WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 09 Mayıs 2026

DANIŞTAY 8. DAIRE

A- A A+

Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2024/3952 E.  ,  2025/3635 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2024/3952
Karar No : 2025/3635

TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNAN (DAVACI) : ... İş Makineleri A. Ş.
VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı
VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... gün ve E:..., K:... sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Ankara ili, Yenimahalle ilçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel önünde yapılan köprülü kavşak nedeniyle taşınmazda oluştuğu ileri sürülen değer kaybı ile gelir kayıplarının tazmini istemiyle yapılan 18/02/2019 tarihli başvurunun reddine yönelik ... tarih ve E... sayılı işlemin iptali ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 175.000,00 TL maddi zararın tazminine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; dava konusu yere ilişkin yol yapım çalışmasının 2014 yılında tamamlandığı, yol yapım çalışması nedeniyle köprü yapılan yoldan davacıya ait taşınmazda bulunan iş merkezine giriş miktarının azaldığının bu tarihte belli olduğu, dolayısı ile davacının dava konusu tazminat davasına konu eylem tarihinin 2014 yılı olduğu ve davacının taşınmazının bulunduğu iş merkezine giriş kısmının azaldığını bu tarihte öğrendiği, bu bağlamda 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca eylemin ve zararın öğrenilmesinden itibaren en geç bir yıl içinde (2015 tarihinde) davalı idareye başvurularak verilecek cevap üzerine kanunda öngörülen sürede dava açılması gerekirken, bu süre geçirilerek davalı idareye başvurulmuş olması nedeniyle, dava açma süresinin geçirildiği sonucuna varılmakla, süresinde açılmayan davanın esasının incelenmesine olanak bulunmadığı, öte yandan davacı tarafından, yol yapım çalışması nedeniyle devam eden zararı olduğu, davayı süresinde açtığı iddia edilmiş ise de, dava konusu yol yapım çalışmasının tamamlandığı tarihte davacının taşınmazının yola olan lokasyonunun belli olduğu, davacının taşınmazlarının tahliye edilmesi ya da kiraya verilemesinin yol yapım çalışması nedeniyle devam eden zarar olarak kabul edilmesi halinde zararın ilanihaye devam edeceğinin kabulü ile dava açma süresinin sınırsız bir biçimde genişletilmesi sonucunu doğuracağı anlaşıldığından bu nedenle davacının bu iddiasına itibar edilmediği gerekçesiyle davanın süre aşımı yönünden reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Yapılan üst geçitten kaynaklı olarak taşınmazda meydana gelen değer kaybı ile kira kaybının tazmini istemiyle açılmış başka bir davada, üst geçidin inşası üzerine kesin kabul tutanağının düzenlendiği ve geçidin tamamlandığı tarihten itibaren 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca 1 yıl içinde idareye başvurulmak suretiyle dava açılması gerekirken bu süre geçirildikten sonra açılan davanın süresi içinde açılmadığı gerekçesiyle davanın süre aşımı nedeniyle reddi gerektiğine dair Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 20/12/2018 tarih ve E:2017/1128, K:2018/5674 sayılı kararının da Mahkeme kararı ile aynı yönde olduğu, Dairenin 28/09/2020 tarihli ara kararına verilen cevaba ekli belgelere göre davacının parselinin önünden geçen köprülü kavşağa ilişkin çalışmanın düzenlenen geçici kabul tutanağına istinaden 10/02/2014 tarihi itibariyle tamamlandığının belirtildiği, bu haliyle, davacının 18/02/2019 tarihinde idareye tazmin istemli olarak yaptığı başvurunun reddi üzerine 25/06/2019 tarihinde kayda giren dilekçe ile açılan davanın süresi içinde açıldığının kabulüne olanak bulunmadığı, bunun yanında, davacının, taşınmazında oluşan değer kaybı ile birlikte kira gelirindeki kayıplarının da tazminini talep ettiği, anılan Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararında da belirtildiği üzere kira gelirinde meydana gelebilecek azalmanın süregelen bir zarar olarak kabulüne olanak bulunmadığı, kira gelirinde meydana gelecek azalmadan doğacak zararların taşınmazın genel değer kaybı içinde değerlendirilmesi gerektiği, bu nedenle kira kaybı yönünden de bakılan davanın süresi içinde açıldığının kabulüne olanak bulunmadığı, diğer taraftan, istinafa başvuru dilekçesinde, taşınmazının önünde yapılan köprülü kavşak nedeni ile kirada bulunan bağımsız bölümlerinin kiracıları tarafından tahliye edildiği, Kasım 2018 itibarıyla kiracılarından birinin tahliyesi neticesinde zararının ortaya çıktığı ve 1 yıllık