karar bulunmadığını, zararın sorumlulularının açıklanamadığını savunarak davanın reddini savunmuştur.
Davalılar ... ve ... tarafından da dosyaya cevap dilekçesinde özetle;davanın zamanaşımına uğradığını, genel kurulca verilmiş bir karar bulunmadığını, zararın sorumlulularının açıklanamadığını savunarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkememizin 17/05/2018 tarih ve 2015/766E. 2018/566K.sayılı kararında;
"Dava, mülga TTK'nın 341. maddesi uyarınca açılmış sorumluluk davasıdır.
Davacı, davalıların dava dışı ... A.Ş'ye kullandırdıkları kredinin açılmasında davacı bankanın iç mevzuatına uygun hareket etmedikleri, dönüşü sağlanamayan kredi kullandırdıkları ve bu kredinin geri ödemesinin yapılmadığını ileri sürerek tazminat talebinde bulunmuştur.
Önceki Karar: Mahkememizce daha önce yapılan yargılama sonunda; "....icra takip dosyası takip işlemlerinin sonuçlandırılmadığı, asıl borçlu şirketin iflasına karar verilmiş olup, iflas masasına karşı bu alacakla ilgili kayıt-kabul davası bulunduğu, sözkonusu alacak ile ilgili iflas masasından tahsilat yapılıp yapılamayacağı hususunun belirgin olmadığı, davacı bankanın sözkonusu kredi nedeniyle uğradığı zarar miktarını tam olarak tespit etmenin mümkün bulunmadığı, ayrıca kredinin kullandırılmasına sebep olan davalıların sorumluluklarını gerektirecek derecede ağır kusurlu olmadıkları, zira anılan şirketler grubunun 1997 ve 1998 yılları itibariyle ekonomik durumlarının kredi verilmesine uygun olduğu, sorunun 1999 yılı ve sonrasında ülkede yaşanan ekonomik krizden kaynaklandığı, önceden ödeme güçlüğü bulunmayan şirketlerin kriz ortamında ödeme güçlüğüne düştükleri, bu nedenle paranın geri dönüşünde sorun yaşandığı, banka yöneticileri ve çalışanlarının sorumluluklarına hükmetmenin mevcut deliller karşısında mükmün olamayacağı..." gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Bozma Kararı: Verilen karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2014/4297-12955 sayılı kararı ile bozulmuştur:
"....Dava, mülga TTK'nın 341. maddesi uyarınca açılmış sorumluluk davasıdır. Davacı taraf, davalıların dava dışı ... A.Ş'ye kullandırdıkları kredinin açılmasında davacı bankanın iç mevzuatına uygun hareket etmedikleri, dönüşü sağlanamayan kredi kullandırdıkları ve bu kredinin geri ödemesinin yapılmadığını ileri sürerek işbu davayı açmıştır. Davacı tarafın bu iddiasının doğru olması halinde kredinin geri dönmemesi nedeniyle bankanın zararının gerçekleştiğinin kabulü gerekir. Bu itibarla, davacı bankanın zararının doğduğunun kabulü için dava dışı borçlu şirket aleyhine yapılan takiplerin kesinleşmesinin veya semeresiz kalmasının zorunlu olmaması karşısında, mahkemenin bu gerekçesine itibar edilemez. Ayrıca kural olarak, yönetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, öğretideki baskın görüşe göre, TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan müteselsilen sorumlu olurlar. Yani yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucu meydana geldiğinin kabulü gerekmektedir. Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu yönetim kurulu üyeleri için kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesi kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999). Nitekim TTK’nın 338. maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat etmedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Bu itibarla, mahkemece anılan hükümler doğrultusunda, davalıların ağır veya hafif kusur ayrımına gidilmeksizin her türlü kusurlarından sorumlu olduklarının gözetilerek bir değerlendirme yapılması gerekirken, davalıların sorumluluklarını gerektirecek derecede ağır kusurlu olmadıkları gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi de doğru görülmemiş, hükmün temyiz eden davacı yararına(....) BOZULMASINA, 07.07.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi..."
Mahkememizce verilen kararın bozulması üzerine dosya esasa kaydedilmiş, bozmaya uyulmuş ve bozma gereğince işlemler yapılmıştır.
Bozma sonrasında alınan 15/07/2016 tarihli bilirkişi raporunda özetle davalı yönetim kurulu üyesi davalılar ile ilgili olarak sorumlu tutulup tutulmayacakları yönünden takdirin mahkemede olduğu diğer davalıların yönetim kurulu üyesi olmamaları sebebiyle Yargıtay bozma kapsamı dışında oldukları davalıların eylemlerinin bankacılık uygulamaları ve tekniği yönünden eski TTK 336 anlamında sorumluluklarını gerektirecek kusurun bulunmadığı bildirilmiştir.
