T.C.
İSTANBUL
12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2025/62 Esas
KARAR NO :2025/302
DAVA:Tazminat (Ticari Nitelikteki Haksız Fiilden Kaynaklanan (2918 S.K.Hariç))
DAVA TARİHİ:28/01/2025
KARAR TARİHİ:29/04/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde: Müvekkili şirket adına kayıtlı ... plakalı, ... model araç 02.04.2024 tarihinde davalı şirketten satın alındığını, aracın 2 yıl garanti süresi bulunduğunu, müvekkili şirkete ait araç, dava dışı ... Şirketi adına kayıtlı ... plakalı araç ile 15.07.2024 tarihinde kazaya karıştığını, ... Trafik Denetleme Büro Amirliği tarafından düzenlenen ve ekte yer alan kaza tespit tutanağında ... plakalı araç sürücüsü ... 2918 sayılı KTK m. 84/h'yi ihlal ettiği gerekçesi ile meydana gelen kazada %100 kusurlu bulunduğunu, müvekkili şirkete ait araç kaza sonrasında yetkili serviste onarım yapılması için davalı şirkete 23.07.2024 tarihinde teslim edildiğini, takip eden süreçte müteaddit defalar onarımın ne zaman tamamlanacağı sorulduğu halde müvekkili şirkete makul ve tatmin edici herhangi bir bilgi verilmediğini, araç 5 ayı aşkın onarım süresi boyunca müvekkili şirkete teslim edilmediğini, davalı şirket aracın onarımda kaldığı sürenin uzamasına, onarım için gerekli parçaların yurt dışından tedarik edilememesini gerekçe gösterdiğini, hukuki dayanaktan yoksun bu gerekçe ile araç ancak 27.12.2024 tarihinde, toplam 5 ay 4 gün onarım süresi sonunda davacı müvekkili şirkete teslim edilebileceğini, aracın onarımda kaldığı 5 ayı aşkın süre boyunca müvekkili şirket, yoksun kaldığı aracı ikame etmek için başta araç kiralama olmak üzere birtakım masraflara katlanmak zorunda kaldığını, aracın onarımda kalması gereken makul süre ile müvekkili şirketin bu süre zarfında katlanmak zorunda kaldığı masraflar bilirkişi marifetiyle tespit edildiğinde, müvekkili şirketin gecikme dolayısıyla zarara uğradığı açıkça görüleceğini, Yargıtay'ın konu ile bire bir örtüşen kararlarında, davacı tarafından araç kiralandığına dair herhangi bir belge veya ödeme dekontu sunulmasa dahi mahkemece makul tamir süresinin belirlenmesi ve ikame araç bedelinin hesaplanması gerektiğinin belirtildiğini, müvekkili şirketin uğramış olduğu zararın tazmini için arabuluculuk başvurusu yapıldığını, anlaşılamadığını, fazlaya ilişkin her tür dava ve talep hakları saklı kalmak ve dava konusu belirsiz alacak tutarı belirlenebilir hale geldiğinde kesin talep sonucunu bildirmek kaydı ile, davanın kabulü ile şimdilik 1.000,00 TL araçtan yoksun kalma tazminatı tutarının bilirkişi tarafından tespit edilecek makul onarım süresinin sona erdiği tarihten itibaren işletilecek ticari avans faizi ile birlikte davalı şirketten tahsili ile davacı müvekkili şirkete ödenmesini, yargılama giderleri ile ilam vekalet ücretinin davalı şirket üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde: Davacı tarafın tüketici olmadığını, söz konusu iş ticari iş olduğunu, dava bakımından uygulanması gereken kanunların Türk Ticaret Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu olduğunu, dava bakımından Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'a göre çıkarılan satış sonrası hizmetler Yönetmeli ve Garanti Belgesi Yönetmeliği Hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığını, davacının iddia ettiği gibi tüketiciler için uygulanan azami tamir süresi ve/veya ikame ürün sağlanması hususu somut dava bakımından uygulanmadığını, Türk Ticaret Kanunu m.19/1 uyarınca bir tacirin borçlarının ticari olması kural olduğunu, bu kural, tüzel kişi tacirler için mutlak bir ifade ile kaleme alındığını, bir ticaret şirketinin tüm işlemleri de ticari sayılacak