T.C.
İSTANBUL
4.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO:2021/355
KARAR NO :2024/10
DAVA:Marka (Tecavüzün Tespiti İstemli)
DAVA TARİHİ:24/08/2021
KARAR TARİHİ:23/01/2024
Mahkememizde görülen davada yapılan açık yargılama sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; ... markasının Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde müvekkili şirket adına tescilli olup, müvekkili şirkete ait ... markasının dünyanın bir çok ülkesinde de tescilli olup, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6/S maddesi kapsamında tanınmış marka statüsüne haiz olduğunu, müvekkili şirketin fikri ve sınai hakların korunması hususunda çok hassas olup bu kapsamda düzenli olarak yaptığı araştırmalar neticesinde, davalıların ... markasını ihtiva eden mikro fiber temizlik bezi ürünlerinin tanıtım ve satışını gerçekleştirdiğinin tespit edildiğini, işbu ihtilafa konu ... markasını ihtiva eden mikro hiber temizlik bezine ait ürün numunesinin dilekçe ekinde sunulmakta olup, ilgili görsellerin aşağıda yer aldığını; davalıların müvekkili şirkete ait "..." markasını izinsiz olarak kullandığı gibi, müvekkili şirketin tescil ve fiili kullanımına konu renk ve yazı karakterlerini de kopyaladığını; Davacıya ait ... markasının her ne kadar "..." olarak alt alta kullanılsa da bir araya getirildiğinde ve davalıya ait kullanımla yan yana konulduğunda davalıların müvekkiline ait kullanımı birebir kopyaladığı, lacivert tonun bile aynı kullanıldığını, yaz formatlarının ayırt edilemeyecek kadar benzediğinin açıkça görüldüğünü, müvekkili şirkete ait markanın rengini ve yazı karakterini de taklit eden davalıların, müvekkili şirkete ait ... markası ile iltibası mutlak hale getirmeyi amaçladığını, bu itibarla da marka hakkına tecavüz ve haksız rekabete ilişkin iddialarının somut dayanağının bulunduğunu; Davalılardan ...'in müvekkiline ait tanınmış ... markasını birebir kopyalamış olup, ihtilafa konu markaların iltibas yaratır nitelikte olması nedeniyle davalılardan ...'e ait markanın hükümsüz kılınması gerektiği Sonuç ve Talep kısmında her türlü sair dava hakları, tazminat talepleri ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla,
1- HMK 390. madde hükmü uyarınca davanın esasına girilmeden ve dilekçeleri davalıya tebliğ edilmeden evvel; dava dilekçelerinde yapmış oldukları açıklamalar ve sunmuş oldukları deliller itibariyle davalıların, davacının tanınmış markası olan ... markasının birebir aynısı olan ... ibaresine dair ihlal teşkil eden kullanmalarının, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturan davaya konu fiil işlemlerinin davacılar aleyhine çok ciddi zarar olacağının somut olmakla, HMK madde 389 (1) uyarınca davacının marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil eden "..." ibaresini içerir üretim, satış, dağıtım ve tanıtım olmak üzere her türlü kullanımının dava sonuçlanana kadar durdurulmasına; a. Müvekkillerinin marka haklarına tecavüz teşkil eden haksız rekabete sebebiyet veren "..." ibaresini/logosunu içeren şeklindeki mikrofiber temizlik bezleri ve dahil her türlü işyeri tabelası, araç üzeri reklam, reklam, ambalaj, broşür, fatura, katalog, poster, kartvizit vb. evrak ile bütün iş metaryallerine, belgelerine, ve bu ürünlerin üretimine yarayan makine, araç, kalıplara, davalılara ait yukarıda belirtilen adreslerde TEDBİREN el konulması, yargı gözetiminde tutulması, kararın icrası için gerekli müzakerelerin yazılmasına, b. ...'in 2009 ... sayılı ... markasına ilişkin dava dışı 3. kişilere lisans vermek suretiyle kullandırılmasının engellenmesine, c. "..." ibaresini ihtiva eden mikrofiber temizlik bezleri ve dahil ürünlerin yukarıda sayılan davalılar ve /veya lisansörleri ile anlaşmalı olduğu firmalar tarafından ithalat ve ihracatının durdurulması ve önlenmesine teminen, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı'na ithalat ve ihracatının durdurulması yönünde müzakere yazılmasına, d. Davacıların teminattan muaf tutulması suretiyle, davalılardan ... adına 2009 ... sayı ile tescilli ... markasının 3. Kişilere devrinin önlenmesi ve bu amaçla Türk Patent ve Marka Kurumu'na müzakere yazılmasına, e. Davalı tarafın 2009 ... tescil numaralı ... markasından kaynaklanan marka haklarını işbu dava kesinleşene kadar gümrükler veya herhangi bir kurum nezdinde ve piyasada müvekkili şirketlerin ve onların Türkiye'deki temsilci distribütörlerinin kullanımlarına karşı ileri sürülmesinin engellenmesine,
2- Davalıların, davacı müvekkillerinin tanınmış markası olan ... ibaresinin birebir aynısı olan ... ibaresini/logosunu içerir şeklindeki ve bunlarla sınırlı olmaksızın tüm ithal teşkil eder kullanımlarının müvekkillerine ait marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun ve davalıların kötü niyetle olduğunun tespitine, durdurulmasına ve önlenmesine, her türlü kullanım, üretim ve satışının, lisans verilmesinin, ithalat ve ihracatının durdurulması ve önlenmesine, Davalıya ait ürünlerin ve bu ürünlerin üretimine yarayan makine, araç, kalıp, ambalaj, etiket, işyeri tabelası, kutu, iş evrakı, katalog, ve her türlü tanıtım ve promosyon araçlarına el konulması ve imha edilmesine,
