WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 05 Mayıs 2026

İSTANBUL 3.FIKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESI

A- A A+

T.C.
İSTANBUL
3.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

ESAS NO : 2021/411 Esas
KARAR NO : 2024/90

DAVA : MARKANIN HÜKÜMSÜZLÜĞÜ, TECAVÜZÜN ÖNLENMESİ, DURDURULMASI, KALDIRILMASI
DAVA TARİHİ : 03/03/2021
KARAR TARİHİ : 05/06/2024

Mahkememizde görülmekte bulunan Markanın Hükümsüzlüğü, Tecavüzün önlenmesi, durdurulması, kaldırılması davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TALEP: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili markasının ... tarafından ilk olarak 1967 yılında yaratılmış olduğunu, 2007 yılında 4.2 milyon dolara varan cirosu ile ...'ndeki en büyük perakende satış mağazalarından birisi olduğunu, müvekkili firmanın şu anda giyim ürünleri, aksesuarlar, kokular, mobilyalar, gözlükler üretmekte ve ...'da... adlı bir restoran işletmekte olduğunu, 2009 yılı itibariyle ..., ... (...ve ... da dahil olmak üzere) dünya çapında toplam 326 satış noktasına sahip olduğunu, resmi internet sitesi internet alışveriş sitesi (...) 2000 yılında kurulduğunu, ..., ... kendisine ait “...” markasını uzun yıllardır menşe ülke Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere dünya genelinde, Türkiye de dahil 100'den fazla ülkede yoğun ve yaygın bir şekilde kullanmakta ve tescil kayıtları ile koruma altına aldığını, “...” ve şekil markalarının ve yahut benzeri ibarelerin üçüncü kişiler tarafından izinsiz kullanılması veya tescil ettirilmesi müvekkili firmanın Paris Sözleşmesi ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ile koruma altına alınan markasal haklarının ve tekel hakkının ihlali sonucunu doğurduğunu, müvekkili şirkete ait “...” ve şekil markalarının tanınmış marka olduğunu, müvekkili şirkete ait “...” Markasının Paris Sözleşmesi ile 6769 Sayılı SMK nın 6/4 ve 6/5. maddeleri Anlamında Tanınmış Marka olduğunu, davalı tarafın, kendisine ait ... ve yer sağlayıcı firma alan adı üzerinden ... alan adlı internet siteleri ile ... alan adlı sosyal medya adresinde, müvekkili şirketin Türk Patent nezdinde ...., ..., ..., ..., ... ve ... sayı ile kayıtlı markalarının aynı / benzerini, müvekkili markalarının da tescilli olduğu ... sınıfta yer alan ürünlerden "parfüm, gözlük ve saat” ürünleri üzerinde, izinsiz ve hukuka aykırı bir biçimde kullandığını tespit ettiklerini, davalı tarafın basiretli bir tacir gibi davranmadığını, kötü niyetli olduğunu, davalıya ait ... başvuru numaralı markanın esas unsurunun “...” ibaresi ve at üstünde oyuncu figürlü şekil unsurlu şeklindeki marka başvurusu, Türk Patent tarafından müvekkili markası ile benzer nitelikte bulunduğunu ve itiraz üzerine reddedildiğini, hal böyle iken davalının aksi yönde hareket ettiğini, markanın gerçek sahibinin müvekkili olduğunu bildiği halde, müvekkili markasının benzerini TPMK nezdinde tescil başvurusuna konu ettiğini, somut olayda davalının marka olarak sınırsız tercih seçeneği varken, müvekkili markası ile ayırt edilemeyecek derecede benzer olan davaya konu markayı tescil başvurusuna konu etmesinin ve müvekkili markasına yakınlaşacak şekilde markasal kullanımda bulunmasının tesadüfi olmadığını ve basiretli bir tacir gibi hareket etmediğini TTK 18/2 ve Medeni Kanunun 2. maddesine aykırı davrandığından, davalıya ait TPMK nezdinde tescilli ... sayılı markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkini ile, davalıya ait ... alan adının iptaline, müvekkili şirketin Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescilli "..." ve şekil ibareli tanınmış markalarına vaki tecavüzün durdurulmasını, men'ini, refini, haksız rekabetin giderilmesini, davalının haksız eylemlerine son verilerek “...”, şekil, "...” ibaresini / benzerini taşıyan tüm ürünlerin vs. tanıtım araçlarının