WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 05 Mayıs 2026

İSTANBUL 1.FIKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESI

A- A A+

T.C.
İSTANBUL
1.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

ESAS NO : 2023/21 Esas
KARAR NO : 2024/157

DAVA : Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan), Marka (Tecavüzün Tespiti İstemli)
DAVA TARİHİ : 18/01/2023
KARAR TARİHİ : 05/06/2024

Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan), Marka (Tecavüzün Tespiti İstemli) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;Müvekkilinin uzun yıllardır ülkenin önde gelen tacirlerinden olduğu, 20 yıla yakın bir süredir ... firmasının lisansörlüğünü yaptığı ,bu süre zarfında gerçekleştirilen yoğun çalışma ve çabalarla ... in oldukça ün kazandığı ,... ibaresinin 2011 yılında ... marka numarası ve ...sınıflarında ticaret-hizmet türünde marka sahibi türünde marka sahibi adına tescil edildiği, Davalı ... markası .../sınıflarında ... tarihinde ...numara ile ardından ... numaralı sınıfa ise ... tarihinde ... numara ile tescil kaydedildiği , Davalının... başvuru tarihli ... tescil numaralı ...sınıflarında ‘’... ‘’markasına 18.06.2007 tarihinde ilana itiraz edilmiş 556 sayılı KHK md 8 gereği ‘’... ‘’markası ile iltibasa yol açabilecek derecede benzer olmadığı ,tanınmış markanın itibarına zarar vermeyeceği, haksız kazanç sağlamaya veya ayırt edici karakterini zedelemeyeceği sebepleri ile itirazlarının ret olduğu ,akabinde yine davalının 02.12.2011 başvuru tarihli ...tescil numaralı 35/sınıfına kayıtlı ‘’...‘’ marka ilanına 30.04.2013 tarihinde itirazda bulunulduğu ,556 s. KHK nın 8/4 fıkrasında belirtilen koşulların ortaya çıkmadığı ,karıştırmaya yol açabilecek derecede benzer bulunmadığı ve tanınmışlık itirazı da kabul edilmeyerek itirazın reddine karar verildiği , 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ‘’Madde 25-(1) 5 inci veya 6ıncı maddede sayılı hallerden birinin mevcut olması halinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir ‘’Madde 25-(6)Marka sahibi ,sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği halde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa ,sonraki tarihli
marka tescili kötü niyetli olmadıkça ,markanın hükümsüzlük gerekçesi ileri sürülemez ‘’hükümleri uyarınca markanın kötü niyetli olması hasebi ile mahkemede açılabileceğinden huzurdaki davayı açmış oldukları, Ortalama tüketici nezdinde çağrışım yolu ile müvekkili şirketin sahibi olduğu ’...’’, ’... ‘’ ve ... ile başlayan diğer seri markaları ile karıştırılabileceği ,Hükümsüzlüğü istenen marka ve müvekkil firmanın markası ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğu ayrıca kullandıkları emtialar da müvekkili adına tescilli markanın kullandığı emtiaları aynıları ve dolayısı ile iltibasa ne den olabilecek mahiyette olduğu, Davalı tarafın ’... ‘’ kelimesinin yarattığı güvence ve kaliteden faydalanılmak sureti ile haksız menfaat elde ettiği ,Özellikle tekstil sektöründe ’...’’ ve ‘’...’ ’ibarelerinden herhangi birini markasında kullanan kişinin amacının tanınmış markayı kullanmak sureti ile toplumun dikkatini üzerine çekmek ve markanın temsil ettiği imajı kendi mal ve hizmetlerine devrini sağlamak olduğu ,bu konuda yargıtay kararlarının ve emsal kararların iddialarını desteklediği, İki markanın ayırt edilemeyecek derecede benzer olmasının yanı sıra müvekkili adına tescilli markanın kullanıldığı emtialar ile davalı tarafın markasının kullanıldığı sınıf ve emtiaların aynı olduğu bunların yanında satış noktalarında müvekkilinin amblem ve logosuna benzer davalının amblem ve logo kullandığı, Müvekkili firmanın seri marka izlenimi oluşturan markalardan olduğu ,davalıya ait ’... ‘’markası tüketici nezdinde düşünüldüğünde müvekkiline ait ’... ‘’ marka serisinin devamı olabileceği ve karıştırmaya zemin hazırlayarak halk tarafından ilişkilendirilme ihtimalini de artıracağından, ’...‘’markasının 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu uyarınca hükümsüzlüğü gerektiği ,mümkün değilse ’... ‘’ ibaresinin çıkarılmasını ,tecavüzün tespiti ve önlenmesini talep etmiştir.
