WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 10 Mayıs 2026

DANIŞTAY 8. DAIRE

A- A A+

Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2023/1805 E.  ,  2025/1511 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2023/1805
Karar No : 2025/1511

TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNAN (DAVALI): ... Genel Müdürlüğü
VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVACI) : ...
VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından eşi ...'un, 15/09/2008 tarihinde İzmir ili, Kemalpaşa ilçesi sınırları içerisinde İzmir-Ankara Karayolunun 13. km.'sinde, ...'ın sevk ve idaresindeki ... plakalı araç ile ...'in sevk ve idaresindeki ... plakalı kamyon ile çarpışması sonucu meydana gelen kazada vefat ettiğinden bahisle, olayda davalı idarenin, yol yapım çalışmalarında orta refüj ile bölünmüş yolun çift istikamete dönüştürülmesi sırasında gerekli trafik işaret levhalarını koymayarak sürücüler için trafik güvenliğini tehlikeye soktuğu, bu haliyle kazanın ve akabinde ölüm olayının meydana gelmesinde davalı idarenin asli kusurunun bulunduğu ileri sürülerek kendisi için 100.000,00-TL maddi, 50.000,00-TL manevi tazminat, ayrıca oğlu ... için 100.000,00-TL maddi, 50.000,00-TL manevi tazminat ödenmesi talepleri ile dava açıldığı, dava aşamasında dosyaya dahil edilen 17/05/2016 tarihli bilirkişi raporunda özetle; davalı idarenin, davacı ...'un 378.921,28-TL tutarındaki destek zararından sorumlu olacağı sonucuna varıldığı, dava sonucunda ... İdare Mahkemesi'nin E:..., K:... sayılı kararı ile talebi doğrultusunda 100.00,00-TL maddi tazminata hükmedildiği ve sözkonusu kararın kesinleştiği belirtilerek, kendisi için hesap edilen 378.921,28-TL'lik maddi tazminat alacağından kesinleşen 100.000,00-TL dışında kalan 278.921,28-TL'nin, davalı idare tarafından 26/04/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; davacı tarafından açılan ve ... İdare Mahkemesi'nin E:... sayılı dosyasında görülen ilk davada, yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde davacının 378.921,28-TL destekten yoksun kalma zararı hesaplanmış ise de, anılan Mahkemenin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla taleple bağlı kalınarak 100.000,00-TL maddi tazminata hükmedildiğinin görüldüğü, bahse konu davada, alınan bilirkişi raporunun Mahkemelerince de hükme esas alınacak nitelikte olduğu, bilirkişi raporunda hüküm altına alınamamış olan 278.921,98-TL maddi tazminatın da idareye başvuru tarihi olan 26/04/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesi gerektiği, açıklanan nedenlerle; davanın kabulüne, talep edilen 278.921,98-TL maddi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 26/04/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, davaya konu kazanın meydana geldiği kısımdaki yol yapım çalışmalarının ihale ile ... İnş. Taah. Tic. A.Ş.'ye verildiği, kazanın yoldaki üst yapı çalışmalarının müteahhit firma tarafından yapıldığı esnada meydana geldiği, davalı idarenin kazanın meydana gelmesinde herhangi bir kusurunun bulunmadığı, sorumluluğun müteahhit firmada olduğu, davanın ve husumetin müteahhit firmaya yöneltilmesi gerektiği, kaza sonrası tespit tutanağında ve düzenlenen bilirkişi raporunda idarelerine hiç bir kusur atfedilmediği, kazanın, davacıların murisinin içinde bulunduğu ... plakalı araç sürücüsünün; gelmekte olduğu tali yolun toprak yığını ile kapatılmasına rağmen, anılan sürücünün toprak