Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2022/3195 E. , 2025/4662 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2022/3195
Karar No : 2025/4662
TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNAN ( DAVALILAR) : 1- ... Valiliği
VEKİLİ : Av. ...
2- ... Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten çocukları ..., ... ve ... adlarına velayeten
...ve...,
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... gün ve E:..., K:...sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 01/05/2006 doğumlu ...'ın 22/07/2018 tarihinde Alibeyköy Barajı'na ait gölette boğulmak suretiyle vefat etmesi olayında hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek uğranılan zararlara karşılık olmak üzere fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla anne ... için 1.000,00-TL maddi, 50.000,00-TL manevi, baba ... için 1.000,00-TL maddi, 50.000,00-TL manevi, kardeşleri ..., ... ve ... için ayrı ayrı 25.000,00-TL manevi olmak üzere, toplam 2.000,00-TL (miktar arttırım sonrası toplam 125.434,00-TL) maddi (destekten yoksun kalma + cenaze ve defin masrafları), 175.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; uyuşmazlıkta; müteveffa ... ve kuzeni dava dışı müteveffa ...'ın, yüzmek için girdikleri Alibeyköy Barajı'na ait göletten çıkmamaları üzerine ...'ın Deniz Şube Müdürlüğü'ne bağlı dalgıçlar tarafından çıkarıldığında vefat ettiğinin belirlenerek kesin ölüm nedeninin belirlenebilmesi amacıyla sevk edildiği Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi'nce ölüm olayının suda boğulma sonucu meydana geldiği yönünde rapor düzenlenerek konu ile ilgili Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde başlatılan ...sayılı soruşturma sonucunda 30/11/2018 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığı yönünde karar verildiği, olayın gerçekleştiği alanın 15/03/2010 tarihli Sözleşme ile İstanbul İl Çevre ve Orman Müdürlüğü'nce davalı Sultangazi Belediye Başkanlığına kiralanan Hacı Bektaşı Veli Kent Ormanı'nın kapsadığı mesire alanı içerisinde yer aldığı, Mahkemenin 25/09/2020 tarihli ara kararının gereği olarak ölüm olayının meydana geldiği mahalde gerçekleştirilen keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen Bilirkişi Raporu'nda özetle; ''Olay yerinin dava dosyasında bulunan kroki ile uyumlu olarak 41°06'47.58 Kuzey enlemi, 28°54'52.41 Doğu boylamı olduğu, stabilize yol olarak gösterilen alanda yürüme mesafesinin metre ile ifade edildiği Bölgenin bir koşu parkuru olması nedeniyle suya girilen alanın Sultangazi Belediye Başkanlığı'nın mesire alanının içerisinde yer aldığı, boğulma olayının gerçekleştiği alanda İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü ve Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'ne ait görev tanımı içerisinde yer alacak şekilde özensiz davranış ve yükümlülüklerin yerine getirilmemesi gibi bir durumun varlığı tespit edilemediğinden anılan İdarelere kusur izafe edilemeyeceği, Sultangazi Belediye Başkanlığı'nca işletilen alanın, boğulma olayının yandığı alanı kapsamadığı ifade edilmekle birlikte, keşif sırasında boğulma olayının yaşandığı alana giden yolların koşu parkuru olarak düzenlendiği bu nedenle alanın mesire alanının içerisinde yer aldığının tespit edildiği, bu değerlendirme sonucunda Sultangazi Belediye Başkanlığı sorumluluğunda bulunan mesire alanına gelen müşterilerin mal ve canlarının güven içinde olmalarını, tehlikelerden korunmalarını sağlamak için gerekli önlemleri yeterli şekilde almaması, güven duygusunu boşa çıkarması, hukuka ve Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde yerini bulan dürüstlük kuralına aykırı hareket edilmesinin sonucu olarak % 30 oranında kusurlu olduğu, bununla beraber 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 9. maddesinde; "c) Vali, kanun, tüzük, yönetmelik ve hükümet kararlarının neşir ve ilanını ve uygulanmasını sağlamak ve Bakanlıkların talimat