T.C.
İSTANBUL
4.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/107
KARAR NO : 2024/17
DAVA : Fikir Ve Sanat Sanat Eseri Sahipliğinden Kaynaklanan Haklara Tecavüzün Ref'i, Önlenmesi Ve Tazmini
DAVA TARİHİ : 15/06/2022
KARAR TARİHİ : 06/02/2024
Mahkememizde görülen davada yapılan açık yargılama sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin yazarı olduğu "..." isimli eserinde yer alan "..." adlı öykünün, umuma iletim (FSEK m. 14), adın belirtilmesi selahiyeti (FSEK m. 15) ve eserin bütünlüğünü koruma (FSEK m. 16) haklarının "..." isimli dizide eserin işlenmesi suretiyle ihlal edilmesinden kaynaklanan tecavüzlerin tespiti ile FSEK m. 70 uyarınca müvekkilimizin uğradığı manevi zararın karşılığı olarak 50.000,00 TL değerinde tazminata hükmedilerek haksız eylem tarihinden itibaren yürütülecek olan avans faiziyle beraber müvekkile ödenmesine, Müvekkilinin "..." isimli eserinde yer alan "..." adlı öykünün işleme (FSEK m. 21), çoğaltma (FSEK m. 22), yayma (FSEK m. 23), umuma iletmek ve yeniden iletmek (FSEK m. 25) suretiyle başta FSEK olmak üzere ilgili ulusal ve uluslararası mevzuat hükümlerinden kaynaklanan haklarına yönelik gerçekleştirilen tecavüzlerin tespiti ile davalı yanın vaki tecavüzlerin ref'i için Sayın Mahkemenizden FSEK m. 68/1 uyarınca müvekkil ile davalılar arasında yazılı izin sözleşmesi imzalanmış olsaydı; fazlaya dair hakları , davayı ıslah etme ve ek dava ile fazlaya ilişkin miktarı talep etme hakları saklı kalmak kaydıyla, FSEK m. 68/1 uyarınca bilirkişi marifetiyle hesaplanacak bedelin üç katının şimdilik 5.000,00 TL'sinin haksız eylem tarihinden itibaren yürütülecek olan avans faiziyle beraber müvekkile ödenmesine, FSEK m. 69 uyarınca davalıların "Destan" dizisinin umuma iletimine yönelik mevcut ve ileride gerçekleşmesi muhtemel müdahalelerinin men'i ve tedbiren dizinin yayınına son verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... ve ... ŞİRKETİ vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafından .... 42. Noterliği’ nin... tarih ve ... Yevmiye Numaralı ihtarnamesi ile Müvekkili Şirket tarafından üstlenilen “...” adlı dizinin senaryosunda davacı/keşideciye ait “ ...” isimli kitabında bulunan "..." isimli öykünün haksız rekabet teşkil edecek şekilde kullanıldığı, öykünün "..." isimli dizi haline getirildiği, kitabının telif ve yayın haklarının ihlal edildiği iddiası ile davalılardan 5.000.000 TL tutarından az olmamak kaydıyla telif ücretinin ihtarnamenin tebliği tarihinden itibaren 7 gün içerisinde ödenmesi talebinde bulunulduğunun ihtar edildiği, Davalı Müvekkillerinin, Davacı'nın kitabından ve öyküsünden, dizinin yayınlanan 6. Bölümünden sonra taraflarına tebliğ edilen bu ihtarname ile birlikte ilk defa haberdar olduğu ve kitabı temin ederek incelemede bulundukları, bu kapsamda yapılan inceleme doğrultusunda ihtarnameye, ... tarihinde ... 19. Noterliğinin ... yevmiye numaralı yazısı ile vekilleri olarak cevap verdikleri, ihtarnameye cevaplarında, Müvekkili Şirket'in Türkiye'de ve yurtdışında oldukça tanınan, beğeniyle izlenen ve reyting rekorları kıran ..., ..., ... gibi büyük prodüksiyonların yapımcısı olduğu, kendi senaryo ekibi ve tarih alanında uzman danışmanları ile uzun soluklu araştırma ve çalışmalar neticesinde özgün/hususiyet taşıyan benzersiz senaryolar ortaya koyduğunu, öykünün ... dizisi haline getirildiğine ve haksız rekabet teşkil edecek şekilde kullanıldığına dair iddiaların soyut ve mesnetsiz olduğu ve gerçeğe aykırı ve hukuken geçersiz iddia ve taleplerin hiçbir suretle kabul edilmediğinin bildirildiği, cevabi ihtarname tebliği akabinde, Davacı tarafından 09.03.2022 tarihinde Müvekkilleri ve diğer davalı aleyhine zorunlu arabuluculuğa başvurulduğu, 23/03/2022 tarihli arabuluculuk son tutanağı tutularak sürecin anlaşmama ile neticelendirildiği, Müvekkillerinden ...'