ve bu şirket tüketici korumasından yararlandırılmayacağını, tüzel kişi tacirlerde bu kuralın hiçbir istisnası olmadığını, onların tüm işlemleri ticari sayıldığını, nitekim Yargıtay, tüzel kişi tacirlerin tüm işlemlerinin ticari olmasından hareketle, bir limited ortaklığın, kendi işlerinde kullanmak üzere araç satın almasının, tüketici sözleşmesi olarak nitelenemeyeceğine karar verdiğini, somut dava bakımından tüketici işlemi söz konusu olmadığını, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevli olduğunu, Tüketici Mahkemesi'nde açılan davanın görev nedeniyle reddi yönünde verilmiş olan karar da gözetilerek huzurdaki uyuşmazlığa Türk Ticaret Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu genel hükümleri uygulanmasının gerektiğini, Yargıtayın yerleşik emsal kararları incelendiğinde de, aracın ruhsat sahibinin tüzel kişi tacir olduğu ve dava konusu aracın ticari işletme ile ilgili işte kullanıldığı hallerde davacının tüketici olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucu ortaya çıktığını, ticari amaçlarla kurulmuş ve tüm işlemleri ticari olan davacının Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında tüketici olarak kabulü ya da Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında çıkartıldığını, Garanti Belgesi Yönetmeliği ve/veya Satış Sonrası Hizmetler Yönetmeliği'nin getirdiği düzenlemelerin işbu davada uygulama alanı bulması mümkün olmadığını, dava dilekçesi ile ileri sürülen; davaya dayanak teşkil eden düzenlemelerin somut uyuşmazlığa konu edilmesinin mümkün olmadığını, dava dilekçesi usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı yanın iddiaları gerçeği yansıtmamakta olduğunu, haksız ve hakkaniyete aykırı olduğunu, dava, davacı tarafından dava konusu ... marka model, ... plakalı aracın karıştığı bir kaza neticesinde, tespit ve onarım işlemleri için ilgili aracı müvekkili şirket yetkili servisine bırakıldığı, yasal onarım süresini aşan durumlarda ikame araç zorunluluğu bulunduğu, araçtan yoksun kalma iddiasına dayalı olarak maddi tazminat talepli huzurdaki davayı ikame ettiğini, dava dilekçesinde yöneltilen iddialar haksız ve mesnetsiz olduğunu, taraflarınca kabul edilmesinin mümkün olmadığını, müvekkili şirket davacı şirkete ikame araç teklif ettiğini, davacı yan müvekkili şirket'in ikame araç teklifi kabul edilmediğini, dosya kapsamı ile tanık dinletme taleplerinin mevcut olduğunu, bu hususta da tanık dinletimi neticesinde açıkça ispatlanacağını, dava dilekçesi ile ileri sürülen iddia ve taleplere ilişkin olarak TTK ve TBK hükümlerinin uygulaması için gerekli yasal koşullar oluşmadığını, tüketicinin korunması hakkında kanun kapsamında düzenlenen yönetmelikler ise usul anlamında uygulama alanı bulamadığını, araç kiralama bedelinden müvekkilinin sorumlu tutulması hakkaniyete aykırı olduğunu, müvekkili şirketin ikame araç temin etme zorunluluğunun bulunmadığını, araç kiralamaya ilişkin herhangi bir fatura, belge, kira sözleşmesi vs. de sunulmadığını söz konusu iddia ve talepler son derece farazi olduğunu, dayanaksız iddia ve taleplerin kabulü mümkün olmadığını, dava dilekçesinde zarar iddiasına dair başkaca bir beyan, belge, bilgi sunulmadığını, zarar iddiası herhangi bir biçimde somutlaştırılmadığını, son derece farazi iddialara dayalı taleplerin kabulünün mümkün olmadığını, müvekkili şirkete herhangi bir sorumluluk atfedilemeyeceği gibi mevcut ekonomik durumda davacı şirketin satın aldığı aracın piyasa değerinin artmış olması da kuvvetle muhtemelen olduğunu, dolayısıyla reel olarak herhangi bir zarar söz konusu olmadığını, hatta aracın değer kazanmış olma ihtimali dahi mevcut olduğunu, davacı