T.C.
İSTANBUL
3.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/79 Esas
KARAR NO : 2024/109
DAVA : Markanın Hükümsüzlüğü
DAVA TARİHİ : 24/03/2023
KARAR TARİHİ : 28/06/2024
Mahkememizde görülmekte bulunan Markanın Hükümsüzlüğü davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TALEP: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin tekstil sektöründe faaliyet gösterdiğini ve faaliyetlerine 40 yıldır devam ettiğini, müvekkili şirketin kuruluşundan bu yana geçen zamanda her gün faaliyetlerini büyütmüş olup, tekstil sektörünün Türkiye'deki en büyük temsilcilerinden birisi olduğunu, 11 şubesinin bulunduğunu, müvekkili şirketin faaliyetlerini hem Türkiye hem de Dünya'nın çeşitli ülkelerinde yürütmekte olduğunu, Başvuru numarası...ve ... sınıfı, müvekkili şirketin “...” ibaresinin asıl ve gerçek hak sahibi olduğunu, söz konusu ibareyi içeren her marka ya da kullanımın, müvekkili şirket ile iltibas oluşturacağını, müvekkili şirketin tanınmışlığından faydalanılmasına neden olacağını, müvekkili şirketin markalarına sızma niteliğinde olacağını, tüketiciler nezdinde iltibas oluşturacağını, müvekkili şirketin TPMK nezdinde geçmişi 1982 yılına dayanan birçok markasını da tescil ettirilmiş olduğunu, başvuru numaraları ... ,..., ..., ..., ..., ...,..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,..., ..., ..., ..., ..., ...,..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ibareleri, ... sınıflarından netice itibarıyle, müvekkili şirketin “...” markasını sürekli geliştirerek tescil ettirmesi ve yeri geldiğinde hizmet kapsamlarını genişletmesinin, söz konusu marka üzerinde asıl ve gerçek hak sahibi olduğunu gösteren bir diğer husus olduğunu, müvekkili şirket tarafından “...” ibaresini taşıyan birden fazla marka tescil edildiğinden anılan markalar “seri marka” niteliğinde olduğunu, müvekkili şirketin, tescil sahibi olduğu markası ile ilgili olarak sürekli reklam vermekte olup, tanıtım faaliyetlerini en üst düzeyde tuttuğunu, davalının, müvekkili şirketten sonra, müvekkil şirkete ait markalar ile iltibas oluşturacak düzeyde marka tescilinde bulunmuş olduğunu, Davalının, markasını, 2022 yılında, müvekkili şirketin ilk marka başvurusundan 30 yıl sonra gerçekleştirmiş olduğunu, dolayısıyla, söz konusu markasının asıl ve gerçek hak sahibinin müvekkili şirketin olduğundan davalının markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkine karar verilmesi gerektiğini, ... başvuru numaralı ... ibareli ... sınıflı markanın, davalı markası ile müvekkili şirkete ait markalar karşılaştırıldığında davalı tarafından tescil dilen markanın müvekkili şirkete ait markalar ile iltibas oluşturacağını, 769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun “Hükümsüzlük Halleri ve Hükümsüzlük Talebi” aşlıklı 25-1 maddesi aynen “5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir.” şeklinde düzenlenmiş olduğunu, aynı kanunun “Marka Tescilinde Mutlak Ret Nedenleri” başlıklı 4-1/ç maddesi ise aynen, “Aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetlerle ilgili olarak tescil edilmiş ya da daha önceki tarihte tescil başvurusu yapılmış marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer işaretler.” şeklinde düzenlenmiş olduğunu, dolayısıyla, davalı tarafından tescil edilen markanın müvekkil şirkete ait markalar ile aynı ve aynı türdeki mal ve hizmetleri içerdiği sabit olduğundan davalının markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğini, yine aynı şekilde, 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6/1 maddesinde aynen “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir” Buna göre tescil başvurusu yapılan bir markanın; tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış bir marka ile; aynılığı ya da benzerliği olması kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzer olması, halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali var ise, itiraz üzerine marka başvurusu reddedilmesi gerektiğini, madde hükmü göz önüne alındığında “...” ibaresini