ın yapımcısı/ proje tasarımcısı olduğu ve Müvekkili Şirket'in yapımını üstlendiği dava konusu "..." isimli özgün, yaratıcı, hususiyet arz eden dizinin; aylarca süren çalışma ile senaristler/senaryo ekibi ve tarih alanında uzman danışmanlarıyla senaryosunun hazırlandığı, her bir karakterin ruhsal ve fiziksel özellikleri, kullanacakları dil üzerinde titizlikle çalışılarak sanat ekibi tarafından imaj, kostüm çalışması yapıldığı, döneme uygun mekanlara ilişkin dekorlar ve kullanılacak müzikler, konsept, çekim açısı, tekniği , rengi üzerinde yönetmen/ görüntü/ sanat yönetmenleri tarafından uzun soluklu çalışmalar yapılarak ortaya konulduğu, Bu uzun soluklu ve çok maliyetli çalışmalar neticesinde Türkiye'de en çok izlenen üç televizyon kanalından bir tanesi olan ... ile Müvekkilleri tarafından yapılan görüşmeler neticesinde 23 Kasım 2021 tarihinde ilk bölümü ile yayınlanmaya başladığı, Müvekkillerinin yurt içi ve yurt dışında kitlelerce beğeni ile takip edilen prodüksiyonlara imza atarken ve Türk Kültürü, tarihi, motiflerini, gelenek ve göreneklerini, aile yapısı ve yaşayış biçimlerini topluma ve gelecek nesillere aktarmak için bağımsız ve özgün eserleri modern teknikler kullanarak ortaya koymayı ve tüm dünyaya anlatmayı kendilerine görev addederlerken, Davacı tarafından intihal, fikir hırsızlığı gibi çirkin, itibarı zedeleyici ve karalayıcı ithamlarda bulunulmasının Müvekkillerine adeta hakaret niteliğinde olduğu, sadece müvekkilleri açısından da değil dizi ile ilgili tüm senaristler, danışmanlar, yönetmenleri/görüntü yönetmenleri/sanat yönetmenleri, sanat ve dekor ekibi gibi birçok kişinin maddi ve manevi açıdan çalışma ve emeğine leke sürüldüğü, Davacının, ...’ın kazandığı reyting ve popülariteden faydalanmak niyetiyle hareket ettiği,Destan dizisinin; Orta Asya'nın çetin bozkırlarında ...'ın yetim bıraktığı ... arasında geçen hikâyede; zaman içerisinde bu ikilinin aralarında oluşan aşkla imkânsızı başarmalarını konu aldığı, ... öyküsünün konusunun ise; Oba hayatı yaşayan ve törelerin geçerli olduğu Türklerin zamanında beşik kertmesi geleneğine göre evlenmeyi bekleyen ...’ın başka bir karakterle yaşadığı imkansız aşk hikayesi ile günümüz yıllarında ... karakterinin dönem şartlarında yaşadığı zorluğu, yalnızlığı üzerinde durulmak suretiyle iki dönem için aşk ve yalnızlık kavramlarının karşılaştırılarak işlenmesi olduğu, Dizinin işlenme eser olduğuna yönelik iddialarının kabulü mümkün olmadığı, müvekkillerine ait dava konusu dizinin, işlenme eser niteliğinde değil hususiyet arz eden başlı başına özgün bir sinema eseri olduğu, Davacının öyküsünden alıntı yapıldığını iddia ettiği başlıkların tamamı topluma mal olmuş, herkesçe bilinen tarihi bilgi ve olgular olduğu, Davacının iddia ettiği bütün unsurların İslamiyet öncesi Türk Destanlarında (...,..., .., ..., ..., ..., ...) yer alan motif ve unsurlara ilişkin olup herkes tarafından kullanıma açık kaynaklardan erişim sağlanarak bilgi sahibi olunabilecek anonim bilgiler olduğu, kimsenin tekelinde olmadığı, Bunun en tipik örneğinin, dava dilekçesinin 3. sayfasında belirtilen “Konar göçerlerin kuralları, töreleri” ifadesi olduğu, bunların, binlerce yıllık Türk toplum yapısının bir gerçekliği değil de sanki ilk defa Davacı tarafından kurgulanmış bir hayat tarzı imiş gibi sunulduğu, bunun yanı sıra Davacı'ya ait olduğu iddia edilen “oba hayatı, dağlarda yaşayan kız, babasını küçük yaşta kaybetme, gelin alayı seyretme, düş görme” sahnelerinin sıradan, günlük hayatın parçası olan olaylar olduğu, bir hususiyetleri bulunmadığı, “...” nerdeyse İslamiyet öncesi Türk destanlarının tamamında karşılaşılan motif, figür ve karakterler olduğu, yine dilekçenin 6.sayfasında davacının, "..." ibaresinin eserler arasında benzerlik içeren unsur olarak