toplatılmasını, bu ibarenin her türlü ürün ve tanıtım aracından çıkartılmasını, bunun imkansız olması halinde bunların imhasına, davalının, müvekkili marka hakkına ihlali neticesinde ortaya çıkan haksız rekabetinin men'ine, haksız rekabetin neticesi olan maddi durumun ortadan kaldırılmasına, yargılama masrafları ile vekalet ücretinin davalı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin "...” olarak saat sektöründe 1986 yılından bu yana Türkiye nin ve dünyanın dört bir yanındaki müşterilerine hizmet verdiğini, müvekkilinin Türkiye deki başarısının yanı sıra Dünya ve Ortadoğu ülkelerinde de markalarının bilinirliğini artırarak kendisini kanıtladığını, “...” markasının münhasır hak sahibi olan müvekkili kendine özgü ve ayırt ediciliği olan markası altında kendisinin üretip tasarladığı ürünlerin satışını gerçekleştirdiğini, aynı zamanda müvekkilinin saat sektöründe, yüksek kalite ve özgün tasarımlar içeren ürünlerinin yer aldığını “..., ..., ..., ...” markalarının da sahibi olduğunu, müvekkili markası ile davacının markasının hem esaslı unsuru, hem ilgili bulunduğu tüketici kitlesi hem de görsel ve işitsel olarak tamamen farklı olup iki marka arasında benzerlik bulunmadığını, müvekkilin markası kelime konfigürasyonundan oluşan bir bütünü olduğunu, müvekkilin markası bir bütün olarak “...” ve “...” kelimelerinden oluşmakta olup davacının markasından tamamen farklı olduğunu, dava konusu müvekkili markasının asli unsuru “...” ibaresi olmakla birlikte “...” kelimesine kattığı özgün kelime unsurları ile birlikte özgünleştiği ve markalar arası iltibas ihtimalini ortadan kaldırdığını, önceden mevcut, yaygın ve alışılmış olmayan kelime gruplarından oluşan müvekkilin markası ayırt edicilik vasfına haiz olduğunu, dava konusu markanın müvekkili tarafından ayrı anlamlara gelen üç sözcüğün bir araya getirilmesi ile oluşturulmuş birleşik bir kelime markası olduğunu, müvekkili başvuru sahibi, “...” kelimesiyle “...” kelimesini bir araya getirmek suretiyle, yaygın ve alışılmış olmayan bir yapı oluşturduğunu, davaya konu markayı oluşturan kelime konfigürasyonunda her kelimenin ayrı ayrı çağrışımları ile bir araya gelerek oluşturdukları çağrışım arasında belirgin bir fark bulunduğunu, müvekkili tarafından oluşturulup kullanılan kelime markasının ayırt edici nitelikte olduğunu, bu ifadeyi oluşturan parçaların ötesine geçen farklı bir algı oluşturduğunu, nitekim ilgili tüketiciler nezdinde müvekkilin “...” ibareli markasının aynı mal ve hizmetler arasında derhal ve ilave bir zihni çaba gerektirmeksizin, doğrudan bir bağlantı kuracağını gösterir hiçbir somut delilin mevcut olmadığını, müvekkil, “...” kelimesiyle “...” kelimesini bir araya getirmek suretiyle, yaygın olarak kullanılan “...” ibaresini alışılmış olmayan bir yapıya kavuşturulduğunu müvekkili tarafından oluşturulup kullanılan kelime markasının ayırt edici olduğu bu ifadeyi oluşturan parçaların ötesine geçen farklı bir algı oluşturduğunu, nitekim ilgili tüketici nezdinde “...” ibaresi ile davacının polotşekil ibareli markalarının jenerik unsurları ile birlikte bakıldığı zaman markalar arasında ilave bir zihni çaba gerektirmeksizin, doğrudan bir bağlantı kuracağını gösterir hiçbir somut delil mevcut olmadığını, davacı tarafın müvekkil şirketin markasından oluşan alan adının iptaline ilişkin taleplerinin reddini, müvekkili kendi yarattığı markasına ait alan adını kendi marka adı altında kullanmakta olup bu alan adını kendi ürettiği ürünlerin satışında kullandığından davacı tarafın haksız rekabet iddiası ile talep ettiği haksız taleplerinin reddini, davacının, şartları oluşmayan ve zamanaşımına uğramış olan müvekkili markasının hükümsüzlüğüne ilişkin talebinin reddine, somut verilerden ve hukuki dayanaktan uzak haksız rekabete ilişkin haksız taleplerinin ve haksız davasının tümden reddini talep etmiştir.