süre içinde yaptığı başvuru ile bakılan davayı süresi içinde açtığı belirtilmekte ise de, davacının dosyaya sunduğu belgelere göre 7 nolu bağımsız bölüm için 25/09/2006 tarihinden başlamak üzere yapılan 10 yıllık kira sözleşmesinin, köprülü kavşak çalışmasının tamalanmasından sonra 01/08/2015 tarihinde kirada indirime gidilmek suretiyle tadil edildiği, sonrasında kira sözleşmesi süresi dolmadan 28/12/2015 tarihli Noter bildirimi ile kiracı tarafından sözleşmenin feshedildiği, bu duruma göre davacının kirada yapılan indirim sonrasında 2015 yılı sonunda sözleşmenin feshi ile birlikte en geç köprülü kavşaktan kaynaklı olarak zarara uğradığından haberdar olduğunun kabulü gerektiğinden, zararın 2015 yılı sonunda öğrenildiğinin kabulü halinde dahi davanın süresi içinde açılmadığı sonucuna varıldığı, son olarak, davacının idareye başvuru dilekçesinde, 3.500.000 TL kâr kaybı ile taşınmazda meydana gelen zararın karşılığı olarak 4.000.000 TL olmak üzere toplam 7.500.000 TL zararının tazminini talep ettiği, başvurunun reddi üzerine söz konusu işlemin iptalinin de bakılan davada talep edildiği gözetildiğinde, davanın miktar itibariyle Danıştay nezdinde temyiz yolunun açık olması gerektiği gerekçesi eklenerek istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, davalı İdare tarafından başlatılan yol yapım çalışmalarının öncesinde işlek bir cadde üzerinde faaliyet gösteren bir çok işyerini bünyesinde bulunduran bir iş merkezinin sahibi iken yol çalışmalarının başlatılmasını takiben kiracılarını kaybederek büyük miktarda kira kaybına uğradığı, aynı zamanda sahibi olduğu taşınmazın ciddi ölçüde değer kaybettiği, zira taşınmaz uyuşmazlık konusu köprülü kavşağın yapılmasından önce hemzemin kavşağın (dörtyolun) kesişim noktasında yer almakta iken, köprünün yapılmasının akabinde köprü kotunun altında kaldığı, zararın ortaya çıkış tarihinin Kasım 2018 tarihi olduğu, bu tarih üzerine süresi içerisinde idareye başvuruda bulunulduğu, idarece verilen cevap üzerine süresi içerisinde bakılan davanın açıldığı, 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesinde üst sınır olarak 5 yıl öngörüldüğü, çünkü herhangi bir idari eylemin zarara neden olduğunun ortaya çıkması zaman aldığı, idarenin bayındırlık hizmetlerinin ilk yapıldığı aşamada zararın ortaya çıkmadığı, zamanla zarara sebebiyet verdiği, özellikle kira kaybından doğan zararın ortaya çıkmasının kiralamanın niteliği gereğince uzun süreceği, iş yeri kiralamalarının 5-10 yıl gibi sürelerde yapıldığı ve bu konuda sözleşmeler düzenlendiği, kira sözleşmesinin taraflarının akitlerinin gereği olarak sözleşme sonuna kadar kira ilişkilerini sürdürdükleri, mevcut değişiklikleri kira döneminin sonunda ele alarak yeniden kiralama yapıp yapmayacağına karar verdikleri, kira sözleşmesinin ciddi ekonomik kayıplar dışında süresi dolmadan sonlandırılmasının uygulamada nadiren karşılaşılan bir durum olduğu, bu anlamda, zararın ortaya çıkmasının kira sözleşmesinin sonlanması ve yeni kiracı bulunamaması ile belirginleştiği, yol yapım çalışmasının tamamlanması ya da ilk kiracının tahliyesi ile zararın idari eylemden kaynaklı olduğunun anlaşılamadığı, ancak ikinci kiracının da işyerini gelir düşüşü nedeniyle tahliye etmesi sonrasında meydana gelen olumsuz ekonomik durumun idarenin sorumluluğundan kaynaklandığının anlaşıldığı ve illiyet bağının kurulabildiği, mahkemece zararın ortaya çıkış tarihinin araştırılmadığı, dava açma süreleri hususunda hak kaybına neden olacak bir şekilcilik ile hareket edilmesinin nihayetinde adil yargılama imkanını kısıtlayacağı, AİHM ve Anayasa Mahkemesinin sürelerin katı uygulanmasının hak arama özgürlüğünü ve adil yargılanma hakkını ihlali ettiğine ilişkin kararları bulunduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Ankara ili Yenimahalle ilçesi ... Bölge, ... mahallesi, ... Ada, ... nolu parselde bulunan 8.190 m2 ve 8 bağımsız bölümü haiz taşınmazın paylı maliki olan davacı şirket tarafından, "Batıkent batı bulvarı üzerinde yapılan yol yapım çalışmaları nedeniyle, köprü yapılan yoldan taşınmaza giriş miktarının seyreldiği, müşteri sayısının ve kiracılarının cirolarının önemli ölçüde azaldığı, ... nolu bağımsız bölümde kiracı olarak bulunan ... Ticaret A.