SAVUNMA:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı şirket adına tescilli markalarına ait liste, davalı şirket adına tescilli ...esas unsurlu markasına ait tescil belgeleri, davacı taraf adına tescilli ... ibareli markalar, davalı şirketin dava konusu markayı kullandığı çok uzun yıllardır kullandığı hususunu tevsik eden, fatura katalog, broşür, dergi, gazete, etiket vb. her türlü belge ve doküman, davalı markalarının tanınmış markalar olduğunu gösteren belgeler, taraflara ait ticari sicil kayıtlan ve ticari defterleri, emsal Yargıtay kararları, huzurdaki dava ile İlgili her türlü belge ve doküman; Yargıtay kararları, gerektiğinde yemin, şahadet, isticvap ve davalı yanın sunacağı delillere karşı mukabil delil sunma haklarının saklı kalması kaydıyla her türlü yasal delil, davalı şirketin her türlü talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla, davacı yanın kötüniyetli ve haksız davasının öncelikle usulden, Mahkememiz aksi kanaatte esastan reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı yana yükletilmesini talep etmiştir.
Bilirkişiler..., ... ve ... 19/04/2024 tarihli bilirkişi raporlarında; Dava dosyası kapsamında Davacı taraf markası ... markalı ürünler ile Davalı taraf ...markalı ürünlerin aynı grupta yer aldığı, erkek giyim grubunda ortak özelliklere sahip ve benzer alt gruplara sahip bulunduğu, giysi çeşitliliği ve modelleri yönünden hedef kitlelerinin de ortak olduğu neticesine varıldığı, davacı ve davalı markalarının görsel, işitsel ve telaffuzsal olarak orta düzeyde benzer oldukları, açıklanan sebeplerle anlamsal olarak kıyaslanamadıkları, işaretlerin bir bütün olarak bıraktıkları genel izlenim değerlendirmesinde de bütünsel olarak da benzer oldukları ve davalı markalarının davacının ... markası ile karıştırma ihtimali yaratabileceği, iltibasa mahal verebileceği, bununla birlikte bu durumun marka ihlali yaratabilmesi yahut marka hükümsüzlüğüne yol açabilmesi bakımından davalının sessiz kalma ile ilgili iddialarının da dosya kapsamında bulunduğu ve bu hususun hukuki takdirinin ise Mahkeme'ye ait olduğu, davalının ...başvuru ve tescil numaralı pierre cavelli ibareli markası 28.02.2006 koruma ve başvuru tarihini taşıdığından davacının bu anılan 28.02.2006 tarihi itibariyle markasının tanınmış olduğuna dair dosyaya ibraz ettiği delillerin görülemediği, davacının bu yönde bazı yerel mahkeme ve Yargıtay kararları sunmuş olsa da bunların tarihlerinin 2008-2009 tarihlerini taşıdıkları, bu açıdan davacının tanınmış marka iddialarına dayalı marka ihlali ve marka hükümsüzlük iddialarının incelenemediği, diğer yandan, davalının iddia ettiği üzere davacının sessiz kalma yolu ile marka hükümsüzlük ve marka tecavüzü ileri sürebilme haklarının yitirildiği şeklinde mahkeme kanaati oluşması halinde, davacı markasının tanınmış olmasının ve tanınmışlık korumasının, sessiz kalma nedeniyle de sonuca etki eden bir yönünün de bulunmayacağı, Davalının davacıya yönelttiği markasının kullanılmadığı defi bakımından dosyaya bu yönde davacı markasının kullanıldığına dair herhangi bir delil ibraz edilmemiş olduğu, konunun Mahkemenin hukuki takdirinde olduğu, Kötüniyet hukuki bir olgu olup, hukuki takdirinin Mahkeme'ye ait olduğu ve davalı tarafa ait ... ve ... tescil numaralı ... ibareli markalarının, Mahkemenin hukuki değerlendirme ve kanaatine göre davalının kötüniyetli olduğuna karar verilmesi halinde sessiz kalma yoluyla hak kaybının gerçekleşmediği ve marka hükümsüzlük ve marka ihlal koşullarının