CEVAP CEVAP : Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde özetle; davalı taraf usule ilişkin beyanında davaya konu markanın 26.02.2016 tarihinde korumaya alındığından bahisle dava tarihi itibariyle 5 yıllık zaman aşımı süresinin dolduğunu savunduğunu, ancak davaya konu markanın tescil tarihinin 10.10.2016 olduğunu, huzurdaki davanın açıldığı tarih olan 03.03.2021 tarihi itibariyle dolmuş herhangi bir zaman aşımı yahut hak düşürücü süreden bahsedilmesi mümkün olmadığını, müvekkili markasının SMK'nın 6/4 madde hükmü uyarınca Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış marka olduğunu, dava dosyasına sunulan Yerel Mahkeme kararları ve diğer deliller ile sabit olduğunu, davalı markasının müvekkili markasının itibarına zarar verebilecek nitelikte olduğunu , müvekkili markasından haksız yarar sağlandığını beyan etmiştir.
İKİNCİ CEVAP: Davalı vekili ikinci cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın müvekkili markasından hep haberdar olduğunu, davacı tarafın asıl amacının “...” ibaresini haksız olarak sahiplenmeye çalışmak olduğunu, Davacı markasının iddia edildiği gibi Tanınmış Marka olmadığını, “...” ibaresinin ticari hayatta birçok farklı firma tarafından kullanıldığını, Turkpatent'in tanınmış marka kaydının mahkemeler için bağlayıcı olmadığını, “...” ibaresinin zayıf bir kelime olması nedeniyle tek başına marka değerinin olmadığını, tanımlayıcı olduğundan ayırtedicilik vasfının olmadığını, “...” ibaresinin müvekkilinin markasının asli unsuru olmadığını, markaların farklı mal ve hizmetlerde kullanıldığını, tüketici kitlesinin farklı olduğunu bu nedenle davanın reddini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE: Dava; TPMK nezdinde davalı adına tescilli ... numaralı markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkini, TPMK nezdinde davacı adına tescilli "..." ibareli tanınmış markalarına vaki tecavüzün ve haksız rekabetin durdurulması, önlenmesi, kaldırılması istemlerine ilişkindir.
Davacı adına tescilli "..." markası ile davalı adına tescilli ...numaralı marka tescil dosyalarına ilişkin belgeler TPMK'dan celp ve tetkik edilmiştir.
Mahkememizce dosya kapsamına alınan marka vekili bilirkişi ... ve sektör bilirkişisi ... marifeti ile hazırlanan 08/06/2022 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle; Taraf markaları arasında görsel, işitsel, kavramsal açıdan ve bir bütün olarak bıraktıkları genel izlenime bakıldığında, benzerlik ve karıştırılma ihtimali tespit edilmiş olup, SMK m.6/1 kapsamında davalı markasının hükümsüzlük şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği açısından nihai hukuki değerlendirme ve takdirin Mahkemenize ait olduğu, davacının TURKPATENT'e yapmış olduğu tanınmış marka başvurusu ve tanınmışlığının kabulü (18.05.2017), davalı marka tescil başvuru tarihinden (26.02.2016) daha sonra olsa da, dosyaya davacı tarafından sunulan belgeler içinde yer alan ... 