Yönetim Kurulu Üyesi Olmayan Davalılar Yönünden Değerlendirme:
Mahkememizce daha önce verilen... sayılı kararda icra takip dosyası takip işlemlerinin sonuçlandırılmadığı, asıl borçlu şirketin iflasına karar verilmiş olup, iflas masasına karşı bu alacakla ilgili kayıt-kabul davası bulunduğu, sözkonusu alacak ile ilgili iflas masasından tahsilat yapılıp yapılamayacağı hususunun belirgin olmadığı, davacı bankanın sözkonusu kredi nedeniyle uğradığı zarar miktarını tam olarak tespit etmenin mümkün bulunmadığı, ayrıca kredinin kullandırılmasına sebep olan davalıların sorumluluklarını gerektirecek derecede ağır kusurlu olmadıkları, zira anılan şirketler grubunun 1997 ve 1998 yılları itibariyle ekonomik durumlarının kredi verilmesine uygun olduğu, sorunun 1999 yılı ve sonrasında ülkede yaşanan ekonomik krizden kaynaklandığı, önceden ödeme güçlüğü bulunmayan şirketlerin kriz ortamında ödeme güçlüğüne düştükleri, bu nedenle paranın geri dönüşünde sorun yaşandığı, banka yöneticileri ve çalışanlarının sorumluluklarına hükmetmenin mevcut deliller karşısında mükmün olamayacağı gerekçesiyle haklarındaki davanın reddine karar verilmiştir. Verilen bu karar üzerine yukarıda özetlenen Yargıtay 11. Hukuk dairesinin 2014/4297-12955 sayılı kararında açıklandığı üzere yönetim kurulu üyesi olmayan davalılar yönünden toplanan delillere göre mahkemece yapılan değerlendirme konusunda bozma yapılmamış, bozma kararı sadece yönetim kurulu üyeleri ile sınırlandırılmıştır. Böylece mahkememizce daha önce yönetim kurulu üyesi olmayan davalılar hakkında verilen karar yönünden bozma yapılmadığından önceki kararda belirtildiği üzere ispat yükünün davacıda olduğu, kusurlu olduklarının kanıtlanamadığı hususu dikkate alınarak davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
Yönetim Kurulu Üyesi Olan Davalılar Yönünden Değerlendirme:
Zamanaşımı Defi; Davalılardan ... ve ... tarafından zamanaşımı definde bulunulmuştur.
Zamanaşımı Bakımından Emsal Karar:
... 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin,...Esas - ...sayılı davacısı TASFİYE HALİNDE ...A.Ş. davalıları yine ..., ..., ..., ... olan davada;
"...davalılardan ..., ... tarafından zamanaşımı definde bulunulduğu,TTK'nun 309 maddesi gereğince zamanaşımının sorumluluğu sona erdiren hallerden biri olduğu, TTK'nun 340 yollamasıyla uygulama alanı bulan TTK'nun 309 maddesi uyarınca davanın, davacının zararı ve faili öğrenmesinden itibaren 2 yıl içinde açılması gerektiği, tüzel kişilere ilişkin olarak kabul edilen genel prensip, davayı açmaya yetkili organın zararı ve faili öğrenmesi anının dikkate alınacağı, ancak dava açmaya yetkili organ müfettişler olmadığından, zamanaşımı yetkili organın zararı ve zarar vereni öğrendiği tarihten itibaren başlayacağı, zararın her halde fiilin vukuu tarihinden itibaren 5 yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı, TTK md. 309'da öngörülen beş yıllık zamanaşımı süresinin ise zararın ve failin öğrenilip öğrenilmediğine bakılmaksızın haksız fiilin meydana geldiği günden itibaren işlemeye başlayacağı, zararın sonradan meydana gelmesinin sürenin işlemeye başladığı anı değiştirmeyeceği, bu nedenle öğrenme tarihinden itibaren iki yıllık süre beş yılın bitim tarihini aşıyorsa; aşan