taşıyan müvekkiline ait markalar ile dava konusu marka karşılaştırıldığında; davalının gerçek kişi tarafından tescili edilen marka asli unsur olarak “...” ibaresini içerdiğini, bu durumda dava konusu markanın, müvekkiline ait marka ile iltibas oluşturacak derecede benzer olduğu, markanın müvekkiline ait markalar ile aynı hizmetleri kapsadığını, markaların tüketici tarafından karıştırılabileceği ve bu karışıklığın davalının lehine, müvekkilinin ise aleyhine haksız avantaj sağlayacağını, davalının, müvekkili ile bir bağlantısının olduğu kanaatini oluşturacağı ve müvekkilinin itibarını zedeleyeceğini, bu sebeplerle de davalı tarafından tescil ettirilen markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesinin gerektiğini, adına ihtiyati tedbir kararı verilmesini, kararın masrafı davalıdan alınan en yüksek tirajlı üç gazeteden birinde ilanını ve yargılama gideri ile vekalet ücretinin de davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin çorap sektöründe faaliyet göstermekte ve üretim yapmakta olduğunu, ürünleri üzerinde "..." ibaresini kullanılmakta olup markasını TPMK nezdinde ...numarası ile tescil ettirdiği müvekkilinin ticari başarılarıyla birlikte fikri mülkiyet hukukunda haklarını koruyabilmek ve tanınırlığını artırmak adına markasını tescil altına almak istediğini ve sektöründe tanınır ve bilinirliğini artırmayı hedeflediğini, Müvekkilinin "..." ibareli ... tarihli ve ... tescil numaralı markası olduğunu, müvekkilinin uzun yıllardır bulunduğu çevrede ağırlıklı olarak giyim sektöründe bulunduğunu ve işini severek ticari, hukuki ve yasal sınırlar çerçevesinde devam etmekte olduğunu, taraf markaları iltibasa sebebiyet vermese de her iki marka ibaresinde de geçen "..." yaygın kullanılan bir kelime olup, ayırt ediciliği bulunmadığını, davacı şirketin "Sınai Mülkiyet Kanununun özü itibariyle davalı açısından korunması gereken bir hak bulunmamaktadır." yönünde açıklamalarda bulunsa da, SMK 7. maddede görüleceği üzere müvekkili şirketin markasını TPE nezdinde tescil ettirmiş olması müvekkil markasının SMK nezdinde korumaya sahip olacağı anlamına gelmekte olduğunu, "Marka tescilinden doğan hakların kapsamı ve istisnaları Madde 7- (1) Bu Kanunla sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir." Tescil ilkesi gereği müvekkili şirketin markası koruma altında iken davacı şirketin TPE nezdinde "..." ibareli tescilli bir markası bulunmadığını, Müvekkiline ait "..." markası ile davacıya ait "..." markası arasında SMK 6/1 kapsamında ayniyet/ayırt edilemeyecek derecede benzerlik bulunmadığını, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, somut olayda müvekkilinin markasının hükümsüz kılınmasını gerektiren şartların oluşmadığını, müvekkilinin markası ile iltibasa mesnet gösterilen markaların tamamıyla birbirinden farklı olup ayırt edilemeyecek kadar benzer olmadığını, bir markaya ait yapılan tescilin hükümsüzlüğü için aranan şartlar 6769 Sayılı Sınai ve Mülkiyet Kanunu madde 6 ile düzenlenmiş olduğunu, İlgili madde de; "Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile ayrılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz ine başvuru reddedilir." denilerek kümülatif koşullar öngörmüş olduğunu, buna göre bir marka tescilinin hükümsüzlüğü için; başvuru markası ile önceki tarihli markanın aynı veya benzer olması, başvuru markası ile önceki tarihli markanın kapsadığı mal/hizmetlerin aynılığı veya benzer olması, söz konusu benzerlikler sebebiyle başvuru markası ile önceki tarihli markanın halk tarafından karıştırılma ihtimalinin mevcut olması gerektiğini, somut uyuşmazlık bakımından ele alınan markalar arasında ise iltibasa sebep olacak bir benzerlik bulunmadığını, müvekkiline ait ... tescil numaralı "..." ibareli markasının; siyah kalın puntoyla büyük harflerle yazılı "..." ibaresi olarak bulunduğunu, ...yazısı beyaz zemin üzerine siyah karakterler olacak şekilde oluşturulmuş olduğunu, davacının benzerliğe mesnet gösterdiği, davacıya ait ... tescil numaralı ... emtialarda tescilli