T.C.
İSTANBUL
4.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/209
KARAR NO : 2024/125
DAVA : Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 25/11/2022
KARAR TARİHİ : 25/06/2024
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı yan marka seçimi yaparken çok sayıda marka arasında müvekkilinin sektöründe kullandığı, sektörde belirli bir bilinirliğe ulaşmış "..." esas unsurlu markalarının ayırt edilemeyecek kadar benzerini; piyasasında yıllardan beri çok iyi bilindikten ve haklı bir saygınlık kazandıktan sonra kullanmaya başladığını, Müvekkil davacıların yoğun yatırımları ile piyasada tanınan bir işaret haline gelen bu anlamda aranan marka haline gelen; bu ibarenin gerçek hak sahibinin marka sahibi olan müvekkil davacının olduğu; buna karşın davalının haksız olarak söz konusu ibarenin ticaretini yaptıkları, davalı tarafın müvekkil davacının "..." esas unsurlu markaları dışında sektöründe iyi bilinen üç ayrı büyük firmanın da markalarına müracaat ettiği ve bu firmaların yaptığı itirazlar ile söz konusu markaların düştüğü, davalıların bu şekilde bilinen markaları tescil ettirerek haksız kazanç elde etmeyi meslek haline getirdikleri, söz konusu tesciller davalıların kötü niyetli olduklarını ispat ettiği için açmış oldukları davanın ayrıca 6769 sayılı SMK' nın 6/9. Maddesi kapsamında kötü niyet nedeni ile de kabul edilerek davalılar adına tescilli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini, davalı tarafın ... tescil nolu “...” markasını yargılama sürecinde üçüncü kişilere devrederek davayı sürüncemede bırakması ihtimali bulunduğunu, 6769 sayılı SMK bağlamında; devir, sicile kayıt edilmediği sürece, tarafların markanın tescilinden doğan yetkileri iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri süremeyeceğini, Bu nedenle, mevcut durumun muhafazası ve davanın etkinliğinin sağlanması bakımından, anılan markanın üçüncü kişilere olası devrinin dava sonuna dek önlenmesi için, 6769 Sayılı SMK 159 vd. maddeleri ile ile 6100 Sayılı HMK nın 389 vd. maddeleri gözetilerek ihtiyati tedbir kararı verilmesini, Her türlü yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasını talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı taraf her ne kadar dava dilekçesinde SMK md.6'nın 3,5 ve 9. Betlerine göre tüm emtialarda SMK md.25'e göre hükümsüzlük talebinde bulunmuşsa da davacının dava dilekçesi incelendiğinde esasında talebinin SMK md.6/1 fıkrasına dayandığı ve tüm dava dilekçesinde bunu gösterir şekilde markaların ayırt edilemeyecek kadar benzerliği ve karşıtırılabilirliğinden bahsetmiş olduğu izahtan vareste olduğunu, Somut olayda davacı taraf dava dilekçesinde markanın 2018 yılı SONUNDA tescil edildiğini ve 2019 yılında ise ilk kullanımının gerçekleştiğini belirtmekte olduğunu, Bu kapsamda markanın hem en az 5 yıldır tescilli olmadığı hem de dava tarihinden önceki 5 yıla dair ciddi kullanımı gösterir ibareler olmadığı, Somut olayda dava dilekçesinde kanuna uygun olarak iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin açıkça gösterilmediği görülmekte olup davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiği, dava konusu kullanım, davalı müvekkillerinin ... numaralı ticaret-hizmet tesciline dayanan hukuka uygun bir kullanım olduğunu, tescilli marka karşısında davacının mesnetsiz davasının reddi gerektiğini, müvekkilin markasında sadece "..." harfi değil bütün olarak "..." ifadesi ön planda yer aldığını ve marka olmaya uygun bu ibare ayrılmadan ve seri olmadan tescil edilmiş olduğu tüm alanlara ilişkin olarak kullanıldığını, Davacı taraf ise yalnızca "..." harfini başlı başına bir ibare olarak seri şekilde kullanıldığı, Üstelik müvekkiller tarafından yürütülen iş fikri de ekte yer alan haberlerde de görüleceği üzere davacı taraftan farklı olduğunu, Davacı tarafından emsal olarak sunulan Hukuk Genel Kurulu