tarafça araç kiralama sözleşmesi, araç kiralama faturası gibi herhangi bir belge dosyaya sunulmadığını, davaya konu araç muadilinde bir aracın kiralanıp kiralanmadığı hususu taraflarınca bilinmediğini, bu durumda davacının muadil bir aracın üzerinde araç kiralayarak müvekkili aleyhinde zenginleşme çabasının mahkemece korunmamasının gerektiğini, maddi tazminat taleplerinin fahiş olması piyasa rayicine uygun olmaması ile TMK madde 2 iyiniyet kurallarına aykırılık nedeniyle kabulünün mümkün olmadığını, ikame araç temin edileceğine ilişkin müvekkili şirket tarafından herhangi bir beyanda bulunulmadığını, iddialara yönelik davacı tarafından herhangi bir delil de sunulmadığını, müvekkili şirket tarafından ikame araç talebinin olup olmadığı davacı tarafa sorduklarını, davacı tarafından bu şekilde bir talebinin bulunmadığı aktarıldığını, davada, satış sonrası hizmetler yönetmeliği ve garanti yönetmeliği uygulama alanı bulamayacağını, dava konusu araçta herhangi bir ayıp/gizli ayıp, üretim hatası veya hizmetten kaynaklanan bir ayıp bulunmadığını, davacının da beyan ettiği üzere araç bir trafik kazası sonucu hasar aldığını, davacının kendi kusurundan dolayı araçta meydana gelen hasar neticesinde, parça değişimi ve onarım süreci başladığını, Satış Sonrası Hizmetler Yönetmeliğinde yer alan azami tamir süresinin huzurdaki uyuşmazlıkta uygulama alanı bulabilmesi için işlemin tüketici işlemi olmasının gerektiğini, satış sonrası Hizmetler Yönetmeliği ve Garanti Belgesi Yönetmeliği tacirlere uygulanabilir hükümler olmadığını, davanın öncelikle bu nedenle reddinin gerektiğini, aracın servis kayıtları incelendiğinde yetkili servisin hemen işlemlere başladığını, mümkün olan en kısa süre içinde onarım işlemi tamamlanarak aracın sorunsuz biçimde teslim edildiğinin anlaşıldığını, dava dilekçesi ile iddia edildiğinin aksine müvekkili şirketin herhangi bir kusurunun bulunmadığını, değişimi gerekli parçalardan biri olan 6f2 kodlu tavan döşemesi, kişiselleştirildiğin, özel bir parça olup tedarik süresinin uzamasında müvekkili şirkete atfedilecek hiçbir kusur bulunmadığını, davacı yan bu süreç boyunca düzenli aralıklar ile arandığını, bilgilendirildiğini, aracın ekspertiz işlemleri, sigorta onarım onayı ve süreçlerini de göz önünde bulundurarak müvekkili şirket yetkili servisin olabilecek en hızlı şekilde, hatta hiç zaman kaybetmeden süreci başlattığı ve yürüttüğü görülmediğini, değişimi gerçekleşecek bazı parçaların kişiselleştirildiğini, özel parçalar olması sebebiyle parça tedarik süresi bu kapsamda uzamış olup işbu hususta müvekkili şirketin herhangi bir sorumluluğu bulunmadığını, müvekkili şirketin stoğunda yedek parça bulundurma zorunluluğu da bulunmadığını, belirli bir sipariş süreci otomotiv sektörünün olağan süreci olduğunu, davaya konu onarım sürecide olan ve makul bir süre içinde tamamlandığını, onarım süreci, dava dilekçesinde bahsedildiği kadar kısa sürecek ve kolayca uygulanan işlemler olmadığını, aracın karıştığı kazada birçok parça değiştiğini, ince işçilik gerçekleştirildiğini, tüm servis personelleri üst düzey teknik kapasiteye ve kalifikasyona sahip olduğunu, yapılan tüm işlemler üretici firma Porsche AG’nin belirlemiş olduğu onarım standartları ve orijinal yedek parçalar ile gerçekleştirildiğini, dava konusu araç ithal bir araç olduğunu, son derece kıymetlidir, sınırlı sayıda üretildiğini, kaza nedeniyle araçta çok ciddi bir onarım ihtiyacı doğduğunu, kazalardaki işçilik işlemlerinin çok daha uzun sürmesi, üstelik aracın yedek parçalarının yurtdışından sipariş usulü geliyor olması ve gümrük vs. gibi işlemler sebebiyle tamirat süreleri