WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 05 Mayıs 2026

İSTANBUL 3.FIKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESI

A- A A+

T.C.
İSTANBUL
3.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

ESAS NO : 2021/525 Esas
KARAR NO : 2024/107

DAVA : Markanın İptali
DAVA TARİHİ : 14/10/2021
KARAR TARİHİ : 28/06/2024

Mahkememizde görülmekte bulunan Markanın İptali davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TALEP: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili adına ... tarih ve ... kod numarası ile işleme alınan “...” ibareli marka başvurusu davalı tarafa ait ... ve ... sayılı markalar nedeniyle mutlak red nedenleri kapsamında değerlendirildiğini ve marka başvurusu tümüyle reddedildiğini, bu markalara benzer ... sayılı ... markasının da kullanmadığı ve sicili meşgul ettiği tespit edildiğini, bu anlamda ..., ..., ... sayıları ile tescilli markaların kullanılmaması nedeniyle tescilli olduğu tüm sınıflarda yer alan mallar ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini karar verilmesini talep ettiğini, davalı adına TAPDK sistemi üzerinde alınmış bir izin ya da başvuru görülmediğini, TAPDK, 24.12.2017 tarihli KHK ile kurumun kapatıldığını, kuruma ait yetkiler Tarım ve Orman Bakanlığı'na devredildiğini, bu noktada, markalar başvuru tarihi itibariyle TAPDK kurumu var olduğundan bu hususa değinildiğini, devredilen bilgiler ile ilgili Bakanlık sorgulama sayfasından da ... ya da ... ibareli davalı adına başvurusu yapılmış bir belgeye rastlanmadığını, bu durumda dava konusu markaların ... Sınıfta yer alan emtialar yönünden Türkiye'de kullanılmadığı esasen kanıtlanmış durumda olduğunu, ne var ki, olumsuzun ispatı mümkün olmadığından ve dava türü yönünden ispat yükü davalıya geçtiğinden davalı yanın hükümsüzlüğü talep edilen tüm mal ve hizmetler yönünden markaların kullanıldığını ispat etmesi gerektiğini, davalı adına tescilli markaların tescilli olduğu tüm emtia ve hizmetler yönünden dava tarihinden geriye dönük 5 yıllık sürede ciddi biçimde kullanılmadığı ve TPMK sicilini işgal ettiği, 3. Kişilerin ve müvekkilin hakkını zayi ettiği düşünülmediğini, davalı yanın dava konusu markaları kullandığını ispat etmesinden maksat markanın ciddi kullanımının ispatı olduğunu, markanın kullanımının ciddi olup olmadığı hususunun değerlendirmesinde, markanın ticari kullanımın gerçekliğinin tespitini, özellikle markanın koruduğu mal ve hizmetler bakımından pazar payı yaratılması yahut mevcut pazar payının korunması bakımından doğrulanan bir kullanımın varlığına ilişkin tüm olgular ile hal ve şartların bütününün dikkate alınması gerektiğini ifade ettiğini ve yargılama gideri ile vekalet ücretinin de davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından her ne kadar dava konusu markanın SMK hükümlerine göre tescilinden itibaren 5 yıllık süre içerisinde kullanılmadığı iddia edilmekte olup iddiada bulunan davacı bu iddiasını ispatla yükümlü olduğunu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) “ispat yükü” başlıklı 6. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü tutulduğunu, İspat yükünü düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 190. maddesi “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğunu, (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altında olduğunu, kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir” şeklinde olduğunu işbu sebeplerler markanın kullanılmadığını iddia eden davacının, bu iddiasını ispatlaması gerektiği izahtan vareste olduğunu, dava konusu markanın kullanılmadığının kabulü anlamına gelmemekle birlikte belirtmek gerektiğini, marka kullanma külfetinin önemli bir istisnası olarak, kanun koyucu markanın haklı nedenlerle kullanılmamasını, belirli şartlar dâhilinde kabul etmiş ve buna sonuç bağladığını, markanın haklı nedenle kullanılmaması hususunu örneklendirmek gerekirse; marka sahibinin teşebbüsünün normal işleyişini engelleten mücbir sebepler (force majeure ), doğal afetler, savaş, gümrük mevzuatı değişiklikleri, ithalat kısıtlamaları, uzun süreli ekonomik