Ş.'nin cirosundaki düşüşü neden göstererek sözleşmenin tadilini talep ettiği, kira bedelinin düşürülmüş olmasına rağmen anılan kiracının ticari faaliyetlerini devam ettiremediği ve 7 nolu bağımsız bölümü mart 2016 tarihinde tahliye ettiği, bu tarihten beri de bu mülkün boş kaldığı ve kiracı bulunamadığı, taşınmazın 5 nolu bağımsız bölümünde pastane/restaurant olarak faaliyet gösteren kiracının işlerinin olmaması sebebiyle faaliyetine son verdiği ve bağımsız bölümü kasım 2018 döneminde tahliye ettiği, bu kapsamda bağımsız bölümler için öngörülen kira bedellerini yolun inşasından sonra düşürmek zorunda kaldığı, sonrasında ise hiçbir gelir elde edemediği, bu nedenle toplam 3.500.000,00 TL kâr kaybına uğradığı ve taşınmazın satış değerinin de 4.000.000,00 TL kadar düştüğü, idari eylemden kaynaklanan toplam 7.500.000,00 TL zararın tazmin edilmesi" istemiyle 18/02/2019 tarihli yazı ile davalı idareye başvurduğu, davalı idarece, gerek planlama ve gerekse yapım sürecinde herhangi bir hukuki uyuşmazlığa konu olmayan, mevzuata uygun olarak yapılan alt yapı yatırımında üstün kamu yararı bulunduğu gerekçesiyle, ... tarih ve E... sayılı işlemle davacının başvurusunun reddedildiği, davacı tarafından, 02/05/2019 tarihinde tebliğ edilen bu işlemin iptali ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 175.000,00 TL zararın tazminine karar verilmesi istemiyle 25/06/2019 havale tarihli dava dilekçesiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36. maddesinde; herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş; 90. maddesinin son fıkrasında, "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 07.05.2004 günlü, 5170 sayılı Yasanın 7. maddesi) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır." hükmü yer almıştır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinin 1. fıkrasında; "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir." kuralı yer almıştır.
Dava konusu işlemin tesis edildiği tarihteki haliyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinin 1. fıkrasında; "1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir." düzenlemesine yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye etkili erişim hakkını “hukukun üstünlüğü” ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlâl edildiğine karar verilmektedir. (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34) (AYM B. No: 2012/855, 26/06/2014, § 34).
Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak olmayıp, sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek sınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekmekte olup, mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya da imkansız hale getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. Bununla birlikte dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin öngörülmesi -bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça- hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ne var ki öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarak yanlış uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma ya da kanun yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini kabul etmek gerekir.
Hak arama özgürlüğü, haklarının ihlal edildiğini ileri süren bireylerin, ihlalin durdurulması ve olumsuz etkilerinin giderilmesi maksadıyla yetkili makamlara başvurma hakkını ihtiva etmektedir. Bu sebeple hak arama özgürlüğünü yalnızca mahkemelere başvurma hakkıyla sınırlamamak gereklidir. Zira ihlalin niteliği de göz önüne alındığında, ihlalin olumsuz etkilerinin giderilmesi yolunda bir karar verebilecek idari makama da başvuru yapılabilecektir.
Diğer yandan, tam yargı davaları, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminini ifade etmekte olup tam yargı davasının açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur.
2577 sayılı Kanun'un 13. maddesinde idari eylemlerin yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak hakkın yerine getirilmesini istemek gereklidir. Kanunda bir yıllık süreye ilaveten beş yıllık sürenin de getirilmesinin amacı, zararın bütün yönleriyle ortaya çıkışını tespit etmek ve hakkı ihlal edilenin zarara tam manasıyla vakıf olarak tazmin talep hakkını kullanmasını sağlamaktır. İdari eylemin tamamlandığı tarih ile gerçek zararın tüm yönleriyle ortaya çıkışı her zaman aynı tarihte olmamaktadır. İdari eylemin tamamlandığı ve zararın tam olarak ortaya çıktığı tarih dikkate alınmadan 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesinde öngörülen bir ve beş yıllık sürenin hesaplanması, bazı hallerde dava açma hakkının kullanılamaması sonucunu doğuracaktır. İdari eylem ile illiyet bağı kurulan zararın ortaya çıkmasıyla kullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldırır biçimde süre hesabı yapılmasının ise hak arama özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır.