uzadığını, Yargıtay ve BAM uygulamaların makul sürenin aşılıp aşılmadığını, makul tamir süresi belirlenmeli, belirlenirken de işçilik, yurtdışından gelecek parça vs. gibi hususlar değerlendirilmesinin gerektiğini, davacıdan aracın tamir sürecine ilişkin onay alındığını, makul tamir süresinin somut olayın özelliklerine göre belirlenmesi gerektiği, dava konusu aracın çok kıymetli ve ithal bir araç olduğunu, tüm parçalarının yurtdışından geldiği vb. gibi hususların bilirkişi vasıtasıyla değerlendirildiğinde; aracın makul tamir süresinin aşılmadığının anlaşılacağını, davanın reddine karar verileceği izahtan vareste olduğunu, hali hazırda dosyada eksik deliller bulunduğunu, hepsine karşı inceleme, savunma ve bunlara karşı delil gösterme hakkımızı saklı tuttuklarını, davacının haksız ve dayanaksız iddia ve taleplerinin müvekkili şirketler yönünden reddine karar verilmesini, araçta tespit edilemeyen, çözülemeyen, giderilemeyen bir arıza, servis kusuru, ayıplı hizmet bulunmadığını, müvekkili şirketin davada hiçbir kusuru ve sorumluluğu bulunmadığını, dava ile ile sürülen haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, ... plakalı araçtan yoksun kalma tazminatı tutarının (hak mahrumiyeti bedeli) bilirkişi tarafından tespit edilecek makul onarım süresinin sona erdiği tarihten itibaren işletilecek ticari avans faizi ile birlikte davalı şirketten tahsili talebine ilişkin tazminat davasıdır.
Mahkememizdeki dava 28/01/2025 tarihinde açılmakla davacının dava şartı arabuluculuk koşulunu yerine getirdiği görülmüştür.
Davacı vekilinin 28/04/2025 tarihli dilekçesinde; davadan feragat ettiklerini, davalı şirketten yargılama gideri ve vekalet ücreti talepleri bulunmadığını beyan etmiştir.
29/04/2025 tarihli duruşmada davacı vekili ve davalı vekili beyanlarında: yargılama gideri ve vekalet ücretleri bulunmadığını beyan etmişlerdir.
Feragat davaya son veren bir taraf işlemi olup, HMK'nın 307 ilâ 312.maddeleri arasında düzenlenmiştir. HMK'nın 307.maddesinde feragat, davacının talep sonucundan kısmen vaya tamamen vazgeçmesi olarak tarif edilmiş, HMK.nun 311.maddesinde ise "feragat ve kabul kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur." hükmüne yer verilmiştir.
Davacı vekilinin vekaletnamesi incelendiğinde: davadan feragat etme yetkisinin olduğu anlaşılmakla, davayı sona erdiren taraf işlemleri olduğundan davanın feragat nedeniyle reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
1-Davanın feragat nedeniyle reddine,
2-Harçlar Kanunu 22.maddesi uyarınca 205,13 TL harçtan davacı tarafça başlangıçta yatırılan 615,40 TL harçtan mahsubu ile bakiye 410,26 TL harcın karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine,
3-Davacı vekili ve davalı vekilince yargılama gideri ve vekalet ücreti talepleri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
4-Arabuluculuk Ücret Tarifesi uyarınca hazine tarafından karşılanan 4.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacı taraftan tahsili ile hazine adına irad kaydına,
5-Karar kesinleşene kadar yapılacak yargılama giderlerinin davacının gider avansından karşılanmasına, karar kesinleştikten sonra bakiye gider avansının istek halinde yatıran tarafa iadesine,
Dair, HMK 345 maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğ edildiği tarihten başlayarak iki hafta içinde HMK 342 maddesi gereğince düzenlenmiş dilekçe ile HMK 343 maddesi uyarınca mahkememize veya başka bir mahkemeye yapılacak başvuru ile HMK 341/1 maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olarak davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 29/04/2025
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!