krizler şeklinde geniş çaplı olarak sayılabildiğini, tekrar markanın kullanılmadığının kabulü anlamına gelmemekle birlikte, bütün dünyada etkisini gösteren pandemi sebebiyle müvekkil uzun süre ekonomik sıkıntılar çektiğini bu sürede markanın kullanımıyla ilgili çeşitli engellerle karşılaştığını, Yargıtay içtihatlarıyla da sabit olduğu üzere 2019 yılından bu yana devam eden pandemi mücbir sebep olarak kabul edilmekte olduğunu, bu nedenle yargılamanın selameti için işbu hususun da gözeltilmesi zaruriyetini vurgulamak gerekmekte olduğunu, dava konusu marka, 30 Aralık2020 tarihinde müvekkili şirkete devredilmiş olduğunu, (Ek-1) (Ek-2) markanın kullanımına ilişkin kanunda öngörülen 5 yıllık süre müvekkili şirket bakımından yeniden başladığını, müvekkili şirket, markanın kullanımına ilişkin geniş çaplı bir proje çalışması başlatmış olup, ilgili markayı tescil sınıfında yer alan "rakı" emtiası bakımından kullanmak niyetinde olduğunu, pandemi şartları markanın devralınmasının henüz çok yakın bir tarihe isabet etmesi sebebiyle, markanın kullanımına ilişkin proje çalışması henüz tamamlanamamış ve marka ibaresinin kullanıldığı emtialar henüz üretilerek piyasaya sürülmemiş olduğunu, bu durum, ilgili markanın kullanılmayacağı anlamına gelmediğini, müvekkili şirket'in kullanma gayesi gütmediği bir markayı bu denli yakın bir tarihte devralması hayatın olağan akışına aykırı olup, salt ilgili markanın devralınmış olması dahi müvekkili şirketin markayı kullanım amacına yönelik iradesini ispatlar nitelikte olduğunu, bu itibarla, davacı tarafça ikame edilen işbu davanın reddine , yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesine ilişkin beyanda bulunmuştur.
CEVABA CEVAP: Davacı vekilinin cevaba cevap dilekçesinde özetle; davalı yan usule ve esasa ilişkin gerekçeler ile davaya itiraz etmiş ve davanın reddini talep ederek, dava konusu markanın kullanılıp kullanıldığının ispatının davacı tarafa ait olduğunu ileri sürerek, pandemi gerekçesi ile kullanılmamış olma durumunu değerlendirmeye alınarak davanın reddini talep ettiğini, kullanmama sebebi ile hükümsüzlük davalarında ispat yükünün, iddia olunan vakıadan kendi lehine hukuki sonuç çıkaranın iddiasını ispatlamak zorunda olduğu şeklindeki genel kuralın istisnası niteliğinde olarak, davalı tarafa geçtiği konusunda neredeyse bir fikir birliği var olduğunu, zira olumsuzun ispatı neredeyse her zaman imkansız olduğunu ve bu halde, markasını savunmak adına davalı tarafın ispat yükünü üzerine almasının olağan olduğunu, Yargıtay'ın da artık istikrar kazanmış kararları bu yönde olduğunu, dava konusu edilen markayı kullandığını ispat etmesi gereken davalı yandan başkası olmadığını, bu anlamda davalı yanca ispat edilmesi gerektiğini, davalı yanca delil listesi içerisinde sadece ticari defterlere dayanmış olmakla, ticari defterlerini ibraz etmesi ya da defterlerin nerede incelemeye açılması gerektiği yönünde adres bildirmesi için ara karar oluşturulmasını talep ettiklerini, hükümsüzlük hâlleri ve hükümsüzlük talebi başlığı altında düzenlenen 25. Maddenin 7. Maddesi; “....(7) 6 ncı maddenin birinci fıkrası uyarınca açılan hükümsüzlük davalarında 19 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmü def'i olarak ileri sürülebilir olduğunu, bu durumda kullanıma ilişkin beş yıllık sürenin belirlenmesinde dava tarihinin esas alındığını, hükümsüzlüğü istenen markanın başvuru veya rüçhan tarihinde, davacının markası en az beş yıldır tescilli ise davacı ayrıca, söz konusu başvuru veya rüçhan tarihinde 19 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartların yerine getirildiğini ispatlar.” hükmünün amiri olduğunu, bu noktada, davalı yan kabul anlamına gelmemekle birlikte 2019 yılından bu yana pandemi ilan edildiği mücbir sebep sayılması gerektiğini ileri sürmüş olduğunu, pandemi ülkemiz 2020 Mart ayında ülkemizde ilan edildiğini, bu noktada, davalı yan kendi ileri sürdüğü tarih olan 2019 da başlayan pandemi sürecinde markaları devraldığını, markasını savunmak isteyen marka sahibinin “haklı nedenle kullanmama” savunmasına başvurması