Dava dosyasının incelenmesinden; davalı idarece yapılan yol yapım çalışmalarına ilişkin geçici kabul komisyonunca 07/03/2014-17/03/2014 tarihleri arasında iş yerine gidilerek inceleme yapıldığı, geçici kabule engel teşkil etmeyecek bir takım eksikliklerin tespit edildiği ve 5.538,56 TL kesinti yapılarak 10/02/2014 tarihi itibar edilmek üzere geçici kabulün uygun görüldüğü, 21/05/2014 düzenlenen "Yapım İşleri Geçici Kabul Tutanağı"nın 04/08/2014 tarihinde onaylandığı, davacının hissedarı olduğu taşınmazın 7 nolu bağımsız bölümünde, 09/10/2006 tarihinden itibaren kiracı olarak bulunan Migros Ticaret A.Ş.'nin cirosundaki düşüşü neden göstererek sözleşmenin tadilini talep ettiği, kira bedelinin düşürülmesine ilişkin 01/08/2015 tarihinde sözleşme tadili yapılmasına rağmen kiracının ticari faaliyetlerini devam ettiremediği ve 7 nolu bağımsız bölümü mart 2016 tarihinde tahliye ettiği, taşınmazın 5 nolu bağımsız bölümünde pastane/restaurant olarak faaliyet gösteren kiracının işlerinin olmaması sebebiyle faaliyetine son verdiği ve bağımsız bölümü kasım 2018 döneminde tahliye ettiği, bu tarihten sonra davacı tarafından, bağımsız bölümler için öngörülen kira bedellerini yolun inşasından sonra düşürmek zorunda kalındığı ve sonrasında ise hiçbir gelir elde edilemediğinden bahisle, oluşan zararın tazmini için davalı idareye başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta; davacının oluştuğunu iddia ettiği ve tazminini istediği zararı kira geliri kaybından ve taşınmazın satış değerinin azalmasından kaynaklanmaktadır. Bu zararların söz konusu yol yapım çalışmasının bitimiyle hemen ortaya çıkmayacağı, müşteri kaybının ve iş yerinin kiralanamaması nedeniyle süregelen zararının olabileceği açıktır.
Öte yandan 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca dava açma süresinin başlangıcının somut olay bakımından belirlenmesi önem arz etmektedir. Yol yapım çalışmalarına ilişkin geçici kabul komisyonunca 07/03/2014-17/03/2014 tarihleri arasında iş yerine gidilerek inceleme yapıldığı, geçici kabule engel teşkil etmeyecek bir takım eksiklikler tespit edilerek ve geçici kabul işlemi geçmişe dönük olarak 10/02/2014 tarihi itibar edilmek üzere uygun görüldüğünden ve bu işlem davacıya tebliğ edilmediğinden veya ilan edilmediğinden dolayı davacı tarafından bilinmesi mümkün olmayan itibari geçici kabul tarihinin, zararı ilk olarak ortaya çıkaran "idari eylem tarihi" olarak kabul edilmesi hakkaniyete uygun değildir. Taşınmazın 7 nolu bağımsız bölümünde kiracı olarak bulunan Migros A.Ş. ile kira bedelinin düşürülmesine yönelik sözleşme tadilinin yapıldığı 01/08/2015 tarihinde davacı açısından söz konusu yol yapımı nedeniyle olumsuz koşulların ortaya çıkmaya başladığı düşünülse bile, miktarı düşürülse de kira ilişkisi devam eden ve başka kiracıları bulunan davacının bu tarihte zararına tam olarak vakıf olduğu söylenemeyecektir. Bu itibarla idari eylem ile illiyet bağı kurulan süregelen zararın davacı açısından tam manasıyla ortaya çıktığı ve bir yıllık dava açma süresinin başlangıç tarihinin, taşınmazın 5 nolu bağımsız bölümünde pastane/restaurant olarak faaliyet gösteren kiracının işlerinin olmaması sebebiyle faaliyetine son verdiği ve bağımsız bölümü tahliye ettiği kasım 2018 tarihi olarak belirlenmesiyle, bu tarihten itibaren bir yıl içinde, ve her halükarda olumsuz koşulların ilk hissedildiği 01/08/2015 tarihinden itibaren beş yıllık süre içinde ilgili idareye başvurarak tazminat talebinde bulunma ve başvurunun reddi halinde ise dava açabilme hakkı bulunduğunun kabulünün hak arama özgürlüğüne uygun olduğu tartışmasızdır.
Bu durumda; davacının süregelen zararını tam olarak tespit ettiği kasım 2018 tarihinden itibaren bir yıllık süre içerisinde, 18/02/2019 tarihinde yapılan başvurunun zımnen reddedilmesi üzerine açılan davanın esastan incelenmesi gerekirken, süre aşımı yönünden davayı reddeden İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunu reddeden temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüne,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... gün ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın yukarıda belirtilen Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine,
4. Kesin olarak 14/04/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY :
(X)- Bölge İdare Mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkün olup, temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen temyiz nedenleri anılan kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığından, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği görüşüyle aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.