DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2024/312 E. , 2025/401 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2024/312
Karar No : 2025/401
TEMYİZ EDENLER : I-(DAVALI): ... Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. ...
II-(DAVALI YANINDA MÜDAHİL): ... Başkanlığı
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACI) : ... Odası
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU: ... İdare Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: ... ili, ... Mahalle, ... Mevkiindeki Orman Genel Müdürlüğüne ait ... ada, 1 sayılı parsel için verilen ... tarih ve ... sayılı yapı ruhsatının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 09/04/2019 tarih ve E:2017/829, K:2019/2312 sayılı bozma kararına uyularak verilen ... İdare Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla;
... Belediye Meclisinin ... tarih ve...sayılı meclis kararı ile onaylanan 1/1000 ve 1/5000 ölçekli plan tadilatlarının iptali istemiyle açılan davada Mahkemelerinin ... tarih ve E:... K:... sayılı kararının Danıştay Altıncı Dairesinin 09/04/2016 tarih ve E:2014/1544, K:2019/2311 sayılı kararı ile bozulduğu, bozma üzerine yapılan yargılamada Mahkemelerinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile uyuşmazlığa konu alanda ... Belediye Meclisinin... tarih ve ... sayılı kararıyla 1/5000 ölçekli ... Kent Bütünü Revizyon ve İlave Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli ... Kent Bütünü Revizyon ve İlave Uygulama İmar Planı değişikliği yapıldığı gerekçesiyle dava konusu plan değişikliği hakkında karar verilmesine yer olmadığı yönünde karar verildiği, ... Belediye Meclisinin ... tarih ve ...sayılı kararıyla onaylanan 1/1000 ölçekli uygulama, 1/5000 ölçekli nazım planında ... ada ... parselin bulunduğu alanın yapılaşma koşullarının E=0,70, yapı yükseklik sınırının 20.50 metre olarak yer aldığı, söz konusu koşulların ... tarih ve ... sayılı Belediye Meclis kararındaki kullanım koşulları ile aynı olduğunun görüldüğü,
Bu durumda; ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, ... mevkiinde, Orman Genel Müdürlüğüne ait ... ada, ... parsel sayılı taşınmaz için verilen ... tarih ve ... sayılı inşaat ruhsatının, dayanağı olan 07/05/2008 tarihli 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ve 04/03/2009 tarihli 1/1000 ölçekli uygulama imar planı kararları ve son olarak alanda yürürlükte olan 03/06/2015 tarihli 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ilişkisinde, yapı ruhsatlarında yer alan inşaat alanının imar planlarında öngörülen üst sınırı aştığı, bu bakımdan söz konusu planlarda öngörülen yapı yoğunluğu değerlerine uygun olmadığından, dava konusu ... tarih ve ... nolu inşaat ruhsatı işleminde hukuka uyarlılık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varıldığı,
Öte yandan, davalı idare ve müdahil tar...fından, ... ada ... parselin inşaat alanının ... ada ... parselde kullanıldığı, bu nedenle inşaat alanı (yoğunluk) bakımından herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülmüş ise de, Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin 5. maddesi uyarınca, emsal hesabının parsel üzerinden yapılacağı açık olduğundan, bu iddiaya hukuken itibar edilmediği gerekçesiyle, dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 05/07/2023 tarih ve E:2021/7980, K:2023/6471 sayılı kararıyla;
Kuruluş amacı Anayasa'da ve kararda yer verilen yasa hükmünde açıkça; mühendislik ve mimarlık mesleği mensuplarının, müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplinini ve ahlakını korumak için gerekli gördüğü bütün teşebbüs ve faaliyetlerde bulunmak, meslek ve menfaatleriyle ilgili işlerde resmi makamlarla işbirliği yaparak gerekli yardımlarda ve tekliflerde bulunmak, meslekle ilgili bütün mevzuatı normları, fenni şartnameleri incelemek ve bunlar hakkındaki görüş ve düşünceleri ilgililere bildirmek, olarak sayılmış olan davacı Oda'nın ancak tüzel kişiliğinin ve üyelerinin ortak çıkarlarını ilgilendiren konularda dava açma ehliyetinin olduğu,
Uyuşmazlıkta üçüncü kişiye ait olan yapı ruhsatına ilişkin işlemin genel düzenleyici bir işlem niteliğinde olmadığı, subjektif bir işlem olduğu, iptali istenilen yapı ruhsatı ile davacı oda arasında yukarıda tanımlandığı şekilde aktüel, kişisel ve meşru bir menfaat ilişkisinin olmadığı, bu nedenle dava açma ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varıldığı,
Bu itibarla dava konusu yapı ruhsatının iptali istemiyle açılan davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesi gerekmekte iken işin esasına girilerek dava konusu işlemin iptali (sehven kararda kısmen iptali, kısmen dava hakkında karar verilmesine yer olmadığı yazılmış) yolunda verilen mahkeme kararında isabet görülmediği gerekçesiyle
... İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi ısrar kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dava konusu işlemin iptali yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, karara esas alınan bilirkişi raporunun hatalı olduğu; söz konusu inşaatların tamamlanmış ve yapı kullanma izin belgelerini almış ve halen kullanılmakta olan binalar olduğu ve ruhsat veriliş tarihinden bugüne kadar hakkında verilmiş herhangi bir yürütmeyi durdurma kararı bulunmadığı; imar planı üzerinde Orman İdaresi olarak belirtilen alanda belirlenen emsal değerini aşmayan, yapı yoğunluğunu artırıcı herhangi bir ilave imalatın yapılmasının mümkün olmadığı bir alanda tamamlanmış, kullanımına ve hizmete başlanmış bir yapının ruhsatının iptal edilerek buna bağlı olarak yıkım işleminin yapılması, gerek ekonomik zararları, gerekse bunun neticesinde Orman Genel Müdürlüğü -Toplu Konut İdaresi - Belediye gibi taraflar arasında oluşacak hukuki süreçler açısından telafisi mümkün olmayan sonuçlara neden olacağı; hatalı değerlendirmelerden oluşan bilirkişi raporuna itibar edilerek verilen mahkeme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı yanında müdahil olan Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından, Danıştayın bozma gerekçelerine hiç değinilmeden, davanın esası hakkında hukuki nitelemeler yapılarak önceki kararda direnildiği ve dava konusu işlemin iptaline karar verildiği; oysa ki Danıştay'ın aktif husumet ehliyeti yönünden bozma kararı verdiği, bu husus yok sayılarak, sanki davanın esası hakkında bozma kararı verilmiş gibi önceki kararında direnme kararı verilmesinin gerekçesi bulunmadığı; uyuşmazlıkta üçüncü kişiye ait olan yapı ruhsatına ilişkin işlemin genel düzenleyici bir işlem niteliğinde olmadığı, subjektif bir işlem olduğu, iptali istenilen yapı ruhsatı ile davacı Oda arasında aktüel, kişisel ve meşru bir menfaat ilişkisinin olmadığı, bu nedenle dava açma ehliyetinin bulunmadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : "Ehliyet" hususunda davacı açısından usuli müktesep hak oluştuğundan esas incelemesine geçilerek ... İdare Mahkemesi ısrar kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
İLGİLİ MEVZUAT :
Anayasanın 135. maddesinde "Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzel kişilikleridir." hükmü yer almaktadır.
