DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2024/780 E. , 2025/54 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2024/780
Karar No : 2025/54
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Başkanlığı
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACI) :... Turizm ve Ticaret Anonim Şirketi
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Karayolları Genel Müdürlüğünce ihalesi gerçekleştirilen “... ... Yolunun Takriben Km:0+00043+504 Kesimine Ait Bitümlü Kaplama İşleri”ne ilişkin işi yüklenen davacı tarafından, anılan işle ilgili 2005 ila 2020 yıllarının muhtelif tarihlerinde düzenlenen hak ediş kağıtlarından doğan ve ödenen damga vergilerinin iadesi istemiyle yapılan düzeltme başvurusunun reddi üzerine yapılan şikayet başvurusunun reddine dair işlemin iptali ile ödenen vergilerin tahsil tarihinden itibaren hesaplanacak tecil faiziyle birlikte iadesi istemiyle dava açılmıştır.
... Vergi Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı:
i. Dava konusu işlemin, 2017 ila 2020 yıllarının muhtelif tarihlerinde düzenlenen hak ediş kağıtlarından doğan damga vergilerinden kaynaklanan kısmı yönünden yapılan inceleme:
Vergilendirme sürecinin istisna ve muafiyet gibi nedenlerle hatalı olduğunun ileri sürülmesi, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 116 ve devamı maddelerinde düzenlenen vergi hatası kapsamında ele alınması gereken bir durumdur.
488 sayılı Damga Vergisi Kanunu'nun ek 2. maddesinde, bir işe ilişkin düzenlenen kağıtların damga vergisinden istisna olabilmesi için anılan iş “döviz kazandırıcı faaliyet” niteliğinde olmalıdır. Bir işin döviz kazandırıcı faaliyet olarak kabul edilebilmesi için de anılan işin cari yıl yatırım programında yer alması ve bu işe ilişkin ihalenin uluslararası ihale niteliğinde olması şartlarının birlikte gerçekleşmesine bağlıdır.
Ara kararına istinaden dava dosyasına sunulan bilgi ve belgelerde, ihale kararına konu işin cari yıl yatırım programında yer aldığı belirtilmiştir.
Olayda, davacı tarafından yüklenilen işin, döviz kazandırıcı faaliyet niteliğinde olduğu anlaşıldığından, yüklenilen bu iş için düzenlen 2017 ila 2020 yıllarına ilişkin hak ediş kağıtlarının, 488 sayılı Kanun'un ek 2. maddesi uyarınca damga vergisinden istisna olduğu sonucuna varılmıştır.
Bu nedenle dava konusu işlemin, anılan yıllara ilişkin damga vergilerinden kaynaklanan kısmında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, 2017 ila 2020 yıllarına ilişkin hak ediş kağıtlarından doğan damga vergilerinin, tahsil tarihinden düzeltme fişinin tebliğ tarihine kadar hesaplanacak tecil faiziyle birlikte iadesi gerekmektedir.
ii. Dava konusu işlemin 2005 ila 2016 yıllarının muhtelif tarihlerinde düzenlenen hak ediş kağıtlarından doğan damga vergilerinden kaynaklanan kısmı yönünden yapılan inceleme:
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "Düzeltmede zamanaşımı" başlıklı 126. maddesi şu şekildedir:
"114 üncü maddede yazılı zamanaşımı süresi dolduktan sonra meydana çıkarılan vergi hataları düzeltilemez. Şu kadar ki, düzeltme zamanaşımı süresi:
a) Zamanaşımı süresinin son yılı içinde tarh ve tebliğ edilen vergilerde hatanın yapıldığı;
b) (Değişik: 23/6/1982-2686/26 md.) İlan yolu ile tebliğ edilip vergi mahkemesinde dava konusu yapılmaksızın tahakkuk eden vergilerde mükellefe ödeme emrinin tebliğ edildiği;
c) (Ek: 4/12/1985-3239/11 md.) İhbarname ve ödeme emri ilan yoluyla tebliğ edilen vergilerde 6183 sayılı Kanuna göre hacizin yapıldığı;
Tarihten başlayarak bir yıldan aşağı olamaz."
Aynı Kanun'un "Zamanaşımı süreleri" başlıklı 114. maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları ise şu şekildedir:
"Vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlıyarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmiyen vergiler zamanaşımına uğrar.
...
