WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 07 Mayıs 2026

İSTANBUL 2. ASLIYE TICARET MAHKEMESI

A- A A+

T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2022/264
KARAR NO : 2024/644

DAVA : Sıra Cetveline İtiraz (İflas Tasfiyesinde Düzenlenen Sıra Cetveline Yönelik Kayıt Kabul Ve Terkin Talebi (İİK 235))
DAVA TARİHİ : 25/06/2018
KARAR TARİHİ : 03/10/2024

Mahkememizde görülmekte olan sıra cetveline itiraz (İflas Tasfiyesinde Düzenlenen Sıra Cetveline Yönelik Kayıt Kabul Ve Terkin Talebi (İİK 235)) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkil Bankanın 26.11.2017 tarihli dilekçesi ile müflis ... Bankası A.Ş şirketinden iflasın açıldığı tarih olan 16.11.2017 tarihi itibariyle alacaklı olduğu genel toplam 180.082.233,95-TL alacağının iflas masasına kaydedilmesi talebinde bulunduğunu, iş bu kayıt talebinin ... 1. İflas Müdürlüğü'nce ... günü ... sayı ile alındığını, müvekkil Bankaya, müflis ... Bankası A.Ş. İflas İdaresinin 28.05.2018 tarihli yazılı ile 180.082.233,95-TL alacağın 127.388.275,08-TL kısmının şarta bağlı olarak kabul edildiğini, 15.440.788,32-TL kısmının kabul edildiğini ancak 37.253.170,55-TL kısmının reddedildiği bildiriminde bulunduğunu, işbu bildirim müvekkil bankaya 12.06.2018 tarihinde tebliğ edilip yasal süresi içinde başvurarak alacağın tamamen kaydının kabul edilmesi talebinde bulunma zorunluluğunun hasıl olduğunu, her ne kadar iflas masasınca alacağı 37.253.170,55-TL kısmının neden reddedildiğine dair bir gerekçe müvekkil bankaya bildirmemiş olsa da tarafınca reddedilen 37.253.170,55-TL kısmın kur farkından kaynaklandığının düşünüldüğünü, iflas masasının iflas tarihindeki döviz kuru yerine ... Bankası A.Ş nin fona devredildiği 22.07.2016 tarihindeki döviz kurlarını dikkate alarak hesaplama yapması nedeniyle alacağı 37.253.170,55-TL kısmının reddedildiğinin anlaşıldığını, iflas idaresinin alacak kaydı duyurusunda dahi iflas tarihindeki kur üzerinden alacak kaydı yaptırılmasının bildirilmesine, usul ve mevzuat hükümleri uyarınca iflas tarihi olan 16.11.2017 tarihindeki döviz kuru üzerinden alacak kaydı hesabı yapılmak zorunda olunmasına rağmen, müflisin fona devredildiği tarihteki döviz kuru üzerinden alacak hesabı yapılmasının kanun hükümlerinin açıkça ihlali anlamına geldiğini, müvekkil ... Bankası A.Ş'nin müflis ... BANKASI A.Ş.'nin iflas masasına kaydı reddedilen 37.253.170,55-TL kısmının da iflas masasına kaydının yapılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; işçilerin, iş ilişkisine dayanan ve iflâsın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk edilen ihbar ve kıdem tazminatları dahil alacakları ile iflâs nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak ettikleri ihbar ve kıdem tazminatları, işverenlerin, işçiler için yardım sandıkları veya sair yardım teşkilatı kurulması veya bunların yaşatılması maksadıyla meydana geldiğini ve tüzel kişilik kazanmış bulunan tesislere veya derneklere olan borçları, iflâsın açılmasından önceki son bir yıl içinde tahakkuk etmiş olan ve nakden ifası gereken aile hukukundan doğan her türlü nafaka alacakları, velâyet ve vesayet nedeniyle malları borçlunun idaresine bırakılan kimselerin bu ilişki nedeniyle doğmuş olan tüm alacakları, iflâs, vesayet veya velâyetin devam ettiği müddet yahut bunların bitmesini takip eden yıl içinde açılırsa imtiyazlı alacak olarak kabul olunup, bir davanın veya takibin devam ettiği müddet hesaba katılmadığını, özel kanunlardaki imtiyazlı alacakların hangi alacaklar olduğunun çeşitli kanunlarda düzenlendiğini, görüldüğü üzere kanun koyucu imtiyazlı alacakları kendi içerisinde sıraya koyduğunu, bu kapsamda bankanın iflası halinde imtiyazlı alacakların sıralanacağını, vergi alacağı ve Sosyal Güvenlik Kurumu alacağı, ...'nun sigortalı mevduat sahiplerine yapmış olduğu ödemeye ilişkin alacağı, mevduat sahiplerinin mevduat alacağı, imtiyazlı olmayan diğer bütün alacaklar her ne kadar hataen alacağın 127.388.275,08 TL'lik kısmının şarta bağlı alacak olarak kabulüne, 15.440.788,32 TL'lik kısmın kabulüne, 37.253.170,55 TL'lik alacak kayıt talebinin reddedildiği davacı kuruma bildirilmiş olsa da, banka kayıtları üzerinde yapılan inceleme neticesinde, davacı ... tarafından yapılan dokuz adet yurtdışı teminat mektup alacak talebi ile ilgili olarak, 42.348,50 EURO tutarlı mektup tazmin talebi ile komisyon talebi mektup geçerlilik tarihinden sonrasında ilişkin olması nedeniyle reddedildiğini, söz konusu mektuplar Libya mektubu olduğundan, Birleşmiş Milletler Konseyi ile Bakanlar Kurulunun Libya mektup tazmin taleplerinin ödenmemesi ile ilgili kararları doğrultusunda alacak taleplerinin şarta bağlı olarak kabul edildiğini, mektup tutarları 22.07.2016 tarihli TCMB döviz alış kurundan TL'ye çevrilip tazmin talep tarihinden iflas ilan tarihi olan 16.11.2017 ye kadar %9'luk yasal faiz oranı üzerinden faiz eklenmek suretiyle yapıldığını, dava İİK 235.maddesi gereğince hak düşürücü süre içerisinden açılmamış ise davanın öncelikle usulden reddini, dava süre içerisinde açılmış ise izah edilen nedenlerle, davacının 2.360.928,51 TL alacağı nakdi, 139.264.416,72 TL alacağı ise gayrinakdi olması nedeniyle şarta bağlı alacak olarak sıra cetveline kaydedilmesine, fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkememizce oluşturulan 2018/573E. 2018/1416K.sayılı kararında:
"(...)
Sonuç olarak; görülmekte olan davanın idari işleme karşı açılan bir dava olduğu, idari yargının görev alanına girdiği, HMK'nın 1.maddesi gereğince görev hususunun kamu düzenine ilişkin olduğu ve HMK 115/1. maddesine göre mahkemece uyuşmazlığın her aşamasında re'sen dikkate alınması gerektiği kabul edilmiş, HMK'nun 115/2 maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar vermek gerekmiştir."