oluştuğu, Mahkemenin aksi kanaatte olması halinde ise sessiz kalma yoluyla hak kaybının gerçekleştiği ve marka hükümsüzlük ve marka ihlal koşullarının oluşmadığı değerlendirmelerine, belirtilen sessiz kalma süreleri ve içtihatlar bakımından da tüm hukuki takdiri Mahkemeye ait olmak üzere varıldığı, dava dosyasına 2012 yılından itibaren düzenlenen faturalar ibraz edildiği, Davalı ticari defter ve belgeleri üzerinde, 2018-2022 yıllarını kapsayan incelemede, yevmiye kayıtlarında dava konusu markaya ait bir ifadenin yer almadığı, faturalarda ise ...markasının kravat, mendil, papyon ürün satışlarında yer aldığının görüldüğü, kanaat, tespit ve neticelerine ulaşmışlardır.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:
Dava konusu uyuşmalık; davalının ... tescil numaralı ...sınıflarında tescilli ... markası ile ...tescil numaralı ... sınıfına kayıtlı ...markasının hükümsüzlüğü ile mümkün olmaması halinde anılan markalardan ... ifadesinin çıkartılması ve davacı adına tescilli ... markasına tecavüzün tespiti ve önlenmesi istemi kapsamında açıldığı anlaşıldı.
Tüm dosya kapsamı incelendiğinde; davacı ve davalı markalarının görsel, işitsel ve telaffuzsal olarak orta düzeyde benzer oldukları, açıklanan sebeplerle anlamsal olarak kıyaslanamadıkları, İşaretlerin bir bütün olarak bıraktıkları genel izlenim değerlendirmesinde de; aynı mal/hizmet sınıflarında tescilli oldukları, dolayısıyla aynı tüketici kitlesine hitap ettikleri, söz konusu ortalama tüketicinin giyim eşyası satın alan herkes olabileceği, markaların ... markasını ortak olarak içerdikleri, bu ibarenin ilk başlangıç kelimesini oluşturduğu, nitekim sözcük markalarında tüketicilerin markanın başlangıcına daha fazla önem verdikleri, bir veya birden çok sözcük öbeklerinde ilk sözcükler ya da sözcüklerin başlangıç
kısımlarının tüketicinin daha fazla dikkatini çektiği, tüketicilerin markayı genellikle bir bütün olarak algılayarak detayların analizine girmedikleri, özellikle yabancı sözcük içeren kelime markalarında tüketicilerin ilk sözcük ya da sözcük başlangıç kısımları ile markaları hatırlama ve algılama eğiliminde oldukları ve yine markaların tescilli oldukları sınıflardan uzaklaşan ayırt edicilikleri güçlü markalar oldukları davacının, davalının markalarından daha önceki koruma ve tescil tarihlerini taşıyan ... markasını da haiz olması, söz konusu ortalama tüketicinin yani HALKIN bu işaretlerle karşılaştığı zaman satın aldığı mal/hizmetin farklı işletmelerden kaynaklandığını anlayabilmesinin olanaklı olmadığı, Mal/hizmetin hitap ettiği ortalama tüketicinin, işaretlerin benzerliği nedeniyle işletmeler arasında bir ticari/organik/ekonomik/idari ilişki -şubesi vb. gibi bağlantı veya iş birliği (franchising, bayi gibi dağıtım kanalı veyahut lisans ilişkisi) bağlantısı olduğunu düşünebilme ihtimalinin (dolaylı karıştırma- işletmesel bağlantı ihtimali) somut olay özelinde devam etmekte olduğu hususları bakımından markaların bütünsel olarak da benzer oldukları ve davalı markalarının karıştırma ihtimali
yaratabileceği, iltibasa mahal verebileceği kanaatine varılmıştır. Bununla birlikte bu durumun marka ihlali yaratabilmesi yahut marka hükümsüzlüğüne yol açabilmesi bakımından davalının sessiz kalma ile ilgili iddialarının da dosya kapsamında bulunduğu ve yine sessiz kalma yolu ile hak kaybı iddiaları yönünden kötüniyetli tescil olup olmadığı ve tanınmış marka iddialarının da ayrıca incelenmesi gerekmekte olup, mahkememizce bu yönde aşağıdaki gibi tespit ve değerlendirme yapılmıştır.