(Değişik: 4/12/1985-3239/9 md.) Damga vergisine tabi olup vergi ve cezası zamanaşımına uğrayan evrakın hükmünden tarh zamanaşımı süresi dolduktan sonra faydalanıldığı takdirde mezkür evraka ait vergi alacağı yeniden doğar."
Anılan kurallara göre bir mükellefin vergi muamelelerindeki hataların düzeltilmesini vergi dairesinden isteyebilmesi için ileri sürdüğü hataya ilişkin düzeltme başvurusunu, düzeltme zamanaşımı süresi içinde yapması gereklidir. Bu nedenle zamanaşımı süresi dolduktan sonra yapılan başvuruyla meydana çıkarılan vergi hatalarının düzeltilmesi mümkün değildir.
Olayda, davacı tarafından, düzeltme başvurusunun, 2005 ila 2016 yıllarına ilişkin hak ediş kağıtlarından doğan damga vergisi alacaklarının doğduğu yılı takip eden yılın başından itibaren beş yıl içinde yapılması gerekirken, başvuru, zamanaşımı süresi geçtikten sonra 27/01/2022 tarihinde yapılmıştır.
Bu nedenle dava konusu işlemin anılan kısmında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
iii. Karar Sonucu:
Vergi Mahkemesi bu gerekçeyle dava konusu işlemin, 2005 ila 2016 yıllarına ilişkin damga vergilerinden kaynaklanan kısmı yönünden davayı reddetmiş, dava konusu işlemin 2017 ila 2020 yıllarına ilişkin damga vergilerinden kaynaklanan kısmını iptal etmiş ve bu yıllara ilişkin damga vergilerinin tahsil tarihinden düzeltme fişinin tebliğ tarihine kadar hesaplanacak tecil faiziyle birlikte iadesine hükmetmiştir.
Tarafların istinaf istemlerini inceleyen ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı:
i. Davalının istinaf istemi yönünden yapılan inceleme:
İstinaf dilekçesinde ileri sürülen iddialar, vergi mahkemesi kararının davanın kabulüne ilişkin hüküm fıkrasının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
ii. Davacının istinaf istemi yönünden yapılan inceleme:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, idari dava türleri, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları; idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları; tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmıştır.
Öğretide ve yargı içtihatlarında, idari sözleşmelerden doğan uyuşmazlıkların, olayın niteliğine göre, tam yargı davası veya iptal davasına konu edilebileceği kabul edildiğinden, idari dava türleri, iptal ve tam yargı davaları olarak sayılabilir.
Anayasanın 125. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır." şeklindeki kural, idari yargılama hukukundaki iptal davasının; son fıkrasında yer alan "İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür." şeklindeki kural ise tam yargı davasının anayasal dayanağıdır.
İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, 2577 sayılı Kanun'un 12 ve 13. maddelerinde düzenlenmiştir.
2577 sayılı Kanun'un 12. maddesinde, ilgililer tarafından haklarını ihlal eden bir idari işleme karşı tam yargı davası açılabilmesi için aranacak şartlar, anılan Kanun'un 13. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanlar tarafından idari eylemlere karşı tam yargı davası açılabilmesi için aranacak şartlar belirlenmiştir.
2577 sayılı Kanun'un 12. maddesinde “Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine” şeklinde ibareye yer verildiğinden, vergisel nitelikteki işlemler nedeniyle de tam yargı davası açılabileceğinin kabulü gerekmektedir. Bu şekilde açılacak davalarda vergisel işlemlerin, menfaat ihlalinin ötesinde hukuken korunan bir hakkı ihlal edip etmediğine yönelik inceleme yapılmalıdır.
Anayasa'nın 90. maddesi gereğince kanun hükmünde kabul edilen İnsan Haklarının ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme'ye ekli 1 No’lu Protokol'ün 1. maddesi (üye) devletlere, vergilerin, para cezalarının ve diğer katkıların ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri tedbirleri alma hakkını vermektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir çok kararında, vergi almanın, kamu hizmetlerinin yürütülmesi bakımından hayati önem taşıdığını, bir devletin devlet olma özelliğinden kaynaklanan vergi alanında düzenlemeler yapmasının doğal olduğunu ve bu alanda sınırlamalar getirilemeyeceğini, vergi önlemlerinin hala kamu yetkililerinin imtiyazlarının temel direğini oluşturduğunu ve devletlerin vergi konusunu düzenleyen mevzuatı çıkarma hakkının özenle korunması gerektiğini belirtmiştir (Dutertre, 2005:208). Dolayısıyla, Sözleşme, gerekli koşullara uyulmak şartıyla, vergiler yoluyla mülkiyet hakkına müdahaleyi meşru görmektedir.
Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu müdahalenin, kesin hüküm halini alan bir yargı kararıyla haksız (ve yersiz) olduğunun ortaya konması halinde, (ödenmiş) bütün vergi ve benzeri mali yükümlerin kişilerin mülkiyet hakkını ihlal ettiğini de kabul etmektedir (AİHM, Eko-Elda Avee/Yunanistan).
Mahkeme aynı zamanda, vergi politikaları ve vergilendirme yetkisi kapsamında alınan tedbirlere ve yapılan uygulamalara karşı, bu tür yükümlülüklerin muhataplarının yargıya başvurma yolunun her durumda açık bırakılması gerektiğini, mükelleflerin haklarını koruyabilmesi için yeterli hukuksal güvencelerin bulunmamasının mülkiyet hakkına aykırılık oluşturduğunu kabul etmektedir (Hentrich/Fransa ve S.A. Dangeville/Fransa kararları).
Vergi politikası kapsamında alınan ve mülkiyet hakkını etkileyen bir tedbirin mülkiyet hakkının ihlali olarak nitelendirilmemesi için, vergisel tedbirler dolayısıyla açılan davalarda, mükelleflere vergi idaresinin işlemlerine karşı etkin hukuk yollarının sunulup sunulmadığının özenle incelenmesi gereklidir (Gümüşkaya G., Mülkiyet Hakkına Vergisel Müdahaleler Bakımından İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne Kişisel Başvuru, Oniki Levha, 2010:181).
Mahkeme’ye göre vergi politikaları ve vergilendirme yetkisi kapsamında alınan tedbirlere ve yapılan uygulamalara karşı, bu tür yükümlülüklerin muhataplarının yargıya başvurma yolu her durumda açık bırakılmalıdır (Dinç G., Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Malvarlığı Hakları, Türkiye Barolar Birliği, 2007:216).
Zira, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, herkesin medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar konusunda bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde adil ve makul süre içerisinde yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle medeni haklardan olan mülkiyet hakkına ilişkin uyuşmazlıkların çözümünün hukuki yolları da güvence altına alınmaktadır.
Bu durumda vergisel işlemler nedeniyle açılacak tam yargı davalarında incelenebilecek hak ihlallerinin, mülkiyet hakkı ihlalleriyle sınırlı olduğu, mülkiyet hakkının ihlalinin de kesin hüküm halini alan bir yargı kararıyla haksız (ve yersiz) olduğunun ortaya çıktığı veya işleme karşı etkin hukuk yollarının tanınmadığı iddiasına dayandırılması gerektiği söylenebilir.
Uyuşmazlıkta, Anayasa Mahkemesinin 24/12/2020 tarih ve E:2020/15, K:2020/78 sayılı kararıyla ortaya çıkan hukuki durum nedeniyle hak ediş kağıtlarından doğan damga vergilerinin, yüklenilen işin devam ettiği de belirtilerek hesaplanacak tecil faiziyle birlikte tazmini istenmiştir. Bu durumda, anılan istem ile açılan davanın, tam yargı davası niteliğinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
İdarenin, Anayasa'nın 125. maddesinde ifadesini bulan eylem ve işlemlerinden kaynaklanan tazmin sorumluluğu, idarenin müdahalesinden önceki ve sonraki zaman dilimi itibariyle ilgililerin mal varlığı üzerinde bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını amaçlamaktadır. Dolayısıyla, eylem veya işleminde dolayı sorumlu tutulan, başka deyişle üzerine tazmin borcu düşen idarenin, hak ihlalini tam olarak gidermesi, uğranılan zararı bütünüyle karşılaması zorunludur (Esin Y., Danıştay'da açılacak tam yargı davaları s.14).
Olayda, davacı tarafından üstlenilen ve istisna kapsamında olduğu sonucuna varılan işe ilişkin 2005 ila 2016 yıllarına ait hak ediş kağıtlarına dair damga vergileri, davacının mülkiyet hakkına müdahale içerecek şekilde tahsil edilmiştir.
Davacının mülkiyet hakkının ihlal edildiği de 09/08/2016 tarih ve 29796 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6728 sayılı Kanun'un 27. maddesi ile değişik 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu'nun ek 2. maddesinin (4) numaralı fıkrasında yer alan "ve yabancı firmalarca da teklif verilen" ibaresinin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesinin 24/12/2020 tarih ve E:2020/15, K:2020/78 sayılı kararının 28/04/2021 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanması suretiyle ortaya çıkmıştır.