şeklinde açıklanan gerekçeyle hüküm oluşturulmuştur.
Mahkememizce verilen karara karşı taraf vekilleri istinaf kanun yollarına başvurmuştur.
Bu başvuru sonucunda İstanbul BAM 17.HD'nin ...E. ...K.sayılı ilamında:
"(...)
Açıklanan nedenlerle, tüzel kişiliğe haiz fon tarafından düzenlenen ve İdari İşlem niteliğinde bulunan sıra cetveli nedeniyle çıkan uyuşmazlıklar idari yargının görev alanı içerisinde kaldığından davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine dair ilk derece mahkemesi kararında hukuka aykırılık bulunmadığından istinaf başvurularının reddine dair karar verilmesi gerekmekle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."
şeklinde karar oluşturulmuştur.
Adı geçen karar dahi Yargıtay onamasından geçmek suretiyle kesinleşmiş olmakla birlikte akabinde Uyuşmazlık Mahkemesinin vermiş olduğu 29/11/2021 tarihli karar üzerine dava dosyası mahkememizce ele alınmıştır.
Sıra cetvelinin 12/06/2018 tarihi itibariyle davacıya tebliğ olunduğu, tebliğ avansının 26/12/2017 itibariyle depo olunduğu, davanın ise 25/06/2018 tarihi itibariyle açıldığı, bu itibarla davanın yasal onbeş günlük hak dürücü süre içinde açılmış olduğu öncelikle tespit olunmuştur.
Davacı tarafından düzenlenen dokuz adet teminat mektubunun kontrgarantili çeşitli muhatap bankalara verildiği, ... Bankası A.Ş.'nin kontrgarantisi ile düzenlenen dokuz adet teminat mektuplarından kaynaklanan alacak haklarının varlığının iddia olunduğu, bu çerçevede teminat mektuplarından kaynaklanan ve davacı bankanın farklı şubelerince düzenlenen teminat mektup listesi ve alacaklarından kaynaklanan 8.975.134,82-Avro alacağın varlığının ileri sürüldüğü, bu hususların tartışmasız olduğu açıktır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu iflas tarihi itibariyle davacının 13.414.735,83-Avro alacağının olup olmadığı, bu alacağın iflasın açıldığı tarih itibariyle ve aynı zamanda davacının 30.668.420,71-USD alacağının olup olmadığı, yine bu alacağın iflasın açıldığı tarih itibariyle kaç TL olduğu, bu noktada hangi tarihteki kur üzerinden çevrim yapıldığı noktasında taraflar arasında farklılık olup olmadığı, buna göre işletilmesi gereken faiz oranının varlığı tartışmasız dayanak belge ve sözleşme hükümlerine göre ne olduğu, sonuç olarak ve bu çerçevede iflas masasına kaydı gereken miktar hariç tutulduğunda iflas masasına kaydı gereken miktarın kaç TL olduğu noktalarında toplanmaktadır.
Taraflar arasındaki dava İİK. 235 ve devamından kaynaklanan, uygulamada kayıt kabul davası olarak nitelendirilen ve kanunda ise sıra cetveline itiraz olarak belirtilen, tahsili amaçlamayan, sadece iflas masasına kayıt yapılmasını amaçlayan bir davadır.
İİK m.235/f.1 hükmüne göre "Sıra cetveline itiraz edenler, cetvelin ilanından itibaren onbeş gün içerisinde iflasa karar verilen yerdeki ticaret mahkemesine dava açmaya mecburdurlar".
Kayıt kabul aşamasında iflas dairesince davacının talep ettiği miktar oranında alacaklı olduğunu ortaya koyan yeterli belge olmadığından alacağın reddedildiği açıktır.
Kayıt kabul davası bilindiği üzere alacağı kısmen veya tamamen red edilen alacaklı tarafından iflas idaresine karşı açılır. Davada husumet iflas masasına yöneltilmelidir. İflas masasının temsilcisi adi tasfiyede iflas idaresi, basit tasfiyede iflas dairesidir. Somut olayda olduğu üzere iflas masasının temsilcisi iflas idaresi olarak müflis ... Bankası A.Ş.iflas idaresidir. İspat yükü kural olarak masaya yazdırılması gereken alacağı olduğunu iddia eden davacı alacaklı üzerindedir. Davacı alacağını genel hükümlere göre ispat etmek yükümlülüğü altındadır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın araştırılması amacıyla mahkememiz tarafından atanan ve konusunda ehil bankacı bilirkişi kurulu hazırlamış olduğu 12/10/2022 tarihli kök raporlarında "davacı bankanın dosya içeriğinde bulunan kayıt ve dökümanlarına göre belirtilen teminat mektuplarından dolayı iflas masasına kayıt talebinde bulunulduğu, arz edilen tabloya göre davacı bankanın dokuz adet teminat mektubu bedeli, işlemiş davacı banka devre komisyonu, muhabir banka komisyonu ve temerrüt faizi olmak üzere toplam alacağı 13.414.735,83 Avro ile 30.668.420,71 USD olarak belirlendiği, sunulan tabloya göre kontgaranti teminat mektuplarının bir kısmını avans ve bir kısmının iş taahhüdü kapsamında verildiği, anılan teminat mektuplarının vadesi içinde yurtdışı işverenliklerin amir bankaları tarafından tazmin taleplerinin davacı bankaya iletilmiş olduğu, ancak, (D) bendi altında açıklandığı üzere ...’daki iş savaş nedeniyle başta Birleşmiş Milletler Genel Kurul Kararları, Bakanlar Kurulu Kararı ile en son Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi uyarınca davacı bankaca teminat mektuplarının tazmin edilemediği, ilgili ülkedeki iç savaşın sonlanması halinde anılan mektuplardan dolayı tazmin taleplerinin karşılanabileceği, kontrgaranti teminat mektubu içeriklerinde belirtilen faiz oranları dahilinde tazmin talep tarihinden başlamak üzere müflis bankanın iflas tarihine kadar geçen süre için davacı anka mektup bedelleri üzerinden temerrüt faizi işletip, bu temerrüt faizlerini ileri tarihlerde iç savaşın sonlanması ile birlikte muhabir bankalara ödeyebileceği için, işletilen temerrüt faizinin yerinde olduğunun değerlendirildiği, davacı banka kayıtlarına ve dosya içeriğinde toplanan delillere göre toplam alacak miktarının 180.082.233,95 TL olarak belirlendiği, esasen mevzuata göre iflas tarihindeki efektif satış kurunun dikkate alınması her ne kadar gerekmekte ise de, davacı banka
daha düşük seviyede kalan döviz satış kurunu esas aldığı için taleple bağlı kalındığı, davacı banka kayıtlarına göre toplam nakdi alacak miktarının 14.562.719,69 TL olarak belirlendiği, iflas masasına ise 15.440.788,32 TL kaydedildiği, dolayısıyla nakdi alacak miktarı fazlasıyla kaydedildiği, 42.348,50 Avro'luk teminat mektubunun bu vade tarihi 27.11.2013’den önce belirtilen kararnameler kapsamında mücbir sebep nedeniyle tazmin edilemediği, ancak, sözkonusu teminat mektubu ile birlikte diğer sekiz adet teminat mektubunun aynı gerekçelerle tazmin edilemediği, bu saiklerden hareketle davalı müflis bankanın 42.348,50 Avro tutarındaki mektup ile bunun ferilerinden kaynaklanan alacağa rezerv
koymasının yerinde olmadığı, davacı bankaca anılan mektup bedeli ile birlikte, bu mektuptan doğan devre komisyonu ve temerrüt faizinin davacı bankaca talep edilmesinin yerinde olduğu değerlendirildiği, iflas masasına müracaat davacı banka vekilinin 26.12.2017 tarihli dilekçe ile ... 1.İflas Müdürlüğüne müracaat edip toplam 180.082.233,95 TL nakdi (komisyon ve temerrüt faizi) ve gayrinakdi alacağın (teminat mektubu bedeli) iflas masasına kaydını talep ettiği,
davacı ve davalı müflis banka arasındaki ilişkinin temelinin harici garanti mektuplarına dayandığı, davacı banka ile müflis banka kayıt ve delillerine göre davacı yanın tespit edilen alacaklarının iflas masasına kaydını talep edebileceği kanaatinin edinildiği, davacı bankanın, müflis bankanın faaliyet izninin kaldırıldığı 22.07.2016 tarihli TCMB döviz alış kuru üzerinden yapılan hesaplamaya göre belirlenen alacağın mahkemece raporun benimsenmesi halinde, davacı bankanın alacakları fazlasıyla iflas masasına akdedilmiş olması nedeniyle, ilaveten kaydedilebilecek bir alacağın bulunmadığı" şeklinde görüş bildirmişlerdir.