3-Davacıya ait çok tanınmış markası olan ... ibaresinin aynısının davalılardan ... tarafından 2009 ... sayı ile 21. sınıfta tescil edilmiş olması sebebi ile işbu marka tescilinin kötü niyetli tescil olduğunun tespiti ile hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine
4- Mahkeme karar özetinin tüm Türkiye'de yayınlanan ve en yüksek traja sahip ilk 3 gazeteden birinde bir kez ilanına, ilan ücretinin peşin olarak davalıdan alınmasına ve 5- Yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine ve davalarının kabulüne karar verilmesini arz ve talep etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili ...'in 22.12.2009 başvuru ve akabinde tescil tarihi olmak üzere, yaklaşık 12 yıldır huzurdaki uyuşmazlığa konu ... tescil numaralı "..." ibaresini ve/veya markasını Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde tescilli bir şekilde hak sahibi olarak 21. sınıfta kullandığını, işbu tescil sınıfı ilgili ibareyi taşıyan ürünlerin üretimlerini kapsadığı gibi, söz konusu markanın 06.12.2019 tarihinde Türk Patent ve Marka Kurumu bünyesinde ikinci 10 yıl için harcı ödenmek suretiyle yenilendiğini, Davacı taraf şirketlerin Türk patent ve Marka Kurumu bünyesinde marka tescillerinin neredeyse tamamının müddet halinde iptal edilmiş ve davacı taraf şirketlerin marka durumlarını takip etmekten imtina ettiğine dair bir karine oluştuğunu, Huzurdaki davada müvekkilleri ile müvekkil şirketin nitelikleri ve pazardaki finansal hacimleri ile davacı taraf şirketlerin işbu durumlarının karşılaştırılması yapıldığında ve ayrıca müvekkillerine müvekkillerince markanın 12 yıl çekişmesiz kullanımı da gözetildiğinde, HMK 389/1 maddesi uyarınca davacı taraf şirketler aleyhine hiçbir gecikme nedeniyle sakınca ve/veya mevcut durumda meydana gelebilecek değişme halinin olmadığını, dolayısıyla Sayın Mahkemece en geniş anlamda tesis edilen işbu ihtiyati tedbir kararına tümden itiraz ettiklerini, tümden itirazlarının kabul görmediği noktada davacı taraf şirketlerden alınan teminat tutarının yükseltilmesini talep etmenin zaruri olduğunu arz ettiği, Netice ve Talep kısmında: yukarıda açıklanan maddi hukuki nedenler, gerekçeler ve Sayın Başkanlığınızca re'sen dikkate alınacak nedenlerle öncelikle huzurdaki dava dosyasında tesis edilen en geniş anlamlı ihtiyati tedbir kararının iptal edilmesine, iptal taleplerinin yerinde görülmememsi halinde tedbire esas teşkil etmek üzere davacılardan alınan 250.000-TL (ikiyüzbin Türk Lirası) teminat tutarının 2.500.000 TL (ikimilyon beşyüzbin Türk Lirası) 'ye yükseltilmesine karar verilmesini Sayın Mahkeme'den bilvekale talep etmiştir.
Davalı... San. ve Dış Ticaret Ltd. Şti. Vekilin cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili Şirket... San. ve Dış Ticaret Ltd. Şti. ... - ... ticari faaliyetlerde bulunmakta ve bu faaliyetler çerçevesinde çeşitli kazançlar elde etmekte olduğunu, asıl ticari faaliyet alanının her türlü ürünlerin toptan veya perakende satışı olmakla birlikte, özellikle küçük ev aletleri, spot mallar, temizlik elemanlarının tedariki noktasında piyasada bilinen ve tanınmış bir şirket olduğunu, Müvekkili şirketin işbu piyasa tanınmışlığının bir uzantısı olarak '...' ibaresini / markasını, Türk Marka ve Patent Kurumu nezdinde ... ilk tescil numarası ile 21. sınıfta tescilli markayı lisans sahibi olarak kullandığını ve/veya ticari gelir sağladığını, Huzurdaki davanın ikame edilememesinin ve marka hakkına tecavüz gerekçesi sunulmasının hak düşürücü süre nedeniyle mümkün olmadığını, ... Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde hukuki olarak diğer davalı adına gerçekleştirilen "..." ibareli marka tescilini 12 yıldır fark etmemiş oldukları, dolayısıyla iddia olunan tecavüz halini 12 yıldır bildiklerinin karne olarak kabul edilmesi gerektiğini; Müvekkili Şirket'in uyuşmazlığa konu markayı sadece hukuki olarak geçmiş yıllardan itibaren geçerli bir lisans hakkına dayanarak kullandığından, marka tecavüz halinden sorumluluğunun olmadığını, Diğer davalı ...'in 22.12.2009 başvuru ve akabinde tescil tarihi olmak üzere, yaklaşık 12 yıldır huzurdaki uyuşmazlığa konu ... tescil numaralı “..." ibaresini, ve/veya markasını Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde tescilli bir şekilde hak sahibi olarak 21. sınıfta kullandığını, ... Diğer davalının kendisine ait tescilli "..." markasını kullandığı ürünler ve/veya faaliyet alanının tamamen farklı olduğunu; Müvekkili şirketin, iktisap ettiği lisans hakkı çerçevesinde ve hukuki ve hukuki düzenlemeler içerisinde sektörde önemli noktalara satışlar da yaptığını belirttiği Netice ve talep kısmında: yukarı açıklanan maddi hukuki nedenler, gerekçeler ve Sayın Başkanlığınızca re'sen dikkate alınacak nedenlerle öncelikle huzurdaki davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini Sayın Mahkemeden talep etmiştir.