sürenin beş yıllık süreye eklenmesi söz konusu olamayacağından; iki yıllık zamanaşımı süresi tam olarak uygulanmayacağı ve beş yılın bitimi için kalan süre ile sınırlı olacağı, aksi halin kabulü beş yıllık zamanaşımı süresini uzatacağından böyle bir sürenin konulmasını ve varlığını anlamsız kılacağı, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin olarak TTK md. 309/4'de öngörülen diğer bir zamanaşımı süresi de ceza zamanaşımı olduğu, sorumluluğu gerektiren fiilin aynı zamanda suç teşkil etmesi ve bu suça ait zamanaşımı süresinin TTK md. 309'da belirlenen sürelerden daha uzun olması halinde, davacı bu süre içerisinde dava açabileceği, davalıların suç teşkil edecek bir fiillerinin olmadığından ceza zamanaşımının, batık bankaların hakim ortak, yönetici ile bunların eş ve çocukları dışındaki kişilerden olan alacaklar fon alacağı kapsamına girmediğinden Bankacılık Yasasında belirtilen 20 yıllık zamanaşımı süresinin dava konusu alacağın Fon alacağı niteliğinde olmadığından ve açılan dava Bankacılık Yasasından kaynaklanmadığından uygulanamayacağı, dava konusu olayda zarara sebebiyet verdiği iddia edilen kredinin 18.03.1998 tarihli olup davacı tarafça bu krediden doğan zararın tahsili için daha önce ... 4. ATM'de aynı zarar ve aynı davalılara ilişkin 08.10.2002 tarihinde dava açılmış olup ... sayısı alan dosyada 22.12.2006 tarihinde davanın reddine karar verildiği, kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi tarafından 19.01.2009 tarihli ilamla bozularak gönderildiği, ... sayısı alan davanın davacı tarafça takip edilmemesi üzerine 07.04.2011 tarihinde açılmamış sayılmasına karar verildiği, mahkememizde açılan dava tarihinin ise 10.10.2011 olup dava tarihi itibari ile davacı tarafça zararın ve mesul olan kimselerin öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıl ile ve zararın verildiği fiil olan kredi verilme tarihinden itibaren 5 yıllık sürenin geçmesi nedeniyle zamanaşımı süresinin dolmuş olduğu sonucuna varıldığından davalılardan ... ve ... aleyhine açılan davanın zamanaşımı nedeniyle....reddine...." karar verilmiştir.
Verilen karar, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2014/10622 - 2015/7115 sayılı 26/05/2015 tarihli kararıyla; ONANMIŞTIR.
Yukarıda alıntı yapılan emsal kararda da ifade edildiği gibi uyuşmazlık konusu olayda zamanaşımı süresinin 2 yıl olduğu; zamanaşımının, yetkili organın zararı ve zarar vereni öğrendiği tarihten itibaren başlayacağı, TTK.nun 309. maddesi gereğince herhalde fiilin vukuu tarihinden itibaren 5 yıl geçmesi ile zamanaşımına uğrayacağı, toplanan deliller ve yapılan bilirkişi incelemelerine göre davacı bankanın zararı ve faili öğrendiği tarihin 19/07/2001 tarihi olduğu, 2 yıllık sürenin geçmesiyle 19/01/2003 tarihinde zamanaşımı süresinin dolduğu, davanın 19/11/2007 tarihinde açıldığı anlaşılmış, adı geçen davalılar bakımından davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar vermek gerekmiştir.
c) Ölen Davalılar Bakımından Değerlendirme:
Davalılardan ... ölmüş olup, tüm yasal mirasçıları mirası reddetmiştir. Bu durumda terekenin iflas hükümlerine göre tasfiyesi gerektiğinden davadan ayrılmasına, ayrı bir esasa kaydı yapılarak yargılamaya devam olunmasına karar vermek gerekmiştir.