Davalı vekilinin mevcut beyanları karşısında adı geçen dilekçenin incelenmesi, bu çerçevede bilirkişinin en son sunmuş olduğu raporda değişiklik yapmasını gerektiren bir durum olup olmadığını açıklaması amacıyla bilirkişiden ek rapor alınmasına dair ara karar oluşturulmuştur.
Bu defa emekli banka müdürlerinden oluşan bilirkişi kurulunun 16/01/2023 tarihli raporlarında "BMGK kararı, Bakanlar Kurulu Kararı ve Cumhurbaşkanlığı kararının davacı bankanın Arap sermayeli muhabir bankaları seçme hakkını kısıtlamadığı, .. Hükümetinin ön şartının herhangi bir Arap sermayeli bir bankadan teminat mektubu alınmak istemesi olduğu, işte bu istem doğrultusunda yurt içinde yerleşik firmalardan ...’da ihale kazanan şirketlerin davalı müflis bankanın garantörlüğü sıfatıyla ülkemizde faaliyet gösteren Arap sermayeli davacı banka kanalıyla teminat mektubu verildiği, söz konusu kontrgaranti mektupları davacının alt muhabiri sıfatıyla .. sermayeli bankalar tarafından ..’daki işverenlik kurum ve kuruluşlarına verildiği, bu meyanda bir kısım kontrgaranti mektubunun Suriye sermayeli bir alt muhabir banka tarafından Libya’ya verilmiş olmasını da .. kararı, Bakanlar Kurulu Kararı ve Cumhurbaşkanlığı kararını kapsadığı, kontrgaranti mektubunun hangi Arap sermayeli banka tarafından verildiği değil, bu mektupların muhatabının ...’da yerleşik kurum ve kuruluşlar olmasının asıl olduğu, davacının alt muhabirleri tarafından verilmiş olan tüm kontrgarantilerin ..’da yerleşik kurum ve kuruluşlara verildiği tartışmasız olduğuna göre, ... devleti özelinde alınan uluslararası tüm kararlar ile ülkemizde alınan kararların tüm kontrgarantiler için bağlayıcı olduğunun değerlendirildiği, bu bakımdan davalı yanın muhabir banka ayırımı (Suriye sermayeli gibi) yapmasının alınan mezkur kararlar karşısında yersiz olduğu" şeklinde görüş bildirmişlerdir.
Yargılama aşamasında davalının savunmasının asıl dayanağı müflis bankanın iflas tasfiyesi, sırasında yabancı paranın hangi tarih itibariyle Türk lirasına çevrilmesi gerektiği, bu noktada Fon'un gösterdiği adaylardan oluşan iflas idaresinin belirlemiş olduğu tarih itibariyle kur dönüşümünün davacı yönünden bağlayıcı olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Somut olayda 26/10/2020 tarihli Uyuşmazlık Mahkeme kararında da belirtilmiş olduğu üzere "... Bankası A.Ş.'nin ...'nın ve ... Fon Kurulu'nun 29/05/2015 tarihli kararları doğrultusunda ...'ye devredildiği, 22/07/2016 tarihli BDDK kararı ile 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 107. maddesi uyarınca faaliyet izninin kaldırıldığı ve bu kararın 23/07/2016 tarihli Resmi Gazetede yayınlandığı, Fon Kurulu'nun 22/12/2016 tarihli kararı ile 5411 sayılı Yasanın 106/3 maddesi uyarınca bankanın doğrudan iflasının mahkemeden talep edilmesine karar verildiği, ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sırasında açılan davada 16/11/2017 tarihli ... E. ... K. sayılı karar ile 5411 sayılı Yasanın 106. maddesi uyarınca ... Bankası A.Ş.'nin iflasına karar verildiği, dosyadan düzenlenen sıra cetvelinin 01.06.2018 ve 04.06.2018 tarihli gazete ilanlarıyla ilan edilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
5411 sayılı Yasa ile fonun bu Kanunun uygulanması ile sınırlı olmak üzere atanan iflas dairesinin iflas idaresinin görev ve yetkilerine sahip olarak bankayı tasfiye edeceği belirtilmiş, böylelikle atanan iflas dairesinin yetki ve görev alanı genişletilerek 2004 sayılı İİK çerçevesinde atanmış olan iflas idarelerinin yükü bir anlamda azaltılmıştır.
Buna göre 5411 sayılı Yasanın 106/5 maddesinde ''Fon bu Kanunun uygulanması ile sınırlı olmak üzere 2004 sayılı İİK 'nun 166., 218., 219., 234., 236., 249., 251., 254. maddelerindeki yetki ve görevler hariç olmak üzere iflas dairesi, alacaklılar toplantısı, iflas idaresi görev ve yetkilerine sahip olarak bankayı tasfiye eder.'' hükmü yer almaktadır.
Diğer yandan "Faaliyet İzni Kaldırılan Bankalardaki Sigortalı Mevduat ve Sigortalı Katılım Fonunun Ödenmesi ile Bu Bankaların İflas ve Tasfiyesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkındaki Yönetmelik''in ,"İflas Yoluyla Tasfiye'' başlığını taşıyan 4. bölümünde Bankacılık Yasası uyarınca iflasına karar verilen bankaların iflas ve tasfiyesine ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir.