pek tabi olduğu, ancak, pandemi sürecinde markaları satın alan davalı yanın bu savunması iyi niyetli kabul edilemez olduğunu, ..., marka sahibinin değişmesini haklı sebep olarak görmediğini, markanın beş yıl içerisinde ciddi biçimde kullanılması yükümlülüğü markaya kimin sahip olduğundan bağımsız olarak uygulandığını, ...'a göre mevzuattaki hükümlerin değişmesi kural olarak haklı sebep oluşturmadığını, markanın bir başkasına devri, devralan için yeniden bir beş yıllık hoşgörü süresi başlayacağı anlamına gelmediğini, markanın devri halinde, bu tarihe kadar eğer marka kullanılmamış ise, devralan kişi yönünden kullanma yükümlülüğü devam etmekte ve devir tarihinde ne kadar süre kalmış ise, o süre içerisinde markanın kullanılmaya başlanması gerekmekte olduğunu, bu anlamda aksi yöndeki savunmaların reddinin gerektiğini, davalı yanın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun cevap dilekçesinin reddi ile davanın kabulüne yargılama gideri ve vekâlet ücretinin davalı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İKİNCİ CEVAP: Davalı vekilinin ikinci cevap dilekçesinde özetle; cevap dilekçesinde de belirtildiği üzere 4712 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "ispat yükü" nü düzenleyen ilgili maddelerine göre aksine bir karine bulunmadığı hallerde ispat yükü iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğunu, işbu sebeplerle markanın kullanılmadığını iddia eden davacının, bu iddiasını ispatlaması gerektiği izahtan vareste, ayrıca belirtmek gerektiğini, her ne kadar, davacı tarafından, pandeminin 2020 Mart ayında ilan edildiğini, bu sebeple markanın haklı nedenle kullanılmaması hususunun somut olay özelinde ileri sürülemeyeceğini iddia edilmiş ise de dava konusu markanın kullanılmadığının kabulü anlamına gelmemekle birlikte, 2019 alından itibaren ticari hayatta etkisini gösteren ve 2019 yılından beri birçok işletmenin üretime ara vermesine veya üretimi tamamen durdurmasına yol açan, global çapta bir mücbir sebebin varlığı, kanun koyucu tarafından marka kullanma külfetinin önemli bir istisnası olarak kabul edildiğini, ayrıca, söz konusu malların/hizmetlerin niteliği de önemli olduğunu, örneğin, dezenfektanlar ve koruyucu maskeler gibi sıhhi malzemelerin günümüzde normalden daha fazla tüketildiği gözlemlendiğini, dolayısıyla Covid-19 pandemisi, böyle malların pandemi döneminde kullanılmaması için haklı bir sebep olarak kabul edilemeyebileceğini, ancak, kısıtlamaların/resmi makamların verdiği kararların marka kullanımına etkileri de dikkate alınması gerektiğini, nitekim restaurant, kafe, bar vb. yerler pandemi sebebiyle uzunca bir süre kapalı kalmış ve ilgili markayı kullanmak neredeyse imkânsız hale geldiğini, bu nedenle Covid-19 pandemisi kullanmama için söz konusu süre dahilinde haklı sebep olarak kabul edilmesi gerektiğini, işbu haksız davaya cevap dilekçesinde belirtildiği olduğu üzere, dava konusu marka, 30 Aralık 2020 tarihinde müvekkili şirkete devredilmiş olup, markanın kullanımına ilişkin kanunda öngörülen 5 yıllık süre, müvekkili şirket bakımından araya giren ve kullanıma engel olan pandemi sebebiyle henüz dolmadığını, müvekkili şirket, halihazırda markanın kullanımına ilişkin gerekli hazırlıkları yapmış olup markayı kullanma niyetinde olduğunu, gerek pandemi şartları gerekse markanın devralınmasının henüz çok yakın bir tarihe isabet etmesinden kaynaklı olarak, markanın kullanımına ilişkin proje çalışması henüz tamamlanamamış ve marka ibaresinin kullanıldığı emtialar henüz üretilerek piyasaya sürülmemiş olduğunu, ne var ki, bu durum, ilgili markanın kullanılmayacağı anlamına gelmemekte olup sektöründe tanınmış ve hatırı sayılır bir pazar payına ulaşmış olduğunu, müvekkili şirketin kullanma gayesi gütmediği bir markayı bu denli yakın bir tarihte devralması kendisinden beklenemeyeceğiden, salt ilgili markanın devralınmış olması dahi müvekkili şirketin markayı kullanım amacına yönelik iradesini ispatlar nitelikte olduğunu, bu nedenlerle haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesine ilişkin beyanda bulunmuştur.