3 FSHHM ...E. sayılı dosyasının kesinleşme tarihi olan 27.10.2014 tarihi dikkate alındığında, davalı markasının başvurusunun yapıldığı tarih öncesinde, davacı markasının tanınmış marka olduğunun tespit edildiği, ortalama veya ilgili alıcıların, farklı bir sınıfta olsa bile, tanınmış markaya olan benzerlikten dolayı, bunun tanınmış markaca sunulduğunu zannederek bu malı tercih etmelerinin söz konusu olduğu, davalı tarafça markanın kullanım şekli dikkate alındığında, ortalama tüketicinin, bu markaları taşıyan malların aynı işletmeden geldiği ya da bunların üreticileri arasında işletmesel bir bağlantı olduğunu düşünmesinin mümkün olduğu, Tüm bu değerlendirmeler sonucunda, davalının, Davacı markasının tanınmışlığından haksız yarar sağlaması, şöhretini sömürmesi, itibarına zarar vermesi ya da onun ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurması ihtimalinin bulunduğunun tespit edildiği, işbu tespitler doğrultusunda, SMK m.6/5 kapsamında davalı markasının hükümsüzlük şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği açısından nihai hukuki değerlen ve takdirin mahkemeye ait olduğu, davalı markalarının tescilinde kötüniyetin bulunup bulunmadığı hususunun ve SMK m.6/9 kapsamında hükümsüzlük takdirinin Mahkemeye ait olduğu, tecavüz talepleri açısından davalının markasının bitişik şekilde yazılmış “...” kelimesinden ibaret olduğu ve şekil unsuru içermediği, davalının kullanımlarında tescilli halinden ziyade, markayı “...” ve “...” (saatlerde ...) şeklinde ayrık şekilde yazarak kullandığı, “...” ibaresinin marka tescilinde büyük harflerle ifade edilmiş olmasına rağmen fiili kullanımlarda neredeyse farkedilmeyecek şekilde olduğu, ... ibaresinin ise markasal kullanımlarda öne çıkarılarak ve vurgulanarak kullanılmakta olduğu, davalının bu şekildeki kullanımının, tescilli olduğundan farklı şekilde ve özellikle davacı markaları ile iltibas yaratacak ve davacı markasına yaklaştırarak kullanım arz ettiği, keza tescil kapsamında yer almayan... Sınıflarda da tescil dışı kullanımın mevcut olduğu, tespit sonuç ve kanaatine ulaşılmış olmakla, İşbu tespitler doğrultusunda, markaya tecavüze ilişkin şartların gerçekleşip gerçekleşmediği açısından nihai hukuki değerlendirme ve takdirin Mahkemeye ait olduğu, tecavüzün ne şekilde sonuçlandırılacağı yönünde ...” ibaresi şeklindeki davalı markasının SMK mad.7/2b uyarınca davacı marka hakkına tecavüz oluşturması nedeniyle, ikinci fıkra hükmü uyarınca “...” ibaresi taşıyan www. ... .com.tr alan adı, ilgili emtia satışına yönelik olarak ticari alanda kullanıldığından mahkemenin takdirinde SMK m.7/3-d kapsamında yasaklanabileceği, “...." ibaresini taşıyan tüm ürün ve tanıtım araçlarının toplatılarak bu ibarelerin her türlü ürün, tanıtım aracından çıkartılması, bu imkansız ise imhasına karar verilmesi talebinin SMK mad.149 açısından da mevcut duruma uygun bir bu açıdan nihai hukuki değerlendirme ve takdirin Mahkemenize ait olduğu, haksız rekabet açısından davalının karıştırmaya yol açacak şekilde Davacı markalarına yaklaştırarak kullanımının olduğu tespit sonuç ve kanaatine ulaşılmış olmakla, İşbu tespitler doğrultusunda, eylemin TTK m. 55/1-a-4 kapsamında haksız rekabet teşkil edip etmeyeceği açısından nihai hukuki değerlendirme ve takdirin Mahkemeye ait olduğu, hükümsüzlük, tecavüz ve diğer tüm taleplere ilişkin karar ve tüm tespit ve değerlendirmelere ilişkin nihai hukuki değerlendirme ve takdirin mahkemeye ait olduğu bildirilmiştir.
Mahkememizce dosya kapsamına alınan marka vekili bilirkişi ...ve sektör bilirkişisi ... marifeti ile hazırlanan ek bilirkişi raporunda özetle; Hükümsüzlük, Tecavüz ve Haksız Rekabet açısından; kök raporda gereken tüm inceleme ve değerlendirmelerin yapıldığı, dolayısıyla kök raporda ulaşılan tespit, sonuçlardan dönülmesini gerektirecek bir durum olmadığının tespit edilmiş olup, tespitlere ilişkin nihai hukuki değerlendirme ve takdirin tamamen mahkemeye ait olduğu bildirilmiştir.