şekil ibareli markanın, ... tescil numaralı ... emtialarda tescilli şekil ibareli markanın, ... sicil numaralı ... emtialarda ..., ...tescil numaralı .... emtialarda tescilli ..., ... tescil numaralı ...emtialarda tescilli ...ve diğer mesnet gösterdiği markaların ise ... ibarelerinden oluşmakta olduğunu, dolayısıyla, markaların barındırdıkları ibareler, oluşturuluş biçimleri, görselleri birbirinden tamamen farklı olduğunu, Müvekkili markasın da bulunan ... gerek yazı ibaresi gerekse şekil ibaresinin, müvekkili markasını davacının markalarından ziyadesi ile ayırmakta olduğunu, Davacıya ait markaların renk, şekil, görsel ve işitsel bakımdan müvekkiline ait tescilli tasarımdan açıkça farklı olduğunu, dolayısıyla taraflara ait markaların aynı/ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu söylemenin mümkün olmadığını, müvekkiline ait tescilli markanın "..." ibarelerinden oluştuğunu, müvekkili markasının kendi ad ve soyadından oluştuğunu, dolayısıyla müvekkili markasının davacı markaları nezdinde iltibas teşkil ettiğine dair iddiaların yerinde olmadığını, müvekkiline ait tescilli markada esaslı unsurun müvekkilinin adı olduğunu, tüketici nezdinde ilk olarak "..." ibaresinin dikkati çektiğini ayrıca müvekkilinin markasında "..." ibaresi "..." ibaresinden ayrı düşünülemeyeceğinden davacıya ait "..." markası bakımından iltibas oluşturmadığını, dava konusu markanın Yargıtay içtihatları gereğince bir bütün olarak değerlendirildiğinde ve bakıldıklarında birbirlerinden tamamen farklı olduklarının görüldüğünü, ortalama bir tüketicinin markalar arasında benzerlik bulabilmesi, iki markayı karıştırması ve iltibas olarak algılamasının mümkün olmadığını, taraflara ait markaların görsel olarak birbirinden tamamen farklı renk, şekil, ibare vs. sahip olduğunu, davacının markalarına bir bütün olarak bakıldığında müvekkiline ait yalnızca yazıdan oluşan "..." ibareli marka ile karıştırılması ihtimali dahi olmadığının görüleceğini, Türk Paten ve Marka Kurumunun kılavuzunda markaların aynılık değerlendirilmesi yapılırken su hususlara önemle dikkat edildiği belirtildiği, "Markaların aynı kabul edilmesi için, markaları oluşturan unsurların tamamen aynı olması gerektiğini, markaların kelime unsurları aynı, markaların en az birinde yer alan şekil unsuru farklı ise markalar aynı olarak değerlendirilmez, ayırt edilemeyecek derecede benzerlik araştırmasına geçildiği, markaların kelime ve/veya şekil unsurları aynı, markaların en az birisinde yer alan tali unsurlar farklı ise markalar aynı olarak değerlendirilmez, ayırt edilemeyecek derece benzerlik araştırmasına geçildiği, markaların tüm unsurları aynı iken, bu unsurların” markalardaki yerlerinin, konumlandırılmasının farklılaştırılması markaları genel görünümleri itibariyle birbirinden farklı hale getiriyorsa, markalar aynı olarak değerlendirilmez, ayırt edilemeyecek derece benzerlik araştırılmasına geçilir." denildiğini, diğer hususun genel izlenime etki eden ve marka değerlendirmesinde tüketicide görsel anlamda imtina bırakan unsurun içerikteki kelimeler ile markanın şekil ibaresinin olduğunu gösterdiğini, Orta düzeyde ya da bilinçli tüketicilerin redde mesnet gösterilen davacıya ait markalar ile müvekkilinin markasını karıştırmaları ve firmalar arasında bağlantı olabileceğini şünmelerinin imkansız olduğunu, TPMK nezdinde inceleme yapıldığında "..." ibaresi bulunan onlarca marka olduğunun görüleceğini, ... ve ... tarafından hazırlanan marka tescilinin Temel İlkeleri ve Uygulamaları isimli kitapta markasının esas unsurunu oluşturan ibarenin farklı şekilde tasarlanmış ya da düzenlenmiş olmasının farklı yazı karakterleri ile yazılmasının veya başka unsurlarla kullanılmasının benzerliği ortadan kaldırdığını ifade ettiklerini, müvekkiline ait beyaz zemin üzerine siyah karakterler ve harflerle "..." ... ve ... markaları farklı şekilde tasarlanmış ve düzenlenmiş olduğunu, ayrıca her iki marka bakımından yazı karakterlerinin farklılık arz ettiğini, markalar arasında karıştırılma