SMK. M. 25/(6) Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili KÖTÜNİYETLİ olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez. Hükmünü içermektedir.
Buna göre sessiz kalma yoluyla hak kaybı için;
- Marka sahibinin markasının başkası tarafından tescil ettirildiğinden ya da kullanıldığından haberdar olması gereklidir.
Dosya kapsamına alınan usul ve yasaya uygun tespitler ihtiva erden bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere; Somut olayda davacı dilekçesinde, davalının her iki tescilli markasına da ... ve 30.04.2013 tarihinde TPE nezdinde itiraz etkilerini, ancak markaların tesciline karar verildiğini, bu itiraz dosyalarının da dava dilekçelerine Ek 2 olarak sunulduğunu bildirmektedirler. Ancak, söz konusu ekler fiziki dosyada da uyap üzerinde de görülememektedir. Diğer yandan, davacının söz konusu markalara karşı TPE YİDK iptal davası veya başkaca bir dava açtığına dair dosyada mübrez herhangi bir delile de rastlanılamamıştır. Dolayısıyla Davacının 17.06.2007 yılından bu yana ve en geç tescil tarihi itibariyle
davalının markalarından ve sektördeki varlığından haberdar olduğu anlaşılmaktadır.
- Marka sahibinin markasının kullanılmasına karşı harekete geçmemesi ve sessiz kalması gereklidir.
Davacının söz konusu markalara karşı TPE YİDK iptal davası veya başkaca bir dava açtığına dair dosyada
mübrez herhangi bir delile de rastlanılamamıştır. İşbu davanın ikame edildiği tarihi dek davacı yanca davalıya karşı harekete geçildiğine dair dosyada mübrez delil sunulmamıştır.
- Marka sahibinin başkasının tescil ya da kullanımına birbirini izleyen beş (5) yıl boyunca , ihlal yargılaması söz konusu ise somut olayın özelliğine göre belirli bir süre boyunca sessiz kalmış olması gereklidir. Başlangıçta sessiz kalınan kullanımın sonradan farklılaşması halinde artık bu yeni kullanım bakımından sessiz kalma süresi bu yeni durumun ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanacaktır.
Sessiz kalmanın hak doğuracağının kabul edildiği hallerde bu durum sessiz kalınan tescilli marka görseli ve marka sınıfı ve başlangıçtan itibaren sessiz kalınan mevcut fiili durum (sonradan farklılaşmayan) bakımından geçerlidir.
Davalının markalarının tescil tarihleri sırasıyla 30.04.2008 ve 15.05.2014 tarihleridir. İşbu davanın açıldığı tarih 18.01.2023 tarihidir. Arada ilk marka için yaklaşık 15 yıl, ikinci marka için yaklaşık 9 yıl süre geçmiştir. Dolayısıyla 5 yıllık sürenin geçtiği görülmektedir.
Fiili kullanım bakımından ise davalının dosyaya sunduğu faturalar 2012-2023 yıllarını kapsamaktadır.
2012 tarihinden bu yana düzenlenen faturalarda marka kullanımı ... şeklinde faturanın üst sol köşesinde ve ayrıca faturanın ürün açıklamaları kısmında... olarak geçmektedir. Söz konusu faturalara konu ürünlerin kravat, mendil, papyon, pantolon askısı, kol düğmesi, fular kravat vs. şeklinde olduğu görülmektedir.