Huzurdaki davada; davalı adına tescilli markanın davacı markaları ile karıştırılma ihtimali oluşturması nedeni ile SMK'nın 6/1, markanın tanınmış olması nedeni ile SMK'nın 6/4 ve 6/5 ile kötüniyete dayalı olarak 6/9 maddelerine dayalı olarak hükümsüzlüğü ve sicilden terkini istemleri yönünden yapılan incelemede tatbiki gereken Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 25/1. maddesinde marka hükümsüzlüğü halleri sayılmış olup, SMK'nın 5. ve 6. maddelerinde sayılan hallerden birinin mevcut olması halinde Mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verileceği belirtilmiştir. SMK'nın 6/1. maddesi uyarınca, tescil başvurusu daha önce yapılan bir markanın tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal ve hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dahil, karıştırılma ihtimali bulunması hükümsüzlük sebebi olarak düzenlenmiştir. Bu kapsamda yapılan incelemede görsel, işitsel ve anlamsal açıdan taraf markalarının yüksek düzeyde benzerlik içermesi nedeniyle tüketici zihninde yarattığı imaj nedeniyle taraf markaları arasında kavramsal bağlantı kurulabileceği, tarafların faaliyet gösterdikleri alan dikkate alındığında, ortalama tüketicinin göstereceği dikkat seviyesinin ortalama düzeyde olacağı ve işletmeler arasında bir bağlantı olduğunu düşünebileceği, kelime unsurunun davalı markasında da benzer şekilde yer almakta olduğu, kelimelerin yabancı kökenli olup Türkiye’de bu farklılığın ortalama tüketici nezdinde dava konusu markaya yeterli ayırt edicilik sağlamayacağı, taraf işletmeleri arasında bağlantı ihtimali de dahil olmak üzere iltibas tehlikesi doğuracağı, markadaki okunabilir ve telaffuz edilebilir unsur olması itibariyle öne çıkan ayırt edici unsurun ön planda olan unsurun “...” ibaresi olduğu, bu açılardan markaların karıştırılabileceği sonucuna varılmıştır.
Davacı markasının tanınmış marka olup olmadığının tetkik edilmesi gerekmiş olup tanınmış markanın ülkemizdeki yasal düzenlemelerde ölçütleri tanımlanmamış ise de tespitinde 1999 yılında "WIPO (World Intellectual Property Organization-Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı) Ortak Tavsiye Kararı" adı altında bazı ölçütler getirilmiş ve bu suretle bir markanın tanınmışlığında kendisinden yararlanılabilecek bazı kriterler oluşturulmuştur. Bu kriterler, bağlayıcı olmamakla birlikte uygulama ve öğretide de genel kabul görmüştür. Dolayısıyla bu kapsamdaki incelemede; “toplumun ilgili kesiminde markanın tanınma derecesi”, “markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu”, “marka promosyonlarının hedef aldığı coğrafi alan, promosyon süresi ve yoğunluğu”, “markanın tesciller veya tecil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü”, “markanın resmî makamlarca tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları”, “markanın ekonomik değeri” şeklindeki ölçütler nazara alınarak somut olayın niteliğine göre ve sunulan deliller kapsamında inceleme yapılması gerekmiştir. Somut olay özelinde bakıldığında davacı markasının ülkemizde ve dünyanın birçok ülkesinde tescilli olduğu, ülkemizde ve dünyadaki mevcut ve müstakbel tüketici kitlesi hedeflenerek yüksek düzeyde ve meblağlarda tanıtım ve reklam harcamalarıyla anılan marka için ciddi yatırımlar yapıldığı, bu çerçevede markanın ülkemizde ve dünyanın bir çok ülkesinde tescilli olduğu mal piyasasında yaygın bir dağıtım ve satış ağına sahip olduğu, markanın yoğun kullanımı neticesinde yüksek miktarlarda satış rakamlarına ulaşıldığı, davacının markası için yapmış olduğu yatırımların ve faaliyetlerin seviyesi, yapıldıkları coğrafi alanın büyüklüğü, tescilli marka olarak korunduğu coğrafi alan ile elde ettiği yüksek satış rakamları ile markanın ciddi bir ekonomik değere ulaştığı, bu itibarla davacının TPMK'nın