yer verildiği, bu ibarenin de "..." olarak herkesçe bilinen efsanede yer alan zor kullanarak çözülebilecek sorunlar için kullanılan bir deyim, kamuya mal olmuş anonim bir ifade olduğu, Dava konusu dizi ile Davacının davaya konu kitabında yer alan öykü arasında konu, konuyu işleme biçimi yani olay örgüsü, kahramanlar, anti kahramanlar, kahramanların çatışmaları ve finali, yardımcı kahramanlar ve yardımcı öyküler açısından intihal/benzerlik olmadığı, her iki eserin farklı tarihi kesiti, farklı tarihi olayları, farklı bir tarzda işlediklerinin ortaya konulduğu, Davacının mali ve manevi hiçbir hakkı ihlal edilmediğinden dolayı ve Müvekkillerinin hiçbir hukuka aykırı, haksız fiil eylemi bulunmadığından dolayı talep ve tazminat şartları oluşmadığı, Davacı tarafından dava dilekçesinde belirtilen telif tazminatının soyut ve mesnetsiz ve fahiş olduğu, Davacının, davanın amacını dahi aşan fahiş tedbir taleplerinin kabulünün mümkün olmadığı, bu konuda ileri sürülen taleplerin davacının kötü niyetli hareket ettiğini gösterdiği, Müvekkilinin hiçbir hukuka aykırı eylemi bulunmadığından dolayı hasız rekabete ilişkin hiçbir durumun söz konusu olmadığı hususlarını beyan ederek davanın reddini talep etmiştir
Davalı ... ŞİRKETİ vekili cevap dilekçesinde özetle; "..." dizisinde; Türkler'in İslamiyet'i kabul etmesinden önce, Orta Asya Döneminde geçen imparatorluk ve boyların savaşı anlatıldığı, Dizi, her ne kadar tarihsel gerçekliği birebir yansıtmasa da o dönemdeki Türk Devlet ve Kağanlıkları olan “...” gibi devlet ve boyların birbiriyle olan iç savaşları ve çekişmeleri, yabancı devletlere karşı mücadeleleri ile zamanla tarih sahnesinden silinmesi ya da zayıf düşerek doğu-batı şeklinde ikiye bölünmeleri gibi tarihsel gerçekliklerden, ..., ..., ... gibi destanlardan, Türk mitolojisinde de önemli yere sahip “...”, “...”, gibi hayvan figürlerinden, Türklerin Orta Asya dönemdeki yaşantısını, gelenek göreneklerini, kültürünü, inançlarını anlatan tarihi kaynakları referans alarak kendine özgü bir kurguyla oluşturulduğu, Dizinin danışmanları arasında ... Üniversitesi Tarih Bölüm Başkanı ..., ... Üniversitesi Bilim Tarihi ve Felsefesi Bölüm Başkanı ... , ... Üniversitesi Genel Türk Tarihi Bölüm Başkanı ...’nun yer aldığı, Dizinin danışmanları tarafından hikâyenin geçtiği dönem ve dönemin yaşamıyla ilgili oyunculara üç ay boyunca teorik dersler verildiği, dönemi yansıtmak adına 20.000 metrekare alanda ...yer aldığı, Ayrıca ... dahilinde ise 5800 metrekarelik açık platoda sekizinci asır bölgenin Türk mimarisi esas alınarak şehir sokakları ve çarşısı yapıldığı, Döneme ait 50 çadırlık iki oba 15 bin metrekare üzerine kurulmuş olup, ... el yapımı çadırlar Türkmenistan'da, dizi projesine özel olarak üretildiği, Bu hazırlıkların inşası 6 ay sürerken, bu dekorların hazırlık sürecinde 287 kişilik sanat ekibinin görev aldığı, Davacıya ait “...” öyküsü ile müvekkiline ait “...” dizisinde benzer olduğu iddia edilen unsurların hususiyet taşımayan harc-ı alem unsurlar olduğu, bir ürünün eser olarakvasıflandırılabilmesi için öncelikle FSEK’te sayılan eser türlerinden birine dahil olması ve sahibinin hususiyetini taşıması gerekmekte olduğu, FSEK anlamında bir hak ihlalinin olabilmesi için, bir kopyalamanın gerçekleşmesi gerektiği, Diğer bir deyişle, hak ihlali için ilgili eserin bazı pasajları/ifadeleri atıf yapılmaksızın alınması lazım olduğu, eğer, her iki taraf da bağımsız bir şekilde aynı sonuca varmışlarsa, her ikisinin de eseri korumadan yararlanacağı, Dolayısıyla telif hukuku ile fikirlerin kendisi değil ifade ediliş biçimlerinin korunmakta olduğu, Fikirler, konular, tema, motif vb. hususların telif hukukunda korunmamakta olduğu, görüldüğü üzere davacının telif ihlali iddiasında bulunduğu ve kendisinin hususiyetini içerdiğiniiddia ettiği