Kararı ise somut olaya emsal olabilecek nitelikte olmadğını, Zira ilgili kararda bütün bir kelimenin kullanımından ve markanın esas, tek, ayırıcı ve baskın olma hâlinden bahsedildiğini, Somut olayda ise "..." harfi "..." markasının tek, esas, ayırıcı ve baskın unsuru olmadığını, Üstelik müvekkillere ait tescil edilmiş olan markanın bir an için kanun maddelerine ve hukuka aykırı olarak tescil edildiği düşünülse dahi işbu hükümsüzlük talebinden önce kendi başına ayırt edici nitelik kazandığı ve SMK md.25 gereği hükümsüzlüğüne karar verilemeyeceğini, paylaşılan haberler ... kendi başına ayırt ediciliğini gösterdiğini, usul ve yasaya aykırı ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, haksız ve hukuka aykırı işbu davanın öncelikle dava şartlarını taşımaması ve hak düşürücü sürede açılmamış olması sebebiyle usulden reddine, mahkeme aksi kanaatteyse haksız ve hukuka aykırı işbu davanın açıklanan diğer tüm nedenlerle zamanaşımı def'inde de bulunduğumuzu da belirterek esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya kapsamında alınan 05/10/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle; Davacı markalarında “...” ibaresi ortak olarak yer almaktaysa da alfabemizde 29 adet ile sınırlı olarak bulunan ilgili ibarenin ayırt e...; ibare olması, markalarda bu ibarenin şekil unsurlarıyla desteklenmesi ile markaların oluşturulması ile davacının “...” ibaresi üzerinde her hal ve şartta müktesep hakkının varlığından bahsedilemeyeceği kanaati heyetlerince hakim olduğunun, Yine davacı markalarının tek “...” ibaresi değildir. Yine “...” ibaresi bir ibare olduğundan şekil unsuru ile birlikte ayırt edici hale getirildiği, Dolayısıyla davacı markalarında tüketicilerin ilk bakışta dikkatini çeken ve işareti görsel olarak domine eden veya işarette hâkim konumda olan unsurun “... harfinin içinin desenlerle doldurulması ile oluşturulan şekil” unsuru olduğu noktasında bir duraksama bulunmadığı, Davalı markası bir kelime markasıdır, “...” ibaresinden oluşmakta olduğu, Bu marka bakımından ise markanın herhangi bir kısmının baskın unsur olduğundan bahsedilemeyeceği, Taraf markalarının bütün olarak karşılaştırılması halinde markaların görsel, işitsel, anlamsal ve fonetik yönlerden farklı oldukları, ortalama tüketici nezdindi basa sebebiyet vermeyecekleri kanaatinin hakim olduğu, Dosyaya sunulan belgeler incelendiğinde; davacı vekilinin sunmuş olduğu delillerin davacıya ait markaların; markanın tescilinin ve kullanımının yayıldığı coğrafi alan ve kapsamını, markanın üzerinde kullanıldığı malın piyasadaki yaygınlığı, pazar payı, yıllık satış miktar, markaya ilişkin promosyon çalışmalarının özelliklerini, reklam niteliğinde olmayan ancak markanın tanıtımına faydalı olabilecek nitelikte faaliyetleri, marka sahibinin markasını koruma yolundaki etkin çabalarını, markanın tanınmışlığına ilişkin yapılmış kamuoyu araştırmaları varsa bunların sonuçlarını, markanın sahibi firmaya ilişkin özellikleri (firmanın büyüklüğü, çalışan sayısı vs.), markanın parasal değeri vs. Şeklinde sıralanabilecek olan kriterlerini ortaya koymaya elverişli olmadığı, ilgili markalar bakımından yetkili merciler tarafından da verilen bir tanınmışlık kararı da bulunmadığı da göz önüne alındığında dosyada yer alan bilgi ve belgeler çerçevesinde davacı tarafın markalarının tanınmış marka olarak kabul edilemeyeceği yönünde kanaat oluştuğu, Somut olayda davacı yan davalı yanın kötüniyetli olduğunu ifade etmiş ancak ilgili beyanları tevsik edecek herhangi bir veri dosyada tespit edilemediği, Asıl olanın iyiniyet olması ilkesi çerçevesinde dosya münderecatında aksi yönde herhangi bir verinin de bulunmaması nedenleri ile SMK 6/9 kapsamında davalı yana ait tescilli markanın hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğundan bahsedilemeyeceği kanaatine varıldığı yönünde rapor düzenlenmiştir.