Davalının kol düğmeleri ve mendil bakımından tescilli markasının olmadığı, ancak 2013, 2015 yıllarından itibaren ise bu ürünlerin de faturalarda görüldüğü, kısaca işbu dava tarihi itibariyle davalının faturalar üzerindeki fiili kullanımları bakımından da takriben yaklaşık olarak ise 8 ila 11 yıl geçtiği görülmektedir. Marka ihlal iddiası bakımından söz konusu sürenin 5 yılı geçtiği görülmekte olup, dosya kapsamında sonradan farklılaşan bir davalı kullanımı olmadığı da anlaşılmaktadır.
Bir markanın tanınmış olduğuna dair iddia ancak tanınmışlık statüsüne kavuştuktan sonraki tarihlerde tescil başvurusu yapılan tescilli markalara karşı ileri sürülebilir. Bu nedenle bir marka tanınmış hale gelmeden önce tescil başvurusu yapılan ya da tescil edilen markalara karşı tanınmışlık koruması geçmişe etkili olarak genişletilemez. Davalının ...başvuru ve tescil numaralı pierre cavelli ibareli markası 28.02.2006 koruma ve başvuru tarihini taşıdığından davacının bu anılan 28.02.2006 tarihi itibariyle markasının tanınmış olduğuna dair dosyada ibraz ettiği deliller bulunmamaktadır.
Bir an için davacı markasının tanınmış marka olduğu yönünde kanaatin hasıl olması halinde dahi bu durumun tek başına marka hükümsüzlüğü ve tecavüz iddiaları yönünden kabul kararı verilmesi için gerekli olmadığı, zira yukarıda da ifade edildiği gibi somut olay yönünden sessiz kalma yolu ile hak kaybının meydana geldiği, sessiz kalma yolu ile hak kaybının oluşması halinde davacı markasının tanınmış olup olmadığının öneminin bulunmayacağı sabittir.
Dosya kapsamı itibari ile yapılan incelemede; davalının ... sayılı markasının tescil edilmesinin üzerinden yaklaşık 15 yıl, ... sayılı markasının tescili üzerinden yaklaşık 9 yıl geçmiştir. dolayısıyla SMK madde 25/6 hükmü uyarınca davalının bu markalar üzerinde kazanılmış hakkı mevcuttur.
Markanın beş yıldan uzun süredir kullanıldığını bilen veya bilmesi gereken marka sahibinin kendi markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremeyeceği açıkça kanunda düzenlenmiştir. Bu husus yüksek mahkeme kararları ile de sabittir.
Davacı yan tarafından davaya konu edilmiş olan davalı markaları beş yılı aşkın süredir tescilli olan markalardır. Dolayısıyla bu markaların “öncelik hakkına” veya “tanınmışlığa” dayalı olarak hükümsüz kılınması mümkün değildir.
Açık kanun hükmü uyarınca beş yıldır kullanılan bir markanın hükümsüz kılınması mümkün değildir. Yukarıda yer alan açıklamalardan da görüleceği üzere beş yıldan uzun süredir sicilde tescilli markaların açık kanun hükmü karşısında
korunması gereklidir. Davalı markalarının tesciline ilişkin olarak bugüne kadar dava ikame etmemiş davacı yanın, davalının yıllardır kullanarak faaliyet gösterdiği markalarına ilişkin olarak bu davayı ikame etmesi kabul edilebilir değildir. Zira bu durum gerek SMK’nın açık hükmüne, gerek hukumuzun temelinde yer alan “kazanılmış hak” ve “hukukta öngörülebilirlik” ilkelerine aykırılık oluşturacaktır. Bu nedenlerle, SMKmadde 25/6 hükmü dikkate alınarak davacı yanın hükümsüzlük taleplerinin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Yukarıda da belirtildiği üzere beş yıldan uzun süredir kullanılan markanın hükümsüzlüğü istenemez. Aynı husus tecavüz ve haksız rekabet bakımından da geçerlidir. Yargıtayın yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere beş yıldan uzun süredir kullanılan markanın, bu kullanımına karşı sessiz kalan kimsenin, bu markanın kullanımına müsaade ettiği kabul edilecek ve bu markanın kullanımına muhalefet etmesi mümkün olmayacaktır.