unsurların hepsinin, genel geçer konu ve tema niteliğinde olduğu ve bir kişinin tekelinde olmayan unsurlar olduğu, Davacı herkesin kullanımına açık genel konu ve motifler üzerinde hak sahipliği yaratmaya çalışmakta olduğu, benzerlik olarak iddia edilen unsurların; ya sektörde kullanılan harc-ı âlem unsurlar ya da dizi tekniğinin gerektirdiği benzerlikler veya tarihi örf adetler ile gelenekler olduğu, bu bağlamda somut olayda öykülerin konularının bazı yönlerden benzerlik arz etmesinin intihalin varlığı için bir kanıt olmadığı, Aksi durumun kişilere belirli fikir ve konular üzerinde tekel hakkı sağlamasına sebebiyet vereceği, bu durumun telif hakları korumasının amaçlarıyla yakından uzaktan bir ilgisi olmadığı, bir ihlal vakıası belirlenirken karşılaştırılan eserlerin objektif olarak hususiyetlerinin belirlenmesi gerektiği, bir telif ihlalinden söz edebilmek için ilk eserin hususiyet taşıyan özelliklerinin, suçlanan esere alınmış olması gerektiği, bu anlamda telif ihlalinin olabilmesi için normal şartlarda benzerlik arz etmeyecek unsurların birbirine benzemesi gerekmekte olduğu, intihal için, hususiyet taşıyan kısımların suçlanan esere izinsiz olarak aktarılması gerektiği, Korunmayan kısımların iki eserde de olmasının intihal için yeterli olmadığı, Çünkü bu unsurların kimsenin tekelinde olmayıp, herkesin kullanımına açık olduğu, bunun dışındaki benzerliklerin; genel ve dizinin amacına uygun benzerlikler olarak kabul edileceği, ... dizisinin başta konusu olmak üzere olay örgüsü, dizinin geçtiği dönem ve karakterlerin özellikleri ve ifade edilişi bakımından ... öyküsünden tamamen farklı olduğu, konu, olay örgüsü, olayın geçtiği dönem, karakter özellikleri birbirinden tamamen farklı olduğu, söz konusu benzerliklerin telif korumasından yararlanması için, bu benzer olan unsurların yazarın hususiyetini barındırması gerekmekte olduğu, ancak söz konusu unsurların tek tek incelendiğinde benzer olarak bulunan unsurların hiçbirinin hususiyet barındırmadığı ve oldukça klişe ve sektörde daha önce kullanılmış tema ve motifler olduğunun görüleceği, dolayısıyla bu temaların hususiyeti bulunmadığı için farklı kişiler tarafından işlenmesinin telif ihlali doğurmayacağı, Davacının belirttiği unsurların hususiyet içerdiği sonucuna varılırsa bundan sonra hiç kimsenin, Orta Asya Dönemindeki Türk Boylarını anlatan dizi, film, kitap, belgesel yayınlamayacağı, davacının iddiasına göre bu eserlerde geçen ..., Töre kuralları, ..., ... motifleri, cenaze merasimi (...), düğün alayları ile karakterlerin cesur, uzun siyah saçlı olması ya da düş görmesi, pınar başından su içmesi, uçurum tepesinden bakması, davacının hususiyetini ihtiva ettiğinden, telif ihlali ile karşılaşacağı, bu tarz hususiyet barındırmayan genel tema ve motiflerin yer aldığı pek çok dizi/film yapıldığı, nitekim çekimlerine 2017 yılında başlanan 2019 yapımlı, Türk tarihinin ilk kadın hükümdarı olan ..., doğumundan, ... birleştirmesi ve ... ile yaptığı savaşı kazanma sürecine kadar olayları anlatan “...” filminde, davacının hususiyet addettiği “Babasının kendisine ata binmeyi, ok atmayı öğretmesi, Başrol karakterin babasını küçük yaşta kaybetmesi, konar göçer hayatı ile yerleşik saray hayatı, pınar başından su içmesi, rüyasında kanatlı kurt motifi görmesi, genç kızın dağlarda tek başına dolaşması, cesur ve korkusuz olması, atıyla dost olması, Başrol karakterin intikam alma isteği, başrol karakterin dağın tepesinden uzaklara dalıp hayal kurması, şifacı ve büyücü kadının otlarla yarayı tedavi etmesi, saray kıyafeti ile obadakilerin kıyafetinin farklı olması, ağıt yakma motifi(...), başrol kadın karakterin uzun saçları, yay gibi kaşları, ok gibi hedefine kenetlenen gözleri olması” gibi konu, tema, motif ve karakter özellikleri bulunduğu düşünüldüğünde davacıya ait “...” adlı öykünün “...” adlı filmden intihal suretiyle oluşturulduğu, davacının dilekçesindeki tabir ile “benzerliklerin fikir hırsızlığı/intihal boyutuna ulaştığını” kabul etmek gerektiği, Davacının dayanak öyküsünün 50 sayfadan meydana gelmekte olduğu, bu kısa öykünün bir kısmında da günümüz yıllarında yaşayan Mihrusu karakterine yer verildiği, Bu kadar kısa bir metin dolayısıyla yaklaşık 1.800-1900 sayfa ve 27 bölümlük bir dizinin tamamı üzerinden eser sahipliği iddiasının da dinlenemeyeceği, Davacının müvekkili kanalında yayınlanan dizi ile kendi öyküsünde benzer olarak belirttiği konu, tema ve motiflerin dizinin sadece bir iki bölümünde yer almakta olduğu, bu unsurların da herhangi bir hususiyet içermediğinin genişçe açıklandığı, herhangi bir özgünlüğü yani hususiyeti olmayan ve yaygın olarak kullanılan konu, tema ve motiflerin başkaları tarafından kullanılmasının haksız rekabet de teşkil etmeyeceği, Yargıtay’a göre haksız rekabetin oluşması için benzerliğin yanında iltibasın da arandığı, haksız rekabet mevzuatının doğrudan fikri ürünleri korumadığı, Haksız rekabet mevzuatının, rekabet hakkının kötüye kullanımına ve iltibasa karşı dolaylı bir koruma sağladığı, somut olayda ise hususiyet ve özgünlük içermediğinden özel kanun olan FSEK mevzuatı ile korunmayan genel geçer ve yaygın ifade unsurların genel kanuna dayanılarak haksız rekabetle korunmasının mümkün olmadığı, davacının iddia ettiği benzerliklerin hususiyet içermediği apaçık ortadayken, davacının alternatif olarak görüp terditli olarak ileri sürdüğü haksız rekabet talebinin de reddi gerektiği hususlarını beyan ederek, davanın reddini talep etmiştir.
Dosyada taraflarca bildirilen tüm deliler toplanmış, özel ve teknik bilgi gerektirmesi nedeniyle bilirkişi raporu alınmıştır.
Mahkememize sunulan 21/03/2023 tarihli ve 08/09/2023 tarihli bilirkişi raporlarında özetle; Dosya konusu kitap ve içeriğinde yer alan “...” isimli öykünün eseri oluşturan unsurları taşıdıkları ve ilim ve edebiyat eseri niteliğinde oldukları, "..." isimli kitap davacı yazarının “...” olduğu, bu kapsamda gerek kitabın gerekse içeriğinde yer alan “...” isimli öykünün yazarının davacı olduğu, bu kapsamda davacının kitap ve öykünün eser sahibi olduğu , Davacıya ait öykü ile dava konusu dizi senaryoları karşılaştırıldığında, olay örgüsü, anlatılma amacı, mekan, zaman, karakterler bakımından farklı oldukları, her iki yaratımda da kullanılan ... gibi kavramlar ve eylemlerin eski dönemlere ait bilinen, o dönemi anlatan her türlü kurmaca eserlerde sıklıkla kullanılan kavramlar olduğu, sahibinin hususiyetini taşımadığı ve herkesçe kullanılabileceği ve tüm bu hususlar çerçevesinde, bir intihalden söz edilemeyeceği ve davalı eylemleri ile davacı eserine karşı
FSEK anlamında bir hak ihlalinin gerçekleştiğinin söylenemeyeceği, davalılar eylemleri ile davacıya karşı haksız rekabet teşkil eden bir eylemin gerçekleştirildiğinin söylenemeyeceği görüş ve kanaati bildirilmiştir.
KANAAT VE GEREKÇE
Uyuşmazlığın davacıya ait ... isimli kitapta yer alan ... isimli öykünün 5846 sayılı FSEK kapsamında haklarının davalılara ait Destan isimli dizide işlenmesi iddiasına dayalı tecavüzün tespiti ve maddi manevi tazminat istemine ilişkin olduğu anlaşılmıştır.
Dava değerinin 55.000 TL olarak gösterildiği, tevzi formunda ise maktu harç alındığı, bu haliyle harç eksikliği, 492 Sayılı Harçlar Kanunu'nun 30 ve 32. maddesi hükümleri gereğince işlem yapılarak harç eksikliği giderilmiştir.
Eser Vasfının Değerlendirilmesi
Yargıtay kararlarına göre, FSEK kapsamındaki uyuşmazlıkta dava konusu fikri ürünün "eser" niteliği taşıyıp taşımadığı resen araştırılmalıdır. FSEK'in 1/B maddesinde öngörülen tanım dikkate alındığında bir fikir ve sanat ürününün eser olarak nitelendirilebilmesi için iki unsuru haiz olması gerekir.