Dosya kapsamında alınan 12/03/2024 tarihli ek bilirkişi raporunda özetle; davacıya ait markalar "..." unsuru görece büyük puntolar ve farklı renk ve desen ile oluşturulmakla farklı kelimeleri de ihtiva eden markalar olmak ile birlikte, davalı yanın hükümsüzlüğü talep olunan markası ise görselini ihtiva eden marka olduğu, Kelime markası ile kelime ve şekilden oluşan markaların görsel açıdan karşılaştırılmasında kelime unsurlarında yer alan harflerin ve sıralarının aynılığı ya da farklılığı, şekil unsuru içeren markanın stilizasyon içerip içermemesi, şekil unsurunun baskınlığı ve ayırt ediciliği gibi faktörler dikkate alınacağı, Davalı markası bir kelime markası olduğu, “...” ibaresinden oluşmakta olduğu, Bu marka bakımından ise markanın herhangi bir kısmının baskın unsur olduğundan bahsedilemeyeceği, Taraf markalarının bütün olarak karşılaştırılması halinde markaların görsel, işitsel, anlamsal ve fonetik yönlerden farklı oldukları, ortalama tüketici nezdinde iltibasa sebebiyet vermeyecekleri nedeniyle davalı yan markanın davacı yana ait seri markalar arasına sızmasının veya bu markalardan birisi olarak algılanma ihtimalinin söz konusu olamayacağı, davalı tarafından ... harfinin marka içerisinde ve satış kampanyalarında öne çıkarılarak, baskın bir şekilde kullanılıyor olması, davacı adına tescilli aynı sektördeki markalarına ilişkin çağrışım ihtimali yarattığı kanaatine varıldığı yönünde ek rapor düzenlenmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Uyuşmazlık; davalı adına TPMK nezdinde ... numara ile tescilli markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkini istemine ilişkindir.
Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde yapılan inceleme neticesinde; Davacının davasına dayanak yaptığı, ... başvuru numaralı 24.07.2019 başvuru ve 23.12.2019 tescil tarihli “...” ibareli, ... başvuru numaralı 30.05.2019 başvuru ve 24.09.2019 tescil tarihli “...” ibareli, ... başvuru numaralı 14.05.2019 başvuru ve 18.12.2020 tescil tarihli “...” ibareli, ... başvuru numaralı 14.12.2018 başvuru ve 14.12.2018 tescil tarihli “...” ibareli markalarının tescilli olduğu; dava konusu edilen ... başvuru numaralı 24.11.2021 başvuru ve 03.06.2022 tescil tarihli “...” ibareli markanın da davalılar adına tescilli olduğu analşılmıştır.
Davacı vekili, davalıya ait ... başvuru numaralı markanın tescilli markaları ile ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, ilgili markanın davacı yanın “...” esas unsurlu markalarının serisi olarak algılanabileceğini, SMK 6/3, 6/5 ve 6/9 maddelerine göre tüm sınıflarda hükümsüzlüğünü talep etmiş; davalı vekili markanın kullanımına sessiz kalındığını, davacı markasının en az 5 yıldır tescilli olmadığını, Türkiye’de ciddi kullanımı olmadığını, kullanmama def’i ileri sürerek savunmada bulunmuştur.
6769 sayılı SMK 25/6 mad.göre marka sahibi sonraki tarihli bir markanın kullanıldığı bildiği veya bilmesi gerektiği halde bu duruma birbirini izleyen 5 yıl boyunca sessiz kalmış ise sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli olmadıkça markasının hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez hükmü düzenlenmiştir. Davalı yanın dava konusu markasının tescil edildiği 03.06.2022 tarihinden sonra 5 yıllık sürenin dolmamış olması nedeni ile hak düşürücü sürenin dolmadığı anlaşılmaktadır.