Davalılardan ... ölmüş olup, tüm yasal mirasçıları mirası reddetmişlerdir. İlgili davalının terekesinin iflas hükümlerine göre tasfiyesine başlanmış, yapılan yargılama sonunda; ...'ın hiçbir malvarlığının bulunmadığı tespit edilmiş ve ... 7. Sulh Hukuk Mahkemesinin ... tereke - ... sayılı kararıyla "...... terekesinin tasfiyesinin borçlu olarak kapatılmasına..." karar verilmiştir. Verilen bu kararla dava, bu davalı bakımından konusuz kaldığından adı geçen davalı yönünden esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
Yönetim Kurulu Üyeleri ... ve ... Yönünden Değerlendirme:
Dava dışı ... A.Ş için davacı bankanın bölge başmüdürlüğü tarafından mali tahlil ve istihbarat raporu düzenlendiği, buna göre ... Şubesi tarafından kredi öneri ve onay tablosu hazırlandığı, raporda kefalet durumunun da gösterildiği, şube tarafından önerilen firma kredilerin banka genel müdürlüğü tarafından onaylandığı, kararda yönetim kurulu üyelerinin (..., ..., ..., ..., ...ve ...'ın) imzalarının bulunduğu, sonraki aşamada kefalet imzalarının alındığı ve 3.000.000-USD gayri nakdi kredi kullandırıldığı, 19/07/2001 tarihi itibariyle 3.000.000-USD'lik gayri nakdi kredi işleminin nakde dönüşümü olarak dava dışı ... firması adına nakit olarak 3.000.000-USD anapara ve 152.123-USD muhabir komisyonu, faizi ve masrafları olarak toplam 3.152.123,33-USD borç kaydedildiği, bu tutardan ilgili firmanın şubedeki hesabında bulunan ve blokede tutulan 145.851,00-USD'nin mahsubu sonrasında davacı bankanın 3.006.272-USD alacaklı kaldığı, kredi borcunun dönüşünün sağlanmadığı, Yargıtay bozma ilamında da ifade edildiği gibi TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticilerin oluşan zarardan müteselsilen sorumlu oldukları, yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucu meydana geldiğinin kabulü gerektiği, Türk Ticaret Kanununun yönetim kurulu üyeleri için kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngördüğü ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesi'nin kabul edildiği, davalıların ağır veya hafif kusur ayrımına gidilmeksizin her türlü kusurlarından sorumlu oldukları, bu kapsamda; olumsuz ifadeler içeren istibarat raporlarına rağmen yeterli teminat da almaksızın kredi tahsisine karar vermiş olmaları nedeniyle sorumlu oldukları, zararın oluşmasında kusurlu ve sorumlu olmadıklarını ispat edemedikleri sonucuna ulaşıldığından anılan davalılar bakımından davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir."
Yargıtay 11.HD'nin 11/11/2020 tarih ve 2020/1430E. 2020/4980K.sayılı kararında;
" Karar, davacı vekili, davalılardan ... ile ... vekili ve davalı Münevver ... tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin iki numaralı bent dışındaki sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Dava, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunun 341. maddesi hükmünde gösterilen sorumluluk davası olup, mahkemece davalılar ... ve ... hakkında açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Ancak, mahkemenin Bankacılık Kanunundan kaynaklanan fon alacaklarında zamanaşımı süresinin 20 yıl olduğu ve bu süre dolmadığından davalıların zamanaşımı def’inin reddine ve davalıların sorumluluklarının olmadığı gerekçesiyle davanın esastan reddine dair 17.04.2013 tarihli ilk kararı, davalılar tarafından davanın öncelikle zamanaşımından reddi gerektiği yönünde temyiz edilmemiş, anılan karar, sadece davacı vekili tarafından temyiz edilmiş ve bu nedenle de Dairemizce yalnız davacı lehine karar bozulmuştur. Bu durumda, davacı yararına oluşan usulü kazanılmış hak gözardı edilerek bu kez bu davalılar yönünden davanın zamanaşımından reddi doğru olmamış ve kararın bu yönden bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
3- Ayrıca, davalılar ..., ..., ..., Münevver ... ve ... yönünden mahkemece verilen esastan red kararının bozulmadığı ve bu suretle de bu davalılar yönünden kararın kesinleştiği gerekçesi ile yazılı şekilde karar verilmiş ise de, icracı müdürlerin sorumluluğu da 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunun 342’inci maddesi hükmü gereğince yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna tabi olduğundan ve Dairemiz bozma ilamı bu hususu da içerip, ayrıca Dairemizin bozma ilamı ile davacının tüm temyiz itirazları kabul edilmiş olup temyiz itirazları kısmen reddedilmemiş olduğundan, bu davalılar yönünden verilen kararın bozma ilamı dışında kaldığı gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmesi dahi doğru olmamış ve kararın bu yönden de bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
4- Aleyhlerine tazminata hükmolunan davalılar ... ve ... vekili ile davalı ...’ın temyiz itirazlarına gelince ise; bozma sebep ve şekline ve tüm davalıların sorumluluklarının birlikte değerlendirilmesinde yarar bulunmasına göre bu davalıların temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte belirtilen nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı belirtilen nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, (3) numaralı bentte belirtilen nedenlerle kararın BOZULMASINA, (4) numaralı bentte belirtilen nedenlerle davalılar ... ve ... vekili ile davalı Münevver ...’ın temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 11.11.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
şeklinde gerekçe oluşturulmuştur.