“Uzun süreli sessiz kalma suretiyle hak kaybı, gerek TTK'da ve gerekse 556 sayılı KHK’da düzenlenmiş değildir. Bu durum Dairemiz uygulaması ile hukukumuza yerleşmiş olup, yasal dayanağı da TMK’nın 2. maddesidir. Sessiz kalma yolu ile hak kaybının oluşması için öncelik hakkı sahibinin sonraki markadan veya kullanımdan haberdar olması gerekmekte ise de sessiz kalmanın kaç yıl sonra hak kaybına yol açacağı ile ilgili kesin bir süre vermek mümkün değildir. Burada önemli olan öncelik hakkı sahibinin sonraki kullanıma bir süre katlanmış olmasıdır. Bu itibarla bu sürenin belirlenmesinde somut olayın özelliklerinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu sürenin belirlenmesinde de esas alınacak olan dürüstlük kuralıdır. Sessiz kalma yoluyla hak kaybının gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilirken, öncelik hakkının sahibinin sonraki tescil veya kullanımdan haberdar olduktan sonra izlediği yol ve sergilediği tavır önemlidir… 3,5 yıldan fazla bir süre faaliyette bulunan davalı şirketin ticaret unvanında yer alan ... ibaresinin kullanıldığı davacı tarafından bilindiği halde bu kullanıma karşı anılan süre içinde her hangi bir ihtar, açılmış bir dava veya muaraza çıkarılmamış olması karşısında davacı tarafından anılan ibarenin kullanılmasının benimsediğinin kabulü gerekir. Bu kadar yakın ilişki içinde bulunulduğu halde 3,5 yıllık bir süre içinde ... ibaresine ilişkin her hangi bir itirazda bulunulmaması sessiz kalmak suretiyle hak kaybına uğramak için yeterli bir süredir.” (11. Hukuk Dairesi 2014/4099 E. , 2015/1628 K.) Davacı yan dilekçesinde, davalı marka başvurusuna itiraz ettiğini ve itirazlarının reddedildiğini belirterek esasen daha başvuru aşamasında dahi davalı markalarından haberdar olduğunu belirtmiştir. Basiretli bir tacir olan karşı yanın davalının bu markası ve kullanımlarından haberdar olduğu kendi dilekçelerinde yer alan bu hususlar ikrar edilmiş ancak buna rağmen 15 ve 9
yıl boyunca tescil ve kullanımlarına sessiz kalınmış olmasına rağmen yıllar sonra iş bu davayı ikame ederek bu iddiaları ileri sürmesi kabul edilebilir bulunmamıştır.
Nitekim davacı yanın işbu davaya dayanak taleplerinin usul ve yasaya aykırı olduğu yüksek mahkeme kararları ile de sabittir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ‘nin 2015/14838 Esas ve 2017/552 Karar sayılı kararında "Davacı vekili, ... menşeli olan müvekkilinin 1958 yılından bu yana bebek ve sağlık ürünleri imalatı ve pazarlaması işiyle iştigal eden, dünya üzerinde bebek ürünlerinin sembolü haline gelmiş ve neredeyse tüm dünya tarafından bilinen “...” markasının sahibi olduğunu, “...” markasının, dünya üzerinde birçok ülkede tescilli olduğu gibi, ülkemizde de TPE nezdinde tescilli olduğunu, müvekkili markasının telaffuzunun “...” şeklinde olduğunu, ancak hal böyle iken davalının, müvekkiline ait dünyaca tanınmış “...” markasının ayırt edilemeyecek ve açıkça iltibasa yol açacak benzeri olan “...” ibaresini ticaret unvanında kullanarak, doğrudan müvekkilinin marka hakkına tecavüz ettiğini, ayrıca davalının “...” ibaresi üzerine işlenerek satılan (ve üretilen) bebek ürünlerinin, müvekkili açısından maddi ve manevi zararlara yol açtığını iddia ederek, davalı adına tescilli ... sayılı “... Şekil” markasının sicilden terkinini, davalıya ait ticaret unvanında esaslı unsur olarak yer alan “...” ibaresinin silinerek ticaret sicilinden terkinini, müvekkili ile davalı ürünlerinin