6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanununun yukarıda anılan Anayasal hükme paralel olarak düzenlenen 2. maddesinde " (Değişik: 19/4/1983 - KHK 66/2 md.) Birliğin kuruluş amacı ile yapamayacağı faaliyetler ve işler aşağıda gösterilmiştir.
Birliğin kuruluş amacı:
a) Bütün mühendis ve mimarları ihtisas kollarına ayırmak ve her kol için bir oda kurulmasına karar vermek;
Bu suretle aynı ihtisasa mensup meslek mensuplarını bir Odanın bünyesinde toplamak; ...de idare heyeti, haysiyet divanı ve murakıplar gibi görevlilere yetecek kadar üyesi bulunmayan Odanın ...ini, Umumi Heyetin belirleyeceği yerde açmak;
b) Mühendislik ve mimarlık mesleği mensuplarının, müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplinini ve ahlakını korumak için gerekli gördüğü bütün teşebbüs ve faaliyetlerde bulunmak;
c) Meslek ve menfaatleriyle ilgili işlerde resmi makamlarla işbirliği yaparak gerekli yardımlarda ve tekliflerde bulunmak, meslekle ilgili bütün mevzuatı normları, fenni şartnameleri incelemek ve bunlar hakkındaki görüş ve düşünceleri ilgililere bildirmektir.
(Değişik: 18/6/1997 - 4276/6 md.) Birlik ve organları, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamazlar." hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde; iptal davalarının idari işlemler hakkında yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı belirtildikten sonra ilk inceleme konularının belirlendiği; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 14. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendinde, açılan davaların ehliyet yönünden öncelikle inceleneceği; 15. maddesinin 1/b bendinde ise, bu hususta kanuna aykırılık görülmesi halinde davanın ehliyet yönünden reddine karar verileceği; 14. maddesinin altıncı fıkrasında ise, ilk incelemeye ilişkin hususların sonradan anlaşılması hâlinde davanın her aşamasında 15. maddenin uygulanacağı kurala bağlanmıştır.
Anılan Kanun'un 50. maddesinin 4. fıkrasında ise; "Danıştayın bozma kararına uyulduğu takdirde, bu kararın temyiz incelemesi, bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılır." düzenlemesine yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Temyizen incelenen dosyada, yargılamanın geldiği aşama itibarıyla, usuli müktesep hak kavramının ve istisnalarının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Yargıtayın 04/02/1959 tarih ve E:1957/13, K:1959/5 sayılı ve 09/05/1960 tarih ve E:1960/21, K:1960/9 sayılı içtihadı birleştirme kararlarıyla, hukukta uygulamaya giren usuli kazanılmış hak kavramı, bir davada, mahkemenin veya tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine (diğeri aleyhine) doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hak olarak tanımlanmaktadır. İlk derece mahkemesinin doğru bularak uyduğu bozma kararı üzerine, temyiz yerinin bozma kararı ile benimsediği esaslara aykırı şekilde bozma kararı verememesi olarak tanımlanan bu ilkenin, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12/07/2006 tarih ve E:2006/4-519, K:2006/527 sayılı kararında da belirtildiği üzere, kimi istisnaları da bulunmaktadır. (Aynı doğrultuda, HGK’nun 21/01/2004 tarih ve E:2004/10-44, K:2004/19, 03/02/2010 tarih ve E:2010/4-40, K:2010/54 sayılı kararları bulunmaktadır.)
Usuli müktesep hak ilkesine göre; mahkemenin, bozmaya uymasından sonra, yeni bir içtihadı birleştirme kararı ya da geçmişe etkili bir kanun çıkması; uygulanması gereken bir kanun hükmünün, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi hallerinde, usuli kazanılmış hakka göre değil, ortaya çıkan yeni hukuki durumlara göre karar verilmesi gerekmektedir.
Ayrıca, görev konusu, ehliyet, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararına uyulmasında olduğu gibi, kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış hakkın uygulanması mümkün değildir.
Öğretide, istisnaların bunlarla sınırlı olmadığı, bugüne kadar artarak geldiği gibi bundan sonra da yeni istisnaların olabileceği savunulmaktadır.
Usuli kazanılmış hak ilkesinin idari yargıda uygulanabilirliğine gelince;
Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun 03/03/2000 tarih ve E:1999/1126, K:2000/394 sayılı ve 23/10/2003 tarih ve E:2001/864, K:2003/744 sayılı kararlarında, usuli kazanılmış hak ilkesi incelenmek suretiyle bir sonuca varılmıştır. Özellikle E:1999/1126 sayılı kararda, "Temyiz incelemesi sonucunda bir mahkeme kararının işin esasına ilişkin olarak bozulması halinde mahkemenin, bozma kararına uymak veya ilk kararında ısrar etmek olanağı bulunmaktadır. Mahkemenin ilk kararında ısrar etmeyerek, bozma kararına uymak suretiyle verdiği kararın temyizi halinde, temyiz mercii, bu kez bozma kararına uygun karar verilip verilmediğini incelemek durumundadır. Temyiz incelemesi sırasında, temyiz merciinin, aynı yasal mevzuatla farklı bir sonuca ulaşması, ilk bozma ve buna uyularak verilmiş olan yargı kararının aynı mevzuat karşısında yeniden değerlendirilmesi, taraflar ve uygulama açısından istikrar ve kazanılmış haklar yönünden, aykırı sonuçlar yaratabilir.