Bu durumda, tam yargı davası açılabilmesi için öngörülen sürenin geçmediği açık olup uyuşmazlığın 213 sayılı Kanun'un düzeltme zamanaşımı hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi suretiyle verilen Mahkeme kararının anılan hüküm fıkrasında hukuki isabet görülmemiştir.
iii. Karar Sonucu:
Vergi Dava Dairesi bu gerekçeyle davalının istinaf istemini reddetmiş, davacının istinaf istemini kabul ederek mahkeme kararının davanın reddine dair hüküm fıkrasını kaldırdıktan sonra dava konusu işlemin, 2005 ila 2016 yıllarına ilişkin damga vergilerinden kaynaklanan kısmını iptal etmiş ve anılan vergilerin, tahsil tarihinden itibaren hesaplanacak tecil faiziyle birlikte iadesine hükmetmiştir.
Davalının temyiz istemini inceleyen Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 08/02/2024 tarih ve E:2023/7264, K:2024/397 sayılı kararı:
i. Temyize konu kararın davalının istinaf isteminin reddine dair hüküm fıkrasına yöneltilen temyiz istemi hakkında yapılan inceleme:
Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, Vergi Dava Dairesi kararının anılan hüküm fıkrasının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
ii. Temyize konu kararın, dava konusu işlemin, 2005 ila 2016 yıllarına ilişkin damga vergisinden kaynaklanan kısmının iptaline ve anılan vergilerin tahsil tarihinden itibaren hesaplanacak tecil faiziyle birlikte iadesine dair hüküm fıkrasına yöneltilen temyiz istemi hakkında yapılan inceleme:
Davacı şirket tarafından 2005 ila 2016 yılları arasında düzenlenen hak ediş kağıtları üzerinden ödenen damga vergisinin iadesi talebiyle yapılan düzeltme başvurusu 27/01/2022 tarihli dilekçeyle yapılmıştır.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "Düzeltmede zamanaşımı" başlıklı 126. maddesinde, 114. maddede yazılı zamanaşımı süresi dolduktan sonra meydana çıkarılan vergi hatalarının düzeltilemeyeceği kural altına alınmıştır.
Olayda, düzeltme başvurusunun yapıldığı tarih itibarıyla 2005 ila 2016 yıllarına ilişkin zamanaşımı süresinin dolduğu görüldüğünden, anılan yıllara ilişkin vergi hatalarının düzeltilmesine olanak bulunmamaktadır.
Bu durumda, 2005 ila 2016 yıllarına ilişkin yapılan vergilendirme işlemlerinin hukuki denetiminin bu başvuru yolu ile irdelenmesi mümkün bulunmadığından, düzeltme başvurusunun reddi üzerine yapılan şikayet başvurusunun reddine dair dava konusu işlemin anılan kısmında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Bu nedenle temyize konu kararın anılan hüküm fıkrasının bozulması gerekmiştir.
iii. Karar Sonucu:
Daire bu gerekçeyle Vergi Dava Dairesi kararının, dava konusu işlemin, 2005 ila 2016 yıllarına ilişkin damga vergilerinden kaynaklanan kısmının iptaline ve anılan vergilerin hesaplanacak tecil faiziyle birlikte iadesine dair hüküm fıkrasını bozmuş, temyize konu kararın diğer hüküm fıkrasını onamıştır.
... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:... K:... sayılı ısrar kararı:
Vergi Dava Dairesi, bozulan hüküm fıkrası yönünden ilk kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçeyle ısrar etmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Dava konusu işlemin 2005 ila 2016 yıllarına ilişkin damga vergilerinden kaynaklanan kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek ısrar kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: İhale konusu iş 2020 yılına kadar devam ettiğinden hak edişlere yönelik düzenlenen kağıtlarından doğan 2005 ila 2016 yıllarına ait damga vergilerinin zamanaşımına uğramadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ: Vergi Usul Kanunu'nun "Düzeltmede zamanaşımı" başlıklı 126. maddesinin birinci cümlesinde Kanun'un 114. maddesinde yazılı zamanaşımı süresi dolduktan sonra meydana çıkarılan vergi hatalarının düzeltilemeyeceği kurala bağlanmıştır. Kanun'un 126. maddesinin gönderme yaptığı 114. maddesinin birinci fıkrasında "Vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlıyarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmiyen vergiler zamanaşımına uğrar." şeklinde; dördüncü fıkrasında ise "Damga vergisine tabi olup vergi ve cezası zamanaşımına uğrayan evrakın hükmünden tarh zamanaşımı süresi dolduktan sonra faydalanıldığı takdirde mezkür evraka ait vergi alacağı yeniden doğar." şeklinde kurala yer verilmiştir.