karışıklık-iltibas yaratacak derecede benzer olduklarının ve dolayısıyla müvekkilinin marka hakkına tecavüzün tespitini ve men'ini, davalının “...” ibaresini emtia ve tanıtım materyallerinde kullanmasının yasaklanmasını, “...” ibareli materyal ve emtialar üzerindeki ... ibaresinin silinmesini, bu mümkün değil ise bu materyallere el konulmasını ve imhasını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; müvekkili şirketin kuruluş evresinde şirket ortakları ...ve ... isimlerindeki soyadların ilk hecelerinin birleşmesinden oluşan “....” sözcüğünü şirket adı olarak kullanmaya karar verdiklerini, aynı zamanda 07/10/2002 tarihinde TPE nezdinde marka olarak tescilinin sağlandığını, markanın doğum sürecinin bu şekilde olduğunu, unvan ve markada iltibasın söz konusu olmadığını ve işitsel benzerlik iddiasının da gerçeği yansıtmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın reddine yönelik verilen karar daavcı vekilinin temyizi üzerine Dairemizce onanmıştır.
Davacı vekili bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere ve uyuşmazlık konusu markanın kapsadığı mal ve hizmetlerin ortalama tüketici kitlesinin yetişkin kişilerden oluşmasına ve ortalama tüketici nezdinde iltibasa yol açmayacak bulunmasına, ayrıca davalının tescilli ticaret ünvanının tescil tarihi ile dava tarihi arasında uzunca bir süre geçmiş olması nedeniyle sessiz kalma yoluyla hak kaybı oluştuğundan mahkemenin ünvan terkinine yönelik davanın reddine ilişkin kararının isabetli bulunmasına göre, davacı vekilinin HUMK’nın 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir."
Yargıtay’ın kararları ve uygulaması ışığında, davacı yan isteminde sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğramış bulunmaktadır. Markalar birbirine benzese dahi, davacı tarafın uzun süre sessiz kalarak hak kaybına uğradığı ve markaların birlikte var olma ilkesi gereği, davacı tarafın talep ve dava hakkı kayba sessiz kalma yolu ile hak kaybına uğramış olup, aradan 9 ve 15 yıl geçmiş bulunmaktadır. Davacı yanın bu kadar zaman bekleyip Yargıtayın yerleşik uygulamasına göre mevcut olayın gereklerine göre tespit edilen sürelerin sonunda dava açması hakkın kötüye kullanıma delalet etmektedir. Bu nedenlerle bu bakımdan da davanın reddi gerekeceği tartışmasızdır.
Sessiz kalma yolu ile hak kaybında marka tescilinin iyiniyetli olması gerekip gerekmediği hususu tartışmalı olup, Yargıtay'ın mezkur içtihatlarında kötüniyetin sessiz kalma yolu ile hak kaybını engellemeyeceği hususunda kararları mevcut olup, bir an için sessiz kalma yolu ile hak kaybı için tescilin iyiniyetli olması gerektiği savında dahi, somut olay üzerinden inceleme yapıldığında, davalı markalarının tescilinin kötüniyetli olduğuna ilişkin hiçbir delil bulunmamaktadır.
Davacı vekili dilekçesinde davalı adına tescilli markaların kötüniyetli olarak tescil ettirildiğini iddia etmişse de dilekçelerinde bu hususu ispata elverişli bir delil sunulmamıştır.
Davacı yanın iddiaları, kendisi adına tescili markalar ile davalı markalarının benzer olduğu, bu benzerliğin kasten yaratıldığı iddiasından ibarettir. Davacı yanın hükümsüzlüğe ilişkin gerekçeleri benzerlik ve tanınmışlıktır. Ancak bu hususların hiçbiri kötüniyeti ispata elverişli hususlar değildir. Zira markanın kötüniyetli olarak tescil ettirildiği iddiası, somut delillere dayalı olarak ispatlanması icap eden, her olay bakımından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir meseledir.