Uyuşmazlık mahkemesinin adı geçen kararında belirtildiği üzere "somut olayda, 5411 sayılı Yasanın 110. maddesinin yollaması ile 106/5 maddesi gereğince 1. alacaklılar toplantısı yerine kaim olmak üzere ilgili Yönetmeliğin 20. maddesi gereğince iflas tasfiyesinin yürütülmesi bakımından ...'nin 17/11/2017 tarihli ... sayılı kararı ile müflis bankanın iflas idare memuru adaylarının isimlerinin belirlendiği, ... 15. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 24/11/2017 tarihli ... D.İş ... K. sayılı kararı ve ... 8. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 27/03/2018 tarihli ...D.İş ... K. sayılı kararı ile, Fon tarafından önerilen üç kişinin iflas idare memuru olarak atanmasına karar verildiği kayden sabittir. Görüldüğü üzere iflas idare memurlarının tamamı Fonun (...) gösterdiği adaylardan oluşmuştur. Müflis ... Bankası A.Ş.'nin iflas tasfiyesi 5411 sayılı Yasanın 106. maddesi ve ilgili Yönetmelik çerçevesinde ... tarafından yürütülmekte olup, ...'nin Bankacılık Kanunu 106/5. maddede tanınan yetkiye istinaden atadığı iflas idare memurları tarafından düzenlenen sıra cetvelinin ve aldığı tüm kararların (kayıt kabul başvurusu red kararları dahil), TMSF'nin Bankacılık Kanunu uyarınca kanundan aldığı kamusal yetki ve görev kapsamında kamu gücüne dayanarak tesis ettiği idari nitelikte bir işlem olduğu kabul edilmelidir.
(...)
Bu noktada 5411 sayılı Kanununun "Faaliyet izninin kaldırılması” başlıklı 106. maddesinin 5. fıkrasında " Yönetim ve denetimi Fona intikal eden banka hakkında iflas kararı verilmesi hâlinde Fon, iflas masasına 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 206 ncı maddesinde yer alan üçüncü sıradaki tüm imtiyazlı alacaklılardan önce, ancak Devletin ve sosyal güvenlik kuruluşlarının 6183 sayılı Kanun kapsamındaki alacaklarından sonra gelmek üzere imtiyazlı alacaklı sıfatıyla iştirak eder. Fon, bu Kanunun uygulanması ile sınırlı olmak üzere 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 166 ncı, 218 inci, 219 uncu, 223 üncü, 234 üncü, 236 ncı, 249 uncu, 251 inci ve 254 üncü maddelerindeki yetki ve görevler hariç olmak üzere iflas dairesi, alacaklılar toplantısı ve iflas idaresi görev ve yetkilerine sahip olarak bankayı tasfiye eder." hükmü;
Kanunun "Fona devredilen bankalar ile ilgili hükümler” başlıklı 107.maddesinde; “Fon, bu Kanunun 71 inci maddesi hükümlerine göre ortaklarının temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi kendisine devredilen bankalarla ilgili yetkilerini maliyet etkinliğini sağlama ve malî sistemin güven ve istikrarını koruma ilkeleri doğrultusunda kullanır.
(...)
5411 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 16. maddesinin 4. fıkrasında ise "İflas kararı alınması halinde Fon, iflas masasına imtiyazlı alacaklı sıfatıyla iştirak eder ve bu Kanunun uygulanması ile sınırlı olmak üzere 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda yazılı iflas dairesi ve alacaklılar toplantısı ile iflas idaresi görev ve yetkilerine de sahip olarak bankayı anılan Kanun hükümleri çerçevesinde tasfiye eder." hükmü yer almıştır.
Görüldüğü üzere, mülga 4389 sayılı Kanun'da; iflas kararı alınması halinde Fon'un bu Kanunun uygulanması ile sınırlı olarak İcra İflas Kanunu'nda yazılı iflas dairesi ve alacaklılar toplantısı ile iflas idaresi görev ve yetkilerine de sahip olarak bankayı anılan Kanun hükümleri çerçevesinde tasfiye edeceği belirtilmişken, 5411 sayılı Kanun'da bu yetkinin kapsamı daraltılarak İcra ve İflas Kanununun 166., 218., 219., 223., 234., 236., 249., 251. ve 254. maddelerindeki yetki ve görevler hariç olmak üzere iflas dairesinin, alacaklılar toplantısı ve iflas idaresi görev ve yetkilerine sahip olarak bankayı tasfiye edebileceği belirtilmiştir.
Öte yandan, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun "İflas masası" başlıklı 184. maddesinde; " İflas açıldığı zamanda müflisin haczi kabil bütün malları hangi yerde bulunursa bulunsun bir masa teşkil eder ve alacakların ödenmesine tahsis olunur. İflasın kapanmasına kadar müflisin uhdesine geçen mallar masaya girer.
Müflis namına gelen mektuplar iflas idaresi tarafından açılır ve sair mevrudelerin de masaya gönderilmesi posta idaresine bildirilir."hükmüne;
2004 sayılı Kanunun “İflas idaresi ve iflas dairesinin vazifeleri” başlıklı 223. maddesinde, "(Değişik: 6/6/1985-3222/26 md.)
İflas idaresi üç kişiden oluşur. Toplanan alacaklıların yapacağı seçimde, bu sayının iki katı, bu konuda yeterli bilgi ve tecrübeye sahip kişi aday gösterilir. Bu adaylardan dört adedi alacak tutarına göre ekseriyeti teşkil edenlerce, iki adedi ise alacaklılar sayısı itibariyle ekseriyeti teşkil edenlerce seçilir ve icra mahkemesine bildirilir. İcra mahkemesi, iflas idaresini teşkil edecek üç kişiden ikisini alacak ekseriyetine sahip olanların gösterdiği dört aday, birini ise alacaklı ekseriyetinin gösterdiği iki aday arasından seçer.
Tasfiye, iflas dairesince, yukarıdaki fıkraya göre teşkil edilen iflas idaresine havale olunur. (Değişik üçüncü fıkra: 17/7/2003-4949/54 md.) İflâs idaresi toplantıları, idare memurlarının veya herhangi bir alacaklının gündem belirlemek suretiyle yapacağı talep üzerine iflâs dairesi müdürünün toplantı gününden en az yedi gün önce göndereceği çağrı üzerine yapılır. İflâs idaresi, kararlarını çoğunlukla alır; ancak toplantıya her üç iflâs idare memurunun da katılmaması hâlinde iflâs dairesi müdürü iflâs idaresinin görevini yüklenir ve iflâs idaresi adına tek başına karar alır. Toplantıya iflâs idaresi memurlarından birinin veya ikisinin iştiraki hâlinde iflâs dairesi müdürü de bu toplantıya katılır. Karar alınamaması hâlinde iflâs dairesi müdürünün oyu doğrultusunda işlem yapılır. İflâs masasına alacaklı olarak müracaat eden alacaklılar, tebligata elverişli adres göstermek ve Adalet Bakanlığınca çıkarılacak tarifede gösterilecek yazı ve tebliğ masrafları için avans vermek suretiyle iflâs idaresince alınacak kararların kendilerine tebliğini isteyebilirler. Bu muameleyi yaptırmış alacaklılar hakkında iflâs idare memurunun kararlarına karşı kanun yolları kendilerine tebliğ tarihinden itibaren işlemeye başlar."