Yine SMK md. 29/2. fıkrasına göre; “19 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmü tecavüz davalarında def'i olarak ileri sürülebilir. Bu durumda kullanıma ilişkin beş yıllık sürenin belirlenmesinde dava tarihi esas alınır. “ şeklindedir.
SMK md. 19/2. fıkrası ise “6 ncı maddenin birinci fıkrası kapsamında yapılan itirazlarda, itiraz gerekçesi markanın itiraza konu başvurunun başvuru veya rüçhan tarihinde Türkiye'de en az beş yıldır tescilli olması şartıyla, başvuru sahibinin talebi üzerine, itiraz sahibinden, itiraza konu başvurunun başvuru veya rüçhan tarihinden önceki beş yıllık süre içinde itiraz gerekçesi markasını itirazına dayanak gösterdiği mal veya hizmetler bakımından Türkiye'de ciddi biçimde kullanmakta olduğuna ya da kullanmamaya dair haklı sebepleri olduğuna ilişkin delil sunması talep edilir. İtiraz sahibi tarafından bu hususların ispatlanamaması durumunda itiraz reddedilir. İtiraz gerekçesi markanın, tescil kapsamındaki mal veya hizmetlerin sadece bir kısmı için kullanıldığının ispatlanması hâlinde itiraz, sadece kullanımı ispatlanan mal veya hizmetler esas alınarak incelenir.” şeklindedir. Davacı yanın dayanak markalarının tescillerinin üzerinden 5 yıllık süre geçmemiş olduğundan kullanmama def’ine de itibar edilmemiştir.
Marka Hükümsüzlüğü Yönünden Yapılan Değerlendirme
6769 sayılı SMK'nun 25.maddesinde "(1) 5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir.(2) Menfaati olanlar, Cumhuriyet savcıları veya ilgili kamu kurum ve kuruluşları markanın hükümsüzlüğünü mahkemeden isteyebilir.(3) Marka hükümsüzlük davası, dava tarihinde sicilde marka sahibi olarak kayıtlı kişilere veya hukuki haleflerine karşı açılır. Markanın hükümsüzlüğü davalarında Kurum taraf gösterilmez.(4) Bir marka, 5 inci maddenin birinci fıkrasının (b), (c) ve (d) bentlerine aykırı olarak tescil edilmiş olup da kullanım sonucunda tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından hükümsüzlük talebinden önce ayırt edici nitelik kazanmışsa hükümsüz kılınamaz.(5) Hükümsüzlük hâlleri, markanın tescil edildiği bir kısım mal veya hizmete ilişkin bulunuyorsa, sadece o mal veya hizmet yönünden kısmi hükümsüzlüğe karar verilir. Marka örneğini değiştirecek biçimde hükümsüzlük kararı verilemez.(6) Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez.(7) 6 ncı maddenin birinci fıkrası uyarınca açılan hükümsüzlük davalarında 19 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmü def’i olarak ileri sürülebilir. Bu durumda kullanıma ilişkin beş yıllık sürenin belirlenmesinde dava tarihi esas alınır. Hükümsüzlüğü istenen markanın başvuru veya rüçhan tarihinde, davacının markası en az beş yıldır tescilli ise davacı ayrıca, söz konusu başvuru veya rüçhan tarihinde 19 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartların yerine getirildiğini ispatlar."
6769 sayılı SMK'nun 6.maddesinde "(1) Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.(2) Ticari vekil veya temsilcinin, marka sahibinin izni olmaksızın ve haklı bir sebebe dayanmaksızın markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kendi adına tescili için yaptığı başvuru, marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.(3) Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.(4) Paris Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir.(5) Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.(6) Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir. (7) Ortak markanın veya garanti markasının yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren üç yıl içinde yapılan, ortak marka veya garanti markasıyla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki hak sahibinin itirazı üzerine reddedilir.(8) Tescilli markanın yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren iki yıl içinde yapılan, bu markayla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki marka sahibinin itirazı üzerine bu iki yıllık süre içinde markanın kullanılmış olması şartıyla reddedilir.(9) Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir." belirtilmiştir.