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda, usuli kazanılmış hak ile ilgili açık bir hüküm olmamakla beraber; İdare Mahkemesince, Danıştay'ın ilgili Dairesinin temyiz incelemesi sonucunda vermiş olduğu bozma kararına uyulmak suretiyle verilen kararın, Dairesince yeniden temyizen incelenmesi aşamasında yapılacak inceleme, Mahkeme kararının bozma kararına uygun olup olmadığı, bir başka anlatımla, bozma kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği, kararın bozma kararı doğrultusunda olup olmadığı konusuyla sınırlı olmak durumundadır." gerekçesine yer verilmiş; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 24/12/2009 tarih ve E:2006/149, K:2009/3386 sayılı kararında da yine "usuli kazanılmış hak ilkesi" ayrıntılı olarak incelenmiştir.
İçtihatlarla varılan bu sonuca uygun olarak, 2577 sayılı Kanun'un 18/6/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle değiştirilen 50. maddesinin 4. fıkrasında, "Danıştayın bozma kararına uyulduğu takdirde, bu kararın temyiz incelemesi, bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılır." düzenlemesine yer verilmek suretiyle, idari yargıda da usuli kazanılmış hak ilkesi yasal dayanağa kavuşmuştur.
Ayrıca; 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesinin 4. fıkrasının iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusu üzerine, Anayasa Mahkemesince verilen 12/06/2020 tarih ve E:2019/115,K:2020/31 sayılı kararda;
"...Yargıtay içtihatlarında usuli kazanılmış hak ilkesinin salt kavramsal tanımıyla bağlı kalınmak suretiyle anılan ilkenin uygulanmasında kategorik ve şekilci bir yaklaşımın sergilenmesinden kaçınıldığı, uyuşmazlığın özel koşullarının gözetilerek söz konusu ilkeye bazı istisnaların getirildiği görülmektedir. Bu bağlamda Yargıtay; kamu düzenini ilgilendiren bir usul kuralının dikkate alınmadan karar verilmiş olması, bozma kararının hukuki değerlendirme dışında tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta anlaşılabilecek kadar açık ve belirgin, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyecek ve çoğu kez tersine çevirecek, düzeltilmemesi kamu düzenini ve vicdanını zedeleyecek nitelikte bir maddi hataya dayanması, mahkemece bozma kararına uyulmasından sonra uyuşmazlığa uygulanma imkânı bulunan geçmişe etkili yeni bir kanunun yürürlüğe girmesi, aksi yönde bir içtihadı birleştirme kararının alınması, uygulanması gereken kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi, tarafların feragat ya da kabul yönündeki irade bildirimlerinin dava dosyasına girmesi gibi durumlarda usuli kazanılmış hak ilkesini uygulamama yönünde bir içtihat geliştirmiştir... Bu kapsamda Danıştayın da ilgili Yargıtay kararlarına atıfta bulunarak usuli kazanılmış hak ilkesini yukarıda yer verilen istisnalarla ve idari yargılama usulünün özelliklerine uygun olmak kaydıyla uyguladığı anlaşılmaktadır...
...Bununla birlikte kuralın söz konusu ihtiyacın giderilmesine hizmet ederken hukukun üstünlüğü ilkesini dışladığından, başka bir deyişle usuli kazanılmış hak ilkesinin gerektiğinde hukukun üstünlüğü ilkesi feda edilerek her durum ve koşulda, istisnasız bir şekilde uygulanma kabiliyetine sahip olmasını öngördüğünden veya bu sonucu amaçladığından söz edilemez. Bu itibarla kurala içtihat yoluyla birtakım istisnalar getirilebilmesinin mümkün olduğu, ancak her hukuki sebebin de bu kuralın istisnası olarak kabul edilemeyeceği açıktır.
Kuralın uygulamalarına bakıldığında Danıştayın idare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerince bozmaya uyulması üzerine yeniden verilen kararlara karşı yapılan temyiz başvurularını, kurala atıfta bulunarak sadece bozma kararındaki esaslara uyulup uyulmadığı yönünden incelemek suretiyle gerçekleştirdiği...; bununla birlikte tıpkı içtihada dayalı uygulama döneminde olduğu gibi anılan ilkeyi mutlak olarak yorumlamadığı ve yine idari yargının niteliğini, amacını, ilkelerini dikkate alarak birtakım istisnalarının olabileceğini kabul ettiği, bu bağlamda, kanunda geçmişe etkili bir değişiklik yapılması, o konuda sonradan bir içtihadı birleştirme kararının alınması, Anayasa Mahkemesince kanun hükmünün iptal edilmesi, kamu düzenini ilgilendiren bir usul kuralı dikkate alınmadan karar verilmiş olması, Anayasa Mahkemesince bireysel başvuruda aynı konuda hak ihlaline karar verilmesi gibi durumlarda bozma kararına uyularak verilen mahkeme kararları hakkında yeniden bozma kararları verdiği görülmektedir...
Bununla birlikte yargı içtihatlarıyla kabul edilmiş olan usuli kazanılmış hak ilkesini hukuki güvenliği sağlama ve kamu yararını gerçekleştirme amacıyla kanun hükmü niteliğine kavuşturan kanun koyucunun yukarıda belirtilen meşru amaçlarla ve hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacak şekilde yargılamanın hakkaniyet, hukukun üstünlüğü gibi ilkelerin görmezden gelinerek ya da temel hak ve özgürlükler ihlal edilerek sonuçlandırılması yolunda bir iradesinin varlığından söz etmek mümkün değildir. Dolayısıyla kural, yargı yerlerince usuli kazanılmış hak ilkesinin uygulanmasında hukuk devleti ve adil yargılanma hakkı ilkeleri gereğince içtihat yoluyla istisnai durumlar öngörülebilmesine engel teşkil etmemektedir. Aksi yönde bir kabulün hukuki güvenlik ilkesinin öz değil sadece şekil itibarıyla korunması anlamına geleceği gibi temel görevi adaleti tesis etmek olan yargı mercilerinin varlık sebebiyle de bağdaşmayacağı açıktır..." şeklinde değerlendirmelerde bulunulduğu görülmektedir.