Öğretideki görüşlere göre yapılan bu düzenlemeler ile Bankacılık Kanunda tasfiye sırasında yerine getirilmesi gereken bazı görevler Fondan alınarak iflas dairesine bırakılmakta, böylece bir taraftan Fonun tasfiyesinin yürütülmesi bakımından yükü hafifletilmekte, diğer taraftan ise iflas dairesi, iflas tasfiyesinde daha aktif hale getirilmektedir. (Hakan Pekcanıtez, Güray Erdönmez, Bankacılık Kanununun İcra ve İflas Hukuku Açısından Değerlendirilmesi, Bankacılar, Aralık, 2005, Sayfa 30) Bu suretle kanun koyucu yukarıda belirtilen maddelerle atanan iflas idaresi alacaklılar toplantısı ve iflas dairesi görev ve yetkileri dışında kalmakta, Fon bu maddelerde öngörülen yükümlülüklerden muaf tutulmaktadır. Belirtilen yasal düzenlemelerin gerek lafzı ve gerek amacı dikkate alındığında iflasın açılması ile müflisin borçlarının muaccel kılınacağına dair İİK m.195 hükmünün gözardı edilmesine imkan verecek bir düzenleme mevcut değildir. Bir başka deyişle bu noktada müflis ... Bankası A.Ş.iflas idaresi lehine tanınmış istisnai bir görev ve yetki verilmemiştir.
Kaldı ki adı geçen hüküm iflasta alacaklar arasında eşitliği sağlamak ve ifasın tasfiyesini geciktirmemek amacı ile kabul edilmiş olup adı geçen düzenleme bu noktada emredici nitelik taşımaktadır.
Nitekim Yargıtay 23. HD'nin yerleşik uygulamalarında kabul olunduğu üzere "yabancı para alacaklarının iflas masasına kayıt şekli konusunda İcra ve İflas Kanunu'nda açık bir hüküm yoktur. Sadece İcra ve İflas Kanunu'nun 198. maddesinin 1. fıkrasında, konusu para olmayan alacakların, ona eşit bir kıymete para alacağına çevrileceği öngörülmüştür. Öğretide, konusu yabancı para olan alacakların da anılan yasa hükümlerine göre iflasın açıldığı andaki döviz kuru üzerinden Türk Lirası'na çevrilerek iflas masasına yazdırılacağı kabul edilmiştir. (Kuru: B. İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2013, 2. Baskı, Ankara, sf.1244) İcra İflas Kanunu'nun 195. maddesinde iflasın açılması ile müflisin borçlarının muaccel olacağı ve iflasın açıldığı güne kadar işlemiş faiz ve takip masraflarının ana paraya ilave edilerek masaya kaydedileceği öngörülmüştür. Bu hükmün amacı, iflas tarihinde masanın aktif ve pasiflerinin eşit şekilde ve aynı zamanda belirlenerek müflisin tüm alacaklılarına eşit ödeme yapılmasıdır. Bunu sağlamak için de yabancı para alacakların aynı paraya (Türk Parasına) çevrilmesi gerekir. Çeviri zamanı ise, yabancı para alacakları ve konusu para olmayan alacaklar için iflas kararının verildiği tarih olmalıdır. Diğer taraftan yabancı para alacağının aynen kaydı, alacaklılar arasında eşitliği ön planda tutan İflas Hukuku'nun bu prensibini de zedelemiş olacaktır. Zira, iflasta imtiyazlı alacaklar İİK'nın 206. maddesinde ilk beş sırada sayılmış olup, yabancı paranın masaya aynen kaydedilmesi halinde, yabancı para alacakları lehine kanunda öngörülmeyen bir imtiyaz yaratılmış olur. Bu durumda ise, aynı sırada bulunan ülke parası alacaklısı ile yabancı para alacaklısı arasında eşitsizlik meydana gelecektir. Bu sonuç ise, her sıradaki alacaklıların eşit hakka sahip olduğunu belirten İİK'nın 207. maddesine aykırılık teşkil eder. (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 08.05.1997 tarih ve ... E., ... K. sayılı ilamı ile Dairemizin 11.03.2014 tarih ve ... E., ... K. sayılı ilamı bu yöndedir".(Yargıtay 23. HD'nin ...E. ...K.sayılı ilamı) O halde iflas tarihindeki kur dikkate alınarak dönüşüm yapılmalıdır.
Hemen belirtmek gerekir ki müflis bankalar aleyhine açılan kayıt kabul davalarında da yabancı paranın, iflas tarihi itibariyle efektif satış kur karşılığının hesaplanması, buna göre kayıt ve kabule esas miktarın belirlenmesi yönünde Yargıtay'ın emsal teşkil eden uygulaması dahi mevcuttur. (Yargıtay 11. HD ...E. ...K.sayılı ilamı) O halde belirtmek gerekir ki davacının yabancı para alacağıyla ilgili iflas tarihindeki döviz satış kurunun esas alınması, emredici olan genel hükümlere ve uygulamaya uygundur. Bu durumda kayıt kabul hesaplamasında iki adet taksitin içinde kalan işlemiş faiz tutarları ve yabancı para alacağına ilişkin diğer gecikme faizinin TL'ye dönüştürülmesinde bankacılık lisansının kaldırıldığı tarih değil, iflas tarihi olan 16/11/2017 tarihindeki döviz kurlarının esas alınması gerektiği, bu noktada ... - Fon Kurulunun almış olduğu kararının yasal bağlayıcılığının bulunmadığı, bu kararın yasal dayanağının mevcut olmadığı, esasen yorum kuralları gereği Fona tanınan yetkilerin "istisnai olması" nedeniyle dar yorumlanmasının esas olduğu, belirtilen yorum tarzı benimsendiğinde ise Fon Kurulunun bu yöne ilişkin kararı ile bağlı olunmasının mümkün olunmadığı, bu itibarla bilirkişi kurulunun Fon Kurulu kararı ile bağlı olunmadığı takdirde kayıt ve kabulü gereken miktar olarak açıkladığı 37.253.170,55 TL gayri nakdi alacağın şarta bağlı alacak olarak kayıt ve kabul olunması gerektiği mahkememizce kabul olunmuştur.
Esasen bilirkişi kurulu raporundaki hesaplamalar kredi hesap numaraları, yabancı paranın cinsi, taksit tutarı, temerrüt faiz oranı, taksit ödeme günü ile iflas tarihi arasındaki gün, temerrüt faizi ve iflas tarihi itibariyle efektif satış kur karşılığı dikkate alındığında gerekçeli ve denetime elverişli olup bu yönden yapılan hesaplamaya itibar olunmasına engel bir itiraz ise yapılan açıklamalar karşısında mevcut değildir.