Gerçek Hak Sahipliğine Dayalı Hükümsüzlük Talebinin Değerlendirilmesi
Bilindiği üzere 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 6/3 hükmüne göre, “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir”.
Yine aynı kanunun 6/6 hükmüne göre; “Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir”.
Sınai Mülkiyet Kanunun 25/1 inci maddesine göre Sınai Mülkiyet Kanununun 6 ıncı maddesinde belirtilen hallerde markanın hükümsüzlüğü mahkemeden talep edilebilir. Bir marka üzerindeki öncelik hakkı, o markayı ihdas ve istismal eden ve piyasada maruf hale getiren gerçek hak sahibine aittir. Markayı tescil ettirmeden piyasada ilk kez kullanan ve maruf hale getiren kişi, gerçek hak sahipliğine dayalı olarak hükümsüzlük davası da açabilir.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu hükümleri uyarınca, markanın sahibine sağladığı haklar tescil ile oluşur ve üçüncü kişilere karşı tescilin yayını tarihinden itibaren hüküm ifade eder. Önce tescil ettiren kişi, o işaret üzerinde marka ile ilgili mal ve hizmetler için inhisar ve daha sonra başkasının marka olarak tescil ettirmesini men etme hakkını kazanır. Öncelik ilkesi şöyle ifade edilebilir: daha önce tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir işaret yada ondan ayırt edilemeyecek kadar onunla ayniyet içinde bulunan bir işaret ,aynı mal veya hizmetler yahut aynı türdeki mal ve hizmetler için bir kere daha başkası tarafından marka olarak tescil edilemez; önce yapılan tescil sonrakileri önler.
Marka tescil başvurusu ile idari nitelikte bir inceleme süreci harekete geçer ve başvuru ile marka hukuku anlamında öncelik hakkı elde edilir . Bu hak, başkasının aynı işareti aynı mal ve hizmet için marka olarak tescil ettirmesine engel olduğu gibi, başvuru sahibine, mirasla geçen, kabili devir, haciz, rehin ve lisans konusu yapılabilen tescili hedefleyen bir bekleme hukuki durumu sağlar . Bu bekleme hukuki durumundan doğan hak, marka tescil işlemlerinin takibi, gereğinde itiraz, yanlışlıkların düzeltilmesi, başvurunun geri çekilmesi haklarını kapsar, ancak başvuru sahibine işareti marka olarak kullanma ve marka olarak korumak hakkı vermez, başvurusu yapılmış marka haksız rekabet hükümlerine göre korunur .
Önceye dayalı hak sahibi olan kişi, markanın tesciline itiraz etmemiş ve yapılan tescil aleyhine hükümsüzlük davası açmamış olsa bile, tescilli marka hakkı sahibi, bu işareti önceden beri marka veya sair bir tanıtma işareti olarak kullanan kişiyi, bu tanıtma işaretini önceki kapsamı ile kullanmaktan men edemez. Diğer bir deyişle; tescilli marka sahibi daha sonra bu öncelik hakkı bulunan kişiye karşı dava açarak onu bu işareti kullanmaktan men edemez. Başka bir deyişle önceye dayalı hak sahibi olan kişi, markanın tesciline itiraz etmemiş ve yapılan tescil aleyhine hükümsüzlük davası açmamış olsa bile, tescilli marka hakkı sahibi, bu işareti önceden beri marka veya sair bir tanıtma işareti olarak kullanan kişiyi, bu tanıtma işaretini önceki kapsamı ile kullanmaktan men edemez. Diğer bir deyişle; tescilli marka sahibi daha sonra bu öncelik hakkı bulunan kişiye karşı dava açarak onu bu işareti kullanmaktan men edemez.
