WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 07 Mayıs 2026

İSTANBUL ANADOLU 2. ASLIYE TICARET MAHKEMESI

A- A A+

T.C. İstanbul Anadolu 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2024/787 Esas
KARAR NO: 2024/872
DAVA: Konkordato (Adi Konkordatodan Kaynaklanan (İİK 285 İla 308/h))
DAVA TARİHİ: 29/10/2024
KARAR TARİHİ: 01/11/2024

Talepte bulunan davacı alacaklı tarafından sunulu bulunan istem dilekçesi ile borçlu -----------Ş ile ... hakkında geçici, kesin mühlet ile sonucunda konkordatonun onanması isteminde bulunulmuş olmakla yapılan inceleme sonucunda ;

D A V A :Talepte bulunan alacaklı davacı Avukatı tarafından ibraz olunan istem dilekçesinde borçlu ---------Ş nin ----------- Ticaret Sicil Müdürlüğünün ---------- sicil numarasına kayıtlı ve ---------- Mah. --------- Caddesi No:--------- ----------- adresinde faaliyetine devam etmekte olup, diğer borçlu ... ise şirket yetkilisi ve şirketin borçlarının kefili olduğunu, , gerek ülke ekonomisindeki dalgalanmalar ve gerekse dünya genelinde yaşanan likidite sıkıntısı borçlu şirketi ve ortağını olumsuz yönde etkilediğini, maliyetlerin artması piyasa genelindeki talep düşüklüğü, yüksek faiz giderleri borçluları finansal dar boğaza soktuğunu, borçlu şirketin ve ortağının ödeme güçlüğünden ve bu güçlük dolayısiyle aleyhine yapılan ve yapılacak icralardan dolayı borca batık duruma düşeceği, iflastan kurtulmak ve yine borçlarını vadesinde ödeyememesi , borçlarını ödeyebilmek ve şirketin faaliyetlerini devam ettirebilmek için İİK.nun 285 madde hükümleri gereğince konkordato talebinde bulunarak, sunulan projeler çerçevesinde geçici, kesin mühlet ile yapılacak yargılama sonucunda konkordatonun tasdikine karar verilmesi isteminde bulunulmuştur.Borçlu şirket ile ortağı Avukatı tarafından sunulan istem dilekçelerinde konkordato istemine muvafakat ettiklerini belirtmişlerdir.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Talep, alacaklı tarafından İİK.nun 285 ve devamı madde hükümleri gereğince konkordato talebine ilişkindir.Borçlu ---------Ş ile şirket ortağı ... tarafından ---------- esas sayılı dava dosyasından konkordato isteminde bulundukları, celp edilip incelenen dosyada, üç aylık geçici mühlet ile birlikte borçluların mal varlıklarının korunması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilip komiser atandığı, sunulan konkordato komiser raporları dikkate alınmak suretiyle, 25.10.2024 tarihli oturumda koşulları oluşmayan konkordato isteminin reddine, iş bu dava ile ilgili tüm tedbir kararlarının kaldırılmasına karar verilmiş, söz konusu karar henüz kesinleşmediği görülmüştür---------- esas sayılı dosyasına sunulu bulunan konkordato projesinin incelenmesinde, " mevcut konkordatoya tabi ( rehinsiz ) borçları konkordato tasdik kararından itibaren borçlarından her hangi bir iskonto yapılmadan konkordato projesinin mahkemece tasdikinden sonra 36 ( otuz altı ) ay içerisinde birer aylık taksitler halinde ödeyeceği, şirketin