T.C.
İSTANBUL
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/197 Esas
KARAR NO : 2024/136
DAVA : Marka (Tecavüzün Tespiti İstemli)
DAVA TARİHİ : 15/09/2023
KARAR TARİHİ : 09/05/2024
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Tecavüzün Tespiti İstemli) ve Haksız Rekabet davasının yapılan açık yargılamasının sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili, müvekkilinin ...'nin 80 yılı aşkın süredir sağlık, temizlik, kozmetik ve gıda güvenliği gibi konularda hizmet vermekte olan ... şirketinin iştirakleri olup dünya çapında lider bir şirket haline geldiğini, müvekkili olan şirketin daha önce davalı tarafından ... markasıyla ürettirilen deterjan cinsi ürünlerin ambalajında “...”, “...”, “...”, “...”, “...”, “...” ve “...” markalarının kullanıldığından haberdar olduğunu ve buna ilişkin ihtarlar sonucunda davalı tarafından bu markaların kullanılmayacağına dair taahhütnamelerinin gönderilmesi üzerine müvekkilinin davalı hakkında yasal yollara başvurmadığını, ancak davalının internet sitesi üzerinden yapılan araştırmalarda; “...”, “...”, “...”, “...”,, “...”, “...”, “...”, “...”, “...”, “...”, “...”, “... ve “...” inlerinin ve tescilli markaların davalı tarafından ürettiği ürünler üzerinde halen kullanılmaya başlandığını ve satışa sunulduğunun tespit edildiğini, davalı ...'ın ... isimli işletmenin sahibi olup müvekkilinin markalarını içeren ürünleri ... alan adlı web sitesi üzerinden tüketicilere sunduğunu, davalı tarafından üretilen ve satışa sunulan ürünler üzerinde müvekkili olan şirketin tescilli ve tanınmış markalarının aynen kullanıldığını, hatta müvekkilinin ürünlerinde kullanılan ambalaj tasarımlarının bile benzer olacak şekilde tasarlandığını, davalının kullanımlarının tamamen müvekkilinin markalarını ve ürünlerini kopyalama ve bu ürünleri müvekkilinin ürünlerine benzeterek müvekkilinin markalarının tanınmışlığından, müvekkilinin ürünlerinin tüketici nezdindeki bilinirliği ve güveninden haksız menfaat elde etme amacı taşıdığını, davalının ürünleri üzerinde kullanılan markaların, müvekkili olan şirketin tescilli ve tanınmış markalarının birebir aynısı olduğunu, davalının işbu kullanımları ile müvekkilinin markaları aleyhine yarattığı karıştırılma ihtimalinin davalının müvekkili ile birebir aynı sektörde faaliyet göstermesi ve müvekkilinin markalarının birebir aynı mallar üzerinde ve benzer ambalajlarda / aynı renklerde kullanılması ile daha da pekiştiğini, bu çerçevede müvekkilinin “...”, “...”, “...”, “...”,, '...”, “...”, “...”, “...”, “...”, “...”, '...”, “...” markalarının aynısını ve “...” markasının benzerini izinsiz içeren ve herhangi bir meşru hakka dayanmayan bu kullanımların müvekkilinin aleyhine marka tecavüzü ve haksız rekabet teşkil ettiğini, yaratılan marka ve tecavüzü ve haksız rekabet durumunun tespitini, önlenmesini ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasını, internet üzerinden her türlü satışının ve tanıtımının önlenmesini, internet sayfalarına erişimin engellenmesini talep ve beyan etmiştir.
Davalı, davacı tarafça 2015 yılında ve sonrasında tebliğ edilen ihtarnameler neticesinde hukuken tespit edilmiş bir ihlal olmamasına rağmen bir ihlal olmamasına rağmen ticari etik içerisinde davacı tarafın taleplerinin yerine getirilerek ürünlerdeki ibarelerin kaldırıldığını, internet sitesinde davacı tarafça tescilli markaların ürünler üzerinde kullanıldığı iddia edilmiş ise de bu sektördeki neredeyse tüm firmalar tarafından kullanılan kodların ve terimlerin kullanılmış olduğunu, davacının tescilli markalarının halihazırda ürünler üzerinde kesinlikle kullanılmamakta olduğunu, bu nedenledir ki davacı tarafın iddialarının gerçeği yansıtmamakta olduğunu, gerek internet sitesinde gerekse de satışa arz edilen ürünler incelendiğinde marka hakkına tecavüz oluşturacak nitelikte bir kullanımlarının olmadığının ortaya çıktığını, müvekkillerin davacının marka ve ürünlerini kopyalamak gibi bir fiilinin söz konusu olmadığını, zira ürünlerin dünyada binlerce firma tarafından üretilebilen ve satışa sunulan ürünler olduğunu, üretim hakkının davacıya tahsis edilmesi gibi bir durum söz konusu olmadığını, davacı tarafından sunulan görsellerden de anlaşılabileceği üzere ürünlerin davacının ürünleri ile karıştırılması ihtimalinin olmadığını, basit tüketicinin davacının ürünü zannederek müvekkile ait ürünü alması-yanılma ihtimali olmadığının bilirkişi incelmesi neticesinde de ortaya çıkabileceğini, bu nedenledir ki davacının markalarından haksız bir yarar elde edildiği iddiası ispata muhtaç gerçek dışı iddialar olduğunu, bu nedenle davacı tarafın talepleri kabul etmediklerini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Dava, 6769 sayılı SMK ve 6102 TTK hükümlerine göre açılan marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, durdurulması, kaldırılması, önlenmesi istemlerine ilişkindir.