tanınmış marka sicilinde de kayıtlı olan "..." markasının tanınmış marka olduğu anlaşılmıştır. Nitekim SMK'nın 6/4. maddesinin; '' Paris Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir.'' SMK'nın 6/5 maddesinin; ''Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.'' şeklindeki düzenlemeleri gereğince SMK'nın 6/1, 6/4 ve 6/5 maddelerine dayalı olarak hükümsüzlük istemine cevaz verilmesi gerekmiştir. Bunun yanında davacının SMK'nın 6/9 maddesine yönelik kötüniyet iddiası yönünden bakıldığında ise marka başvurusunun hangi hallerde kötüniyetle tescil ettirildiği her bir somut olayda ayrı ayrı değerlendirilecek olmakla birlikte, Yargıtay uygulamalarında genellikle güvenin kötüye kullanılması, kullanmak yerine başkalarının ticaretine engel olmak, sözleşmeye aykırılık vb. suretle gerçekleşen marka tescillerinin kötüniyetli marka tescil halleri olarak kabul edildiği görülmüştür. Kötüniyetli tescilin varlığı için kötüniyetin tescil başvurusu anında mevcut olması gerekmekte olup hükümsüzlüğü istenilen markanın daha önce tescil edilen ve ayırt ediciliği ve bilinirliği yüksek olan bir markayla benzer olması hâli dâhi tek başına kötüniyetli tescile delalet etmeyeceğinden SMK'nın 6/9 maddesine dayalı hükümsüzlük halinin sübut bulduğunu gösterir somut delil ve emarelere de dosya kapsamında rastlanılmadığından kötüniyet iddiasına cevaz verilmesi mümkün olmamıştır.
Dava tarihi itibari ile marka hakkına tecavüz istemleri yönünden uygulanması gereken 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 29. maddesinde marka hakkına tecavüz sayılan fiiller sayılmış olup bunlar marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7. maddede belirtilen biçimlerde kullanmak, marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak, marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek halleri olarak belirtilmiştir.
SMK'nın 7. maddesine bakıldığında ise; ''(1) Bu Kanunla sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir. Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir.
(2)Marka sahibinin, izinsiz olarak yapılması hâlinde, aşağıda belirtilen fiillerin önlenmesini talep etme hakkı vardır: a)Tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin, tescil kapsamına giren mal veya hizmetlerde kullanılması. b)Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması. c)Aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın, tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin haklı bir sebep olmaksızın kullanılması.
(3)Aşağıda belirtilen durumlar, işaretin ticaret alanında kullanılması hâlinde, ikinci fıkra hükmü uyarınca yasaklanabilir: a)İşaretin, mal veya ambalajı üzerine konulması. b)İşareti taşıyan malların piyasaya sürülmesi, teslim edilebileceğinin teklif edilmesi, bu amaçlarla stoklanması veya işaret altında hizmetlerin sunulması ya da sunulabileceğinin teklif edilmesi. c)İşareti taşıyan malın ithal ya da ihraç edilmesi. ç)İşaretin, teşebbüsün iş evrakı ve reklamlarında kullanılması. d)İşareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bağlantısı olmaması şartıyla işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ya da benzeri biçimlerde kullanılması. e)İşaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılması. f)İşaretin hukuka uygun olmayan şekilde karşılaştırmalı reklamlarda kullanılması.
(4)Markanın sahibine sağladığı haklar, üçüncü kişilere karşı marka tescilinin yayım tarihi itibarıyla hüküm ifade eder. Ancak marka başvurusunun Bültende yayımlanmasından sonra gerçekleşen ve marka tescilinin ilan edilmiş olması hâlinde yasaklanması söz konusu olabilecek fiiller nedeniyle başvuru sahibi, tazminat davası açmaya yetkilidir. Mahkeme, öne sürülen iddiaların geçerliliğine ilişkin olarak tescilin yayımlanmasından önce karar veremez.