söz konusu borçlar için ana para tutarlara ilaveten bir defaya mahsus % 25 oranında da ilave faiz ödeneceği " belirtilmiş,Talepte bulunan alacaklı tarafından, mahkememize sunulu bulunan ve borçlular tarafından verildiği belirtilip, borçlular Avukatları tarafından da muvafakat verildiği bildirilen konkordato projesinde " mevcut konkordatoya tabi ( rehinsiz ) borçları konkordato tasdik kararından itibaren borçlarından her hangi bir iskonto yapılmadan konkordato projesinin mahkemece tasdikinden sonra 37 ( otuz yedi ) ay içerisinde üçer aylık taksitler halinde ödeyeceği, şirketin söz konusu borçlar için ana para tutarlara ilaveten bir defaya mahsus % 25 oranında da ilave faiz ödeneceği " belirtilmiştir.2004 sayılı İİK‘nun 285. maddesinde, yetkili ve görevli mahkeme düzenlenmiş, yasada, İflasa tabi olan borçlu için İİK‘nun 154. maddesine atıf yapılarak ilgili maddenin birinci veya üçüncü fıkrasında yazılı yerlerdeki asliye ticaret mahkemesinin, iflasa tabi olmayan borçlu için ise yerleşim yerindeki asliye ticaret mahkemesinin yetkili ve görevli olduğu vurgulanmıştır. Somut yargılamada, davanın, dava tarihi itibariyle yetkili ve görevli asliye ticaret mahkemesinde açıldığı belirlenmiştir.Uyuşmazlık, davada hukuki yarar bulunup bulunmadığı, davanın dinlenip dinlenemeyeceği noktasında toplanmıştır. ''...Konkordato, vadesi gelmiş borçlarını ödeyemeyen veya ödeyememe tehlikesi bulunan borçlunun, kanunda öngörülen şartlarla mahkemenin denetim ve gözetimi altında, alacaklıları ile anlaşmak suretiyle borçlarını tasfiye etmesine veya işletmesinin mali durumunu düzeltmesine imkan veren bir cebri icra hukuku müessesesidir . Konkordatonun asıl amacı, zor durumda olan borçlunun, borçlarını ödeyerek ticari faaliyetine devam etmesidir. Bu amacın gerçekleşmesi için kanun koyucu çeşitli imkanlar tanımıştır (İİK m.287, 294, 295, 296, 297). Konkordato başvurularında göz önünde bulundurulması gereken en önemli husus konkordatonun amacıdır. Kanun hükümleri, borçlunun faaliyetleri, komiserin işlemleri bu amaç doğrultusunda yorumlanmalıdır.Konkordato mühletinin verilmesine ilişkin işler, çekişmesiz yargı işlerindendir (HMK m.382/1-f-6). Mahkeme içi adi konkordato İİK’nın 285 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş ve konkordatoya başvurabilecek kişiler İİK’nın 285. maddesinde “herhangi bir borçlu” denilerek açıklanmış olup, Kanunun bu ifadesi karşısında tüzel kişiler ile tacir olup olmadığına bakılmaksızın bütün gerçek kişiler konkordatoya başvurabilecektir. İİK’nın 285/2. maddesindeki düzenleme uyarınca konkordatoya başvuru imkânı sadece borçluya tanınmamış, iflâs talebinde bulunabilecek her alacaklı da gerekçeli bir dilekçe ile borçlu hakkında konkordato işlemlerinin başlatılmasını isteyebilir.HMK'nın 114/1-ı hükmü gereğince "Aynı davanın, daha önceden açılmış ve halen görülmekte olmaması" dava şartıdır. Burada önem arz eden husus daha önce açılmış bir davanın bulunması ve bu davaların aynı olmasıdır.