Marka hakkına tecavüz sayılan fiiller SMK Madde 29’da sayılmıştır. Marka hakkına tecavüz sayılan haller Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 7. Maddesine atıf yapılmak suretiyle 29. Maddesinde düzenlenmiştir.
6769 sayılı SMK madde 29’a göre, Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7. maddede belirtilen biçimlerde kullanılması ve yine madde 29/b’ye göre Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edilmesi marka hakkına tecavüz sayılmaktadır.
Marka hakkı sahibinin markasına zarar vermeye yönelik tüm fiilleri engelleme hakkı vardır. Marka hakkına tecavüz de bunların başında gelir. Marka hakkına tecavüzün varlığı için Sınai Mülkiyet Kanun’ da belirtilen eylemlerden birinin gerçekleşmiş olması ve somut olayda bu eylemin hukuka uygunluk sebeplerinden birinin bulunmaması gerekir.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 7. Maddesinde ise;
Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir. Marka sahibinin, izinsiz olarak yapılması hâlinde, aşağıda belirtilen fiillerin önlenmesini talep etme hakkı vardır.
a)Tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin, tescil kapsamına giren mal veya hizmetlerde kullanılması.
b)Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması.
c)Aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın, tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye’de ulaştığı tanınmıştık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin haklı bir sebep olmaksızın kullanılması.
6769 sayılı SMK’nın yukarıdaki ilgili maddeleri genel olarak, marka sahibinin tescilli markası ile iltibasa neden olacak işaretlerin kullanılmasını yasaklamaktadır. Madde metninde de belirtildiği üzere; tescilli marka ile aynı veya benzer olan bir işaretin tescilli markanın kapsadığı mal ve hizmetlerde kullanılarak halk tarafından karıştırılma ihtimaline yol açılması marka hakkına tecavüz olarak nitelendirilmektedir. Ayrıca işaret ile tescilli marka arasında halk nazarında “ilişkilendirme” olduğu ihtimali de “karıştırılma ihtimali” kavramına dahil sayılmıştır. Marka sahibi tescilli markası ile bağlantı kurulması ve veya karıştırılma olasılığı taşıyan markaların aynı veya benzer mal ve hizmetlerde kullanılmasını önleme yetki ve hakkına sahiptir.
Başkasına ait marka hakkının doğrudan ya da dolaylı ve iltibaslı kullanımı marka hakkına tecavüz oluşturmaktadır. Somut olayda, tüm dosya kapsamı ve dosya içerisinde mevcut bilirkişi rapor içeriği gözetilmekle, davalıya ait ... isimli internet sitesi içeriğinde, davacının izni olmaksızın davacıya ait “...”, “...”, “...”, “...”, “...”, “....”, “...”, “...”, “...”, “...”, “...”, “...”, “...” ibareli ürün görsellerinin kullanıldığı ve ürünlerin satışa konu edildiği, markanın kullanış şekillerinin aynı olduğu, ilgili marka ve markasal kullanımları aynı anda ya da farklı yer ve zamanlarda gören tüketicinin ilgili marka ve markasal kullanımların aynı işletmesel kökenden geldiğini düşünebileceği, böylelikle SMK m. 7/2-b ve m. 29. kapsamında davalının markasal kullanımlarının davacıya ait tescilli marka hakkına tecavüz ettiği anlaşılmıştır.