(5)Marka sahibi, üçüncü kişiler tarafından dürüstçe ve ticari hayatın olağan akışı içinde, markasının aşağıda belirtilen biçimlerde kullanılmasını engelleyemez: a)Gerçek kişilerin kendi ad veya adresini belirtmesi. b)Malların veya hizmetlerin türüne, kalitesine, miktarına, kullanım amacına, değerine, coğrafi kaynağına, üretim veya sunuluş zamanına ya da diğer niteliklerine ilişkin açıklamalarda bulunulması. c)Özellikle aksesuar, yedek parça veya eşdeğer parça ürünlerinde, malın ya da hizmetin kullanım amacının belirtilmesinin gerekli olduğu hâllerde kullanılması'' hükümlerinin yer aldığı görülmektedir. SMK'nın 149. maddesi de; "Sınai mülkiyet hakkı tecavüze uğrayan hak sahibi, mahkemeden aşağıdaki taleplerde bulunabilir: a)Fiilin tecavüz olup olmadığının tespiti. b)Muhtemel tecavüzün önlenmesi. c)Tecavüz fiillerinin durdurulması. ç)Tecavüzün kaldırılması ile maddi ve manevi zararın tazmini. d)Tecavüz oluşturan veya cezayı gerektiren ürünler ile bunların üretiminde münhasıran kullanılan cihaz, makine gibi araçlara, tecavüze konu ürünler dışındaki diğer ürünlerin üretimini engellemeyecek şekilde elkonulması. e)(d) bendi uyarınca elkonulan ürün, cihaz ve makineler üzerinde kendisine mülkiyet hakkının tanınması f)Tecavüzün devamını önlemek üzere tedbirlerin alınması, özellikle masraflar tecavüz edene ait olmak üzere (d)bendine göre elkonulan ürünler ile cihaz ve makine gibi araçların şekillerinin değiştirilmesi, üzerlerindeki markaların silinmesi veya sınai mülkiyet haklarına tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise imhası. g)Haklı bir sebebin veya menfaatinin bulunması hâlinde, masrafları karşı tarafa ait olmak üzere kesinleşmiş kararın günlük gazete veya benzeri vasıtalarla tamamen veya özet olarak ilan edilmesi veya ilgililere tebliğ edilmesi" şeklinde düzenleme altına alınmıştır.
Anılı yasal düzenlemeler ışığında somut olaya bakıldığında; karıştırılma tehlikesine (iltibas) dayalı marka hakkına tecavüz iddiası bakımından yapılan incelemede inceleme konusu markaların benzerlik derecesi, inceleme konusu markalar kapsamında bulunan mal ve hizmetlerin benzerlik derecesi, önceki markanın ayırt edici gücünün, tanınmışlığının derecesi, inceleme konusu mal ve hizmetlerin tüketicilerinden oluşan ortalama tüketici kitlesinin bilinç ve dikkat düzeyinin esas alınması gerekmiştir. Karıştırılma tehlikesinin olup olmadığının tespitinde markalar ile ilgili tüm unsurlar dikkate alınarak, genel (bütünsel) olarak değerlendirme yapılması gerekmiş markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hâkim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajı irdelenmiştir. Bu kapsamda yapılan inceleme neticesinde; davacının tanınmış tescilli markası ile davalının sonraki tarihli tescilli markasının esas unsur olan ''...'' ibaresini içermesi, aynı mal/hizmet sektöründe kullanılması, markaların bütünsel olarak benzer olmaları ve aynı/ benzer sınıflarda tescilli ve kullanımda olmaları nedeniyle markaların hitap ettikleri ortalama tüketiciler nezdinde karıştırılma ihtimalini doğurması nedeni ile SMK'nın ... maddeleri gereğince davalı eyleminin marka hakkına tecavüz teşkil ettiği anlaşılmakla; tecavüzün önlenmesine, durdurulmasına, kaldırılmasına, bu kapsamda davalıya ait ''...'' alan adına erişimin engellenmesine, “...”, "¸", "..." ibaresini taşıyan ürünlere ve tanıtım araçlarına el konulmasına, bu ibarenin ürün ve tanıtım aracından çıkartılmasına ilişkin karar verilmesi gerekmiştir.