Davalının 2006 yılında bu marka için başvuru yaptığı düşünüldüğünde, davalı markaları için başvuru yaptığı bu tarihte davacı markalarının iddia edildiği gibi bir tanınmışlığının da olmadığı yukarıda da tespit edilmiş olup,
Tanınmış marka olmasının da neticeyi de değiştirmeyeceği Zira belirtildiği üzere markanın tanınmış olması, markaların benzer olması vb. gibi hususların hiçbiri kötüniyetin ispatına elverişli hususlar değildir. Kötüniyet ancak kötüniyeti ispata yarar somut deliller ile ispat edilebilir.
Somut olayda kötüniyeti ispata matuf bir delil ibraz edilmediği anlaşılmıştır.
Hülasa, marka hükümsüzlüğü davası ve marka hakkına tecavüz istemli iki ayrı dava yönünden açılan davaya ilişkin olarak, sessiz kalma yolu ile hak kaybının oluştuğu, sessiz kalma yolu hak kaybının oluştuğu yönünde tespitler içeren bilirkişi raporuna karşı davacı yanın sessiz kalma yolu ile hak kaybına ilişkin tespitlere yönelik itirazların olmadığı itirazların benzerlik, tanınmış marka, kötüniyet ve seri markaların değerlendirilmemesine ilişkin olduğu, kötüniyetli tescilin sessiz kalma yolu ile hak kaybını engellemeyeceği, engellese dahi somut olayda tescilin kötüniyetli olduğuna ilişkin sunulu delil bulunmadığı ve yine davacı yanın seri marka izlenimi yönünden değerlendirme yapılmadığı iddiasının sessiz kalma yolu ile hak kaybı gerçeğini değiştirmeyeceği, davacı markasının, Davalının ... başvuru ve tescil numaral...ibareli markası 28.02.2006 koruma ve başvuru tarihini taşıdığından davacının bu anılan 28.02.2006 tarihi itibariyle tanınmış olduğuna ilişkin delil olmadığı, tanınmış marka olduğu varsayımında dahi markanın tanınmış olmasının sessiz kalma yolu ile hak kaybı sonucuna tesir etmeyeceği, bir an için marka hükümsüzlüğü ve marka hakkına tecavüz için gereken koşulların oluştuğu varsayımında dahi, davalının kullanmama defi hakkını kullandığı, davacının bu defi yönünden kullanım olduğuna ilişkin hiçbir bilgi ve belge sunmadığı gibi bu durumun bilirkişi raporu ile tespit edilmesine rağmen davacı yanın bu yönde rapora karşı kesin süre içerisinde itirazda da bulunmadığı anlaşılmakta olup, bu durumda kullanımın ispat edilememesi sebebiyle de davanın reddi gerekeceği, yukarıda ayrıntısı ile ele alınan alternatif durumlar ve kapsamlı inceleme neticesinde açılan davanın ret ile sonuçlanması gerektiği kanaatiyle aşağıdaki gibi hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:
1-Açılan davanın REDDİNE,
2-Marka hükümsüzlüğünü konu alan dava yönünden 427,60 TL, marka hakkını yapılan tecavüze ilişkin dava yönünden 427,60 TL maktu karar ve ilam harcı olmak üzere toplam 855,20 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 179,90 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye kalan 675,30 TL karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihindeki tarife gereğince hesaplanan marka hükümsüzlüğünü konu alan dava yönünden 25.500 TL, marka hakkına tecavüzü konu alan dava yönünden 25.500 TL olmak üzere toplam 51.000 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,
5-Arta kalan gider ve delil avansının hükmün kesinleşmesi ile yatıran tarafa iadesine,
Dair karar taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde İSTİNAF YASA YOLU AÇIK olmak üzere verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 05/06/2024

Katip ...
¸e-imzalıdır

Hakim ...
¸e-imzalıdır