Aynı dava, tarafları, dava sebebi ve talep sonuçları aynı olan davalardır .Dava sebebi ise dava konusunun temelini oluşturan hayat olayları, yani maddi vakıalardır . HMK'nın 114/1-ı hükmündeki derdestlik dava şartından bahsedebilmek için tarafları, talep sonucu ve dayanılan maddi vakıaların aynı olduğu ve halen görülmekte olan iki davanın bulunması zorunludur. Bu şartlardan birinin sağlanmaması halinde dava şartı yokluğundan bahsedilemez. Çekişmesiz yargı işlerinde, kanunda aksine hüküm olmadıkça, verilen karar maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez (HMK m.388). Dolayısıyla çekişmesiz yargı işleri ile ilgili daha önce verilip kesinleşen bir kararın bulunması, aynı davanın tekrar açılmasına (HMK m.114/1-i) engel değildir. Ancak henüz kesinleşmeyen ve dolayısıyla derdest olan çekişmesiz yargı işleri ile ilgili aynı davanın açılıp açılmadığına ilişkin kanunda açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu noktada (I) HMK m.388'in kıyas yoluyla uygulanıp uygulanmayacağının ve (II) HMK m.385/1 gereğince davanın niteliğine uygun düşüp düşmeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. (I) HMK'nın 388. maddesi, sadece çekişmesiz yargı işlerinde verilen kararların maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyeceğini düzenlemiştir. Bu hüküm dava şartına (HMK m.114/1-i) ilişkin değildir. Ancak burada çekişmesiz yargı işlerinde HMK'nın 114/1-i hükmünde düzenlenen dava şartının uygulanmayacağı sonucuna varılmaktadır. HMK m.388'de HMK m.114/1-i hükmünün uygulanmayacağı dahi doğrudan düzenlenmemişken, bunun HMK m.114/1-ı hükmünün uygulanmayacağı şeklinde yorumlanması mümkün değildir. Dolayısıyla HMK'nın 388. maddesindeki düzenlemeden hareketle çekişmesiz yargı işlerinde derdestlik dava şartının (HMK m.114/1-ı) aranmayacağı söylenemez.(II) HMK'nın 385/1 hükmüne göre niteliğine uygun düştüğü ölçüde, basit yargılama usulüne ilişkin hükümler, çekişmesiz yargı işlerinde de uygulanır. Bu durumda dava şartlarına ilişkin hükümlerin de HMK'nın 385/1 ve 322/1 hükümleri gereğince çekişmesiz yargı işlerine uygulanması yasal olarak mümkündür. Bunun için işin niteliğine uygun düşüp düşmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Derdestlik dava şartında amaç, tarafları, talep sonucu ve dava sebebi aynı olan birden fazla davanın açılmasını engellemektir. Kanun gerekçesinde "Açılmış ve görülmekte olan bir davanın davacısı, hukukî korunma sürecini başlatmıştır. Artık onun aynı davayı yeniden bir başka mahkeme önüne getirmesinde hukuken korunmaya değer güncel bir yararı kalmamıştır; bu bağlamda hukuken korunma ihtiyacı içerisinde bulunmamaktadır ve onun yapacağı tek iş, davanın sonucunu beklemekten ibarettir." ifadesi ile bu durum dile getirilmiştir. Derdestlik dava şartının bir başka amacı da aynı konuda açılan davalarda çıkması muhtemel farklı hükümlerin ve dolayısıyla hukuki istikrarın sağlanmasıdır.