Mahkememizce bozma ilamına uyulmak suretiyle yargılamaya devam olunmuştur.
Belirtilen bozma sebebi ise içerikten anlaşılacağı üzere "sınırlandırıcı" değil "araştırmaya ve tahkikatı genişletmeye" yöneliktir.
Bu çerçevede mahkememizce her ne kadar araştırma yapılmış ise de yargılama aşamasında bir kısım davalılar tarafından Yargıtay 11.HD'nin 2021/2306E. 2022/4498K.sayılı ilâmı emsal olarak sunulmuştur.
Belirtmek gerekir ki emsal olarak sunulan Yargıtay ilamındaki davacı aynı, davalılar benzer, yine davanın dayandığı vakıalar dahi benzer nitelik taşımakta olup ilk derece mahkemesinin davacının taraf sıfatı kalmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddolunması noktasında vermiş olduğu karar ise adı geçen Yargıtay ilam içeriğine göre onanmıştır.
Emsal ilâm gereği davacının taraf sıfatı üzerinde durulmalıdır.
Bilindiği üzere taraf sıfatı tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Ancak, bir davanın davacısının o dava yönünden davacı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceği ve sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu için, taraf sıfatı usul hukukunun da düzenleme alanındadır. (Yargıtay 10.HD 2022/14417E. 2024/5292K.sayılı kararı)
Mahkememizce bu konuya ilişkin yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda bilirkişi kurulunun hazırlamış olduğu 11/02/2022 tarihli raporda dahi "davalılar bakımından görev ve sorumluluk bağlamında analiz yapıldığı, yani davalıların dava dışı ... A.Ş.’ye kullandırdıkları kredinin kullandırılmasında banka mevzuatına uygun hareket etmedikleri ve dönüşü sağlanamayan kredi kullandırdıkları tespiti yapılmakla birlikte; Mahkemenin ek görev tevdii ve tüm dava dosyası ve bilimsel değerlendirmeler neticesinde; davacı bankanın alacağın temliki ile alacaklarını devrettiği göz önüne alındığında, davacı/bankanın taraf sıfatı kalmadığı, daha açık bir ifadeyle davacı/bankanın yargılama aşamasında ... 48.Noterliğinin ... tarihli ve ... yevmiye sayılı Alacak Temlik Beyanı ile 24/12/2018 hesap kesim tarihi itibariyle alacaklarını tüm mahrum kalınan kar payı/faiz ve sair ferileri ile teminatları ile birlikte ... A.Ş.'ye devrettiği, davacının davalı yöneticilerine yönelik sorumluluk davasını temlik kapsamı dışında bırakmadığı, dolayısıyla davacı bankanın taraf sıfatı kalmadığı, bu işlemleri davacı olarak yapma yetkisi olmayan bir tarafın alacağına kavuşabilmesi mümkün olmadığından; davacının davalılardan herhangi bir talepte bulunamayacağı" şeklinde görüş bildirmişlerdir.
" Alacağın devri (temliki), borç ilişkisinden doğan belli bir talep hakkının devrine yönelik olarak, alacaklı ile onu devralan üçüncü kişi arasında, borçlunun rızasını (onamını) aramaksızın yapılan ve sadece kazandırıcı bir tasarruf işlemi niteliğini taşıyan şekle bağlı bir sözleşmedir. Alacağın temliki, devir eden alacaklı ile devir alan (temellük eden) kişi arasında yapılan bir sözleşme niteliğindedir. Bu nedenle, temlik edenin açık ya da örtülü rızası olmadan yapılamaz. Hukuki niteliği açısından alacağın temliki, temlik eden alacaklı ile temellük eden şahıs arasında yapılan bir akde dayanılarak meydana gelen kazandırıcı bir tasarruf işlemidir. Temlik işlemi, belirli alacağı, temlik edenin malvarlığından çıkarıp, temellük edenin malvarlığına geçirir. Alacaklının tek taraflı bir hukuki muamelesi değil, temlik alanla yaptığı bir akittir." (Yargıtay 12.HD 2023/5785E. 2024/2815 K.sayılı kararından hareket edilmiştir) İlgili Yargıtay karar içeriği dikkate alındığında, somut olaydaki tazminat davasını kanun koyucu belirli kişilere tanımış ve davacı olma hakkı vermiştir. Kanununun tanımış olduğu bu sıfatın, devir sözleşmesiyle geçmesi mümkün değildir. Devir işlemi sadece bir alacağın konusu olabilecek bir niteliktedir. O halde atıf yapılan Yargıtay kararı çerçevesinde kiraya verenin kira sözleşmesinden dolayı alacak hakkının devri durumunda kiraya veren sıfatının devri dahi mümkün olamayacağı kabulü karşısında somut olayda da kanundan doğan bu sıfatın dahi devrinin mümkün olamayacağı benimsenmiştir.