yığınının üstünden geçmek suretiyle ana yoldan geçen trafik akımını beklemeden karşı tarafa geçtiği esnada meydana geldiğinden asli kusurlu, diğer ... plakalı kamyon sürücüsünün ise tali kusurlu olduğu, idarelerinin hizmet kusurunun bulunmadığı, meydana gelen zararla idareleri arasında herhangi bir illiyet bağının bulunmadığı ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NİN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Dava, davacı tarafından eşi ...'un, 15/09/2008 tarihinde İzmir ili, Kemalpaşa ilçesi sınırları içerisinde İzmir-Ankara Karayolunun 13. km.'sinde, ...'ın sevk ve idaresindeki ... plakalı araç ile ...'in sevk ve idaresindeki ... plakalı kamyon ile çarpışması sonucu meydana gelen kazada vefat ettiğinden bahisle, olayda davalı idarenin, yol yapım çalışmalarında orta refüj ile bölünmüş yolun çift istikamete dönüştürülmesi sırasında gerekli trafik işaret levhalarını koymayarak sürücüler için trafik güvenliğini tehlikeye soktuğu, bu haliyle kazanın ve akabinde ölüm olayının meydana gelmesinde davalı idarenin asli kusurunun bulunduğu ileri sürülerek kendisi için 100.000,00-TL maddi, 50.000,00-TL manevi tazminat, ayrıca oğlu ... için 100.000,00-TL maddi, 50.000,00-TL manevi tazminat ödenmesi talepleri ile dava açıldığı, dava aşamasında dosyaya dahil edilen 17/05/2016 tarihli bilirkişi raporunda özetle; davalı idarenin, davacı ...'un 378.921,28-TL tutarındaki destek zararından sorumlu olacağı sonucuna varıldığı, dava sonucunda ... İdare Mahkemesi'nin E:..., K:... sayılı kararı ile talebi doğrultusunda 100.00,00-TL maddi tazminata hükmedildiği ve sözkonusu kararın kesinleştiği belirtilerek, kendisi için hesap edilen 378.921,28-TL'lik maddi tazminat alacağından kesinleşen 100.000,00-TL dışında kalan 278.921,28-TL'nin, davalı idare tarafından 26/04/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile ödenmesine karar verilmesi istemine ilişkindir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinde, herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.
2577 sayılı Kanun'un "Tebligat ve cevap verme" başlıklı 16. maddesinin 4. fıkrasında; "Taraflar, sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler. (Ek cümle: 11/4/2013-6459/4 md.) Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir." hükmü yer almaktadır.
Yine 6459 sayılı Kanun ile 2577 sayılı Kanun'a eklenen Geçici 7. maddede ise, "Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16 ncı maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır." düzenlemesi yer almaktadır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlık konusu olayda, davacının eşi ...'un 15/09/2008 tarihinde meydana gelen kazada vefat etmesi olayında davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek 08/09/2010 tarihinde ... İdare Mahkemesi nezdinde açılan davada, ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararla, davalı idarenin %62,50 oranında kusurlu bulunduğu, bu kusur oranına göre davacının 378.921,28-TL tutarında destekten yoksun kalma zararının olduğu ve fakat davacı ... için taleple bağlı kalınarak 100.000,00-TL destekten yoksun kalma tazminatının davalı Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından davacıya ödenmesine karar verilmiş, söz konusu karar Danıştay Onbeşinci Dairesi'nin en son 01/03/2018 tarih ve E:2017/3041, K:2018/2161 sayılı kararıyla temyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçerek kesinleşmiştir.