Dosyaya taraflarca bildirilen tüm deliler toplanmış, özel ve teknik bilgi gerektirmesi nedeniyle bilirkişi raporu alınmıştır.
Mahkememize sunulan 30/11/2022 tarihli bilirkişi raporunda; Davalılardan ...'in hükümsüzlüğe konu ... tescil numaralı '...' markası ile davacılardan ... ... & .... ... 'nın .../... numaralı ve T/... numaralı hükümsüzlüğe gerekçe '...' markasının BİREBİR AYNILIĞI ve de tarafların bahse konu markalarının kapsadığı mal/ hizmetlerin benzerliği nedeniyle, tarafların markalarının halk tarafından ilişkilendirilme ihtimalinin bulunduğu, Davacının sessiz kalma yoluyla hak iddia edemeyeceği yönündeki davalıların iddialarının değerlendirildiği; dava tarihi ile hükümsüzlüğe konu marka başvuru tarihi arasındaki hesaplanan sürenin 11 vıl 8 ay 2 gün, dava tarihi ile marka yayın tarihi arasındaki hesaplanan sürenin 11 yıl 2 ay 10 gün, dava tarihi ile davalının marka tescil tarihi arasında hesaplanan sürenin 10 vıl 10 ay 3 gün olduğu, sessiz kalma yoluyla aranan 5 yıllık sürenin bu bakımdan aşıldığı ancak davacı marka sahibinin markasının kullanıldığını bilmesi veya bilebilecek durumda olması hususu da süre başlangıcı olarak kabul edildiğinden; dosya kapsamındaki - delillerden, davacıların, davalıların marka tescilinden ve de kullanımlarından ne zaman haberdar oldukları hususunda tespit yapılaması, Davalının hükümsüzlüğe konu markasını kötüniyetle tescil ettirmiş olabileceği kanaatimiz oluşmuş olmakla birlikte, bu konudaki nihai karar ve takdirin Sayın Mahkemede olduğu, kötü niyetin kabulü durumunda davalının ... numaralı markasının, marka tescili kapsamındaki mal/hizmetlerin tamamında hükümsüz kılınabileceği, Davacının markasının davalı markasının tescilinden 10 yıl sonra tanınmış marka olarak TÜRKPATENT siciline kaydettirildiği kabul edildiğinde, davalıların davacı markasının tescilleri kapsamındaki aynı malları değil benzer malları ürettiği ve tüketicinin bu noktada, davacılara ait malları almak yerine davalıların mallarını karışıklıkla tercih etmiş olma durumu (iltibas) olmadığı, tüketicinin davacı markasının bilinirliğine ve bu markalı malların güvenilirliğine, kalitesine vb. özelliklerine göre mi davalıların ürünlerini tercih ettiğinin anlaşılamaması yani tüketici davranışının neye göre şekillendiğinin bilinememesi nedenleriyle; işbu durumda davacı markasına tecavüz unsurlarının tam olarak oluşmadığı ancak bu konudaki hukuki yorum ve nihai kararın Sayın Mahkemede olduğu görüş ve kanaati bildirilmiştir.
Mahkememize sunulan 19/06/2023 tarihli bilirkişi raporunda; Davacı ve davalı tarafların markalarının farklı Nice sınıflarında tescilli olsalar dahi davacı ve davalının benzer mal ve hizmet faaliyetlerinde bulunduğu, marka adı konusunda bir “ayniyet” söz konusu olduğu, marka adındaki büyük kü harf farklılığının ayniyeti ortadan kaldırmadığı, Davacı ... adına tescilli “...” markasının tanınmış marka olduğu kanaatinde olduğumuzu, Davalı tarafından, Davacı ... tescilli markaları ile aynı olacak şekilde kullanım yapılmak suretiyle Davacı " ... markasının tanınmışlığından, ayırt edicilik gücünden, reklam değerinden haksız yararlanmaya yönelik faaliyette bulunulduğu, Davali tarafından tescilli marka hakkı sahibi ...'nın marka hakkına tecavüz fiilinin gerçekleştirildiği görüş ve kanaatine varıldığı, Davacı ... tescilli markası olan “...” ile davalı ... adına tescilli olan “...” isimli markaların orta düzeylerdeki tüketiciler nezdinde karıştırılma ihtimallerinin ve müşterilerin de iki işletme arasında bağlantı bulunduğu yanılgısına düşme ihtimallerinin yüksek olduğu, davalının markası karşılaştırıldığında davalının markasının sözcük unsuru, şekil ve logo açısından ayırt edici nitelikte kabul edilmeyeceği kanaatine varıldığı, Davacı ... markasından davalı ...'in habersiz olduğu ihtimalinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı; davalının dava konusu markaya ilişkin 2009 yılında yapmış olduğu tescilinin davacının hak sahibi olduğu markasının tanınmışlığından ve ayırt edicilik gücünden, reklam değerinden haksız yararlanmaya yönelik olduğu kanaatine varıldığı, Davalı tarafından uyuşmazlık konusu markanın kullanılmasının TTK 55/1/a/4 hükmüne göre haksız rekabet teşkil ettiği görüş ve kanaati bildirilmiştir.