Bunlardan ilki, fikir ve sanat ürününün sahibinin hususiyetini taşıması, ikincisi ise kanunda sayılan eser kategorilerinden birine dahil olmasıdır. Doktrinde, bu unsurlardan ilkine "sübjektif unsur" veya "esasa ilişkin şart", ikincisine ise "objektif unsur veya "şekle ilişkin şart" denilmektedir. Sübjektif unsur gereğince, bir fikir ve sanat ürününün eser olarak kabul edilebilmesi için, bu ürünün onu meydana getiren kişinin "hususiyetini" taşıması gerekmektedir. Başka bir deyişle eser onu yaratan zihnin bireyselliğini gösteren özellikler taşımalıdır. Objektif unsur gereğince, bir fikir ve sanat ürününün hukuk alanında korunmayı hak edebilmesi için, sahibinin hususiyet arz eden fikri çabasının somut neticesi olması gerekir. Başka bir deyişle bu fikri çaba gözle görülebilir, elle tutulabilir, kulakla duyulabilir, kısaca algılanabilir olmalıdır. Fikir ve düşünceler, ancak bir şekle büründüğünde yani eser formunda açıklığında fikri hukuk kapsamına girer.
Diğer taraftan eserde algılanabilir olma dışında düşüncenin açıklanış formatı da önemlidir. Yani fikir ve sanat ürününün FSEK'te öngörülmüş olan düşünceyi ifade formatlarından birine dahil olması gerekir. FSEK'te eser formatları olarak; ilim ve edebiyat eserleri, musiki eserleri, güzel sanat eserleri, sinema eserleri ve bağlı eser olarak kabul edilen işlenme eserler gösterilmiştir. Dolayısıyla bir fikir ve sanat ürününü bu formatlardan birine sokmak mümkün değilse, onu kanuna göre eser saymak ve korumak da mümkün olmayacaktır.
Kanunun saydığı eser gruplan, ilim ve edebiyat eserleri, musiki eserleri, güzel sanat eserleri ve sinema eserleridir. Estetik değere sahip olan grafik eserler de güzel sanat eserleri arasında, kamında sayılmaktadır.
Eserin sahibinin hususiyetini taşıması, sübjektif unsur olarak karşımıza çıkar. Eserin sahibine özgü, az çok bağımsız fikri bir çalışmanın somut neticesi olması takdirde sahibinin hususiyetini taşıdığı söylenebilir.
FSEK bakımından geçerli olduğu üzere, korunan hususun fikirler değil fikrin ifade ediliş biçimi olduğunu, tasarımın özelliğinin, kullanım usulünün, görünümünün verdiği hissiyatın koruma kapsamında olmadığım belirtmiştir.
Senaryo bir yapımın başından sonuna kadar tüm kurgusunun, olaylar örgüsünün, karakterlerin ve aksiyonların yer aldığı metin olarak tanımlanabilir. Senaryonun temeli; “Bir hikâye, en iyi şekilde nasıl anlatılır sorusudur. Ancak senaryo edebi bir metin değildir. Senaryo yazarının düşünde yarattığı dünyayı, o filmi gerçekleştirecek olanlara aktardığı, yazıya döktüğü, belli bir yazım şekli olan bir metindir. O filmin yapımında çalışan yönetmeninden kameramanına, ışıkçısından dekorcusuna kadar herkesin aynı şeyi anlayıp yapması için tüm detayların yer aldığı kılavuz metindir. Geniş zaman kipinde sahne içinde olacak eylemleri diyalog, müzik ve efektleri kapsar. Senaryoda her sayfa 1 dakikayı ifade eder. İki saatlik bir filmin senaryosu 120 sayfadır. Senaryo yazım aşamasında ilk basamaklar diyebileceğimiz sinopsis ve teretman senaryo yazımından önce yazılan metinler vardır. ..., filmin kısa bir özetiyken, teretman senaryoda anlatılan bütün olaylara değinilir. Teretmanın birçok yerinde filmin nası! çekilmesinin düşünüldüğü açıkça belirtilir. Diyaloglar yer almaz, duygu veya soyut anlatımlar yer almaz, görsel karşılığı olan cümleler yazılır.
Somut uyuşmazlık bakımından yapılan incelemede, teknik bilirkişiler tarafından yapılan değerlendirmede, konusu kitap ve içeriğinde yer alan “...” isimli öykü incelendiğinde, eseri oluşturan unsurları taşıdıkları ve yukarıda yapılan tanımlamalar kapsamında ilim ve edebiyat eseri niteliğinde oldukları kanaatine varılmış olup, "..." isimli kitap incelendiğinde, davacı yazarının “...” olduğu, bu kapsamda gerek kitabın gerekse içeriğinde yer alan “...” isimli eserin yazarının davacı olduğu, bu kapsamda davacının kitap ve öykünün eser sahibi olduğu anlaşılmştır.