DELİLLER VE GEREKÇE: Dava; davalı şirket adına tescilli ... numaralı "...", ... numaralı "...", ... numaralı "..." ibareli markaların kullanmama nedeniyle iptali istemine ilişkindir.
Davacı adına ... numara ile işleme alınan "..." ibareli markanın tescil dosyalarına ait kayıtlarının TPMK'dan celp ve tetkik edilmiştir
Davalı adına tescilli iptali talep edilen ... numaralı "...", ... numaralı "..." ve ...numaralı "..." ibareli markaların tescil dosyalarına ait kayıtları TPMK'dan celp ve tetkik edilmiştir.
... 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin ... esas sayılı dava dosyası celp ve tetkik edilmiştir.
Mahkememizce 14/10/2021 tarihli tensip zaptı kapsamında davalı adına ait ... numaralı "...", ... numaralı ".." ve ... numaralı "..." ibareli markaların dava sonuçlanıncaya kadar 3.şahıslara devrinin önlenmesi için sicil kaydına tedbir konulmasına karar verilmiştir.
Davalı tarafın delil olarak marka tescil dosyaları ile ticari defterlerine dayandığı görülmüştür.
Mahkememizce görevlendirilen SMK- Marka Uzmanı bilirkişi ..., mali müşavir bilirkişi ...'in 07/12/2022 tarihli bilirkişi raporunun sonuç kısmından özetle; Davalı taraf markanın tescilli olduğu sınıflarda kullanıldığına dair kendisine düşen ispat külfetini yerine getirmediğini, davalı şirket adına tescilli... numaralı "...",... numaralı "...", ... numaralı "..." ibareli markaların kullanmama nedeniyle tescilli olduğu tüm sınıflardaki mallar ve hizmetler yönünden iptal koşullarının oluştuğu sonuç ve kanaatine varıldığı anlaşılmıştır.
Mahkememizce görevlendirilen SMK- Marka Uzmanı bilirkişi ..., mali müşavir bilirkişi ...'in 17/07/2023 tarihli bilirkişi ek raporunun sonuç kısmından özetle; Davalının markayı yeni devralmış olması SMK mad.9'daki 5 yıllık süreyi tekrar başlatmamakta olup, kullanma niyeti, SMK kapsamında ciddi kullanım olarak kabul görmediğini, diğer bir husus da pandeminin her emtia ve hizmet bakımından haklı bir sebep teşkil etmeyeceğini, kök raporda davalı tarafın ilgili markaları Türkiye'de pandemi ilan edildikten sonra devraldığı tespit edilmiş olduğunu bu kapsamda pandemi gerekçesini ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı olup olmadığını, davalı itirazlarında davalı tarafın markanın tescilli olduğu sınıflarda kullanıldığına dair kendisine düşen ispat külfetine yönelik deliller sunmadığı görüldüğünden kök rapordaki kanaatlerin korunduğunun sonuç ve kanaatine varıldığı anlaşılmıştır.
Huzurdaki davada; davalı şirket adına TPMK nezdinde ... sayı ile tescilli “...”, ... sayı ile tescilli “...”, ... sayı ile tescilli “...” ibareli markaların kullanılmama nedeni ile iptali istemi ileri sürülmüş olup davalı tarafın cevap dilekçesi kapsamında ispat yükünün davacı taraf üzerinde olduğunu savunduğu, pandemi haklı sebebinin göz önünde bulundurulmasının gerektiğini ve dava konusu markanın, 30/12/2020 tarihinde davalı şirkete devredilmiş olup markanın kullanımına ilişkin kanunda öngörülen 5 yıllık sürenin davalı şirket bakımından yeniden başladığını savunduğu görülmüştür. Bu kapsamda somut olaydaki uyuşmazlığın; dava tarihi itibari ile uygulanması gereken 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 26/1-a bendi ile 9/1. maddesi kapsamında markanın tescil edildiği sınıftaki mal / hizmetler yönünden kullanılıp kullanılmadığı, kullanmanın olup olmadığı noktasında ispat yükünün hangi tarafta olduğu, haklı sebebin olup olmadığı, markanın devralınması ile kanunda öngörülen 5 yılık sürenin yeniden işlemeye başlayıp başlamayacağı noktalarında toplandığı anlaşılmıştır. Tatbiki gereken SMK'nın 26. maddesinde kullanmama nedeniyle markanın iptaline karar verme yetkisinin Türk Patent ve Marka Kurumuna ait olduğu düzenlenmiştir. Ancak bu hüküm SMK'nın 192/1. maddesi uyarınca Kanun'un yayım tarihinden itibaren 7 yıl sonra yürürlüğe gireceği için SMK'nın geçici 4. maddesine göre, SMK'nın 26. madde hükmü yürürlüğe girene kadar, iptal yetkisi, anılan maddedeki usul ve esaslara göre mahkememize aittir. Bu kapsamda dava tarihi itibari ile henüz anılı madde yürürlüğe girmediğinden dolayı uygulanması gereken SMK'nın 9. maddesinin ilk fıkrasında, tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde haklı bir sebep olmadan tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından marka sahibi tarafından Türkiye’de ciddi biçimde kullanılmayan ya da kullanımına beş yıl kesintisiz ara verilen markanın iptaline karar verileceğinin düzenlendiği, 2. fıkrasında ise ''Aşağıda belirtilen durumlar da birinci fıkra anlamında markayı kullanma kabul edilir:
a) Markanın ayırt edici karakteri değiştirilmeden farklı unsurlarla kullanılması.