Bu ilkenin, idari yargıda davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve idari yargı kararlarına güvenin sarsılmasını önlemek yönlerinden yararlı olacağı açıktır. Nitekim, Danıştay kararlarında usuli kazanılmış hak ilkesinin uygulandığı görülmekte ve temyiz incelemesi sonucunda verilmiş olan bozma kararına uyulmak suretiyle verilen kararın Dairesince yeniden temyizen incelenmesinin, bozma kararına uygunluk yönünden yapılacağı belirtilmektedir. Bu çerçevede, usuli kazanılmış hak ilkesinin istisnalarıyla birlikte ve kamu düzeniyle ilgili olup, 2577 sayılı Kanunda belirtilen ilk inceleme konularında hukuka aykırı bir karar verilmesini engellemeyecek şekilde, idarenin yargısal denetiminin yerine getirilmesini sınırlandırmadan, idari yargılama usulünün özelliklerine uygun olmak kaydıyla idari yargıda da uygulanması gerekmektedir.
2577 sayılı Kanun'un 14. maddesinde ilk inceleme yapılacak konular belirlenmiş olup, anılan maddenin altıncı fıkrasında ise, davanın her safhasında ilk inceleme konuları ile ilgili bir aykırılık tespit edilmesi halinde 15. maddenin uygulama alanı bulacağı hükme bağlanmıştır.
"Ehliyet" hususu da, kamu düzeni ile ilgili olup, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda, ilk inceleme konuları arasında sayılmış; bu konuda bir hukuka aykırılık görülürse, esasa girilmeden davanın ehliyet yönünden reddine karar verileceği öngörülmüştür. 2577 sayılı Kanun'un 14. maddesinin altıncı fıkrasında da, yargılamanın her aşamasında ilk inceleme hususlarının dikkate alınacağı vurgulanmıştır.
Buna göre, idare hukuku ve idari yargılama usulü hukuku alanında, dava açma ehliyetinin, davanın esasının incelenebilmesi için kamu düzenini ilgilendiren bir ön koşul olması karşısında daha önce Dairece verilen ve davacıyı ehliyetli bulan karar ile davacı lehine usuli kazanılmış hakkın doğduğundan sözedilemeyeceği; "ehliyet" hususunun bu çerçevede, ayrıca, usuli müktesep hakkın istisnalarından olduğu sonucuna varılmıştır.
Dosyanın incelenmesinden; ... ili, ... Mahalle, ... Mevkiindeki Orman Genel Müdürlüğüne ait ... ada, ... sayılı parsel için verilen ... tarih ve ... sayılı yapı ruhsatının iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı; Danıştay Altıncı Dairesinin 09/04/2019 tarih ve E:2017/829, K:2019/2312 sayılı bozma kararına uyularak dava konusu işlemin iptali yolunda verilen ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, Danıştay Altıncı Dairesinin 05/07/2023 tarih ve E:2021/7980, K:2023/6471 sayılı kararıyla "davanın ehliyet yönünden reddi" gerektiği gerekçesiyle bozulması üzerine anılan Mahkemece dava konu işlemin iptali yönünde ısrar kararı verildiği; davalı idarece söz konusu karara karşı temyiz başvurusunda bulunulduğu anlaşılmıştır.
İdarî işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesinin ön şartlarından birisi olan "dava açma ehliyeti", her idarî işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçütler içinde menfaat alâkasının varlığını ifade etmektedir. Aksi durumun kabulü, toplum yararına olduğu düşünülen her konuyu tüm gerçek ve tüzel kişilerin dava konusu yapabilmesi ihtimalini beraberinde getirir ki, bu durumun dava açma ehliyetine ilişkin kanunî düzenlemenin amacına aykırı olacağı açıktır.
Bu nedenle, iptal davası açılabilmesi için idarî işlem nedeniyle ilgilinin menfaatinin etkilenmiş olması, etkilenen menfaatin kişisel, güncel ve meşru bir menfaat olması, iptali istenen işlem ile davacı arasında makûl ve ciddi bir alâkanın bulunması gerekmekte ancak menfaatin kişisel olması, idarî işlemin mutlaka davacı hakkında tesis edilmiş olmasını gerektirmemektedir. Sözü edilen menfaat alâkasının varlığı ve sınırlarının her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenmesi gerekmektedir.
"Ehliyet" hususunun 2577 sayılı Kanun'un 14. maddesinde ilk inceleme konuları arasında sayılması karşısında yargılamanın her aşamasında dikkate alınması gerektiğinden öncelikle, uyuşmazlığın "ehliyet" hususu yönünden ele alınması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Yukarıda aktarılan mevzuat hükümlerine göre kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının kuruluş kanunlarında gösterilen amaçları doğrultusunda dava açma ehliyeti bulunduğu anlaşılmaktadır. Nitekim, konuyla ilgili yasal düzenlemelerde, bu kuruluşların amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları açık bir şekilde yer almıştır.
Uyuşmazlıkta dava konusu edilen üçüncü kişiye ait olan yapı ruhsatına ilişkin işlemin, genel düzenleyici bir işlem niteliğinde olmadığı, subjektif bir işlem olduğu, iptali istenilen yapı ruhsatı ile davacı Oda arasında yukarıda tanımlandığı şekilde aktüel, kişisel ve meşru bir menfaat ilişkisinin olmadığı, bu nedenle dava açma ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Nitekim, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun E:2018/4584, K:2019/357 sayılı ve Danıştay Altıncı Dairesinin E:2016/9359, K:2019/7386; E:2021/7058, K:2022/11625; E:2020/2909,K:2024/1495; E:2019/3172, K:2024/4287 sayılı kararlarında da davacı odaların, üçüncü kişiye ait olan yapı ruhsatlarına ilişkin olarak açtıkları davalarda, dava açma ehliyetine sahip olmadığına karar verilmiş olup; bu doğrultuda verilen kararlar istikrar kazanmıştır.
Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi ısrar kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin ve davalı yanında müdahil olan Toplu Konut İdaresi Başkanlığının temyiz istemlerinin kabulüne,
2. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının BOZULMASINA,
3.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine,
4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24/02/2025 tarihinde, oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Dava, ... ili, ... Mahalle, ... Mevkiindeki Orman Genel Müdürlüğüne ait ... ada, ... sayılı parsel için verilen ... tarih ve ... sayılı yapı ruhsatının iptali istemiyle ... tarihinde açılmıştır.
