T.C. İstanbul Anadolu 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/971
KARAR NO : 2024/738
DAVA : Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 20/12/2022
KARAR TARİHİ : 15/10/2024
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı yanın iş sözleşmesinde yer alan rekabet yasağını ihlal ettiğini, davalının 22.12.2016 tarihli iş sözleşmesi uyarınca iş sözleşmesinin sona ermesinden sonraki 1 yıllık süre "Rekabet Yasağı Süresi" olarak tespit edildiğini, buna istinaden davalı iş akdinin sona ermesini takip eden 1 yıl boyunca ----- sınırları içerisinde, işverenin iştigal sahasında faaliyette bulunan bir firma veya işletmede hizmet akdi de dahil olmak üzere gizli veya açık hiçbir ilişkide bulunmamayı, ortak olmamayı, işverenin müşterileri ile tedarikçileri ile hiçbir zaman ve hiçbir şekilde çalışmamayı kabul ve taahhüt ettiğini, davalıının müvekkilinin işverenlikteki işinden 9.07.2021 tarihinde ayrılmasına müteakip rakip firmada aynı pozisyonda çalışmaya başladığını, davalının müvekkili şirkette Uygulama Mühendisi olarak çalışmaya başlamasının akabinde, 2020 yılının başında, ----- olmak üzere görev değiştirmiş olup bu pozisyon için ----- üzerinden eğitimler aldığını, davalının, iş akdini feshetmesine müteakip müvekkili şirket ile makine emniyeti ve güvenlik çözümleri alanında birebir aynı işi yapan ---- firmasında çalışmaya başladığını, Davalının, müvekkil şirketten istifa etmek sureti ile ayrılmasına müteakip işe başladığı ----- firmasının adresi------ olup rakip firma müvekkil şirket ile davalı arasında rekabet yasağı gereği çalışmamayı kabul ve taahhüt ettiği il sınırları içerisinde yer aldığını beyanla; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, Üç brüt maaşına denk gelen 28.434,36 TL cezai şart alacağının sözleşmenin fesih tarihinden itibaren bankalarca mevduata işleyecek en yüksek faiziyle birlikte tahsiline, ücreti vekalet ve yargılama harç ve giderlerinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin işçi olduğunu, davanın iş sözleşmesine dayalı açıldığını, müvekkilinin tacir olmadığını, davanın görev yönünden reddini talep ettiklerini, davanın dayandırılmış olduğu iş sözleşmesinde yetkili kılınan mahkemeler ----- Mahkemeleri olduğunu, işbu sebeple davanın reddinin gerektiğini, haksız rekabet iddiasına dayalı işbu dava, öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde açılması gerekirken bu süreye uyulmadığından hak düşürücü süre yönünden de davanın reddinin gerektiğini, davaya dayanak edilen iş sözleşmesi, işçi aleyhinde ağır hükümler içeren bir İltihak sözleşmesi olduğunu, işçinin haklarını yok sayan, işçinin mecburen kabul ettiği hükümler söz konusu olduğunu, bu hükümler işçinin şahsi ve sosyal haklarına hatta insan haklarına aykırı olduğunu, aynı sözleşmede işveren aleyhinde cezai şart hükümlerinin bulunmadığını, sözleşmenin baştan aşağı işçi aleyhinde yükümlülükler getiren bir dayatma belgesi niteliğinde olduğunu, işveren aleyhinde tek bir yükümlülük bulunmadığını, işbu sebeple, dengesiz sözleşmenin cezai şart hükmü geçerli olmadığını, müvekkilinin işçi yaklaşık 5 yıl davacı şirkette iyi niyetle çalıştığını, davacı şirketin gerek iş sözleşmesi, gerekse iş yerinin ağır çalışma koşulları nedenleri ile müvekkilinin ayrılmak zorunda kaldığını, davacı iddialarının kabulü anlamına gelmemek üzere, kısıtlama getirilmek istenen sektörde fazla iş seçeneğinin bulunmadığını, Sektörde bir iki firma olduğunu, müvekkilinin çalışmak için fazla bir şansının olmadığını, iş sözleşmesine göre geniş bir alanda işe girmesinin yasaklandığını, buna göre müvekkil işçi, iş akdinin sona ermesini takip eden 1 yıl boyunca ------ sınırları içerisinde işe giremeyeceğini, görüldüğü gibi Türkiye'nin büyük bir kısmının, tüm büyük şehirlerin yasak kapsamında olduğunu, işçinin bu alanın dışındaki uzak illere gitme imkanının bulunmadığını, sözleşmenin bu yönden denge sağlayıcı bir hüküm