KANAAT VE GEREKÇE
Uyuşmazlığın; davalı kullanımlarının davacıya ait marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturup oluşturmadığının tespiti ile oluşturması halinde bunun önlenmesine, durdurulmasına, sonuçlarının ortadan kaldırılması istemi ile birlikte davalılardan ... adına TPMK nezdinde 2009 ... numara ile tescilli ... ibareli markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkini ile birlikte hükmün ilanına ilişkin olduğunun tespitine ilişkindir.
Marka Hakkına Tecavüz Bakımından Yapılan İnceleme
6769 sayılı Kanunun 29. maddesinde marka hakkına tecavüz sayılan fiiller sayılmıştır. Bunlar Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7. maddede belirtilen biçimlerde kullanmak, marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak, marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek halleridir.
İlgili Kanunun 7 inci maddesi; "Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir. Marka sahibinin, izinsiz olarak yapılması hâlinde, aşağıda belirtilen fiillerin önlenmesini talep etme hakkı vardır: a)Tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin, tescil kapsamına giren mal veya hizmetlerde kullanılması. b)Tescilli marka ite aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle betik tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması. c)Aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın, tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin haklı bir sebep olmaksızın kullanılması.
Aşağıda belirtilen durumlar, işaretin ticaret alanında kullanılması hâlinde, ikinci /fıkra hükmü uyarınca yasaklanabilir: a)İşaretin, mal veya ambalajı üzerine konulması. b)İşareti taşıyan malların piyasaya sürülmesi, teslim edilebileceğinin teklif edilmesi, bu amaçlarla stoklanması veya işaret altında hizmetlerin sunulması ya da sunulabileceğinin teklif edilmesi. c)İşareti taşıyan malın ithal ya da ihraç edilmesi. ç)İşaretin, teşebbüsün iş evrakı ve reklamlarında kullanılması. d)İşareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bağlantısı olmaması şartıyla işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ya da benzeri biçimlerde kullanılması. e)İşaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılması. f)İşaretin hukuka uygun olmayan şekilde karşılaştırmalı reklamlarda kullanılması. " hükümlerine amirdir.
Kanunun 149.maddesinde "Sınai mülkiyet hakkı tecavüze uğrayan hak sahibi, mahkemeden aşağıdaki taleplerde bulunabilir: a)Fiilin tecavüz olup olmadığının tespiti. b)Muhtemel tecavüzün önlenmesi. c)Tecavüz fiillerinin durdurulması. ç)Tecavüzün kaldırılması ile maddi ve manevi zararın tazmini. d)Tecavüz oluşturan veya cezayı gerektiren ürünler ile bunların üretiminde münhasıran kullanılan cihaz, makine gibi araçlara, tecavüze konu ürünler dışındaki diğer ürünlerin üretimini engellemeyecek şekilde elkonulması. e)(d) bendi uyarınca elkonulan ürün, cihaz ve makineler üzerinde kendisine mülkiyet hakkının tanınması f)Tecavüzün devamını önlemek üzere tedbirlerin alınması, özellikle masraflar tecavüz edene ait olmak üzere (d)bendine göre elkonulan ürünler ile cihaz ve makine gibi araçların şekillerinin değiştirilmesi, üzerlerindeki markaların silinmesi veya sınai mülkiyet haklarına tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise imhası. g)Haklı bir sebebin veya menfaatinin bulunması hâlinde, masrafları karşı tarafa ait olmak üzere kesinleşmiş kararın günlük gazete veya benzeri vasıtalarla tamamen veya özet olarak ilan edilmesi veya ilgililere tebliğ edilmesi" şeklinde düzenleme bulunmaktadır.
SMK m. 29/1-a atfıyla uygulanacak olan SMK m, 7/2- b'ye göre tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tesdili markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması, marka hakkına tecavüz niteliği taşıyacaktır.
6102 sayılı TTK'nın 54 vd maddeleri Haksız Rekabete ilişkindir. Madde 54- "(1)Haksız rekabete ilişkin bu Kısım hükümlerinin amacı, bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır. (2)Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır." hükümlerine amridir. Yine TTK Madde 55- (1)Aşağıda sayılan hâller haksız rekabet hâllerinin başlıcalarıdır: a)Dürüstlük kuralına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri ile diğer hukuka aykırı davranışlar ve özellikle;.... 4.Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak,... dürüstlüğe aykırı davranmış olur. Şeklinde düzenlenmiş Madde 56 da "Haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, meslekî itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimse; a)Fiilin haksız olup olmadığının tespitini, b)Haksız rekabetin men'ini, c)Haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesini ve tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise, haksız rekabetin işlenmesinde etkili olan araçların ve malların imhasını, d)Kusur varsa zarar ve zıyanın tazminini, e)Türk Borçlar Kanununun 58 inci maddesinde öngörülen şartların varlığında manevi tazminat verilmesini isteyebileceği düzenlenmiş kararların ilanının talep edebileceği öngörülmüştür.