Davacı taraf SMK'nın birinci kitabında düzenlenen marka hakkına ilişkin hükümlerin yanı sıra ayrıca TTK'nın haksız rekabet hükümleri gereğince de istemde bulunmuş olup anılı düzenlemelerin kümülatif olarak somut olayda tatbikinin gerekip gerekmediği meselesinin aydınlatılması gerekmiştir. Bu noktada emsal alınan Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2019/5189 esas, 2022/1852 karar sayılı ilamı ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 2021/439 esas, 2023/201 karar sayılı kararında vurgulandığı üzere; 6762 sayılı mülga TTK’nın 57/5.maddesinde yazılı “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalariyle iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmiyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklindeki düzenlemeden yola çıkılarak, marka hakkına tecavüz eylemleri, hem özel yasa niteliğindeki 556 sayılı Marka KHK’nın 61 ve 9.maddeleri uyarınca, hem de anılı hüküm nedeniyle mülga 6762 sayılı TTK’nın 57/5.maddesi hükümleri doğrultusunda kümülatif olarak korunmakta iken mülga 6762 sayılı TTK’nın 57/5.maddesindeki hüküm, 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren mer’i 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4 bendinde yer alan “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak,” şeklinde düzenlenmiş olup, Kanunun gerekçesinde de ifade olunduğu üzere, Kanun Koyucu bilinçli bir şekilde, “ad, unvan ve marka” kavramlarına yeni düzenlemede yer vermemiş ve buna gerekçe olarak da bu kavramların kendi özel yasası niteliğindeki 556 sayılı Marka KHK, 554 sayılı End. Tasarım KHK ve 555 sayılı Coğrafi İş. KHK ve TTK’nın unvan ile ilgili düzenlemeleriyle korunması gösterilmiş ve bunların bir kez de TTK’nın haksız rekabet hükümleriyle korunmasının gereksiz olduğu ve yorum güçlüklerine yol açacağına vurgu yapılmıştır. Bu hâli ile markaların kendi özel yasası niteliğindeki 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu hükümleriyle korunması ve 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4 maddesindeki düzenleme karşısında, dairenin eski içtihatlarını sürdürme imkanının kalmadığı belirtilmiştir.
Nitekim Türk Borçlar Kanunu'nun sebeplerin yarışması başlıklı 60. maddesi gereğince de bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkimin, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar vereceği ifade edilmiştir. Bu gerekçeler ışığında somut olaya bakıldığında; davacı yana en iyi giderim imkanı sağlayan SMK hükümleri kapsamında hukuki koruma sağlanmış olup aynı zamanda haksız rekabete ilişkin hükümlerin kümülatif olarak uygulanmasına yer olmadığı sonucuna varılması gerekmiştir. Bu açıklamalar doğrultusunda haksız rekabet hükümlerine yönelik davacı istemlerinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1- Davanın marka hakkına tecavüz ve hükümsüzlük istemleri yönünden KABULÜ ile,
A- Davalıya ait TPMK nezdinde tescilli ... sayılı markanın hükümsüzlüğüne, karar kesinleştiğinde sicilden terkini için TPMK'ya yazı yazılmasına,
B- Davalıya ait ... alan adına erişimin engellenmesine, karar kesinleştiğinde ESB'ye yazı yazılmasına,
C- Davacı şirketin Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescilli "..." ve "¸" ibareli tanınmış markalarına vaki davalı tecavüzünün önlenmesine, durdurulmasına ve kaldırılmasına, bu kapsamda “...”, "¸", "..." ibaresini taşıyan ürünlerin ve tanıtım araçlarına el konulmasına, bu ibarenin ürün ve tanıtım aracından çıkartılmasına,
D- SMK'nın marka hakkına yönelik hükümleri ile TTK'da düzenlenen haksız rekabete ilişkin düzenlemelerin kümülatif olarak tatbiki TBK'nın 60. maddesi ışığında yerinde görülmediğinden davacının haksız rekabete yönelik istemlerinin reddine,
2-Alınması gereken 427,60 TL ilam harcından peşin alınan 59,30TL harcın mahsubu ile eksik 368,30 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
3-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 25.500,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-Davacı tarafın yaptığı 59,30 TL başvuru harcı, 59,30 peşin harç, 318 TL tebligat ve müzekkere masrafı, 2.000 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 2.436,60 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafça yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
Dâir; taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 05/06/2024

Katip ...
¸e-imzalıdır

Hakim ...
¸e-imzalıdır