Davacı tarafından hesap bilirkişisi raporuyla ortaya konulan 378.921,28-TL tutarındaki maddi zarardan, Mahkemece taleple bağlı kalınarak ödenmesine karar verilen 100.000,00-TL'lik kısım düşülerek kalan 278.921,28-TL maddi tazminatın tahsili amacıyla 15/11/2016 tarihinde Karayolları Genel Müdürlüğü aleyhine ilamsız icra takibi başlatılmış, anılan idare tarafından takibe itiraz edilmesi üzerine davacı tarafından itirazın iptali istemiyle İzmir 10. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin E:2017/12 esasına kayıtlı açılan davada, Mahkemece önce itirazın iptaline karar verilmiş ise de, verilen kararın ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile kaldırılması sonucu yeniden yapılan yargılamada (E:...), 25/08/2017 tarih ve 30165 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 694 sayılı KHK'nın 8. maddesiyle 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 42. maddesine eklenen "idari yargının görev alanına giren konularda ilamsız takip yoluna başvurulamaz." hükmü ile aynı KHK'nın 9. maddesiyle 2004 sayılı Kanuna eklenen Geçici 13. maddenin 2. fıkrası uyarınca davacının talebi sorulmuş, davacının talebi doğrultusunda itirazın iptali davası hakkında karar verilmesine yer olmadığı yolunda karar verilmiş, anılan karar Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay'ın kararlarıyla onanarak kesinleşmiş ve yine İcra ve İflas Kanunu'na eklenen Geçici 13. madde hükmü doğrultusunda İzmir 27. İcra Dairesi'nce Karayolları Genel Müdürlüğü yönünden ilamsız icra takibinin düşürülmesine/iptaline karar verilmiştir.
Davacı tarafından İcra ve İflas Kanunu'nun Geçici 13. maddesinde yer alan "Düşme kararının kesinleşmesinden itibaren otuz gün içinde idari yargı merciinde dava açılabilir." hükmüne istinaden bakiye alacak olan 278.921,28-TL'nin ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinden anlaşıldığı üzere; 30/04/2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun ile 2577 sayılı Kanun'a eklenen hüküm ile; dava devam ederken tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar üzerinde bir tazminat miktarı talep edilmek isteniyorsa, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin dava dosyasına sunulan dilekçe ile miktar artırılabilecek olup; ıslah dilekçesinin, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere karar kesinleşinceye kadar yargılamanın her safhasında verilebileceği görülmektedir.

Adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer alan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı ve uyuşmazlık kapsamında bir talebi, mahkeme önüne taşıyabilmek ve bunların etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir.
Mahkemeye erişim hakkı, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını ya da kişinin bizatihi mahkemeye başvurmuş olmasını anlamsız hale getiren sınırlamalar ve özellikle hukuki belirsizlikler ya da uygulamadaki belirsizlikler mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilmektedir.
Bir başka ifadeyle; uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelen, mahkemeye erişim hakkı bağlamında, kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren ya da dava açılmasının davacının dava açtığı konumdan daha da geriye götürülmesi durumlarında, mahkemeye erişim hakkının özüne dokunulacak şekilde sınırlandığının kabulü gerekmektedir.
Diğer taraftan hukuki eylem, işlem ve kuralların sürekli dava tehdidi altında bulunması hukuk devletinin unsurları olan hukuki istikrar ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmaz. Bu nedenle hak arama özgürlüğü ile hukuki istikrar ve hukuki güvenlik gerekleri arasında makul bir denge gözetilmelidir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, kararlarında, hakkın niteliği gereği, mahkemeye erişim konusunda devletlerin bir takım sınırlama ve düzenlemeler yapmasının kaçınılmaz olduğunu ve bu nedenle sözleşmeci devletlerin bu konuda bir takdir alanına sahip olduklarını kabul etmekte olup, bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir amaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklenmemiş olması gerektiğini vurgulamaktadır (bkz. Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78, 28/5/1985, par.57; García Manibardo/İspanya, B.No: 38695/97, 15/2/2000, par.36; Sabri Güneş/Türkiye, B. No: 27396/06, 24/5/2011, par. 56).
Dava açılması konusundaki kısıtlamalar, kural olarak mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil etmektedir. Bu kısıtlamalar, süre ve benzeri bir takım usuli şartlar öngörülerek doğrudan doğruya olabileceği gibi, mahkeme önünde devam eden bir davanın taraflarının, dava konusu hak veya menfaate yönelik tasarruflarının sınırlandırılması şeklinde de tezahür edebilmektedir.