Nitekim emsal olarak gösterilen ve yukarıda anılan Yargıtay 11.HD 2021/2306E. 2022/4498K.sayılı ilamı mahkememizce dahi bu çerçevede kabul edilmiştir. Zaten ilgili bilirkişi kurulu raporu da benimsenen ve emsal Yargıtay uygulamasına uygundur.
Bu benimseme çerçevesinde emsal olan ilam gereği "...yargılama aşamasında ... Bankası AŞ'nin ... 48.Noterliğinin ...tarihli ve ... yevmiye sayılı Alacak Temlik Beyanı ile 24/12/2018 hesap kesim tarihi itibariyle alacaklarını tüm mahrum kalınan kar payı/faiz ve sair ferileriyle teminatları ile birlikte ... AŞ'ye devrettiği, TBK'nın 183. maddesinde "Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçluların rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir" denildiği, yine TBK.'nın 189. maddesinde "Alacağın devri ile devredenin kişiliğine özgü olanlar dışındaki öncelik hakları ve bağlı haklar da devralana geçer. Asıl alacakla birlikte işlemiş faizler de devredilmiş sayılır" ve TBK.'nın 131. maddesinde " Asıl borç ifa ya da diğer bir sebeple sona erdiği takdirde, rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi buna bağlı hak ve borçlar da sona ermiş olur" hükmü bulunduğu, işbu davaya konu alacakların tamamının devrin kapsamında olduğu, TBK'nın 131, 183 ve 189.maddesinde belirtilen hükümler doğrultusunda davacının bu aşamada davalılardan bir alacak talep edemeyeceği, alacaklının zarara uğradığını iddia ettiği alacağını devrettiği yine temlik sözleşmesinde davacının yöneticilerine yönelik sorumluluk davasını temlik kapsamı dışında bırakmadığı, bu nedenle asıl alacağın devrinin bu hakka dayalı faiz, feri, bağlı haklar ve diğer hususları da kapsadığı anlaşılmakla, davacının taraf sıfatı kalmadığı gerekçesiyle" davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Yapılan açıklamalar karşısında davacı tarafından davalılar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., aleyhine açılan davada, davacının taraf sıfatı kalmadığından adı geçen bu davalılar yönünden açtığı davanın ayrı ayrı ve usulden reddine, davalı ...'ın vefat ettiği, terekesinin borçla kapandığı anlaşıldığından dava bu konuda konusuz kaldığından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davalı ... hakkında açılan davanın davadan ayrılmasına, ayrı bir esasa kaydına karar verilip mahkememizin 2018/443 E.sayılı numarasını almış olmakla bu davalı yönünden karar verilmesine yer olmadığına dair karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı tarafından davalılar ..., ..., ..., ...., ..., ..,..., ..., ..., aleyhine açılan davada, davacının taraf sıfatı kalmadığından adı geçen bu davalılar yönünden açtığı davanın ayrı ayrı ve usulden reddine,
2-Davalı ...'ın vefat ettiği, terekesinin borçla kapandığı anlaşıldığından dava bu konuda konusuz kaldığından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına,
3-Davalı ... hakkında açılan davanın davadan ayrılmasına, ayrı bir esasa kaydına karar verilip mahkememizin 2018/443 E.sayılı numarasını almış olmakla bu davalı yönünden karar verilmesine yer olmadığına,
4-Davacı harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
5-Davacı tarafından harcanan tüm yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı ... tarafından harcanan 20,00 TL posta ve tebligat giderinin davacıdan alınarak adı geçen davalıya verilmesine,
7-Davalı ... tarafından harcanan 400,00 TL posta ve tebligat giderinin davacıdan alınarak adı geçen davalıya verilmesine,
8-Tazminat davasının reddi nedeniyle vekille temsil olunan davalılar lehine AAÜT m.13 gereği ve davanın niteliği karşısında tek olarak tek takdir edilen 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tek olarak alınarak vekil ile temsil olunan davalılara tek olarak verilmesine,
9-Artan avansın karar kesinleştiğinde yatıranlara iadesine,
Davacı vekili ile hazır olan davalıların yüzüne karşı diğer davalıların yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı.

Başkan

Üye

Üye

Katip