Çekişmesiz yargı işleri ile ilgili derdest iki davanın yürütülmesi halinde çelişkili kararların çıkma ihtimalinin bulunması, böyle bir durumda üçüncü bir uyuşmazlığın doğacak olması ihtimal dahilindedir.Bu durumda çekişmesiz yargı işlerinde derdestlik dava şartının aranmasının işin niteliğine uygun düşmeyeceği söylenemez. Kaldı ki ilgiliye aynı konuda birden çok dava açma hakkının tanınmasında ilgilinin hukuki yararının bulunduğu söylenemeyeceği gibi, bu durum usul ekonomisi ilkesine de aykırıdır. Bu değerlendirme neticesinde çekişmesiz yargı işlerinde, HMK'nın 114/1-ı hükmünde düzenlenen derdestlik dava şartının uygulanmasının işin niteliğine uygun ve HMK'nın 385/1 hükmü gereğince mümkün olduğu sonucuna varılmaktadır.Konkordato çok yönlü bir kurum olup, çeşitli amaçlarla kabul edilmiştir. Bu amaçlar arasında en önemlisi zor durumda olan borçlunun, ekonomik durumunu düzelterek ticari faaliyetini devam ettirmesidir. Bu sayede, hem borçlu, hem alacaklı, hem de ülke ekonomisi kazançlı çıkmaktadır. Konkordatonun amacına ulaşması için, borçlunun rahat hareket etmesi, alacaklıların baskısı altında kalmadan hareket etmesi amacıyla İİK'nın 294 vd hükümleri uyarınca çeşitli kısıtlamalar getirilmiştir. Bu kısıtlamaların amacı, borçlunun tamamen konkordatoyu başarıya ulaştırmaya odaklanmasıdır.Konkordato başvurularında derdestliğin dava şartı olarak kabul edilmemesi halinde, konkordato talebi ret edilen veya ret edilme ihtimali yüksek olan borçlular derhal ikinci bir başvuru yaparak, İİK'nın 294 vd hükümlerin korumasından faydalanacaktır. Bu ise hakkın kötüye kullanılmasına zemin hazırlayacak uygulamalara yol açacaktır.Esas olan, konkordatonun başarıya ulaşmasını arzulayan borçlunun, yaptığı tek başvuru üzerinden, kendisine düşen tüm yükümlülüğü yerine getirerek, uygulanabilir bir projenin tasdikini sağlamaktır. Konkordato sürecinin dinamik olması, borçlunun projesini revize etme imkanının bulunması, komiserin veya mahkemenin projeye müdahale edebilecek olması, süreç içerisinde borçlunun mevcudunu arttırmaya veya borçlarını azaltmaya yönelik faaliyetlerde bulunmasının mümkün olması da dikkate alındığında, derdest bir başvuru varken ve BORÇLU TARAFINDAN SUNULAN PROJE İLE ALACAKLI TARAFINDAN SUNULAN PROJENİN AYNI NİTELİKTE OLMASI NEDENİYLE, KONKORDATO İSTEMİ REDDEDİLEN VE KESİNLEŞMEYEN SÖZ KONUSU PROJEYE DAYALI OLARAK ALACAKLININ yeniden konkordato talep etmesinde hukuki yararının olduğu söylenemez. Zira alacaklının yeni başvuruda ileri sürebileceği her iddia ve talebini, derdest dosyada da ileri sürme imkanı vardır. Aynı anda iki konkordato başvurusunu görülmesi halinde, birbirine aykırı kararlar verilebileceği gibi, farklı projelerin onaylanmasına ilişkin kararların da ortaya çıkma ihtimali vardır. Bu durum, hukuki güvenilirliği zedeleyeceği gibi, yeni uyuşmazlıkların doğmasına da yol açacaktır. Bu değerlendirmeler karşısında, konkordato başvurusunda derdestlik dava şartının uygulanması gerektiği, derdest bir başvuru varken yeni başvuru yapılmasında alacaklının korunmaya değer bir hukuki yararından bahsedilmeyeceği sonucuna varılmaktadır.Somut olayda her ne kadar davacı alacaklı olsa da, İİK'nun 286 ve devamı maddelerine uygun belgelerin ibrazı ve projenin sunulması yükümlülüğü borçlunun üzerinde olup, oylanacak projede bu projedir. Her iki davada da konkordato talep edilmiş olması ve her iki davada da dayanılan maddi vakıaların (dava sebebinin) aynı olması sebebiyle, her iki davanın aynı olduğu ve ilk dava kesinleşmeden ikinci davanın açıldığı, bu haliyle derdestlik ile ilgili şekli şartların sağlandığı