Bir tazminat veya tam yargı davasına konu olan alacağa ilişkin talep miktarının, yargılama safahatı kapsamında arttırılamaması nedeniyle, alacağın belirli bir kısmına erişilememiş olması da, gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gerekse de Anayasa
Mahkemesi tarafından, belirtilen anlamda dava açılması ile ilgili bir kısıtlama olarak, mahkemeye erişim hakkının ihlali olarak değerlendirilmektedir.
Nitekim; 6459 sayılı Kanunun 4. maddesinin (Tasarının 3. maddesi) gerekçesinde de; ''AİHM, devletin sorumluluğuna ilişkin tazminat davalarında, davacıların yargılamanın yavaş işlemesinden doğan zararlarını ortadan kaldıracak yeterli bir çözüm bulunmadığı yönünde ülkemiz aleyhinde ihlal kararları vermektedir. Düzenlemeyle, idarî yargıda açılan tam yargı davalarında talep edilen tazminatın daha yüksek olduğunun dava devam ederken anlaşılması durumunda, davacıya talep edilen miktarı arttırma hakkı verilmemesinin adil yargılama hakkının ihlali olarak kabul edilmesi sebebiyle, nihai karar verilinceye kadar ıslah suretiyle talep edilen tazminat miktarını arttırma hakkı tanınmaktadır.'' ifadesine yer verilmiştir.
Bu durumda, her ne kadar 2577 sayılı Yasa'da bu yönde açık bir düzenleme bulunmasa da hak kayıplarının önlenmesi amacıyla, tazminat davalarında mahkemelerce esas hakkında karar verilmeden önce ara kararı ile dosyanın esas hakkında karar verilebilecek durumda olduğu bildirilerek tazminat talep miktarını artırmak isteyip istemediği hususları sorularak ıslah hakkı imkanı tanınması hakkaniyet gereğidir.
Olayda, davacı tarafından ... İdare Mahkemesinin E:..., K:... sayılı dosyasında açılan davada alınan 17/05/2016 tarihli bilirkişi raporunda özetle; davalı idarenin, davacı ...'un 378.921,28-TL tutarındaki destek zararından sorumlu olacağı sonucuna varıldığı, bilirkişi raporunda davacının toplam zararının 378.921,28-TL olarak hesaplandığı ve Mahkemece taleple bağlı kalınarak 100.000,00-TL tutarında maddi tazminatın davalı idare tarafından davacıya ödenmesine karar verildiği, bu dava aşamasında her ne kadar 2577 sayılı Yasa'da bu yönde açık bir düzenleme bulunmasa da hak kayıplarının önlenmesi amacıyla, tazminat davalarında mahkemelerce esas hakkında karar verilmeden önce ara kararı ile dosyanın esas hakkında karar verilebilecek durumda olduğu bildirilerek tazminat talep miktarını artırmak isteyip istemediği hususları sorularak ıslah hakkı imkanı tanınmasının hakkaniyet gereği olduğu, Mahkemece, davacıya 2577 sayılı Kanun'da tanınan miktar arttırım hakkını kullanma fırsatı tanınmadığı, anılan fırsat tanınmaksızın davacının talebi doğrultusunda 100.00,00-TL maddi tazminata hükmedildiği ve sözkonusu kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, 378.921,28-TL'lik maddi tazminat alacağından kesinleşen 100.000,00-TL dışında kalan 278.921,28-TL'nin, davalı idare tarafından 26/04/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile ödenmesine karar veren İdare Mahkemesi kararına yönelik yapılan istinaf başvurusunu reddeden Bölge İdare Mahkemesi kararında sonucu itibarıyla hukukî isabetsizlik görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle,
1. Temyiz isteminin reddine,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının yukarıda belirtilen açıklamayla ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, posta gideri avansından artan tutarın Mahkeme tarafından iadesine,
4. 2577 sayılı Kanunun 50. maddesi uyarınca onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de belirtilen Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesini teminen dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine,
5. Kesin olarak, 27/02/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.