ihtimali değerlendirmesinde hedef tüketici kitlesinin dikkat düzeyinin esas alınması gerektiğini, taraf markalarının kullanıldığı ürünlerin potansiyel müşterisinin vasat düzeydeki tüketici değil, uzman alıcı grubu olduğunu, özel alıcı grubu olan hedef kitle de somut olayda nazara alınabileceğini, bu halde özel alıcı grubunun veya uzman alıcı grubunun ortalaması dikkate alınacağını, (bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, Sf. 411) müvekkilinin markası ise davacının markasından gerek kelime olarak, gerek şekil olarak gerek ses gerekse de kavramsal olarak tamamen farklı olduğunu, markaların kompozisyonları bütünsel olarak değerlendirildiğinde aralarında hiçbir benzerlik bulunmadığı uzman olmayan bir gözle dahi görülebileceğini, tüketicilerin markaları akıllarında kaldıkları kadarıyla hatırladıkları ve bilimsel gerçekler gereği akılda kalma olgusunun daha çok görsel algıya dayalı olduğu göz önünde bulundurulduğunda bu markalarla karşı karşıya kalan tüketicilerin markaların birbirleri ile ilgisi olmadığını yahut işletmeleri arasında bir bağlantı olmadığını hemen anlayacaklarını, bu minvalde, markalar arasındaki benzerlik değerlendirilmesinin bütünsel olarak yapılması gerektiğine işaret edildiğini, aksi takdirde 6769 sayılı SMK'nın lafzi yorumuna aykırı bir değerlendirilme yapılmış olacağını, bu durumun neredeyse bütün işaretlerin birbirine benzediği sonucunu doğurabileceğini, müvekkili markasını sadece harflere indirgeyip bu çerçevede bir benzerlik değerlendirmesi yapılmış olmasının hukuka aykırı olacağını, doktrinde ve yargıtay içtihatlarında da, ayırt ediciliğin ve işaretlerin karıştırılma ihtimalinin tespitinde belirleyici olan unsur; markanın münferit unsurlarından daha ziyade markanın bir bütün olarak bıraktığı genel izlenim olduğunun vurgulanmış olduğunu, müvekkiline ait tescilli marka büyük harflerle beyaz zemin üzerinde bulunmakta olup, davacının markalarının renkli, küçük harfle yazılmış ve şekil unsurunun bulunduğu marka olduğunu, 6769 sayılı SMK 6/1 maddesine göre markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığından ve karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkması muhtemel olmadığından işbu davanın reddine , yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesine ilişkin beyanda bulunmuştur.
CEVABA CEVAP: Davacı vekilinin cevaba cevap dilekçesinde özetle; davalı tarafından, markasının tescilli olduğu gerekçesi ile müvekkili markaları karşısında mutlak hak savunmasında bulunamayacağının sabit olduğunu, davalı tarafın müvekkili şirketten sonra, müvekkili şirkete ait markalar ile iltibas oluşturacak düzeyde olan markasını tescil ettirmiş olduğunu, müvekkili şirketi markasının Türk Patent nezdinde tutulan kayıtla tanınmış marka statüsünde olduğunu, tanınmışlık statüsüne sahip tanınmış markaların diğer markalardan daha geniş bir koruma alanı içinde olduğunu, müvekkili şirketi markalarının seri marka niteliğinde olduğunu, müvekkili şirketi tarafından “MISIRLI” ibaresini taşıyan birden fazla marka tescil edildiğinden anılan markaların “seri marka” niteliğinde olduğunu, dolayısı ile davalının müvekkili şirketi ile özdeşleşmiş ibareyi kullanmasının müvekkilinin tanınmışlığından faydalanmasına ve haksız yarar elde etmesine imkân oluşturacağını, davalı tarafın markası ve müvekkili şirketine ait markalar yanyana incelendiğinde, müvekkiline ait marka ile iltibas oluşturacak derecede benzer olduğu, markaların aynı ve mal ve hizmetlerde tescilli olduğu, müvekkili şirketin markalarına sızma niteliğinde olacağı, bu benzerlik neticesinde ilgili tüketici kitlesi tarafından markaların aynı ticari kaynaktan çıktığı konusunda yanılgı oluşacağı ve sonuçta davalının lehine, müvekkili şirketin ise aleyhine haksız avantaj sağlayacağı, davalının, müvekkili şirket ile bir bağlantısının olduğu konusunda izlenim oluşturacağı ve müvekkilinin itibarını zedeleyeceğini, bu sebeplerle hükümsüzlük koşulları” gerçekleştiğinden davalının markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini , yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İKİNCİ CEVAP: Davalı vekilinin ikinci cevap dilekçesinde özetle; müvekkili "..." markasını TPMK nezdinde... numarası ile tescil ettirmiş olduğunu ve uzun yıllardır ticari faaliyetlerinde kullanmakta olduğunu, davacının iltibas iddialarını hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemekle birlikte her iki marka ibaresinde de geçen "..." yaygın kullanılan bir kelime olup, ayırt ediciliğinin bulunmadığını, bu sebeple davacının müvekkili şirket markasının iltibasa sebebiyet verdiği iddiasıyla hükümsüz kılınması gerektiği yönündeki taleplerinin reddi gerektiğini, müvekkil markasını TPMK nezdinde tescil ettirmiştir ve markası SMK 7. Uyarınca korunmakta olduğunu, müvekkiline ait marka ile davalı yanın markası arasında herhangi bir iltibas bulunmadığını, müvekkiline ait "..." markası ile davacıya ait "..." markası arasında SMK 6/1 kapsamında ayniyet/ayırt edilemeyecek derecede benzerlik ve karıştırılma ihtimali bulunmadığını, somut olayda müvekkilinin markasının hükümsüz kılınmasını serektiren şartların oluşmadığını, müvekkilinin markası ile iltibasa mesnet gösterilen markaların tamamıyla birbirinden farklı olduğunu, markaların benzerlik değerlendirmesinde markaların bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini, Doktrinde ve yargıtay içtihatlarında, ayırt ediciliğin ve işaretlerin karıştırılma ihtimalinin tespitinde belirleyici olan unsurun; markanın münferit unsurlarından daha ziyade markanın bir bütün olarak bıraktığı genel izlenim olduğunun vurgulandığını, müvekkiline ait tescilli marka ve davacının markaları bakımından bütünsel inceleme yapıldığında markaların benzer olmadığının saptanacağını, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığından ve karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkması muhtemel olmadığından, davacının ikame ettiği, bu nedenlerle haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesine ilişkin beyanda bulunmuştur.
DELİLLER VE GEREKÇE: Dava; davalı adına TPMK nezdinde... numara ile tescilli markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
Hükümsüzlük istemine konu ... numaralı markanın tescil dosyalarına ait kayıtlar TPMK'dan celp ve tetkik edilmiştir.
Davacı adına tescilli markaların tescil kayıtlarının dosyaya ibraz edildiği görülmüştür.
Tensip ara kararı gereğince ... numaralı marka tescil belgesinin dava sonuçlanıncaya kadar 3. şahıslara devrinin önlenmesi için sicil kaydına tedbir konulmasına karar verilmiştir.
Mahkememizce görevlendirilen SMK- Marka Uzmanı bilirkişi ..., sektör bilirkişi ...'un 26/04/2024 tarihli bilirkişi raporunun sonuç kısmından özetle; davacıya ait tanınmış “...” markası ve türevleri ile davalıya ait ... No'lu “...” ibareli markanın “...” ibaresinin ortak olduğu, davalı markasındaki “...” ibaresinin ayırt edici ve baskın / ana unsur olduğu, iki marka arasında işitsel benzerlik bulunduğu, genel görünüm itibariyle davalının markasının davacıya ait diğer onlarca seri markadan biriymiş gibi bağlantı olduğu izlenimi uyandırdığı bu haliyle de son tüketici nezdinde karıştırılma ihtimalinin bulunduğu ve SMK'nın 25/1 maddesi gereğince, hükümsüzlük şartlarının oluştuğunun sonuç ve kanaatine varıldığı anlaşılmıştır.
Mahkememizce 30/05/2024 tarihli ara karar ile:"...Mahkememizce görevlendirilen bilirkişilerin 26/04/2024 tarihinde bilirkişi raporunu sundukları, tebliğ edildiği, davacı vekilinin beyan dilekçesi sunduğu, davalı vekilinin bilirkişi raporuna karşı itirazlarını ve dosyanın yeni bir bilirkişi heyetine tevdiine ilişkin 27/05/2024 tarihli dilekçe ibraz ettiği anlaşılmakla, dosyanın kapsamı ve mahiyeti, davalı vekilinin dosya kapsamındaki itirazlarının hukuki mahiyeti itibariyle hukuki nitelendirme ve takdirin nihai aşamada mahkememizce değerlendirilecek hususlardan olması nedeniyle farklı heyetten yeni bir bilirkişi raporu alınmasına ilişkin talebi usul ekonomisi gereğince yerinde görülmediğinden reddine'' ilişkin karar verilmiştir.