anlaşılmıştır.Borçlu tarafından açılan ve kesinleşmeyen ilk kararın istinaf mahkemesince kaldırılması halinde aynı hususa ilişkin iki ayrı davanın görülecek olması, iki dosyada birbiri ile çelişkili karar verme ihtimalinin bulunması karşısında eldeki davanın görülme olanağı bulunmamaktadır.Borçlular tarafından açılmış ve henüz kesinleşmemiş bir konkordato başvurusu karşısında aynı taleple ikinci kez alacaklısı tarafından başvuru yapılmasında borçlunun korunmaya değer hukuki yararının olmadığı anlaşılmıştır. Bu durum HMK'nın 385/1 hükmü gereğince uygulanması gereken HMK'nın 114/1-ı hükmüne aykırılık teşkil etmektedir. Ayrıca ''...Konkordatonun hukukî niteliği ve tanımına ilişkin doktrinde farklı görüşler olmakla birlikte, --------- Mahkemesi, --------- doktrini ve --------- hukukunda ağırlıklı olarak savunulduğu üzere, konkordato iflasa nazaran hafifletilmiş bir cebri icra prosedürü olup, tek başına bir maddi hukuk kurumu veya bir usul hukuku sözleşmesinden ziyade kollektif bir cebri icra hukuku müessesesidir .2004 sayılı İcra İflas Kanunu (İİK)'nda konkordatonun bir tanımı verilmemekle birlikte, Kanun'un “Konkordato Talebi” başlıklı 285'inci maddesinde; “borçlarını vadesi geldiği halde ödeyemeyen veya ödeyememe tehlikesi altında bulunan herhangi bir borçlu vade verilmek veya tenzilat yapılmak suretiyle borçlarını ödeyebilmek veya muhtemel bir iflastan kurtulmak için konkordato talep edebilir.” hükmü yer almaktadır. Gerek bu yasal düzenleme, gerekse de konkordatonun tüm özelliklerini mümkün olduğunca kapsayan bir tanımla, ''herhangi bir borçlunun veya borçlunun iflasını isteyebilecek alacaklıların ödeme projesinin alacaklıların iflastan daha verimli pay almaları ve borçlunun işletmesinin devamı ile istihdam olanaklarının korunması amacıyla, konkordatoya tâbi alacaklıların belirli bir çoğunluğu tarafından kabulü ve mahkemenin onayı ile gerçekleşen ve borçlunun, borçlarının bir kesiminden kurtulmasını veya ödeme şeklinin değişmesini sağlayan iflâsa nazaran yumuşatılmış, alacaklıların eşit olarak tatminine yönelik kollektif bir cebri icra kurumu'' olarak konkordatoyu tanımlamak mümkündür. Konkordato, yasada bir dava olarak belirtilmediği gibi, bir geçici hukuki koruma kurumu da değildir. Kuşkusuz konkordato talebi sırasında İİK’nın 287'nci maddesi gereğince geçici mühlet kararıyla birlikte komiser tayini, İİK’nın 307'nci maddesi gereğince rehinli malların muhafaza ve satışı ile finansal kiralama konusu malların iadesinin ertelenmesi, İİK’nın 298'inci maddesi gereğince borçlunun mevcudunun defterinin tutulması ve malların kıymetlerinin takdir edilmesi gibi muhafaza tedbirleri yanında, geçici ve kesin mühlet kararıyla birlikte icra takiplerinin ertelenmesi, borçlunun tasarruf yetkisinin sınırlandırılması ve yapacağı işlemlerin komiser ve mahkeme onayına tâbi tutulması gibi çeşitli geçici hukuki koruma tedbirleri de alınabilmektedir. Dolayısıyla konkordato talebi içeriğinde salt geçici hukuki korumalar bulunmayıp, muhafaza tedbirleri de yer almaktadır. Ayrıca geçici hukuki koruma kararları, niteliği itibariyle nihai hukuki koruma sağlayan nihaî karar kavramına girmemektedir. Geçici hukuk koruma kararlarının temel özelliklerinden olan yaklaşık ispatın aranması, geçici