Mutlak hak niteliğini taşıyan markanın, marka sahibinin izni olmaksızın bir başkası tarafından kullanılması yasaklanmış bulunmaktadır. Markanın sahibinden başkası tarafından aynen veya taklit, tağyir, iltibas suretiyle kullanılıp kullanılmadığının saptanmasında her şeyden önce markanın şekil ve anlam itibariyle taşıdığı baskın unsur göz önünde bulundurulmalıdır. Bu baskın unsurun aynen veya değiştirilerek başkası tarafından kullanılması, haksız olarak kullanımının tespitinde büyük önem taşır. Bir marka ana özellikleri itibariyle başkası tarafından bir hakka dayanmadan kullanıldığında tecavüz unsuru gerçekleşmiş olur (Erdal Noyan, Marka Hukuku, Ankara, 2006, s.545). Bir marka hakkına tecavüz teşkil edilebilmesi için, markayla ayniyet taşıyan veya benzer olan işaretin, tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerin aynı veya benzeri mal veya hizmetlerde tüketiciler tarafından karışıklığa sebebiyet verecek şekil ve surette kullanılması gerekir.
Somut olay yönünden yapılan incelemede, Davacı ... adına Türk Patent ve Kurumu nezdinde “...” marka adıyla tanınmış marka olarak T/... numarası ve ... sicil numarası ile tescilli olup yenileme işlemleri de 2019 yılında yapılmıştır. Davalının ilgili markası 01 / 02 / 03 / Nice Sınıflarında ilk olarak 06.07.1989 tarihinde tescil edilmiştir. Davalı ...’in dava konusu markası Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde 2009 ... sicil numarası ile ilk olarak 21.12.2010 tarihinde tescil edilmiş olup, marka adı “...” olarak kayıtlıdır. Marka 21 Nice sınıfında tescillidir ve 2019 yılında yenileme işlemleri tamamlanmıştır. Davacı ... adına tescilli “...” markası ile davalı ... adına tescilli “...” markası farklı Nice sınıflarında tescilli olsalar da marka adı konusunda bir “ayniyet” söz konusu olduğu rapor içeriği ile tespit edilmiştir.Tanınmış Marka İddiaları Bakımından Yapılan Değerlendirme Tanınmış marka farklı mal veya hizmetler için de koruma sağladığından markanın aynı veyabenzer ürünler için korunması kuralının istisnasını oluşturmaktadır.6769 sayılı SMK'da ve taraf olduğumuz tanınmış markalarla ilgili uluslararası anlaşmalarda tanınmış markanın tanımı ve kriterleri gösterilmemiş, bu husus Özel Dairenin bozma kararında belirtildiği üzere konu mahkeme içtihatları ve öğretiye bırakılmıştır. Nitekim Özel Daire 13/03/1998 tarih ve 5647/1704 s. bir kararında "bir kişi veya teşebbüse sıkı sıkıya bağlı, garanti, kalite, kuvvetli reklam ve yaygın dağıtım içeren, müşteri, akraba, dost ve düşman ayırımı yapılmaksızın, coğrafi sınır, kültür ve yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışımdır" biçiminde bir tanımlama getirmiş ve bu tanıma nazaran da markanın promosyon sonucunda kazanılan herkesçe veya ilgili kesimce bilinme, emtia söylendiğinde o markanın akla gelmesi, ilişkin olduğu sektörde iyi bilinme ve geniş bir dağıtım ağına sahip olma gibi kıstaslara göre markanın tanınmış marka olup olmadığının tespiti cihetine gidilmektedir.
Doktrinde konuyla ilgili yapılan bir başka tanıma göre ise; "Bir ülkenin bir veya birkaç yöresinde tutunma markalar değil, dünya çapında olmasa bile, yurt içi ve yurt dışında ilgili çevrelerce bilinen, Paris Sözleşmesine üye devletlerden birinin yurttaşına veya o ülkelerden birinde yerleşik olan ya da ticari veya sınai işletmeye sahip kişilere ait bulunan markalar" tanınmış markalardır (Bkz. Ünal Tekinalp Fikri Mülkiyet Hukuku, 2012, s. 411).
SMK m.6/5'te yer alan "Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi" ibaresine temel teşkil eden düzenleme Paris Konvansiyonunun 1. mükerrer 6. maddesi hükmüdür. Bu hükümde tanınmış marka kavramına yönelik olarak verilen kriter "herkesçe bilindiği mütalaa edilen" kavramıdır. Antlaşmanın Fransızca metninde markayı ifade etmek "notoirement connue(s)" ifadesi, Almanca metninde ise Türk doktrininde de sıklıkla kullanılan "notorisch bekannte" ifadesi kullanılmaktadır. Yine Konvansiyon'un 29/1-(c) hükmünde muhtelif yorumlarda itirazlar olması halinde Fransızca metin kabul edilir denmek suretiyle, Fransızca (ve takiben Almanca) metnin esas alınmasının yanlış olmadığı söylenebilir. Hukukumuzdaki düzenlemeye de temel teşkil eden anılı hükümde yer alan ifadeler ise herkesçe bilindiği gibi anlamına gelmekte olup, tanınırlık kriteri olarak ilgili/ilgisiz herkesi yeni toplumu esas almaktadır. Bu kabulün ise tanınmış markanın bilinirlik eşiğini çok yukarı koyduğu ve maddenin uygulama alanını daralttığı muhakkaktır. Bir diğer uluslararası antlaşma olan Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Antlaşması (TRIPs) ise 16. maddesinde yer alan düzenleme ile tanınmışlık düzeyi (yüksek) marka kavramını gündeme getirmiştir. Bu düzenleme sebebiyle doktrinde ve yargı makamlarında farklı özelliklerine göre ve tanınmıştık derecelerine göre, farklı koruma düzeylerine sahip tanınmış marka çeşitlerinin olduğu öngörüsü egemendir. Ancak tanınmış marka huhuken farklı alt türlere ayrılmamakta, ... Paris Konvansiyonu'ndan bağımsız, ayrı bir tanınmış marka kavramı ile ondan ayrı bir düzen getirmemekte, aksine hükmü tamamlamakta, tanınmış marka kavramının uygulama alanını genişletmektedir. Paris Konvansiyonu ve TRIPs bağlamında tanınmış marka tektir. TRIPs düzenlemesiyle tanınmış markanın herkesçe bilinirlik ölçütünü tüm toplum olmaktan çıkarmıştır. Bu bağlamda markanın ticarete konu yapıldığı ilgili sektörde bilinir olması tanınmış marka olarak kabul görmesinde yeterli olacaktır. İlgili sektörün tespitinde ise markanın kapsadığı ürünlerin hitap ettiği müşteriler yanında, rakip ürün müşterileri, alıcıları, satıcıları ve sektör içindeki ilgili kişiler nezdindeki bilinirlik dikkate alınacaktır. (Bkz. Paslı, 433- 440).