İntihal İddiası Bakımından Yapılan İnceleme
İntihalin sözlük anlamı "aşırmadır". İntihal, başkasının eserini kendisine mal etmedir. İntihal için eserin aynen alınmış olması da şart olmayıp eserde bölümlerin, namelerin figürlerin, şekillerin dizilişinde değişiklikler (takdim tehir) yapılması halinde de intihal söz konusudur. Yine bir eserden alıntı yapılıp da eser sahibin adı, iktibas yapılan eserin adı, kaçıncı bası olduğu, bası tarihi de belirtilmezse, "intihal" söz konusu olur.
İntihal, bir kişinin başkasının eserini kendi eseriymiş gibi göstermesidir.
FSEK'in mimarı olarak kabul edilen ...'in tanımı da şöyledir: "Her kim bir başkasının eserini, kendi eseri olarak gösterir veyahut bir kitabın metnini veyahut bir musiki eserin bestesinin melodisini, kelimelerin ve notaların yerlerini değiştirmek suretiyle tadil eder ve bu suretle vücuda gelen bu esere kendi ismini verirse veyahut her kim, bir kitabın veyahut bir melodinin tarzı ifadesini, orijinal aşikâr surette belli olacak derecede tahrif eder ve böyle bir esere kendi ismini verirse, bu tarz hareket cezayı mucip bir intihal telakki edilir." demektedir.
Türk hukukunda, intihale ilişkin açık bir hüküm yoktur, buna mukabil intihalin haksız fiil olduğu kabul edilmektedir. İntihal halinde eser sahibinin manevi haklarından olan "eser sahibi olarak tanıtılma hakkı"(FSEK m.15) ihlal edilmiş olur, ancak eser sahibin mali haklarının ihlal edilip edilmediği somut olayın durumuna göre değişecektir.
Somut olay bağlamında, Davacıya ait “...” isimli kitap içeriğinde yer alan “...” öyküsü ile Destan dizisi, zaman, mekan, hikaye ve karakterler açısından “...” isimli kitaptaki ... öyküsü ile ... isimli dizi detaylı incelendiğinde hikâye, olay örgüsü, anlatılma amacı, mekan, zaman, karakterler bakımından farklı olduğu, Davacı tarafın benzerlik iddia ettiği diğer kısımların ise ... gibi kavramlar ve eylemler eski dönemlere ait bilinen, o dönemi anlatan her türlü kurmaca eserlerde sıklıkla kullanılan kavramlar olduğu, hususiyet taşımadığı, dava konusu her iki yaratımda da aynı temaların kullanılması nedeni ile bir intihal ve davacı eseri üzerindeki hakların ihlalinin söz konusu olmadığına dair dosya kapsamında teknik inceleme bulunduğu, davacıya ait öykü ile dava konusu dizi senaryoları karşılaştırıldığında, olay örgüsü, anlatılma amacı, mekan, zaman, karakterler bakımından farklı oldukları, her iki yaratımda da kullanılan.. gibi kavramlar ve eylemlerin eski dönemlere ait bilinen, o dönemi anlatan her türlü kurmaca eserlerde sıklıkla kullanılan kavramlar olduğu, sahibinin hususiyetini taşımadığı ve herkesçe kullanılabileceği, tüm bu hususlar çerçevesinde, bir intihalden söz edilemeyeceği değerlendirilmesi kapsamında 5846 sayılı FSEK hükümlerinden kaynaklı asli taleplerin ayrı ayrı tümden reddine, dair karar vermek gerekmiştir.
Davacı aynı zamanda, terditli olarak 6102 sayılı TTK m. 55/c hükmü gereğince, fiilin haksız olduğunun tespitini, haksız rekabetin men'ini, kusurun da var olduğu olayda maddi zararın tazminini talep etmiştir.
Haksız Rekabet Yönünden Yapılan İnceleme
TTK m. 54'e göre, “rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır”. Haksız rekabete dair hükümlerin temel amacı, bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır. Dürüst rekabetten anlaşılması gereken rekabet kapsamındaki davranışların dürüst ve ahlaklı olması gerekliliğidir. Rekabet ortamında gerçekleşen herhangi bir davranış veya uygulamanın rekabete etki etmese dahi, dürüstlük kurallarına veya ahlaka aykırı olması haksız rekabetin varlığı bakımından yeterli kabul edilmektedir (Hüseyin Ulgeıı/MeIıme( Helvacı/Arslan Kaya/N. Füsun Nomer Ertan, Ticari İşletme Hukuku, 2019, s. 555).
Genel ilke çerçevesinde haksız rekabet belirlenirken taraflar arasında rekabet olması, failin yarar sağlaması, failin kusurlu olması veya haksız rekabete uğrayan kimsenin zarar görmüş olması şart değildir. Haksız rekabetin varlığından söz edebilmek için, ticari nitelikte bir davranış veya uygulamanın bulunması, söz konusu davranış veya uygulamanın aldatıcı veya başka bir şekilde dürüstlük kurallarına aykırı olması ve rakipler arasında veya tedarik eden kimselerle müşteriler arasındaki ilişkinin etkilenmesi gerekmektedir.