Önceden tamamlanmış hukuki durumların sınırlı bir şekilde yeniden incelenmesine olanak tanıyan düzeltme ve şikayet müessesesinin, tarh zamanaşımı için öngörülen süre içinde işletilmesi gereklidir. Düzeltme yapılabilmesi için belirli bir süre öngörülmesi, vergilendirme işlemlerinin sürekli yargı denetimi tabi tutulmasını önlemeyi ve idari istikrarın korunmasını amaçlamaktadır.
Beş yıllık bir süre için öngörülen tarh zamanaşımı vergi alacağını ortadan kaldıran hallerden biridir. Kural olarak bu süre geçtikten sonra aynı vergi alacağının yeniden doğması mümkün değildir. Ancak Kanun'un 114. maddesinin son fıkrasında bu kurala bir istisna tanınmıştır. Buna göre, damga vergisi alacağının yeniden doğabilmesi için ilgili kağıda ait damga vergisinin tarh zamanaşımına uğramış ve vergiye tabi bir kağıdın hükmünden zamanaşımı süresi geçtikten sonra yararlanılmış olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gereklidir. Bu şartların gerçekleşmesi halinde ilgili damga vergisi için öngörülen tarh zamanaşımı süresi ve tarh zamanaşımı süresine yapılan gönderme nedeniyle düzeltme zamanaşımı süresi yeniden başlayacaktır.
Hak ediş kağıtlarına ilişkin damga vergisini doğuran olay, hak ediş kağıtlarının yetkili kişilerce imzalanarak düzenlenmesi ve bu suretle herhangi bir hususu ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek bir duruma gelmesi ile meydana gelir. Diğer bir deyişle, düzenlenen bu belge hüküm ifade edebilecek bir hale geldiği zaman damga vergisini doğuran olay gerçekleşecektir. Diğer taraftan, önceki yıllara ilişkin hak ediş kağıtlarına istinaden yapılan ödemeler dikkate alınarak cari hak edişlerin belirlenmesi halinde, cari yılda, önceki yıllara ilişkin hak ediş kağıtlarının hükmünden faydalanma durumu ortaya çıkacaktır. Bu durumun düzeltme zamanaşımı süresine etkisinin ayrıca değerlendirilmesi gereklidir.
Olayda, 2005 ila 2016 yıllarına ait hak ediş kağıtlardan doğan damga vergileri, ilgili yıllarda doğarak hukuki etkilerini meydana getirdiğinden, bu vergilerin zamanaşımına uğramış bir vergi alacağı olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle 2017 ve sonraki yıllarda, önceki yıllara ait kağıtların hükmünden yeniden yararlanılması, tek başına, düzeltme zamanaşımı süresinin yeniden başlamasına sebebiyet vermeyecektir. Bu durumda, 213 sayılı Kanun'un 114. maddesinin son fıkrasının olaya uygulanamayacağı değerlendirilmektedir.
Diğer taraftan, 2005 ila 2016 yıllarının muhtelif tarihlerinde düzenlenen hak ediş kağıtlarına ilişkin damga vergisi, ilgili kağıtların hüküm ifade edebilecek bir hale geldiği 2005 ila 2016 yıllarının muhtelif tarihlerinde doğmuştur. Davacı tarafından düzeltme başvurusu, ilgili vergi alacaklarının doğduğu tarihi takip eden yılın başından itibaren hesaplanacak beş yıllık süre içinde yapılması gerekirken anılan başvuru bu süreden sonra 27/01/2022 tarihinde yapılmıştır.
Bu nedenle, davacı tarafından yapılan düzeltme ve şikayet başvurusunun reddine dair işlemin ısrar kararına konu edilen kısmında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan gerekçeyle, ısrar kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında bir karar verilmeksizin Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Danıştay Dokuzuncu Dairesinin yukarıda yer verilen kararının dayandığı aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle ısrar kararının bozulması gerekmektedir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1-Davalının temyiz isteminin KABULÜNE,
2-... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:... K:... sayılı ısrar kararının BOZULMASINA,
3-Yeniden verilecek kararda karşılanacağından, yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına,
05/02/2025 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!