Bu arada davalı vekili cevap dilekçesinde belirtmediği halde raporun sunulmasına müteakiben söz konusu teminat mektubunun Libya değil Suriye menşeili bir teminat mektubu olduğunu, bu çerçevede ek rapor alınmasını ve değerlendirme yapılmasını talep etmiştir.
Emekli banka müdürlerinden oluşan ek raporlarında açıkça belirtilmiş olduğu üzere Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Kararı, Bakanlar Kurulu Kararı ve Cumhurbaşkanlığı Kararı öncelikle davacı olan bankanın arap sermayeli olan bir muhabir bankayı seçme hakkını kısıtlamamaktadır. Zaten ... hükümetinin ön şartı herhangi bir Arap sermayeli bankadan teminat mektubu alınmak istenmesidir. Bu çerçevede davacının alt muhabiri durumundaki ... sermayeli olan banka tarafından ...'daki ilgili iş verenlik kurumuna bu mektup verilmiştir. O halde davacının alt muhabiri tarafından verilmiş olan tüm kontrgarantileri ...'da bulunan yerleşik kurum ve kuruluşlara verildiğinin tartışmasız olması karşısında ... devleti özelinde alınan bu uluslararası tüm kararlar ile ülkemizde alınan kararların tüm kontrgarantileri için bağlayıcı olduğu, davalı tarafın muhabir banka ayrımı yapmasının bu noktada dayanağının bulunmadığı gözetilmelidir.
Uluslararası yatırımların özelliği gereği hukuki istikrar ve güvenlik önem arz etmektedir. Herhangi bir şekilde kısıtlanmayan ve yasaklanmayan bir ilişkinin tarafları aleyhine bir yorum yapılabilmesi dahi mümkün değildir. Zira ilişkinin başlaması aşamasında gerek Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Kararı ve gerek Bakanlar Kurulu kararı ve gerekse Cumhurbaşkanlığı Kararı uyarınca davalı yanın, muhabir banka ayrımı yapmasını haklı hale getiren bir hal bulunmamaktadır. Aksi düşünce Cumhurbaşkanlığı Kararı ve Bakanlar Kurulu Kararı ile kısıtlanmayan bir hakkın yasal dayanaktan yoksun şekilde kısıtlanması sonucunu doğuracaktır.
Her ne kadar alınan ek rapora davalı vekili öncelikle itirazlarını tekrarla birlikte ve soyut olarak itiraz etmiş ise de davalının itirazları alınan ek rapor ile tek tek karşılanmıştır. Esasen alınan ek rapor içeriği ve mahkememizce açıklanan gerekçe içeriği dahi gözetildiğinden davalı vekilinin yeniden ek rapor alınmasına dair talebi yargılama aşamasında reddolunmuştur.
Kaldı ki taraflar arasındaki uyuşmazlık basit yargılama usulüne tabidir.
Öncelik belirtmek gerekir ki dava niteliği uyarınca 6100 sayılı HMK m.319 hükmü ve devamı gereği basit yargılama usulüne tabidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Basit yargılama usulüne tabi dava ve işler” başlıklı 316. maddesinin (g) bendi; “Diğer kanunlarda yer alan ve yazılı yargılama usulü dışındaki yargılama usullerinin uygulanacağı belirtilen dava ve işler” şeklindeki düzenleme ile hangi dava ve işlerin basit yargılama usulüne tabi olduğunu açıklamıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 317. maddesinin 3. fıkrası uyarınca basit yargılama usulünde dava ve cevap dilekçesi dışında cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi verilemez. Bu çerçevede taraflar dilekçeleriyle birlikte tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek, ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayacak bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadırlar (m. 318). Dilekçe sayısı, bu usulde görülecek işlerin basit olması ve kısa sürede karara bağlanmasını sağlamak amacıyla sınırlandırıldığından birer defa dilekçe vermek durumunda olan tarafların daha dikkatli davranmaları gerekmektedir. Basit yargılama usulünde iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı, yazılı yargılama usulünden farklı olarak dava açılmasıyla ve cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlar (m. 319). Burada vurgulanması gereken husus özellikle 140. maddede “dilekçelerinde gösterdikleri” ibaresinin kullanılmış olmasıdır. HMK’nın 140. maddesinin gerekçesinde belirtildiği üzere taraflar, delil olarak dayandıkları belgeleri dilekçelerine ekleyerek vermek ya da başka yerden getirilecekse bunu belirtmek zorundadırlar. Şayet taraflar, bu konuda yapmaları gereken işlemleri eksik bırakmışlarsa tahkikata başlamadan önce taraflara son kez kısa bir süre verilerek bu eksiklikleri tamamlamaları düşünülmüştür. Taraflar bu şanslarını da doğru kullanamazlarsa artık tahkikat mevcut delillerle yürütülecek ve tarafların o delile dayanmaktan vazgeçtikleri kabul edilecektir. (Yargıtay HGK ...E. ...K.sayılı kararı)
Buna göre cevap dilekçesinde belirtilmeyen, ön inceleme duruşma tutanağında ise uyuşmazlık konusu olarak belirtilmeyen bir hususun yani mektubun Suriye menşeili olduğunun davalı lehine sonuç doğurması dahi mümkün değildir.
Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan husus ile ilgili her ne kadar bir kısım BAM dairelerince farklı karar verilmiş ise de Mahkememizin 2021/8E. 2021/517K.ve 08/07/2021 tarihli ve ayrıca ...E. ...K. 18/11/2021 tarihli kararlarında yukarıdaki gerekçe benimsenmiştir. Nitekim Mahkememiz tarafından benimsenen bu gerekçe, yargılama aşamasında başka bir dosya ile ilgili verilen Yargıtay 6.HD'nin ...E. ...K. ve 18/01/2024 tarihli kararındaki gerekçe ile dahi uyum içindedir.
Yapılan açıklamalar karşısında davacının, 37.253.170,55-TL gayrinakdi alacağının şarta bağlı alacak olarak, ... 1.İflas Müdürlüğünün ...iflas sayılı dosyasındaki iflas masasına -tahsilde tekerrür teşkil etmemek üzere- kayıt ve kabulüne karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının, 37.253.170,55-TL gayrinakdi alacağının şarta bağlı alacak olarak,
... 1.İflas Müdürlüğünün ...iflas sayılı dosyasındaki iflas masasına -tahsilde tekerrür teşkil etmemek üzere- kayıt ve kabulüne,
2-Davacı tarafından en başta yatırılan toplam 71,80 TL harcın tamamının hükmün kesinleşmesi sonrası davacıya iadesine,
3-Davalı müflis banka harçtan istisna olmakla -Başkan ...'ın karşı oyu ile- davalıdan harç alınmasına yer olmadığına,
4-Davacı tarafından yapılan 277,05 TL tebligat ve posta gideri ile 10.000,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 10.277,05‬ TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davalının yaptığı masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,
6-Davacı vekil ile temsil edildiğinden yürürlükte olan AAÜT gereğince 30.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
7-Artan avansın karar kesinleştiğinde ve talep halinde taraflara iadesine,
Kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin huzurunda ve oy birliği ile karar verildi.