Somut olaya dönüldüğünde, davacı yanın hükümsüzlüğe mesnet gösterdiği markaların davalı markasından daha önce tescil edildiği görülmekle, birlikte bu markaların “...” ibaresi bakımından yapılan incelemede ise davalı markasının bir kelime markası olduğu, davacı markalarının da "..." ibaresi yer almaktaysa da bu ibarenin ayırt ediciliği düşük bir ibare olması, markalarda bu ibarenin şekil unsurlarıyla desteklendiği, “...” ibaresi üzerinde davacının üstün hak sahipliğinin SMK m.6/3 incelemesinde tespit edilemediği; davacıya “...” ibaresi veya “...” ibareleri için gerçek hak sahipliği oluşturmaya yeterli sayıda ve nitelikte bir önceki hak sahipliğinin bulunmadığı, marka üzerindeki öncelik hakkı, o markayı ihdas ve istismal eden ve piyasada maruf hale getiren gerçek hak sahibine ait olacağından ...” ibaresi veya “...” ibareleri yönünden bu halin bulunmadığı; iken davalı yana ait dava konusu markanın SMK 6/3 hükmü kapsamında hükümsüzlük koşullarının oluşmadığına kanaat getirilmiştir.
Tanınmış Marka İddiaları Bakımından Yapılan Değerlendirme
Tanınmış marka farklı mal veya hizmetler için de koruma sağladığından markanın aynı veya
benzer ürünler için korunması kuralının istisnasını oluşturmaktadır.
6769 sayılı SMK'da ve taraf olduğumuz tanınmış markalarla ilgili uluslararası anlaşmalarda tanınmış markanın tanımı ve kriterleri gösterilmemiş, bu husus Özel Dairenin bozma kararında belirtildiği üzere konu mahkeme içtihatları ve öğretiye bırakılmıştır. Nitekim Özel Daire ... tarih ve .... s. bir kararında "bir kişi veya teşebbüse sıkı sıkıya bağlı, garanti, kalite, kuvvetli reklam ve yaygın dağıtım içeren, müşteri, akraba, dost ve düşman ayırımı yapılmaksızın, coğrafi sınır, kültür ve yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışımdır" biçiminde bir tanımlama getirmiş ve bu tanıma nazaran da markanın promosyon sonucunda kazanılan herkesçe veya ilgili kesimce bilinme, emtia söylendiğinde o markanın akla gelmesi, ilişkin olduğu sektörde iyi bilinme ve geniş bir dağıtım ağına sahip olma gibi kıstaslara göre markanın tanınmış marka olup olmadığının tespiti cihetine gidilmektedir.
Doktrinde konuyla ilgili yapılan bir başka tanıma göre ise; "Bir ülkenin bir veya birkaç yöresinde tutunma markalar değil, dünya çapında olmasa bile, yurt içi ve yurt dışında ilgili çevrelerce bilinen, Paris Sözleşmesine üye devletlerden birinin yurttaşına veya o ülkelerden birinde yerleşik olan ya da ticari veya sınai işletmeye sahip kişilere ait bulunan markalar" tanınmış markalardır (Bkz. Ünal Tekinalp Fikri Mülkiyet Hukuku, 2012, s. 411).