b) Markanın sadece ihracat amacıyla mal veya ambalajlarında kullanılması.'' şeklinde kriterlerin ifade edildiği görülmüştür.
Markanın kullanıldığına ilişkin ispat yükü ise davalı taraf üzerinde olup, davalı tarafça markanın tescil edildiği sınıf/alt sınıflar için, pazar yaratmak yahut mevcut pazarı korumak amacıyla, temel işlevine uygun olarak, anılan ürünlerin ve hizmetlerin menşeini garanti edecek şekilde ve ciddi biçimde kullanıldığının ispatlanması gerekmektedir. Son olarak Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 14/06/2019 T. 2019/1765 E. 2019/4421 K sayılı kararında da belirtildiği üzere SMK’nın yürürlük tarihinden ''önceki dönemi de kapsayacak şekilde'' kullanmamaya dayalı iptal şartlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anılı yasal düzenlemeler ışığında somut olaya bakıldığında; SMK'nın 9. maddesi uyarınca tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde haklı bir sebep olmadan tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından marka sahibi tarafından Türkiye’de ciddi biçimde kullanılmayan ya da kullanımına beş yıl kesintisiz ara verilen markanın iptaline karar verileceği, söz konusu madde hükmünün tescil edilen markalar için kullanma külfeti getirdiği, dolayısıyla marka sahibinin tescilli markasını ciddi şekilde tescilli olduğu sınıflarda kullanma külfeti altında olduğu ve markanın tescil edildiği tarihten sonraki tüm zaman sürecinde markayı kullanım külfetinin bulunduğu, markanın devralınmasının kanunda öngörülen 5 yıllık süreyi yeniden başlatmayacağı, davalı delilleri ile mevcut delil durumuna ve denetime elverişli bilirkişi raporlarına göre, davalının yargılama konusu markaların, iptali istenen sınıflarda tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde ciddi olarak kullanıldığına ilişkin ispat külfetini yerine getiremediği, davalının pandemi süreci başladıktan sonra markaları devraldığı, tüzel kişi tacir olmakla basiretli bir tacir olarak hareket etmesi gerektiğinden pandemi sürecinde markaları satın alan davalı
yanın pandemiye dayalı haklı neden savunmasına cevaz verilmesinin mümkün olmadığı, nitekim ispat yükü altında olan davalının davaya konu markaların kullanıldığına dair ispata elverişli delillerinin dosya kapsamında bulunmadığı anlaşılmakla; SMK'nın 26/1-a ve 9. maddeleri gereğince davanın kabulüne ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulması gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi açıklandığı üzere;
1-Davanın KABULÜ ile,
Davalı yan adına ... sayı ile tescilli “...”, ... sayı ile “...”, ... sayı ile “...” ibareli markanın kullanılmaması nedeniyle SMK'nın 9/1 maddesi gereğince tescilli olduğu sınıflardaki tüm mallar ve hizmetler yönünden iptaline ve hüküm kesinleştiğinde kararın TPMK'ya gönderilmesi sureti ile sicilden terkinine,
2-Alınması gereken 427,60 TL ilam harcından peşin alınan 59,30 TL harcın mahsubu ile eksik 368,30 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
3-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 25.500,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-Davacı tarafın yaptığı 118,60 TL başvuru harcı, 59,30 peşin harç, 4.000,00 TL bilirkişi ücreti, 155,50 TL posta / tebligat masrafı olmak üzere toplam 4,274,10 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafça yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
Dâir; taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 28/06/2024

Katip ...
¸e-imzalıdır

Hakim ...
¸e-imzalıdır