03/10/2024

Başkan ...

Üye ...

Üye ...

Katip ...

HARÇ YÖNÜNDEN KISMİ KARŞI OY GEREKÇESİ
Somut olayda müflis bankanın tasfiyesi fon eliyle yürütülmekte olup, davalı ise iflas tasfiyesi Fon eliyle yürütülen bankanın iflas ve tasfiye idaresidir.
Buna göre iflas tasfiyesi Fon eliyle yürütülen bankanın iflas ve tasfiye idaresi aleyhine açılmış olan kayıt ve kabul davasında davalının harç ödeme yükümlülüğü olup olmadığı noktasında özel düzenlemelerin gözetilmesi gerekir.
Somut olayda davalı, tasfiyesi Fon eliyle yürütülen müflis bankanın iflas ve tasfiye idaresi olmakla bu konudaki harca dair düzenlemelerin yer aldığı 5411 sayılı Bankacılık Kanununun m.140 hükmü öncelikle irdelenmelidir.
Adı geçen Kanunun “Fon ve faaliyet izni kaldırılan bankalara ilişkin malî istisnalar” başlığını taşıyan 140.maddesinde de;
“Fon her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır.
Faaliyet izni kaldırılan veya tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen bankaların iflas ve tasfiye idarelerinin Fon tarafından, borçlarının ve/veya taahhütlerinin üstlenilmesi ve/veya alacaklarının devralınması hâlinde Fonun, üstlendiği borçlar ve/veya taahhütler ile devraldığı alacaklarla ilgili devir ve temlik sözleşmeleri, her türlü teminatın tesisi ve kaldırılması, sözleşmelerin bozulması, dava ve icra takipleri ile bu borçlar ve/veya alacaklar ve/veya taahhütlerle ilgili diğer her türlü işlemler ve bu işlemlerle ilgili düzenlenen kâğıtlar, her türlü vergi, resim, harç, fonlar ve 2548 sayılı Ceza Evleriyle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkûmlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanunun 1 inci maddesi hükmünden istisnadır.
Borçlu tarafından ödenmesi gereken tahsil harcı dahil her türlü vergi, resim, harç ve masraflar bu alacaktan mahsup edilemez. Bu işlemlerden kaynaklanan döner sermaye ücreti ödenmez ve diğer kesintiler yapılmaz.
Fon alacağına karşılık bir malın Fon veya Fon bankaları tarafından rızaen veya icraen satın alınması hâlinde bu işlemlerle ilgili olarak tarafların ödemekle yükümlü olduğu vergi, resim, harç ve döner sermaye ücreti gibi malî yükümlülükler aranmaz.
Fonun, Fon bankalarının ve tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen bankaların iflas ve tasfiye idarelerinin, mahkeme ilâmını alması ve tebliğe çıkartması işlemlerinde karşı tarafa yükletilmiş olan harcın ödenmesi ve her türlü ihtiyatî tedbir, ihtiyatî haciz ve tehir-i icra taleplerinde teminat şartı aranmaz.
Fon alacaklarına ilişkin davalarda 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun seri muhakeme usûlü hükümleri uygulanır.
Fonun, Fon bankalarının ve tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen bankaların iflas ve tasfiye idarelerinin, yukarıda belirtilen işlemler nedeniyle kendi aralarındaki ve/veya diğer gerçek ve tüzel kişilerle aralarındaki işlemler nedeniyle düzenlenen sözleşmeler, belgeler ve sair kâğıtlar ile bunların değiştirilmesi, yenilenmesi, uzatılması, devredilmesi ya da yeni bir itfa plânına bağlanması, alacakların teminatlandırılması, teminatların devir alınması, tarafların sulh ve/veya ibra olması ve/veya her ne nam altında olursa olsun herhangi bir işleme tâbi tutulması nedeniyle düzenlenen kâğıtlar ve/veya belgeler her türlü vergi, resim ve harçlar ile özel kanunları ile hükmolunan malî yükümlülüklerden istisnadır. Bu hüküm üçüncü kişiler yönünden, Fonun ve/veya Fona intikal eden bir bankanın ve/veya tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen müflis bankaların iflas idarelerinin, tasfiyeye tâbi tutulan bankaların tasfiye idarelerinin alacaklarının tahsili ile ilgili işlemlere taraf olmaları hâlinde uygulanır.
Fonun, bu Kanunun 131 inci maddesi uyarınca gerçekleştireceği borçlanma ve avans işlemleri her türlü vergi, resim ve harçtan istisnadır.
Fon bankaları, faaliyet izni kaldırılan veya tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen bankaların iflas ve tasfiye idarelerinin alacaklarının tahsilini teminen yapacakları her türlü işlem, dava ve icra takipleri, bu dava ve takiplerin borçlularınca kabul edilmek suretiyle kesinleştirilmesi, her türlü vergi, resim, harç ve fonlar ve 2548 sayılı Ceza Evleriyle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkûmlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanunun 1 inci maddesi hükmünden istisnadır.
Faaliyet izni kaldırılan bankaların, Fon bankalarının sandıklarının Sosyal Sigortalar Kurumuna devri hâlinde, aktüerlerce tespit edilen fiili ve teknik açıklar için, faaliyet izni kaldırılan bankaya, Fona ve/veya Fon bankalarına rücu edilemez.” hükmünü içermektedir.
Kanun koyucu yapmış olduğu düzenleme nedeniyle Fon ve faaliyet izni kaldırılan banka yönünden ayrı ayrı düzenlemeler yapmıştır.
Buna göre adı geçen hükmün birinci fıkrası, doğrudan Fonun dava ve icra takipleri dahil her türlü harçtan muafiyeti düzenlemiş olup, buna mukabil ikinci fıkra ise faaliyet izni kaldırılan veya tasfiyeleri fon eliyle yürütülen bankaların iflas ve tasfiye idarelerinin Fon tarafından, borçlarının ve/veya taahhütlerinin üstlenilmesi ve/veya alacaklarının devir alınması halinde uygulanacaktır. (...) Bu çerçevede Danıştay'ın dahi vermiş olduğu karara göre bu istisnanın ... devredilen bankalara değil kendisine tanındığından Fona devredilen davacı banka tarafından açılan davaya harç alınmadan bakılması olanaksızdır. (Prof.Dr.Seza REİSOĞLU, Bankacılık Kanunu Şerhi Madde 140, Ankara 2015, Sayfa 2132-2133 Bu Kararda Atıf Yapılan Danıştay 7.HD'nin 10/229, Danıştay Dergisi, 2007, Sayfa 264) Sonuç olarak bu fıkralar sadece ve sadece Fonun bizzat taraf olması halinde uygulanacaktır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki somut olay kayıt kabul davası olup davalı durumunda olan ve tasfiyesi Fon eliyle yürütülen bankanın iflas ve tasfiye idaresinin birinci ve ikinci fıkralarının muhatabı olmadığı kesin ve açıktır. Zira adı geçen fıkralara göre muafiyet sadece ve sadece Fona tanınmıştır. Bir başka deyişle faaliyet izni kaldırılan bankalara ilişkin bu fıkralarda mali bir istisna düzenlenmemiştir.