Huzurdaki davada; davalı adına TPMK nezdinde tescilli ... başvuru ve tescil numaralı “...” markasının davacı markaları (... seri markaları) ile karıştırılma ihtimali oluşturması iddiası kapsamında SMK'nın 6/1 maddesine dayalı olarak hükümsüzlüğü, kararın ilanı ve sicilden terkini istemleri yönünden yapılan incelemede dava tarihi itibari ile tatbiki gereken Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 25/1. maddesinde marka hükümsüzlüğü halleri sayılmış olup SMK'nın 5. ve 6. maddelerinde sayılan hallerden birinin mevcut olması halinde Mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verileceği belirtilmiştir. SMK'nın 6/1. maddesinde, tescil başvurusu daha önce yapılan bir markanın tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal ve hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dahil, karıştırılma ihtimali bulunması hükümsüzlük sebebi olarak düzenlenmiştir. Bu noktada yapılan incelemede taraf markalarının benzerlik derecesi, inceleme konusu markalar kapsamında bulunan mal ve hizmetlerin benzerlik derecesi, önceki markanın ayırt edici gücünün, tanınmışlığının derecesi, inceleme konusu mal ve hizmetlerin tüketicilerinden oluşan ortalama tüketici kitlesinin bilinç ve dikkat düzeyinin esas alınması gerekmiştir. (İltibas) Karıştırılma tehlikesinin olup olmadığının tespitinde markalar ile ilgili tüm unsurlar dikkate alınarak, genel (bütünsel) olarak değerlendirme yapılması gerekmiş markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hâkim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajı irdelenmiştir. Bu kapsamda yapılan incelemede tespit edildiği üzere; davacı tarafın markalarının ... basvuru sayılı ''...'' markası ibaresiyle tanınmış marka statüsünde olup davacının 1982 yılından itibaren ''...'' markasını ...sınıfta tescil ettirdiği, davalıya ait ''...'' markasının ise (26/07/2022 başvuru tarihli) ... numarası ile ..sınıfta tescil edildiği, dolayısıyla markaların aynı sınıfta tescilli olduğu sabit olup davalı markasındaki esas ve öne çıkan işaretin büyük harflerle ''...'' ibaresinin olduğu, görsel, işitsel ve anlamsal açıdan taraf markalarının ''...'' ibaresi yönünden benzerlik içermesi nedeniyle tüketici zihninde yarattığı imaj nedeniyle taraf markaları arasında kavramsal bağlantı kurulabileceği, tarafların faaliyet gösterdikleri alan dikkate alındığında, ortalama tüketicinin göstereceği dikkat seviyesinin ortalama düzeyde olacağı ve işletmeler arasında bir bağlantı olduğunu düşünebileceği, kelime unsurunun davalı markasında da benzer şekilde yer
almakta olduğu, davalının sonraki tarihli tescilli markası ile davacının önceki tarihli tanınmış ''...'' markası yönünden taraf işletmeleri arasında bağlantı ihtimali de dahil olmak üzere karıştırılma ihtimalinin bulunduğu sonucuna varılmıştır. Tüm bu gerekçeler ışığında; SMK'nın 25/1 ve 6/1 maddeleri gereğince davanın kabulü ile davalının adına TPMK nezdinde tescilli... başvuru ve tescil numaralı “...” markasının hükümsüzlüğüne, hüküm kesinleştiğinde kararın TPMK'ya gönderilmesi sureti ile sicilden terkinine, hükümsüzlük istemli davalar kapsamında kararın ilanına ilişkin herhangi bir yasal düzenleme bulunmadığından kararın ilanına yer olmadığına ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulması gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi açıklandığı üzere;
1-Davanın KABULÜ ile,
Davalının adına TPMK nezdinde tescilli ...başvuru ve tescil numaralı “...” markasının hükümsüzlüğüne, hüküm kesinleştiğinde kararın TPMK'ya gönderilmesi sureti ile sicilden terkinine,
2-Hükümsüzlük kararı yönünden yasal düzenleme olmadığından kararın ilanına yer olmadığına,
3-Alınması gereken 427,60 TL ilam harcından peşin alınan 179,90 TL harcın mahsubu ile eksik 247,70 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
4-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 25.500,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafın yaptığı 359,80 TL harç, 4.000,00 TL bilirkişi ücreti, 255,50 TL posta / tebligat masrafı olmak üzere toplam 4,615,30 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafça yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
Dâir; taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 28/06/2024
Katip
¸e-imzalıdır
Hakim
¸e-imzalıdır
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!