Temyize konu dosyaya ilişkin yargılama safhaları incelendiğinde; ilk aşamada, ... İdare Mahkemesi tarafından verilen iptal kararının, Danıştay Altıncı Dairesi'nin 29/11/2012 tarih ve E:2009/11362, K:2012/7003 sayılı kararı ile eksik araştırma nedeniyle bozulduğu; yetki ret kararı ile dosyanın gönderildiği ... İdare Mahkemesi tarafından, bozma kararına uyularak, keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırıldığı ve dava konusu işlemin iptaline kararı verildiği görülmüştür. Anılan iptal kararının, davalı ve davalı yanında müdahil tarafından temyiz edilmesi üzerine, Danıştay Altıncı Dairesi tarafından 09/04/2019 tarih ve E:2017/829, K:2019/2312 sayılı kararda, oyçokluğu ile davacı tarafın ehliyeti olduğuna karar verildiği ve esas yönünden idare mahkemesinin kararının bozulmasına karar verildiği anlaşılmıştır. ... İdare Mahkemesi tarafından, yine, Danıştay Altıncı Dairesinin bozma kararına uyulmuş, tekrar esas incelemesi yapılmış ve yeniden dava konusu işlemin iptali doğrultusunda karar verilmiştir. Akabinde, davalı ve davalı yanında müdahil tarafından anılan iptal kararının temyiz edilmesi üzerine, Danıştay Altıncı Dairesi tarafından, davanın ehliyet yönünden reddedilmesi gerektiği belirtilerek iptal kararının bozulmasına karar verildiği; bunun üzerine de, ... İdare Mahkemesi tarafından temyize konu ısrar kararının verildiği anlaşılmıştır.
Yukarıda aktarıldığı üzere, 12/02/2009 tarihinde açılan ve temyiz yoluyla üç defa Danıştay incelemesinden geçen uyuşmazlıkta, Danıştay Altıncı Dairesi tarafından, 09/04/2019 tarihli temyiz incelemesinde "ehliyet" hususunun tartışılıp, davacının ehliyetli olduğuna karar verilmesine rağmen davanın açıldığı tarihten 14 yıl sonra aynı Daire tarafından, davacı Odanın dava açma ehliyetine sahip olmadığına oyçokluğu ile karar verilerek ilk derece mahkemesinin kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bu nedenle öncelikle, uyuşmazlıkta, usuli müktesep konusunun tartışılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 18/6/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanunun 23. maddesi ile değişik 50. maddesinin 4. fıkrasında, “Danıştay’ın bozma kararına uyulduğu takdirde, bu kararın temyiz incelemesi, bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılır.” hükmü yer almaktadır.
Usuli müktesep hak, görülmekte olan bir davada taraflardan birinin ya da mahkemenin yapmış olduğu bir usul işlemi ile yanlardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hak anlamına gelmektedir. Bu kavramın, ilk derece mahkemesi hükmünün temyiz mercii tarafından bozulmasından sonra bozmaya uyan mahkemenin bundan vazgeçip daha sonra direnme (ısrar) kararı verememesi veya ilk derece mahkemesinin bozmaya uyması sonucunda verdiği kararı temyiz merciinin ilk bozma kararı ile kabul ettiği hususlara aykırı olarak bozamaması, temyiz merciinin temyiz nedeni olarak görülmeyen hususların kesinleşmesi ve artık o konunun bir bozma nedeni oluşturmaması gibi taraflardan biri yararına usul hukukunun ortaya çıkardığı ve uyulması gereken hak olarak anlaşılması gerekmektedir.
İlk derece mahkemesinin doğru bularak uyduğu bozma kararı üzerine temyiz yerinin bozma kararı ile benimsediği esaslara aykırı şekilde bozma kararı verememesi anlamına gelen bu ilke, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide de kabul görmüştür. Usuli kazanılmış hak ilkesi, hukuk yaratma faaliyeti sonucu maddi hukuk alanında başvurulan kazanılmış hak fikrinden esinlenerek, önce Yargıtay'ın 04.02.1959 tarih ve 13/5 sayılı ve 09.05.1960 tarih ve 21/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararlarıyla medeni yargılamada sonra da Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun 03.03.2000 tarih ve E. 1999/1126, K.2000/394 sayılı kararı ile idari yargılamada uygulama alanına girmiştir. Danıştay, usuli müktesep hak ilkesini, Yargıtayın belirlediği istisnalarla birlikte idari yargısal denetimin yerine getirilmesini sınırlamadan, idari yargının özelliklerine uygun olarak ve genel kabul gören içtihat değişikliklerini engellemeden uygulamaya özen göstermiştir.
“Usuli kazanılmış hak ilkesi”, ilk derece mahkemeleri bakımından mahkemenin, bozma kararına uyması hâlinde artık bozma kararı doğrultusunda inceleme yapmak ve/veya hüküm vermek zorunda olmasını, ayrıca bozma kararı dışında kalan kısım hakkında yeniden inceleme yaparak karar verememesini; temyiz mercii yönünden ise bozma kararında belirtilen bozma gerekçeleriyle kendisinin de bağlı olmasını ve bozma kararı dışında kalan kısım hakkında tekrar inceleme yapamamasını ifade etmektedir (AYM; E.2019/115, K. 2020/31, K.T. 12/6/2020; R.G.Tarih-Sayısı:19/8/2020-31218).