Tanınmışlığın tespitinde, marka sahibi tarafından yaptırılan promosyon ve tanıtım malzemeleri yanında ulusal basında veya gazetelerde markanın tanınmışlığını ortaya koyan reklam ve haberler de dikkate alınır. Bunun yanında yaygın kullanım alanı, toplum nazarındaki tanınmışlıkta dikkate alınır. Bir markanın tanınmış marka olarak belirlenmesinde, markanın toplumun ilgili kesiminde sahip olduğu yüksek bilinirlik düzeyi dikkate alınması gereken kriterlerden biridir.
Somut olaya dönüldüğünde, bilirkişi raporu ile de tevsik edildiği üzere Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde de tanınmış marka olarak T/... numarası ve ... sicil numarası ile tescilli olup yenileme işlemleri de 2019 yılında yapıldığından, Davacı ... markasının tanınmışlığından, ayırt edicilik gücünden, reklam değerinden haksız yararlanmaya yönelik faaliyette bulunulduğu, Davacı ... markasından haberdar olunmamasının da hayatın olağan akşına uygun olmadığına kanaat getirilerek hükümsüzlük talebi yönünden bu hususta göz önüne alınmıştır.
Hükümsüzlük Talepleri Bakımından Yapılan Değerlendirme
Davacı tarafça SMK md. 6/5,6 ve 9 maddeleri kapsamında davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğü talep edilmiştir.
6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun Hükümsüzlük Hâlleri Ve Hükümsüzlük Talebi Başlıklı 25. Maddesi; "1)5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hallerden birinin mevcut olması halinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir".2)Menfaati olanlar. Cumhuriyet savcıları veya ilgili kamu kurum ve kuruluşları markanın hükümsüzlüğünü mahkemeden isteyebilir. 3)Marka hükümsüzlük davası, dava tarihinde sicilde marka sahibi olarak kayıtlı kişilere veya hukuki haleflerine karşı açılır. Markanın hükümsüzlüğü davalarında Kurum taraf gösterilmez. 4)Bir marka, 5 inci maddenin birinci fıkrasının (b), (c) ve (d) bentlerine aykırı olarak tescil edilmiş olup da kullanım sonucunda tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından hükümsüzlük talebinden önce ayırt edici nitelik kazanmışsa hükümsüz kılınamaz. 5)Hükümsüzlük halleri, markanın tescil edildiği bir kısım mal veya hizmete ilişkin bulunuyorsa, sadece o mal veya hizmet yönünden kısmi hükümsüzlüğe karar verilir. Marka örneğini değiştirecek biçimde hükümsüzlük kararı verilemez. 6)Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği halde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez. 7)6 ncı maddenin birinci fıkrası uyarınca açılan hükümsüzlük davalarında 19 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmü def i olarak ileri sürülebilir. Bu durumda kullanıma ilişkin beş yıllık sürenin belirlenmesinde dava tarihi esas alınır. Hükümsüzlüğü istenen markanın başvuru veya rüçhan tarihinde, davacının markası en az beş yıldır tescilli ise davacı ayrıca, söz konusu başvuru veya rüçhan tarihinde 19 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartların yerine getirildiğini ispatlar. ” hükümlerine amirdir.
Bu madde metninde atıf yapılan 5. ve 6. maddeler, marka tescilinde mutlak ve nispi red nedenleri başlıkları altında toplanmaktadır.
Kanunun “Marka tescilinde mutlak ret nedenleri” başlıklı 5. Maddesine göre ; "Aşağıda belirtilen işaretler, marka olarak tescil edilmez: a) 4 üncü madde kapsamında marka olamayacak işaretler. b) Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler. c) Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler. ç) Aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetlerle ilgili olarak tescil edilmiş ya da daha önceki tarihte tescil başvurusu yapılmış marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer işaretler. d) Ticaret alanında herkes tarafından kullanılan veya belirli bir meslek, sanat veya ticaret grubuna mensup olanları ayırt etmeye yarayan işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler. e) Malın doğası gereği ortaya çıkan şeklini ya da başka bir özelliğini veya teknik bir sonucu elde etmek için zorunlu olan veya mala asli değerini veren şeklî ya da başka bir özelliğini münhasıran içeren işaretler.f) Mal veya hizmetin niteliği, kalitesi veya coğrafi kaynağı gibi konularda halkı yanıltacak işaretler. g) Paris Sözleşmesinin 2 nci mükerrer 6 ncı maddesine göre reddedilecek işaretler. ğ) Paris Sözleşmesinin 2 nci mükerrer 6 ncı maddesi kapsamı dışında kalan ancak kamuyu ilgilendiren, tarihi ve kültürel değerler bakımından halka mal olmuş diğer işaretler ile yetkili mercilerce tescil izni verilmemiş olan armaları, nişanları veya adlandırmaları içeren işaretler. h) Dinî değerleri veya sembolleri içeren işaretler. ı) Kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı işaretler.i) Tescilli coğrafi işaretten oluşan ya da tescilli coğrafi işaret içeren işaretler.(2) Bir marka, başvuru tarihinden önce kullanılmış ve başvuruya konu mal veya hizmetler bakımından bu kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmışsa bu markanın tescili birinci fıkranın (b), (c) ve (d) bentlerine göre reddedilemez. (3) Bir marka başvurusu, önceki marka sahibinin başvurunun tesciline açıkça muvafakat ettiğini gösteren noter onaylı belgenin Kuruma sunulması hâlinde birinci fıkranın (ç) bendine göre reddedilemez. Muvafakatnameyeilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.” hükümlerine amirdir.