hukuki koruma kararlarının değiştirilip, ortadan kaldırılabilmesi nihaî kararlardan ziyade ara karar niteliğinde olmasının sonucudur. ---------- sayılı içtihadı birleştirme kararının gerekçesinde de belirtildiği üzere, geçici hukuki korumalar nihaî karar niteliğinde olmamasına karşılık önemi dolayısıyla ve hak arama özgürlüğü kapsamında bu kararlara karşı kanun yolu açılmıştır. Geçici hukukî koruma kararlarının maddi hukuk bakımından herhangi bir sonuç doğurmaması, geçici nitelikte olması ve dava niteliğinde bulunmaması gibi temel özellikleri bakımından, konkordato talebi, geçici hukuki korumalardan ayrılmaktadır. Bu kapsamda konkordato talebinin reddi ile birlikte iflâsa karar verilmesi veya konkordatonun tasdikine karar verilmesi, üçüncü kişileri de bağlayıcı nitelikte olan ve maddi hukuk bakımından da sonuç doğuran esasa ilişkin nihaî kararlardandır.Konkordato talebi, temel nitelikleri itibariyle yukarıda belirtilen geçici hukuki koruma kararlarından tamamen farklı ilke ve kurallara tabidir.Çekişmesiz yargı işine ilişkin yasal düzenlemeler gözönünde bulundurulduğunda, kanun koyucu doğrudan bir çekişmesiz yargı işi tanımı yapmamakla birlikte, çekişmesiz yargıya ilişkin temel ilkeleri ortaya koyarak, HMK’nın 382'nci maddesinde ''çekişmesiz yargı, hukukun mahkemelerce, aşağıdaki üç ölçütten birine veya birkaçına göre bu yargıya gelen işlerin uygulanmasıdır. a-ilgililer arasında uyuşmazlık olmayan haller b-ilgililerin ileri sürebileceği bir hakkın bulunmadığı haller c-hâkimin resen harekete geçtiği haller'' olmak üzere üç ölçüt koyduktan sonra, aynı madde de çekişmesiz yargı işlerini tek tek sayma yolunu tercih etmiştir. Bu kapsamda 6100 Sayılı HMK’nın 382/2-f-6'ncı bendinde “Konkordato Mühleti Verilmesi ve Komiser Atanması”, 7'nci bendinde ise, “Konkordatonun Tasdiki,” icra ve iflâs hukukundaki çekişmesiz yargı işleri arasında sayılmıştır. Öğreti ve uygulamada her ne kadar konkordato talebinin mahkemeye sunulmasında davalı olarak herhangi bir kimse gösterilmemekle birlikte, talep üzerine verilen geçici mühlet kararının ilanından sonra, İİK’nun 288/2'nci maddesine göre, alacaklıların 7 gün içinde dilekçeyle itiraz ederek konkordato mühleti verilmesini gerektiren bir hâl bulunmadığını ileri sürerek, konkordato talebinin reddini istemeleri hâlinde, bu talebin çekişmesiz yargı işinden çıkıp, çekişmeli yargı işine bir başka ifade ile davaya dönüştüğü savunulmakta ise de; konkordato talebinin reddini isteyen alacaklılar, klasik dava teorisine göre, davalı ya da aslî müdahil olarak değerlendirilemeyeceğinden yasanın tâbiriyle bu kişilerin hukuki durumu, davalı olmayıp, “itiraz eden alacaklı” konumundadır. Bu kişilerin istinaf ve temyiz kanun yoluna başvurma yetkisinin bulunması, konkordato kurumunun mâhiyetinden kaynaklanmakta olup, alacaklıların davalı olarak ya da müdahil olarak kabulü de yasal düzenlemelere uygun değildir. Diğer yandan çekişmesiz yargı işleri bakımından öngörülen, HMK'nın 383'üncü maddesindeki “görevli mahkeme” 384'üncü maddedeki “yetkili mahkeme,” 387'nci maddesinde düzenleme altına alınan kararlara karşı başvurulacak kanun yolları bakımından, konkordato talebi, çekişmesiz yargı işlerinden farklı kendine özgü düzenlemeler de içermektedir. Dolayısıyla