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 4/2/1959 tarihli ve E.1957/13, K.1959/5 sayılı kararında, “Temyizce bir kararın bozulması ve mahkemenin bozma kararına uyması halinde bozulan kararın bozma sebeplerinin şümulü dışında kalmış cihetlerinin kesinleşmiş sayılması, davaların uzamasını önlemek maksadıyla kabul edilmiş çok önemli bir usuli hükümdür. Bir cihetin bozma kararının şümulü dışında kalması da iki şekilde olabilir. Ya o cihet, açıkça bir temyiz sebebi olarak ileri sürülmüş fakat dairece itiraz reddedilmiştir yahut da onu hedef tutan, bir temyiz itirazı ileri sürülmemiş olmasına rağmen dosyanın Temyiz Dairesince incelendiği sırada dosyada bulunan yazılardan onun bir bozma sebebi sayılması mümkün bulunduğu halde o cihet dairece bozma sebebi sayılmamıştır. Her iki halde de o konunun bozma sebebi sayılmamış ve başka sebeplere dayanan bozma kararına mahkemece uyulmuş olması, taraflardan birisi lehine usuli bir müktesep hak meydana getirir ki, bu hakkı ne mahkeme, ne de Temyiz Mahkemesi halele uğratabilir. Zira umumi müktesep hakkın tanınması da amme intizamı düşüncesiyle kabul edilmiş bir esastır. Lakin, vazife konusunda usuli müktesep hak prensibinin kayıtsız, şartsız tatbiki, usulün az önce anılan mutlak hükmünün değiştirilmesi neticesini doğuracaktır ki, sözkonusu maddenin yazılışı ve kanuna konuluş gayesi itibariyle böyle bir netice kaideten caiz görülemez. Ancak ileri sürülen vazifesizlik itirazının Temyiz Dairesine reddi ve kararın başka sebeplerden bozulması ve bozmaya uyulması halinde davanın yine vazifesizlik sebebiyle reddi yoluna gidilebilmesi, usul hükümlerinin esas gayesini haleldar edebilecek bir mahiyet arz edeceği cihetle haddi zatında nadir olan böyle vaziyetlerde istisnai olarak kanunun 7 nci maddesinin tatbikini kabul etmemek, menfaatlar vaziyetine gereği gibi uygun düşecektir” şeklinde açıklama yapılmıştır.
Yargıtay içtihatlarında uyuşmazlığın özel koşullarının gözetilerek söz konusu ilkeye bazı istisnaların getirildiği bilinmektedir. Bu anlamda Yargıtay; kamu düzenini ilgilendiren bir usul kuralının dikkate alınmadan karar verilmiş olması, bozma kararının hukuki değerlendirme dışında tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta anlaşılabilecek kadar açık ve belirgin, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyecek ve çoğu kez tersine çevirecek, düzeltilmemesi kamu düzenini ve vicdanını zedeleyecek nitelikte bir maddi hataya dayanması, mahkemece bozma kararına uyulmasından sonra uyuşmazlığa uygulanma imkânı bulunan geçmişe etkili yeni bir kanunun yürürlüğe girmesi, aksi yönde bir içtihadı birleştirme kararının alınması, uygulanması gereken kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi, tarafların feragat ya da kabul yönündeki irade bildirimlerinin dava dosyasına girmesi gibi durumlarda usuli kazanılmış hak ilkesini uygulamama yönünde bir içtihat geliştirmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E.2006/4-519, K.2006/527, K.T. 12/7/2006; E.1998/4-508, K.1998/553, 1/7/1998; 21. Hukuk Dairesi E.2007/15786, K.2007/16333, K.T. 2/10/2007; 14. Hukuk Dairesi E.1975/4974, K.1976/101, K.T. 14/1/1976). Bu kapsamda Danıştayın da ilgili Yargıtay kararlarına atıfta bulunarak usuli kazanılmış hak ilkesini yukarıda yer verilen istisnalarla ve idari yargılama usulünün özelliklerine uygun olmak kaydıyla uyguladığı görülmektedir (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu E.2007/2694, K.2010/1359, K.T.7/10/2010; E.2006/149, K.2009/3386, K.T. 24/12/2009; Yedinci Daire E.2008/688, K.2009/2287, K.T. 30/4/2009; Dokuzuncu Daire E.2005/4442, K.2006/372, K.T. 16/2/2006).
Usuli kazanılmış hak ilkesinin yorumunda lafzıyla birlikte amacının da gözetilmesi gerekmektedir. Amaçsal yorum yöntemi ise kurala bir anlam yüklenirken o kuralda öngörülen düzenlemenin getirilme sebebinin ve koşullarının da gözönünde bulundurulmasını gerekli kılar. Bu anlamda Danıştayın geçmişteki uygulamalarına bakıldığında yargılama sürecinde maddi ve hukuki koşullarda herhangi bir değişiklik olmamasına rağmen heyet oluşumunun değişmesi, heyetin görüş değiştirmesi ya da aynı mevzuat hükmünü farklı şekilde yorumlaması gibi nedenlerle bozma kararının aksi yönünde kararlar verilebildiği görülmektedir.
Bu uygulamaların ise zaman zaman davaların makul kabul edilemeyecek kadar uzadığı ve dahası kişilerin yargı kararlarına olan güveninin zedelendiği hukuki bir belirsizlik ortamının oluşmasına sebebiyet verdiği açıktır. İlkenin getirilmesinde bu tür olumsuz durumların ortadan kaldırılması yönündeki ihtiyacın önemli bir rol oynadığı söylenebilir. Ancak usuli kazanılmış hak ilkesinin söz konusu ihtiyacın giderilmesine hizmet ederken hukukun üstünlüğü ilkesini dışladığından, başka bir deyişle usuli kazanılmış hak ilkesinin gerektiğinde hukukun üstünlüğü ilkesi feda edilerek her durum ve koşulda, istisnasız bir şekilde uygulanma kabiliyetine sahip olmasını öngördüğünden veya bu sonucu amaçladığından söz edilemez. Dolayısıyla kurala içtihat yoluyla birtakım istisnalar getirilebilmesinin mümkün olduğu, ancak her hukuki sebebin de bu kuralın istisnası olarak kabul edilemeyeceği açıktır.
Bütün bunların sonucu olarak usuli kazanılmış hak ilkesi, mahkemece bozma kararına uyulmasıyla birlikte taraflardan biri lehine ortaya çıkan hukuki sonucun -söz konusu tarafın bu sonucun devam etmesi yönündeki beklentisinin korunmamasını haklı ve zorunlu kılacak bir sebep bulunmadığı sürece- temyiz merciince değiştirilememesini ifade etmektedir. Dolayısıyla usuli kazanılmış hak ilkesi, yargılama sürecinde maddi ve hukuki koşullarda herhangi bir değişiklik olmamasına rağmen heyet oluşumunun değişmesi, heyetin görüş değiştirmesi ya da aynı mevzuat hükmünü farklı şekilde yorumlaması gibi nedenlerle bozma kararının aksi yönünde kararlar verilmesine engel teşkil etmektedir (AYM; E.2019/115, K. 2020/31,K.T. 12/6/2020; R.G.Tarih-Sayısı:19/8/2020-31218).