Davacı taraf marka hakkına ilişkin hükümlerin yanı sıra ayrıca TTK'nın haksız rekabet hükümleri gereğince de istemde bulunmuştur. Bu noktada emsal alınan Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2019/5189 esas, 2022/1852 karar sayılı ilamı ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 2021/439 esas, 2023/201 karar sayılı kararında vurgulandığı üzere; 6762 sayılı mülga TTK’nın 57/5.maddesinde yazılı “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalariyle iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmiyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklindeki düzenlemeden yola çıkılarak, marka hakkına tecavüz eylemleri, hem özel yasa niteliğindeki 556 sayılı Marka KHK’nın 61 ve 9.maddeleri uyarınca, hem de anılı hüküm nedeniyle mülga 6762 sayılı TTK’nın 57/5.maddesi hükümleri doğrultusunda kümülatif olarak korunmakta iken mülga 6762 sayılı TTK’nın 57/5.maddesindeki hüküm, 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren mer’i 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4 bendinde yer alan “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak,” şeklinde düzenlenmiş olup, Kanunun gerekçesinde de ifade olunduğu üzere, Kanun Koyucu bilinçli bir şekilde, “ad, unvan ve marka” kavramlarına yeni düzenlemede yer vermemiş ve buna gerekçe olarak da bu kavramların kendi özel yasası niteliğindeki 556 sayılı Marka KHK, 554 sayılı End. Tasarım KHK ve 555 sayılı Coğrafi İş. KHK ve TTK’nın unvan ile ilgili düzenlemeleriyle korunması gösterilmiş ve bunların bir kez de TTK’nın haksız rekabet hükümleriyle korunmasının gereksiz olduğu ve yorum güçlüklerine yol açacağına vurgu yapılmıştır. Bu hâli ile markaların kendi özel yasası niteliğindeki 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu hükümleriyle korunması ve 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4 maddesindeki düzenleme karşısında, dairenin eski içtihatlarını sürdürme imkanının kalmadığı belirtilmiştir.
Bu gerekçeler ışığında somut olaya bakıldığında; davacı yana SMK hükümleri kapsamında hukuki koruma sağlanmış olup aynı zamanda haksız rekabete ilişkin hükümlerin kümülatif olarak uygulanmasına yer olmadığı sonucuna varılması gerekmiştir. Bu açıklamalar doğrultusunda, marka hakkına tecavüz davasının kabulüne, haksız rekabet hükümlerine yönelik davacı istemlerinin ise reddine dâir aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Ayrıntısı ve gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Haksız rekabet davasının reddine,
2-Marka hakkına tecavüz davasının kabulüne, davacının tanınmış ve tescilli markalarının davalılar tarafından kullanılması nedeni ile davalıların davacının marka hakkına tecavüz ettiğinin tespitine, marka tecavüzü fillerinin önlenmesine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına; davacıya ait “...”, “...”, “...”, “...”, “...”, “...”, “...”, “...”, “...”, “...”, “...”, “...”, “...” markaları ve benzerlerini taşıyan ürünlerin üretiminin, satış ve dağıtımının, ithalatının ve ihracatının, yurt içinde ve yurt dışında satışa sunulmasının ... alan adlı web sitesi ve .../, ... sosyal medya hesapları başta olmak üzere internet üzerinden her türlü satışı ve tanıtımı da dahil olmak üzere davalılar tarafından her türlü kullanımının engellenmesine, davalıların davacı aleyhine marka tecavüzü yaratan her türlü mal ve ürün, hizmet, tabela, ambalaj, internet sitesi, ilan, reklam, yayın, broşür, afiş, kartvizit ve sair her türlü tanıtım malzemesi, basılı kâğıt, fatura ve sair her türlü ticari evrak ile alan adları da dâhil olmak üzere yurtiçi ve yurtdışı tüm kullanımlarının önlenmesine, mütecaviz kullanımlara ilişkin ürün, tabela, ilan, reklam, broşür, afiş, kartvizit ve sair her türlü tanıtım malzemesinin; basılı kâğıt, fatura ve sair her türlü ticari evrakın ve bu şekilde bastırılmış olan materyal ve benzeri vasıtalara el konulmasına ve hüküm kesinleştiğinde imhasına,mahkememizin iş bu dosyasından verilen 03/11/2023 tarihli ihtiyati tedbir kararı kapsamında erişim yasağı konulan internet sitelerine erişimin hüküm kesinleştiğinde kalıcı olarak engellenmesine,mahkememiz dosyasında alınan 30.10.2023 tarihli bilirkişi raporunun kararın ayrılmaz parçası ve eki sayılmasına,
3-Harçlar kanunu gereğince alınması gereken toplam 427,60 TL harçtan daha önceden ödenen toplam 269,85 TL harç düşüldükten sonra eksik kalan 157,75 TL harcın davalıdan alınarak hazineye irad kaydına,
4-Davacı tarafından yatırılan 269,85 TL başvuru harcı ve 269,85 TL peşin harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan 7.170,50 TL bilirkişi ücreti, posta tebligat masrafı vb. yargılama giderinin davadaki haklılık oranına göre 3.585,25 TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, marka hakkına tecavüz davası yönünden, yürürlükte bulunan A.A.Ü.T'ye göre hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
7-Yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısmının talep halinde ve karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
Dair davacı vekilinin yüzüne karşı, karşı tarafın yokluğunda (HMK 345/1 md. gereğince) gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamı ödenmek suretiyle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı. 09/05/2024
Katip ...
¸e-imzalıdır
Hakim ...
¸e-imzalıdır
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!