getirmediğini, çalışma hürriyeti temel haklardan biri olup, mevzuatımızda başta Anayasa'nın 48. Maddesinde olmak üzere birçok yasa maddesinde garanti altına alındığını beyanla; Mahkemenin resen gözeteceği sebeplere binaen; görev, yetki, süre, esasa ve mesnetsiz faize ilişkin itirazları veçhile haksız ve usulsüz davanın reddini, mahkeme masraf ve ücreti vekaletin karşı tarafa tahmilini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Dava hukuki niteliği itibariyle, taraflar arasında kurulan sözleşme kapsamında rekabet yasağına uyulmadığı iddiası ile ceza-i şartın tahsiline yönelik açılan tazminat davasıdır.Mahkemece yapılan yargılama sırasında taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesi uzmanlık gerektiren yönleri bulunduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.Bilirkişi tarafından verilen raporda özetle; " Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olarak kurulduğundan bahsedilebilmesi için işçinin fiil ehliyetine sahip olması, adi yazılı şekilde bir sözleşmenin yapılmış olması ve işverenin korunmaya değer bir menfaatinin bulunması gerektiği, somut olayda davalının fiil ehliyetine sahip olduğu ve rekabet yasağının hizmet sözleşmesi içinde yer alıp adi yazılı şekilde şartını sağladığı, ancak dosya kapsamında davalının, davacıya ait ticari sırlara vakıf olduğu yönünde bir belirleme yapılmasının mümkün olmadığı, dolayısıyla davacının korunmaya değer bir menfaatinin varlığından ve bu itibarla da geçerli bir rekabet yasağı sözleşmesinden bahsedilemeyeceği, Mahkemece davalının ticari sırlara vakıf olduğu sonucuna varıldığı durumda rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olacağı ve bu halde rekabet yasağı sözleşmesinin sınırları itibariyle değerlendirmeye tabi tutulması gerekeceği, Rekabet yasağı sözleşmesindeki sınırlamaların yer, zaman ve konu bakımından değerlendirilmesi gerektiği, bu kapsamda zaman yönünden getirilen sınırlama incelendiğinde, TBK'da öngörülen 2 yıllık azami sürenin altında bir süre (1 yıl) getirildiğinin görüldüğü, çok çeşitli bir coğrafi sınırda rekabet yasağının uygulanması istenen bu sözleşmede, Türkiye'deki büyük şehirlerin yazıldığı ve gerek konu gerek yer bakımından sınırlama dikkate alındığında, rekabet yasağının davalının çalışma özgürlüğünü kısıtlayıcı şekilde kaleme alındığının düşünüldüğü, bu itibarla rekabet yasağı sözleşmesinin nihai takdir Mahkemeye ait olmak üzere kanuna aykırı olduğu sonucuna varıldığı, Mahkemece geçerli bir rekabet yasağı sözleşmesinin varlığına karar verildiğinde ve rekabet yasağı sözleşmesine aykırı davranışın tespit edildiği hallerde, sözleşmede yer alan cezai şartların davacı tarafından talep edilebileceği, " şeklinde rapor sunulmuştur.Bilirkişi heyeti tarafından verilen ek raporda özetle; " Davacı tarafın, davalının fiyat bilgisi, iskonto oranı, ödeme bilgileri, irtibat numarası, teknik iş detayları bildiğini ileri sürdüğü, bu tür bilgilerin ticari sır niteliğinde bilgiler olarak kabul edilebileceği ve kullanımlarının davacıyı zarara uğratabileceği, davacı tarafın bu konudaki iddialarını şirket içinde kullanıldığını ileri sürdüğü programdan hareketle ispat etmeye çalıştığı, söz konusu programın şirket içinde mevcut ve kullanılmakta olduğu, davacının iddia ettiği bilgilerin bu program üzerinde davalının çalıştığı dönemde de ulaşılabilir şekilde kullanımına hazır bulundurulduğu hususlarının tespiti halinde, davacının davalı ile rekabet yasağı sözleşmesi yapmasında haklı bir menfaatinin olduğu sonucuna varılabileceği ancak bu hususun tespitinin uzmanlık alanı dışında kaldığı, Mahkemece geçerli bir rekabet yasağı sözleşmesinin mevcut olduğu sonucuna varılması ihtimalinde, davalının rakip bir işletmede çalışmaya başladığı durumda rekabet yasağına aykırı bir eylemin varlığından bahsedilebileceği, bu halde davalının sözleşmede belirlenen cezai şart bedeliyle sorumlu olacağı, " şeklinde rapor sunulmuştur.