Haksız rekabet tespitinde öncelikle özel hüküm olması sebebiyle TTK 55 hükmünde sayılan hallerden birinin olup olmadığı belirlenmelidir. Zira somut uyuşmazlık bu hallerden birine giriyorsa öncelikle bu hükmün esas alınması gerekir. Belirtilen halde TTK 54'te yer alan şartların sağlanıp sağlanmaması önemli değildir. Davalılar tarafından davacıya karşı haksız rekabet teşkil eden bir eyleminin bulunmadığına dair denetime açık rapor içeriği de gözetilerek, 6102 sayılı TTK hükümlerinden kaynaklı feri taleplerinin ayrı ayrı tümden reddine, dair karar vermek gerekmiştir.
Davacı, davasında birden fazla talepte bulunuyor ve fakat, asıl talebi kabul edilmediği takdirde yardımcı talebi hakkında karar verilmesini istiyorsa terditli veya kademeli dava söz konusudur. Burada birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş birden çok dava bulunmamaktadır. Terditli davadan davalıya karşı ileri sürülen birden fazla talep arasında bir aslilik-ferilik ilişkisi mevcut bulunmaktadır. Terditli davada, mahkeme öncelikle asıl talebi inceleyecek ve bir kanaate varacaktır. Mahkeme, asıl talebin esastan reddi gerektiği konusunda bir kanaate varmadan, fer’i talebi incelemeye başlayamaz ve hükme bağlayamaz. Görüldüğü gibi burada birbirinden bağımsız iki ayrı talep bulunmamaktadır. Ancak, asıl talep kabul edilmediği takdirde fer’i talep konusunda bir karar verilebilecek tek dava mevcuttur. Terditli açılan davaların niteliği gereği ancak isteklerden biri hakkında hüküm kurulabilmekte olup, tek vekalet ücreti takdir edilir. Ancak davacının talebinin kısmen kabul kısmen reddine karar verilmesi halinde reddedilen miktar bakımından davalı lehine vekalet ücreti takdir edilmesi mümkündür. Terditli açılan davalar için ayrı ayrı vekalet ücreti takdiri mümkün değildir.
HMK’nın 111. maddesinde düzenlenen biçimde terditli dava açılabilir. Terditli davalarda aynı davalıya karşı birden fazla talep, aralarında bir aslilik ferilik ilişkisi kurmak suretiyle aynı dava dilekçesinde ileri sürülebilir. Ancak bu talepler arasında bağlantının bulunması şarttır. Öte yandan, anılan Yasa’nın 111/2. maddesinde belirtildiği üzere mahkemece davacının asli talebinin esastan reddine karar vermedikçe, fer’î talebini inceleyemez ve hükme bağlayamaz. Terditli (kademeli) olarak açılan davalarda ilk talebin reddine bağlı olarak ikinci talep hakkında kabul kararı verilmesi durumunda iki ayrı dava için iki ayrı harç ve yargılama giderlerine hükmedilemez. Bu nedenle reddedilen asıl ve terditli davalar yönünden tespit, maddi ve manevi tazminat talepleri yönünden tek bir vekalet ücreti tadkiri yoluna gidilmiştir.
Tüm bu açıklamalar ışığında toplanan deliller alınan bilirkişi raporları bir arada değerlendirildiğinde, sübut bulmayan asıl ve terditli davanın reddine dair karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere,
1-5846 sayılı FSEK hükümlerinden kaynaklı asli taleplerin ayrı ayrı tümden reddine,
2-6102 sayılı TTK hükümlerinden kaynaklı feri taleplerinin ayrı ayrı tümden reddine,
3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca peşin alınan 939,26 TL harçtan alınması gerekli 427,60 TL karar harcının mahsubu ile kalan 511.66 TL bakiye karar harcının istek halinde davacıya iadesine,
4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davalılar vekili yararına hesap olunan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalılara verilmesine,
5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen manevi tazminat yönünden davalılar vekili yararına hesap olunan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalılara verilmesine,
6-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen maddi tazminat yönünden davalılar vekili yararına hesap olunan 5.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalılara verilmesine,
7-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
8-Davalı ...ŞİRKETİ tarafından yapılan 11,00 TL'nin (posta masrafı) davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
9-Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.600,00 TL arabuluculuk sarf ücretinin davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,
10-Yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
Dair davacı vekili, davalılar vekillerinin yüzüne karşı, (HMK 345/1 md. gereğince) gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamı ödenmek suretiyle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.06/02/2024
Katip
¸e-imzalıdır
Hakim
¸e-imzalıdır
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!