İdari yargıda usuli kazanılmış hak, Danıştay’ın da bozma kararına uyan mahkemece verilen uyma kararını temyizen incelerken, bozma kararındaki gerekçelere uygun karar verilip verilmediğini denetlemekle sınırlı inceleme yapmasını gerektirmektedir. Temyiz incelemesi sonucunda bir mahkeme kararının işin esasına ilişkin olarak bozulması halinde mahkemenin, bozma kararına uymak veya ilk kararında ısrar etmek olanağı bulunmaktadır. Mahkemenin ilk kararında ısrar etmeyerek, bozma kararına uymak suretiyle verdiği kararın temyizi halinde, temyiz mercii, bu kez bozma kararına uygun karar verilip verilmediğini incelemekle yetinmek durumundadır.
Maddi ve hukuki koşullarda hiçbir değişiklik olmamasına, dosyaya başkaca bir bilgi veya belge eklenmemesine rağmen, Danıştay'ın, daha önce verdiği kararın tam tersi bir karar vermesi durumu, yargıya duyulan güven duygusunu azaltacağı kuşkusuzdur. Hukuka ve hukuk kurallarına güven duygusunu sağlamak ve bu duyguyu korumak için birey, yürürlükteki hukuk sistemi ve hukuk kuralları yoluyla kazandıkları hakların korunacağına ve sahip olduğu hakların kesintiye uğramadan sürekli kullanılabilir halde bulunacağına inanmalıdır. Aksi durumda, toplumda hukuk güvenliğinin sağlanabilmesi mümkün olamaz.
Usuli kazanılmış hak ilkesinin Yargıtay’ın belirlediği istisnalarının temelinde kamu düzenine ilişkin durumlar bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı ya da geçmişe etkili bir yasa çıkması; uygulanması gereken bir yasa hükmünün, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesi’nce iptaline karar verilmesi hallerinde, usuli kazanılmış hakka göre değil, ortaya çıkan yeni hukuki durumlara göre karar verilmesi gerekmektedir. Bunların dışında, ehliyet konusu, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış hakkın uygulanması mümkün değildir. Ancak mevcut uyuşmazlıkta ehliyet konusu daha önceden incelenmiş ve geçilerek esas hakkında hüküm kurulmuştur.
Temyiz incelemesi sırasında, temyiz merciinin, aynı yasal mevzuatla farklı bir sonuca ulaşması, ilk bozma ve buna uyularak verilmiş olan yargı kararının aynı mevzuat karşısında yeniden değerlendirilmesi, taraflar ve uygulama açısından istikrar ve kazanılmış haklar yönünden, hukuka aykırı sonuçlar yaratabilmektedir. Nitekim 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 14/(3). maddesinde “Dilekçeler, Danıştayda daire başkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi, idare ve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üye tarafından:
a) Görev ve yetki,
b) İdari merci tecavüzü,
c) Ehliyet,
d) İdari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı,
e) Süre aşımı,
f) Husumet,
g) 3 ve 5 inci maddelere uygun olup olmadıkları,
Yönlerinden sırasıyla incelenir.” hükmüne yer verilmiş, aynı Kanunu’un 15. maddesinde de, 14 üncü maddenin;
3/c bendine göre adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine” karar verileceği düzenlenmiştir.
Mevcut davada öncelikle Mahkeme tarafından ilk karar verilmesi aşamasında görevli olduğu kabul edilerek “iptal” kararı verildiği; anılan iptal kararının, davalı ve davalı yanında müdahil tarafından temyiz edilmesi üzerine, Danıştay Altıncı Dairesi tarafından 09/04/2019 tarih ve E:2017/829, K:2019/2312 sayılı kararda, "ehliyet" konusunda değerlendirme yapılarak, oyçokluğu ile davacı tarafın ehliyeti olduğuna karar verildiği ve esas yönünden idare mahkemesinin kararının bozulduktan sonra mahkeme tarafından bozma kararına uyarak uyuşmazlığın esasına geçerek dava konusu işlemin iptaline karar verildiği dikkate alındığında usuli kazanılmış hak oluştuğu ve ikinci kez yapılan temyiz incelemesinde bozma nedenleri ile sınırlı inceleme yapılması gerektiği kuşkusuzdur.
Yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı gibi ilk inceleme konularının davanın her aşamasında dikkate alınabileceği kuralının, temyiz mercii tarafından ilk inceleme konularında sırasıyla yapılan incelemenin her bir inceleme konusunu görüşüp usul sorunu görmeyerek uyuşmazlığın esasını inceleyip esasa ilişkin verdiği bozma kararı sonrasında dosya temyizen tekrar önüne geldiğinde daha önce usul sorunu görmediği ilk inceleme konularına ilişkin yeniden inceleme yapması usuli kazanılmış hak ilkesinin ihlali anlamına gelmektedir.
Temyiz merciinin daha önce inceleyip usul sorunu görmeyerek aştığı ilk inceleme konularına her defasında tekrar dönmesi keyfiliğe neden olacaktır. Bu sorun temyiz incelemesi yapan Daire Üyelerinin değişimine bağlı olarak (Kaldı ki Danıştay Altıncı Dairesinin kararında yer alan önce esastan bozma kararında oy kullanan üyelerin bir kısmı "ehliyet" nedeniyle bozma kararında da yer almıştır) her defasında farklı kararlar verilmesine, temyiz incelemesi yapan Danıştay dairesi usul sorunu görmeyip esastan bozma kararı verdikten sonra, derece mahkemesinin bozma üzerine verdiği kararı temyizen inceleyen Danıştay dairesinin ilk inceleme konularında usul yönünden bozma kararı vermesi ve bu durumun temyiz incelemesi devam ettiği sürece birçok kez tekrarlanması ihtimal dâhilindedir. Böyle bir durumun yargı kararlarında keyfiliğe yol açacağı ve istikrarsızlığa neden olacağı ve dolayısıyla yargıya olan güveni zedeleyeceği kuşkusuzdur.