Taraflar tanık deliline dayandığından gösterilen tanıklar dinlenmiştir.
Tanık ... 26.09.2023 tarihli duruşmada beyanında; " Ben davalı ile birlikte davacı firmada 6 ay kadar birlikte çalıştım, davalı ayrıldıktan sonra bende işten ayrıldım ,ben işten ayrılalı yaklaşık birbuçuk sene olmuştur, Davalı davacı firmada satış mühendisi olarak çalışırdı, Davalı müşterilerin makinelerindeki emniyet önlemlerinin alınması aşamasında teknik destek sağlardı, sahaya giderek araştırmalar da bulunurdu, ya hizmet teklifi sunardı, yada satılacak ürünlerin önerisini firmadaki arkadaşlara bildirirdi, davacı şirketin müşterileri ile bu aşamada görüşmelerde ve temasta bulunurdu, makine emniyetinin sahadaki mühendisi sadece davalı idi, davalının bütün müşterilerle irtibata geçmesi mümkün değildi, davacının müşteri çevresine sadece satış departmanındaki mühendislerin kendisine bildirdiği kadarı ile hakim olabilir, davalı fazla mesailerinin karşılığını alamaması ve liyakatsiz bir ortam olması sebebi ile işten kendi isteği ile ayrıldı, üstleri ile almış olduğu paranın yetersiz olduğu konusunda yaptığı görüşmelerde kendisine başka bir işte çalışabileceği ifade edilmiş, bana bunu davalı anlattı, şirketteki ücret yetersizliği tüm çalışanların yakındığı bir konu idi, bende aynı sebepten işten ayrıldım, davalı yine makine emniyeti konusunda farklı bir yerde çalışıyor ancak yaptığı iş aynı değil, şu anda danışmanlık işi yapıyor, bildiğim kadarı ile davacı firmada iken çalıştığı müşterilerden şu anda çalıştığı bir müşteri yok, davalının başka bir sektörde çalışması mümkün değildi, 5 sene makine emniyeti alanında çalıştı, yönetmelikleri ve işleyişi çok iyi biliyordu, bir kariyerde 5 sene çalıştıktan sonra geri dönüş pek mümkün değildir, zaten o dönemde eşi hamile idi, kariyerini maddi sebeplerden dolayı oluşturması mümkün değildi, ben davalı ile ---- bir buçuk sene kadar birlikte çalıştım, ---- firmasında danışmanlık hizmeti verdiğine bizzat şahit oldum, Bana karşıda bir açılmış rekabet yasağına ilişkin bir dava vardı, ben özel hayatım sebebi ile bu davada anlaşma yoluna gittim, ben arabulucu aşamasında anlaştım, mahkemeye olay intikal etmedi" şeklinde beyanda bulunmuştur.