konkordato talebine tam olarak çekişmesiz yargı işine ait tüm kuralların uygulanma olanağı da yukarıda açıklandığı üzere bulunmamaktadır. Dolayısıyla bir hukukî kuruma uygulanacak kuralların belirlenmesinde o hukukî kurumun kendine özgü niteliğininin gözönünde bulundurulması ve bu hukukî kuruma uygulanacak tüm kurallar bütünün birlikte değerlendirilmesi gerekir.Bu nedenle, HMK’nun 385'inci maddesindeki çekişmesiz yargı işlerinde, tıpkı davalarda olduğu gibi, aksine hüküm bulunmayan hallerde çekişmeli yargı işine ait kurallar kıyasen uygulanmaktadır.Konkordato talebinde, çekişmesiz yargı işine ait uygulanacak kurallar, konkordato kurumunun hukukî niteliğine uygun olan ve yasada düzenlenen konkordato tasdik koşullarının emredici olarak düzenlenmesi nedeniyle re'sen araştırma ilkesi ve konkordato talebinin inelenmesi sırasında diğer bir külli cebri icra yöntemi olan iflâsta olduğu gibi basit yargılama usulünün uygulanmasıdır. Bu nedenle kanun koyucu çekişmesiz yargı işleri bakımından sadece yukarıda sayılan konularda farklı düzenleme öngördüğünden sair bütün konularda, çekişmeli yargı için öngörülen kurallar çekişmesiz yargı bakımından da niteliğine uygun düştüğü ölçüde uygulanacaktır.Ayrıca konkordato talebinin incelenmesi aşamasında kanun koyucu, çok kısa ve kesin süreler öngörmüştür. Kanun koyucunun amacı konkordato sürecini bir an önce sonuçlandırmaktır. Konkordato uyuşmazlıklarında mahkemelerin yetkisi kanun koyucu tarafından kesin yetki olarak belirlenmiş olmasına rağmen yetkisiz mahkemenin bu durumunu gözeterek vermemesi gereken ihtiyati tedbirleri kaldırmaması, yetkisizlik kararına karşı kanun yollarına başvurulması halinde süreci uzatacak, alacaklıları mağdur edecek, borçluya kanunun tanıdığı sürelerin çok üzerinde bir hukukî koruma sağlayacaktır. Bu durumun kanun koyucunun konkordato sürecindeki amacına uygun olmadığı açıktır...'' Yukarıdaki açıklamalar ışığında; dosyadaki belgelere göre ----------- esas sayılı dava dosyasının borçluları tarafından istenilen konkordato talebine eklenen projenin , alacaklı tarafından sunulan proje ile aynı içerikte bulunduğu, aynı projeye dayalı olarak alacaklının iş bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığı, ---------Asliye Ticaret Mahkemesince her ne kadar koşulları oluşmayan davanın reddine ve verilen tedbir kararlarının kaldırılmasına karar verildiği, kararın taraflarına tebliğ ve ilan edilmek suretiyle kesinleşmediği, ortaya derdest bir dosyanın bulunması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

H Ü K Ü M : Ayrıntıları ve gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1.Davanın Usulden REDDİNE,
2.Harç peşin alındığından başkaca alınmasına yer olmadığına,
3.Talepte bulunan tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4.Talepte bulunan tarafından yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde iadesine,
HMK 138 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içinde Mahkememize veya Mahkememize gönderilmek üzere bulunulan yer yada başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile başvurmak ve istinaf harç ve masraflarını karşılamak koşulu ile -----------Bölge Adliye Mahkemesi'ne istinaf yasa yolu açık olmak üzere karar verildi. 01/11/2024