12/02/2009 tarihinde açılan davada, idare mahkemesi tarafından verilen "iptal" kararlarının, Danıştay Altıncı Dairesinin 05/07/2023 tarihinde verdiği "ehliyet" nedeniyle bozma kararına kadar, iki defa aynı Daire tarafından eksik inceleme nedeniyle bozulduğu ve davanın açıldığı tarihten yaklaşık 10 yıl sonra 09/04/2019 tarihinde mahkeme tarafından gene bozma kararına uyularak verilen iptal kararının 05/072023 tarihinde Danıştay Altıncı Dairesince, daha önce tartışılarak geçilmesine rağmen, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 14. maddesinde belirtilen ilk inceleme konuları yönünden 2577 sayılı Kanun’un 15. maddesi uyarınca ilk inceleme aşamasında verilmesi gereken “ehliyet yönünden davanın reddine” kararı verilmesi gerektiğinden bahisle üçüncü kez bozma kararı verilmesi “usuli kazanılmış hak ilkesine” ve yargı kararlarında istikrar ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, temyize konu dosyaya ilişkin olarak önceki yargılama safhalarında "ehliyet" hususu tartışıldığı ve geçildiği görüldüğünden, bu konuda usuli müktesep hak oluştuğu ve tekrar aynı hususun bozma gerekçesi yapılamayacağı sonucuna varıldığından, temyize konu ısrar kararının esasının incelenmesi gerektiği düşüncesiyle, çoğunluk kararına katılmıyoruz.
KARŞI OY
XX- T.C. Anayasasının 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin Hukuk Devleti olduğu belirtilmektedir. Hukuk Devletinin öğesi olan idarece tesis edilen işlemlerin hukuka uygunluğu ve sonuçta idarenin hukuka bağlılığının yargısal denetimi iptal davaları yoluyla sağlanır.
2577 sayılı Yasanın 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde; iptal davaları, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır.
İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesi için ön koşullardan olan "dava açma ehliyeti" iptal davasına konu kararın niteliğine göre idari yargı yerince değerlendirilmektedir. Bu değerlendirme yapılırken davacı ile dava konusu işlem arasında kişisel, güncel ve meşru bir menfaat ilişkisinin bulunup bulunmadığı hususu incelenmektedir.
Temyize konu dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davacı Oda tarafından, dava konusu yapı ruhsatının dayanağı imar planının iptali için de dava açıldığı görülmüştür.
Bu durumda, davacı Odanın, şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına aykırı olduğunu ileri sürerek düzenleyici işlem niteliğinde bulunan imar planına karşı dava açma ehliyeti bulunduğu hususunda tartışma olmadığından, bu planlar uyarınca düzenlenen uygulama işlemi niteliğindeki yapı ruhsatının iptalini isteme konusunda da dava açma ehliyeti bulunduğu çünkü dava konusu işlemle meşru ve güncel bir menfaat ilişkisinin bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Kurulumuzun işbu davada davacı lehine usuli müktesep hak oluşmadığı yönündeki gerekçesine katılmakla birlikte davacı Odanın yukarıda belirtilen gerekçelerle dava açma ehliyeti bulunduğundan, dava konusu işlemin iptaline ilişkin ısrar kararının esasının incelenmesi gerektiği oyuyla çoğunluk kararına katılmıyoruz.
KARŞI OY
XXX- Dava; ... ili, Orman işletme alanında ... ada, ... parsel için ... Belediyesi tarafından verilen ... tarih ve ... nolu inşaat ruhsatının iptali istemiyle açılmıştır.
Dava açma ehliyetinin, davanın esasının incelenebilmesinin ön koşulu olduğu konusunda tartışma bulunmamakla birlikte davada menfaat ihlalinin olup olmadığının saptanabilmesi için, öncelikle davacının iddialarına bakılması gerekmektedir.
Temyize konu uyuşmazlığa ilişkin dava dilekçesinin incelenmesinden; davacı TMMOB Mimarlar Odası tarafından, dava konusu yapı ruhsatının dayanağı imar planının iptali istemiyle açtıkları davada yürütmenin durdurulması isteminin reddi yolunda verilen Mahkeme kararı nedeniyle yapı ruhsatının hukuka aykırı hale geldiği iddiasına dayanarak iptal davasının açıldığı görülmektedir.
Nitekim uyuşmazlığa ilişkin verilen ilk yargı kararı olan ... İdare Mahkemesi tarafından da ... tarih ve E:..., K:... sayılı karar ile anılan iddialar çerçevesinde bir inceleme yapılarak; "..., ..., ... mahalle, ... mevkiinde Orman Genel Müdürlüğüne ait ... ada, ... ve ... parsel sayılı taşınmazlar ile ... ada, ... ve ... parsel sayılı taşınmazlara ilişkin imar planı değişikliğinin iptali istemiyle açılan davada; Mahkememizin ... gün ve E:... sayılı kararlarıyla hukuka uyarlılık bulunmadığı gerekçesiyle söz konusu imar planı değişikliklerinin yürütmesinin durdurulduğu aşamada davalı ... Belediye Meclisi'nin ... günlü ve... sayılı kararıyla ruhsatın verildiği parselde imar planı değişikliği yapıldığı anlaşıldığından, halen yürürlükte bulunmayan başka bir değişle icrailiği bulunmayan imar planı değişikliğine dayalı olarak verilen dava konusu ... tarih ve ... nolu inşaat ruhsatına ilişkin işlemin de dayanağı kalmaması nedeniyle hukuka uyarlılık bulunmamaktadır..." gerekçesiyle iptal kararı verilmiştir.
Bu durumda, davacının, dava konusu işlemin kendi açtığı davada verilen yargı kararına aykırı olarak tesis edildiğine yönelik hukuka aykırılık iddiası dikkate alındığında, yargı kararının yerine getirilmemesinden kaynaklı olarak dava konusu işlemin iptalini istemekte, kişisel, meşru ve güncel menfaatinin bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, temyize konu ısrar kararı hakkında, Kurulumuzun davacı lehine usuli müktesep hak oluşmadığı yönündeki gerekçesine katılmakla birlikte yukarıda belirtilen gerekçe ile davacı Odanın dava açma ehliyeti bulunduğundan uyuşmazlığın esasının incelenmesi suretiyle bir karar verilmesi gerektiği oyuyla çoğunluk kararına katılmıyoruz.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!