Tanık ... beyanında; "Ben davalı ile davacı firmada iki yıl yedi ay kadar birlikte aynı birimde çalıştım, ben kamera ve mesafe sensörlerinde teknik destek veriyordum, davalı da güvenlik ürünlerine teknik destek vermekte idi, uygulama mühendisi idi, biz birimde 4 kişi çalışmakta idik, hepimizin de çalıştığı alan farklı idi, güvenlik ürünlerinin desteğini sadece davalı sağlamakta idi, biz müşterilerle direk irtibata geçmezdik, satış personelleri veya ürün müdürleri bize şu müşteri de yapılacak iş var diye bildirdiklerinde davalı sahaya giderek müşterilerle temas kurardı, biz kendimiz müşteri bulmazdık, sadece bize bildirilen müşterilerle irtibata geçerdik, dolayısı ile davalının davacının tüm müşteri çevresine hakim olma durumu yoktur, davalı işten kendi isteği ile ayrılmıştı, çünkü davacı firmada emek sömürüsü vardı, bir kişiye haddinden fazla iş verilip maaş az verilmekte idi, davacı firmada ilerleme şansımız bulunmamakta idi, ben davalıdan daha önce ayrılmıştım, bildiğim kadarı ile ---- firmasında danışmanlık işi yapmakta idi, ben de aynı sektörde olduğum için danışmanlık hizmeti verdiğini, ----- hangi pozisyonda çalıştığını biliyordum, profosyonel iş hayatı o alanda olduğu için davacı firmadan ayrıldıktan sonra kariyerini değiştirmesi pek mümkün değildi, benim davacı firma ile aramda rekabet yasağına ilişkin bir davam yoktur, çünkü ben daha önce yapmış olduğum işle ile ilgili işten farklı bir alanda çalışmaktayım , davacı firmadan ayrıldıktan sonra farklı bir sektöre geçtim, çünkü ben davacı firmada çalışmadan önce farklı bir sektörde çalışmakta idim, ayrılınca da bu sektöre geri döndüm, çalışanların yüzde 95'i iş sözleşmelerini okumadan rekabet yasağına ilişkin farkına varmadan imzalamakta idi, işe ihtiyaç olduğu içinde rekabet yasağına ilişkin madde sorgulanamıyordu, davalı davacı firmada yoğun bir şekilde çalışmakta idi, özel hayatı etkileniyordu, ancak çalıştığının karşılığı olan fazla mesaisini alamıyordu, " şeklinde beyanda bulunmuştur.
16.12.2023 tarihli duruşmada tanık ... beyanında; "Ben davacı firmada pazarlama müdürü olarak çalışmaktayım, davalı 20l6 yılında bizimle çalışmaya başladı, göreve uygulama mühendisi olarak başlamıştı, 3 sene bu pozisyonda çalıştıktan sonra Güvenlik hizmetleri ve danışmanlık uzmanı olarak çalışmaya devam etti, bu daha üst pozisyon değil farklı bir görevdir, uygulama mühendisliği müşterilerin isteklerini çözen bir birimdir,, bizim güvenlik ekipmanları ile ilgili çalışmaktayız, sonraki geçtiği birimde güvenlik ekipmanlarının raporlanmasına ilişkin bir birimdir, çalıştığı her iki birimde de müşteri bilgilerine, müşterilerin telefonlarına, fatura bilgilerine hakim olabilecek bir konumdadır, davalı 2021 yılının yaz ayında kendi isiteği ile davacı şirketten ayrılmıştır, ve ---- çalışmaya başlamıştır, bu firma bizim rakip firmamızdır, bu firmada da benzer bir pozisyonda çalışmıştır, ---- ile bizim ortak müşterimiz ----- bizle çalışırken ----- hazırladığı rapora çok benzer bir raporu yine -- -- için ---- çalışırken hazırlamıştır, ben ---- ile ortak olarak çalıştığımız firma olarak sadece ---- biliyorum, davalı işten ayrıldıktan sonra bizim çalıştığımız firmalar ile çalıştımı bu konuda bilgi sahibi değilim ben 23 senedir davacı ile çalışmaktayım ben çalıştığım dan beridir ----- ile rakipliğimiz vardır, " şeklinde beyanda bulunmuştur.