SMK m.6/5'te yer alan "Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi" ibaresine temel teşkil eden düzenleme Paris Konvansiyonunun 1. mükerrer 6. maddesi hükmüdür. Bu hükümde tanınmış marka kavramına yönelik olarak verilen kriter "herkesçe bilindiği mütalaa edilen" kavramıdır. Antlaşmanın Fransızca metninde markayı ifade etmek "..." ifadesi, ... metninde ise Türk doktrininde de sıklıkla kullanılan "..." ifadesi kullanılmaktadır. Yine Konvansiyon'un 29/1-(c) hükmünde muhtelif yorumlarda itirazlar olması halinde Fransızca metin kabul edilir denmek suretiyle, Fransızca (ve takiben Almanca) metnin esas alınmasının yanlış olmadığı söylenebilir. Hukukumuzdaki düzenlemeye de temel teşkil eden anılı hükümde yer alan ifadeler ise herkesçe bilindiği gibi anlamına gelmekte olup, tanınırlık kriteri olarak ilgili/ilgisiz herkesi yeni toplumu esas almaktadır. Bu kabulün ise tanınmış markanın bilinirlik eşiğini çok yukarı koyduğu ve maddenin uygulama alanını daralttığı muhakkaktır. Bir diğer uluslararası antlaşma olan Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Antlaşması (TRIPs) ise 16. maddesinde yer alan düzenleme ile tanınmışlık düzeyi (yüksek) marka kavramını gündeme getirmiştir. Bu düzenleme sebebiyle doktrinde ve yargı makamlarında farklı özelliklerine göre ve tanınmıştık derecelerine göre, farklı koruma düzeylerine sahip tanınmış marka çeşitlerinin olduğu öngörüsü egemendir. Ancak tanınmış marka huhuken farklı alt türlere ayrılmamakta, TRİPs Paris Konvansiyonu'ndan bağımsız, ayrı bir tanınmış marka kavramı ile ondan ayrı bir düzen getirmemekte, aksine hükmü tamamlamakta, tanınmış marka kavramının uygulama alanını genişletmektedir. Paris Konvansiyonu ve TRIPs bağlamında tanınmış marka tektir. TRIPs düzenlemesiyle tanınmış markanın herkesçe bilinirlik ölçütünü tüm toplum olmaktan çıkarmıştır. Bu bağlamda markanın ticarete konu yapıldığı ilgili sektörde bilinir olması tanınmış marka olarak kabul görmesinde yeterli olacaktır. İlgili sektörün tespitinde ise markanın kapsadığı ürünlerin hitap ettiği müşteriler yanında, rakip ürün müşterileri, alıcıları, satıcıları ve sektör içindeki ilgili kişiler nezdindeki bilinirlik dikkate alınacaktır. (Bkz. Paslı, 433- 440)
Tanınmışlığın tespitinde, marka sahibi tarafından yaptırılan promosyon ve tanıtım malzemeleri yanında ulusal basında veya gazetelerde markanın tanınmışlığını ortaya koyan reklam ve haberler de dikkate alınır. Bunun yanında yaygın kullanım alanı, toplum nazarındaki tanınmışlıkta dikkate alınır. Bir markanın tanınmış marka olarak belirlenmesinde, markanın toplumun ilgili kesiminde sahip olduğu yüksek bilinirlik düzeyi dikkate alınması gereken kriterlerden biridir.
Somut olaya dönüldüğünde, davacıya ait markaların; markanın tescilinin ve kullanımının ilgili markalar bakımından tanınmış marka sayılmaya yönelik kriterleri sağlamadığı, bu hususun bilirkişi rapor içeriğinde de tespit edildiği, yetkili merciler tarafından da verilen bir tanınmışlık kararı da bulunmadığı da göz önüne alındığında dosyada yer alan bilgi ve belgeler çerçevesinde davacı tarafın markalarının tanınmış marka olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmıştır.
Kötü niyet Bakımından Yapılan Değerlendirme
Kötü niyetli marka tescili 556 S. KHK'da bir hükümsüzlük nedeni olarak sayılmamış olmasına rağmen, doktrinde bir kısım yazarlar tarafından bu durum da hükümsüzlük nedeni olarak savunulmuş, nihayet SMK 6/9 maddesinde kötü niyetli tescil bir tescil engeli olarak yasal mevzuattaki yerini almıştır. Yargıtay HGK, 16.07.2008 tarih ve 2008/11-501- E., 2008/507 K. Sayılı kararı ile tescilde kötü niyetliliği markanın hükümsüzlüğüne yol açacağı yönünde içtihat oluşturmuştur. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de sonradan vermiş olduğu kararlarda bu hususu dikkate almıştır.
Bir markanın kötüniyetle tescil ettirildiğinden söz edebilmek için, o markanın tescil ettirilmesinin altında başkasına ait olduğunu bildiği bir markayı haksız olarak sahiplenme, başkasına ait markanın tanınmışlığından ve itibarından haksız olarak yararlanma, başkasının markasının piyasaya girmesini engelleme, tescil ettirilen markayı gelecekte gerçek hak sahibine markadan doğan hakları kullanmakla tehdit ederek satma amacı gibi dürüstlük kuralı (MK m d. 2) ile bağdaşmayan kanıtlanabilir niyetlerin yatması gerekir.