Buna göre mutlak red nedeni olarak tescili yasaklanmış işaretlerin ayırt etme gücüne sahip olmamaları veya herkesin kullanımına açık olmaları sebebiyle kamu menfaati gözetilerek tescil edilmeleri mümkün değildir.
Kanunun “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” başlıklı 6. Maddesine göre; "1) Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. 2)Ticari vekil veya temsilcinin, marka sahibinin izni olmaksızın ve haklı bir sebebe dayanmaksızın markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kendi adına tescili için yaptığı başvuru, marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. 3)Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir. 4)Paris Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir. 5)Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye'de ulaştığı tanınmıştık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.(6) Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir. (7) Ortak markanın veya garanti markasının yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren üç yıl içinde yapılan, ortak marka veya garanti markasıyla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki hak sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (8) Tescilli markanın yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren iki yıl içinde yapılan, bu markayla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki marka sahibinin itirazı üzerine bu iki yıllık süre içinde markanın kullanılmış olması şartıyla reddedilir. (9) Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir." hükümlerine amirdir.
6769 sayılı SMK'nın 25. Maddesine göre 5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir.
Kötü niyet Bakımından Yapılan Değerlendirme
Kötü niyetli marka tescili 556 S. KHK'da bir hükümsüzlük nedeni olarak sayılmamış olmasına rağmen, doktrinde bir kısım yazarlar tarafından bu durum da hükümsüzlük nedeni olarak savunulmuş, nihayet SMK 6/9 maddesinde kötü niyetli tescil bir tescil engeli olarak yasal mevzuattaki yerini almıştır. Yargıtay HGK, 16.07.2008 tarih ve 2008/...-...- E., 2008/... K. Sayılı kararı ile tescilde kötü niyetliliği markanın hükümsüzlüğüne yol açacağı yönünde içtihat oluşturmuştur. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de sonradan vermiş olduğu kararlarda bu hususu dikkate almıştır.
Bir markanın kötüniyetle tescil ettirildiğinden söz edebilmek için, o markanın tescil ettirilmesinin altında başkasına ait olduğunu bildiği bir markayı haksız olarak sahiplenme, başkasına ait markanın tanınmışlığından ve itibarından haksız olarak yararlanma, başkasının markasının piyasaya girmesini engelleme, tescil ettirilen markayı gelecekte gerçek hak sahibine markadan doğan hakları kullanmakla tehdit ederek satma amacı gibi dürüstlük kuralı (MK m d. 2) ile bağdaşmayan kanıtlanabilir niyetlerin yatması gerekir.
Yine bu konuda Yargıtay HGK 2013/... E., 2015/... K sayılı 15.04.2015 tarihli emsal kararlarında, “...556 sayılı KHK'nın 35/l.maddesi uyarınca tescil başvurusu sırasında kötü niyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi, sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de KHK'nın amacına uygundur. Çünkü, KHK'nîn 35/1. Ve 42/l-(a) maddelerindeki düzenlemelerde, esasen MK'nun 2.maddesinin özel bir uygulamasından ibarettir. Bu bakımdan her somut olayın özellikleri gözönüne alınarak açıkça kütü niyetle gerçekleştirildiği belirlenen marka tescilinin hükümsüzlüğüne karar verilebilmelidir. Bu husus 556 sayılı KHK'nın 42.maddesinde başlı başına bir hükümsüzlük nedeni olarak düzenlenmemiş olsa dahi, genel hüküm ve temel prensip niteliğindeki MK'nun 2.maddesi uyarınca kötü niyetin korunması söz konusu olamayacağından dolayı aynı sonuca ulaşılması KHK'nın ruhuna da uygundur. ... marka Hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil nedeniyle sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli tescil olarak kabul edilmektedir.
Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kişinin iyi niyet iddiasında bulunamayacağına da şüphe yoktur (TMK. m. 2).
Somut olaya dönüldüğünde; davalı yanın marka tescil başvurusu sırasında davacı yanın markasınından haberdar olduğu, davalının dava konusu markalara ilişkin tescilinin davacının hak sahibi olduğu markasının tanınmışlığından ve ayırt edicilik gücünden, reklam değerinden haksız yararlanmaya yönelik olduğu bu haliyle SMK m.6/9 uyarınca hükümsüzlük şartlarının oluştuğu anlaşılmakla, davalılardan ... adına TPMK nezdinde ... numara ile tescilli "..." ibareli markaların hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, karar vermek gerekmiştir.