Tanık ... beyanında; " Ben ----- teknik kısımda mühendis olarak görev yapmakta idim, 8 ay kadar davalı ile birlikte çalıştık, davalı benden önce ----- ayrılmıştır, daha sonra bende ayrıldım, davalı ----- da güvenlik bölümünde danışmanlık hizmeti vermekte idi, bulunduğu bölümün müşteriler ile bir ilgisi yoktu, mühendisler tarafından getirilen işler takım liderlerine verilmekte idi, takım liderleri sonrasında bize iş ataması yapmakta idi, iş ataması öncesinde müşteriler ile davalının bir görüşmesi olmazdı, iş atandıktan sonra işin gereği olarak görüşmekte idi, davalı ---- geçtikten sonra ----- kazandırdığı bir müşteri yoktur, firma bazlı olarak ---- ve davacının çalıştığı ortak müşteriler olabilir, iki firma bire bir aynı sektörde değildir, belirli ürün guruplarında rekabet halindedirler, bende omrondan önce davalı ile birlikte davacı firmada çalışmakta idim, biz davacı firmada çalışırken hafta içi ve hafta sonu sürekli telefonlarımız çalmakta idi, bir kariyer hedefi sunulmamakta idi ve çalışılan işin maddi getirisi de yeterli değildi, bu sebeplerden dolayı davalı da ben de davacı firmadan ayrıldık, aynı dava konusu ile davacı tarafından bana da bir dava açıldı, bana açılan dava benim tanık olarak gösterilmemden sonra açılmıştır," şeklinde beyanda bulunmuştur.YARGITAY ----- Hukuk Dairesi'nin 03.12.2021tarihli ve ---Esas- ---- sayılı içtihadında;" TBK’nın 444-447 maddelerinden doğan rekabet yasağının ihlaline dair uyuşmazlıklara bakma görevinin TTK’nın 4/1–c maddesi gereğince aynı Kanunun 5. maddesi uyarınca Ticaret Mahkemelerine ait olacağına, ---- Bölge Adliye Mahkemesi’nin ---- ve ----- Hukuk Daireleri ile ----- Hukuk Daireleri arasındaki uyuşmazlığın bu şekilde giderilmesine, 03/12/2021 tarihinde 5235 sayılı Kanun’un 35/4 maddesi gereğince (gerekçe yönünden çoğunlukla) sonuç itibarıyla oybirliğiyle kesin olarak karar verildi...." gerekçeleri ile rekabet yasağının ihlalinden kaynaklanan bu tür davalarda Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğuna karar verildiği dikkate alınarak mahkememizce dosyanın esasına girilerek yargılama yapılmıştır.
Rekabet yasağı sözleşmelerinden kaynaklanan tazminat davalarında ticaret mahkemelerinin görevli olduğu, ancak rekabet yasağı sözleşmesindeki yetki şartı, her iki tarafın tacir olmaması nedeniyle geçersiz olduğundan taraflar arasındaki yetki şartına itibar edilemeyeceği, bu haliyle somut olayda davalının ikametgahı mahkemesi olan ---- Asliye Ticaret Mahkemesi'nin yetkili olduğu anlaşıldığından davalının yetki itirazı yerinde görülmemiştir. ---- BAM -----. HD.----- Sayılı kararı da aynı doğrultudadır.