Yine bu konuda Yargıtay HGK 2013/1831 E., 2015/1198 K sayılı 15.04.2015 tarihli emsal kararlarında, “...556 sayılı KHK'nın 35/l.maddesi uyarınca tescil başvurusu sırasında kötü niyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi, sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de KHK'nın amacına uygundur. Çünkü, KHK'nîn 35/1. Ve 42/l-(a) maddelerindeki düzenlemelerde, esasen MK'nun 2.maddesinin özel bir uygulamasından ibarettir. Bu bakımdan her somut olayın özellikleri gözönüne alınarak açıkça kütü niyetle gerçekleştirildiği belirlenen marka tescilinin hükümsüzlüğüne karar verilebilmelidir. Bu husus 556 sayılı KHK'nın 42.maddesinde başlı başına bir hükümsüzlük nedeni olarak düzenlenmemiş olsa dahi, genel hüküm ve temel prensip niteliğindeki MK'nun 2.maddesi uyarınca kötü niyetin korunması söz konusu olamayacağından dolayı aynı sonuca ulaşılması KHK'nın ruhuna da uygundur. ... marka Hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil nedeniyle sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli tescil olarak kabul edilmektedir.
Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kişinin iyi niyet iddiasında bulunamayacağına da şüphe yoktur (TMK. m. 2).
Ne 556 sayılı KHK’de ne de SMK’de hangi hâllerde kötü niyetli marka başvurusunun söz konusu olduğu belirtilmemiştir. Ancak genel olarak kötü niyetli marka başvurusu; hak sahibi olmadığını bilmesine rağmen dürüstlük kuralına aykırı şekilde tescil için başvuruda bulunulması veya başvurunun tescil ettirilmesi olarak tanımlanabilir. Bu kapsamda başvuru sahibinin markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekmesi hâli, kötü niyetin varlığında önem kazanmaktadır. Örneğin, gerçek hak sahibi olmamakla birlikte başkasının ticaretinde kullandığı tescilsiz bir işareti, kendisinin hak sahibi olmadığını bile bile tescili için başvuruda bulunan kimse kötü niyetli sayılacaktır. Yine başkası tarafından kullanılan bir markanın aynısını veya benzerini bilerek ve haklı bir neden olmaksızın sırf rakibini engellemek amacı taşıyan engelleme markaları kötü niyetli marka başvurusu olarak değerlendirmelidir. Ayrıca başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme ve marka ticareti yapmak ya da şantaja yönelik başvuruda bulunmak ve tescil ettirmek de kötü niyetli olarak kabul edilmelidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.07.2008 tarihli ve 2008/501 E., 2008/507 K. sayılı kararı). Görüldüğü üzere kötü niyetli marka başvurusu hâli her somut olay kapsamında ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur.
Somut olaya dönüldüğünde; davalı yanın dava konusu marka tescil başvurusunu gerçekleştirir iken kötü niyetli olduğunu SMK 6/9 kapsamında davalı yana ait tescilli markanın hükümsüzlüğü koşulların oluşmadığı anlaşılmış olup; davalı yan markanın davacı yana ait seri markalar arasına sızmasının veya bu markalardan birisi olarak algılanma ihtimali ile davalının davaya konu markasını tekrarlama ve engelleme amacıyla kötüniyetli olarak tescil ettirdiğine ilişkin herhangi bir delile rastlanmadığından ispat yükü davacıya ait olacağı gerekçesi ile kötü niyet koşullarının somut olayda gerçekleşmediği kanaatine varılmıştır.
HÜKÜM:
1- Davanın reddine,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca hesap olunan 427,60 TL karar harcından peşin yatırılan 80,70 TL'nin mahsubu ile kalan 346,90 TL bakiye karar harcının davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davalılar yararına hesap olunan 25.500,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalılara verilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
6-Yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
Dair davacı vekili/davalı vekilinin yüzüne karşı, (HMK 345/1 md. gereğince) gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamı ödenmek suretiyle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı. 25/06/2024
Katip ...
¸
Hakim ...
¸
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!