Buna mukabil yukarıda açıklanan hükmün beşinci fıkrası ise sadece ve sadece mahkeme ilamı alınması ve tebliğe çıkartılması işlemlerinde karşı tarafa yükletilmiş olan harcın ödenmesi şartının aranmayacağına ilişkin olup bir muafiyet veya istisnayı içermemektedir.
Buna mukabil somut olayda davalı durumunda olan ve "tasfiyesi Fon eliyle yürütülen bankaların iflas ve tasfiye idareleri yönünden" dava ve icra takibi ile ilgili tek istisnai düzenleme ise dokuzuncu fıkrada yapılmıştır.
Adı geçen fıkra içeriği dikkate alındığında tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen bankaların iflas ve tasfiye idarelerinin alacaklarının tahsilini teminen yapacakları dava ve icra takipleriyle ilgili harçtan müstesna tutuldukları düzenlenmiştir. Bir başka deyişle kanun koyucu tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen bankaların iflas ve tasfiye idarelerinin alacaklarının tahsili ile ilgili taraf oldukları her türlü davada ve her şekilde harçtan muaf ve istisna olacağına dair bir düzenleme getirmemiştir. O halde somut olayda olduğu üzere tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen bankaların iflas ve tasfiye idaresinin dava ve icra takipleriyle ilgili harçtan müstesna olabilmesi için a) alacaklarını tahsil etmek amacıyla hareket etmesi, b) bu amaçla bir dava ve icra takibini yapan durumunda olması gerekmektedir.
Davalı olan ve tasfiyesi Fon eliyle yürütülen bankanın iflas ve tasfiye idaresinin davacı olmadığı ve sadece davalı olduğu, ayrıca davanın alacak tahsil etmeye yönelik bir dava değil, davacı olan bir özel hukuk tüzel kişiliği tarafından açılan kayıt kabul davası olduğu, bu nedenle anılan 9.fıkra kapsamında harçtan istisnayı gerektiren bir hal olmadığı anlaşılmaktadır.
"(...)
Nitekim, 1982 Anayasası'nın 73. maddesinin 3. fıkrası “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.” hükmünü içermektedir. Bu Anayasa kuralının, vergi, resim ve harç gibi parasal yükümlülüklerin veya bunlardan bağışıklığın, kapsam ve içeriğinin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde ve açıkça gösterilmesi amacına yönelik bulunduğu bellidir. O hâlde, harca ilişkin bir yasa hükmünün yorumu ve uygulanmasında, bu ilke ve amaç gözden uzak tutulmamak gerekir. Aksi hâlde, kişi ve kurumların yasal dayanağı olmayan bir yükümlülük altına sokulmaları veya Devletin önemli bir gelir kaynağından yoksun bırakılması gibi, Yasa Koyucunun amacına aykırı ve sakıncalı sonuçların doğmasına yol açılmış olur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.05.1982 tarihli ve ... E, ... K. sayılı kararı). Bu kanunilik ilkesine paralel olarak, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 1. maddesinde, bu Kanuna göre alınacak harçlar arasında, diğer harçlar yanında yargı harçları da bulunmaktadır. Aynı Kanunun 2. maddesinde ise yargı işlemlerinden bu Kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olduğu vurgulanmıştır.
16.12.1983 tarihli ve... sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında yargı harcı, devletin mahkemeler aracılığıyla yaptığı hizmete, ondan yararlananların katkısı olarak tanımlanmıştır.
492 sayılı Harçlar Kanunu'nun "harçdan müstesna işlemler" başlıklı 13. maddesinde harçtan müstesna mevzular düzenlenmiş, 59. maddesinde "Harçtan müstesna tutulan işlemler" başlığı altında hangi işlemlerin harçtan istisna olduğu sıralanmış, son fıkrasında ise "  Yukarıda yer alan istisnalara ilave olarak özel kanunlarda yer alan muafiyet ve istisnalara ilişkin hükümler saklıdır." düzenlemesi getirilmiştir. Aynı Kanununun “kısımlar arası müşterek hükümler” üst başlığı altında birinci bölüm olarak “genel muaflıklar ve istisnalar” başlığı, bu başlığın altında ise “özel kanunlardaki hükümler“ alt başlığını taşıyan 123. maddesi düzenlenmiştir. (Yargıtay HGK'nin ...E ...K.sayılı kararı)
Buna göre 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun “Harçdan müstesna işlemler” başlıklı 13. maddesinde, bu maddede yazılı mevzuların harçtan istisna olduğu belirtildiği, ancak somut davanın tarafları ve konusu karşısında bu kapsamda kalmadığı gibi 5411 sayılı Bankacılık Kanununun yukarıda irdelenen m.140 hükmü içeriği dikkate alındığında tasfiyesi Fon eliyle yürütülen bankanın iflas ve tasfiye idaresi aleyhine açılan kayıt ve kabul davasında adı geçen maddenin dokuzuncu fıkrası gereği davalının harçtan muaf olmadığı, her ne kadar davalı vekili cevap dilekçesinin beşinci sayfasında adı geçen dokuzuncu fıkraya atıf yapmış ise de bu fıkranın uygulanma imkanının bulunmadığı, zaten davalı vekilinin savunduğu üzere adı geçen fıkrada bir muafiyet durumunun değil bir istisna halinin düzenlendiği, kaldı ki Harçlar Kanununun m.123 hükmünde de bu noktada davalı lehine bir muafiyet ve istisna halinin mevcut olmadığı açıkça görülmektedir.
Kanun koyucunun yukarıda yapmış olduğu düzenlemeler dikkate alındığında tasfiyesi Fon eliyle yürütülen bankanın iflas ve tasfiye idaresi aleyhine açılmış bulunan davanın kabulü halinde adı geçen davalı bankanın iflas ve tasfiye idaresi aleyhine harca hükmedilmesi yasal ve anayasal açıdan zorunludur. (Birebir emsal olmasa dahi Yargıtay 11.HD...E. ...K.; Yargıtay 11.HD ...E. ...K.; Yargıtay 9.HD ...E. ...K.sayılı kararları)
O halde somut olayda, bir kısım Yargıtay 6.HD kararlarında ve bu kararları benimseyen BAM daire kararlarında, Bankacılık Kanunu m.140 hükmüne genel olarak yapılan atıf ile tasfiyesi Fon eliyle yürütülen bankanın iflas ve tasfiye idaresi aleyhine açılan davanın kabulü durumunda harç alınmayacağı yönündeki görüşlere iştirak edilememiştir.

...
Başkan