Uyuşmazlık; davacının yanında belirsiz süreli sözleşmesi kapsamında uygulama mühendisi olarak çalışan davalının, davacı şirketten istifa ettikten sonraki süreçteki eylemlerinin haksız rekabet oluşturup oluşturmadığı, haksız rekabet oluşturması halinde cezai şart ödemesi gerekip gerekmediği tespit edilmiştir.6098 sayılı TBK'nın 444. maddesi uyarınca, fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir.Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için, işveren tarafından sözleşmenin haklı nedenle feshedilmiş olması veya ayrılan işçi tarafından haksız olarak feshedilmemiş olması, davalı işçinin iş akdinin devamı sırasında iş yerinin önemli müşteri çevresi veya üretim yönünden ticari sırlarına vakıf olabilecek bir pozisyonda çalışmış ve ayrıldıktan sonra yasaklı süre içerisinde rakip bir iş yerinde çalışmaya başlaması veya kendisinin bu tür bir faaliyeti icra etmesi, önceki iş yerinde edindiği bilgileri yeni iş yerinde kullanmasının önceki işverene önemli zarar verebilme ihtimalinin varlığı yeterlidir. Yani, rekabet yasağı kaydı karşısında, işverenin somut bir zarara uğraması gerekmemekte olup, işçinin yaptığı iş nedeniyle edindiği bilgileri, çalışmaya başladığı başka bir rakip işletmede kullanarak davacı işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunması aranmaktadır. 6098 sayılı TBK’nın 445/2 fıkrasına göre de “Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir.” Bu hükümden ve konuya ilişkin diğer hükümlerden de anlaşılacağı üzere, 6098 sayılı Kanun ile getirilen düzenleme ile 818 sayılı Kanundan farklı olarak, rekabet yasağı ile ilgili doğrudan mutlak bir geçersizliğin öngörülmediği, Anayasa ve diğer mevzuat hükümleri ile somut olgu nazara alınarak rekabet yasağının aşırı nitelikte olması halinde, yasağın kapsamı ve süresi bakımından hakime uyarlama yetkisi tanındığı anlaşılmaktadır. Hakime tanınan bu yetkinin gerek müstakil açılan bir uyarlama davasında ve gerekse de ihlal halinde açılacak bir tazminat davasında kullanılabileceği kuşkusuzdur. (Yargıtay -----Hukuk Dairesi'nin 26/11/2019 tarih, ---- Esas----- Karar sayılı ilamı)Somut olayda taraflar arasında 23/12/2016 tarihinde belirsiz süreli iş sözleşmesi imzalandığı, davalının davacı bünyesinde "uygulama mühendisi" statüsünde çalıştığı, belirsiz süreli iş sözleşmesinin VII. Maddesinde “Rekabet Yasağı” na ilişkin hükümlerin düzenlendiği, davacının rekabet yasağına ilişkin maddelerin bulunduğu sayfada imzasının bulunduğu, sözleşmenin 1 yıllık rekabet yasağı öngörmesi sebebiyle zaman bakımından hukuka aykırı olmadığı, yer bakımından sınırlamada pek çok Büyükşehir belirtildiğinden yer bakımından sınırlama hukuka aykırı ise de davacının faaliyet alanı olan ----- ile sınırlı olarak değerlendirme yapılmasının gerektiği anlaşılmıştır. Ancak haksız rekabetin kümalatif şartlarından olan işverenin ticari sırlarına vakıf olma ve işverene önemli bir zarar verebilme ihtimalini gösteren deliller davacı tarafın dava dilekçesi ve eklerinde sunulmamıştır. Bilirkişi kök raporu da bu doğrultuda değerlendirme yaparak haksız rekabetin şartlarının oluşmadığını değerlendirmiştir. Davacı taraf süresinden sonra ve bilirkişi raporu geldikten sonra davalının şirket içerisinde kullandığı programa ilişkin yeni deliller sunulmuştur. Davalı taraf ise yeni delil sunulmasına muvafakat etmeyip açıkça itiraz etmiştir. Bu hali ile davacının, davalının ticari sırlarına vakıf olduğu ve kendisini zarara uğratma ihtimalinin bulunduğu durumlarını ispat edemediği anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Karar harcı 427,60-TL 'den davacı tarafça peşin olarak yatırılan 485,59-TL harcın mahsubu ile artan 57,9-TL harcın, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı tarafından yapılan 232,00 TL tebligat ve müzekkere gideri yargılama giderinin davacı taraftan alınarak, davalı tarafa verilmesine,
5-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. deki esaslara göre belirlenen 28.434,36-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Taraflarca dosyaya yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine,
7-Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin 26/2 maddeleri ile Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.560,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile Hazineye Gelir Kaydına,Dair; davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içinde ---- Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!