Haksız Rekabet Yönünden Yapılan İnceleme
TTK m. 54'e göre, “rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır”. Haksız rekabete dair hükümlerin temel amacı, bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır. Dürüst rekabetten anlaşılması gereken rekabet kapsamındaki davranışların dürüst ve ahlaklı olması gerekliliğidir. Rekabet ortamında gerçekleşen herhangi bir davranış veya uygulamanın rekabete etki etmese dahi, dürüstlük kurallarına veya ahlaka aykırı olması haksız rekabetin varlığı bakımından yeterli kabul edilmektedir (Hüseyin Ulgeıı/MeIıme( Helvacı/Arslan Kaya/N. Füsun Nomer Ertan, Ticari İşletme Hukuku, 2019, s. 555).
Genel ilke çerçevesinde haksız rekabet belirlenirken taraflar arasında rekabet olması, failin yarar sağlaması, failin kusurlu olması veya haksız rekabete uğrayan kimsenin zarar görmüş olması şart değildir. Haksız rekabetin varlığından söz edebilmek için, ticari nitelikte bir davranış veya uygulamanın bulunması, söz konusu davranış veya uygulamanın aldatıcı veya başka bir şekilde dürüstlük kurallarına aykırı olması ve rakipler arasında veya tedarik eden kimselerle müşteriler arasındaki ilişkinin etkilenmesi gerekmektedir.
Haksız rekabet tespitinde öncelikle özel hüküm olması sebebiyle TTK 55 hükmünde sayılan hallerden birinin olup olmadığı belirlenmelidir. Zira somut uyuşmazlık bu hallerden birine giriyorsa öncelikle bu hükmün esas alınması gerekir. Belirtilen halde TTK 54'te yer alan şartların sağlanıp sağlanmaması önemli değildir.
Paris Sözleşmesi’nin 10. Maddesi gereği, ticari ve sınai konularda dürüst uygulamalara aykırı hareketleri ticari bir rakibin işletmesi, malları veya sınai ya da ticari faaliyetleri ile ilgili herhangi bir şekilde karışıklığa sebebiyet verecek nitelikteki hareketler haksız rekabet olarak kabul edilecektir.
İç hukukta ise haksız rekabet hususu Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiş olup TTK Md. 55/4 “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” hükmünü ihtiva etmektedir.
Davacı ... markasından davalı ...’in habersiz olduğu ihtimalinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, davalının dava konusu markaya ilişkin 2009 yılında yapmış olduğu tescilinin davacının hak sahibi olduğu markasının tanınmışlığından ve ayırt edicilik gücünden, reklam değerinden haksız yararlanmaya yönelik olduğu kanaatine varıldığı, davalı tarafından uyuşmazlık konusu markanın kullanılmasının TTK 55/1/a/4 hükmüne göre haksız rekabet teşkil ettiği kanaati ile 6769 sayılı Kanunun 6/5 maddesinde "başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir" belirtildiği ve aynı kanunun 6/9 maddesi kapsamında kötüniyetli olarak tescil ettirilen markalara ilişkin tüm sınıflar yönünden hükümsüzlük kararı verilmesi gerektiği hususları birlikte değerlendirildiğinde davalı adına tescilli markaların tüm sınıf, ürün ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiği, yine yukarıda açıklandığı üzere davalı kullanımlarının davacının markası yönünden tüketici nezdinde karıştırılma ihtimali bulunacak şekilde olduğu anlaşılmakla bu nedenle davacının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabete ilişkin talepleri yönünden de davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere,
1-Davanın KABULÜ İLE, davalılardan ... adına TPMK nezdinde ... numara ile tescilli "..." ibareli markaların hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine,
2-Davalıların kullanımlarının davacıya ait marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, bu tecavüzün durdurulmasına ve önlenmesine, bu bağlamda her türlü kullanım, üretim ve satışının, lisans verilmesinin, ithalat ve ihracatının durdurulması ve önlenmesine, davalıya ait ürünlerin ve bu ürünlerin ürelimine yarayan makine, araç, kalıp, ambalaj, etikot, işyeri tabelası, kutu, iş evrakı, katalog ve her türlü tanitım ve promosyon araçlarına el konulmasına, kararın kesinleşmesi halinde imha edilmesine,
3-Hüküm özetinin kararın kesinleşmesine müteakip Türkiye'de yayın yapan tirajı en yüksek üç gazeteden birinde masrafı davalıya ait olmak üzere bir defaya mahsus ilanına,
4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca hesap olunan 427,60 TL karar harcından peşin yatırılan 59,30 TL'nin mahsubu ile kalan 368,30 TL bakiye karar harcının davalılardan tahsili ile hazineye irat kaydına,
5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca kabul edilen marka hükümsüzlüğü talepleri yönünden davacılar vekili yararına hesap olunan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davalı gerçek kişiden alınarak kendisini vekille temsil ettiren davacılara verilmesine,
6-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca kabul edilen haksız rekabet ve marka hakkına tecavüz talebi yönünden davacılar vekili yararına hesap olunan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davacılara verilmesine,
7-Davacı tarafından yapılan 6.750,00 TL bilirkişi ücreti, 550,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 7.300,00 TL ve 118,60 TL harç (peşin+başvuru) olmak üzere toplam 7.418,60 TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacılara verilmesine,
8-Davalılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
9-Yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
Dair davacılar vekili ve davalılar vekilinin yüzüne karşı, (HMK 345/1 md. gereğince) gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamı ödenmek suretiyle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.23/01/2024
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
¸e-imzalıdır
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!