ve emirlerini yürütmekle ödevlidir. Bu işlerin gerçekleştirilmesi için gereken bütün tedbirleri almaya yetkilidir. g) Kanun, tüzük, yönetmelik ve hükümet kararlarının verdiği yetkiyi kullanmak ve bunların yüklediği Ödevleri yerine getirmek için valiler genel emirler çıkarabilir ve bunları ilân ederler." hükmü ile 11. maddesinde; "c) Il sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa mütaallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi valinin ödev ve görevlerindendir. Bunları sağlamak için vali gereken karar ve tedbirleri alır. Bu hususta alınan ve ilan olunan karar ve tedbirlere uymayanlar hakkında 66 ncı madde hükmü uygulanır." hükmü kapsamında, İstanbul Valiliği'nin ilgili kazanın vuku bulması öncesi ve sırasında gerekli özeni göstermemesi nedeniyle %10 oranında kusurluğu olduğu, müteveffa ...'ın 18 yaşının altında bir çocuk olması hususu gözönünde bulundurulduğunda ise Türk Medeni Kanunu'nun 185.maddesi tanımlandığı şekli ile ebeveynlik görevlerinin eksik yerine getirilmesi nedeniyle ebeveynler ... ve ...'ın %60 oranında kusurlu olduğu" yönünde tespitlere yer verilmiş, tespitlere yönelik yapılan itirazlar, boğulma olayının kıyıdan suya girilmesi sonucunda meydana geldiğinin sabit olması, olayın yaşandığı alana giden yolların koşu parkuru olarak düzenlenmesi nedeniyle mesire alanının içinde yer alması ve Sultangazi Belediye Başkanlığı'nca alınması gereken önlemlerin yetersizliği, ayrıca boğulma olayının gerçekleştiği alan yönünden gerekli önlem/lerin alınıp alınmadığının sorulmasına ilişkin Mahkemenin 13/04/2021 tarihli ara kararına cevaben davalı İstanbul Valiliğince boğulma olayının gerçekleştiği alan yönünden önlem alındığına ilişkin bir bilgi ve belge sunulamaması, bunlarla birlikte İstanbul ili'nde meydana gelen suda boğulma vakalarının önlenmesini teminen 5442 sayılı Kanun'un 9. ve 11 maddelerinin verdiği yetki kapsamında hazırlanan İstanbul Valiliğinin 11/06/2020 tarih ve 2020/1 sayılı Genelgesi dikkate alınarak yerinde görülmeyerek, tespitler Mahkemece hükme esas alınabilecek nitelik ve yeterlilikte olduğu değerlendirilerek, kusur raporu doğrultusunda yaptırılan hesap bilirkişi incelemesi neticesinde hazırlanan 13/04/2021 havale tarihli hesap bilirkişi raporunda; Maddi Tazminat: anne ... için 172.248,00-TL, baba ... için 138.336,00-TL destekten yoksun kalma zararının, ayrıca 3.000,00-TL cenaze gideri olmak üzere toplam 313.584,00-TL maddi zararın bulunduğu, davalı Sultangazi Belediye Başkanlığının %30 kusur oranına göre sorumluluğunun 94.075,00-TL (anne için 51.674,00-TL + baba için 41.501,00-TL + cenaze gideri için 900,00-TL), davalı İstanbul Valiliğinin %10 kusur oranına göre sorumluluğunun 31.359,00-TL (anne için 17.225,00-TL + baba için 13.834,00-TL) olduğu yönünde tespitlere yer verilmiş, tespitlere yönelik itirazlar yerinde görülmeyerek, tespitler Mahkemece hükme esas alınabilecek nitelik ve yeterlilikte değerlendirilerek, toplam 313.584,00-TL maddi tazminat miktarından ebeveynlerin %60 oranındaki kusuruna denk gelen miktarın dahil edilmemesi süretiyle belirlenen 125.434,00-TL maddi tazminatın, olayın meydana gelmesinde %30 oranında kusurlu bulunan Sultangazi Belediye Başkanlığınca 94.075,00-TL, %10 oranında kusurlu bulunan İstanbul Valiliğince 31.359,00-TL tazminatın ödenmesi gerektiği, Manevi tazminatın, ilgilisinin mamelekinde meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı olmaması nedeniyle zenginleşmeye yol açmayacak miktarda, olayın niteliği ile İdarelerin hizmet kusuru, olayın ilgililerin üzerindeki geleceğe yönelik etkileri gözönünde bulundurularak duyulan elem ve ızdırabın karşılığı olarak anne ... için 30.000,00-TL, baba ... için 30.000,00-TL, kardeş ... için 10.000,00-TL, kardeş ... için 10.000,00-TL, kardeş ... için 10.000,00-TL olmak üzere toplam 90.000,00-TL manevi tazminatın ödenmesi gerektiği, gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 90.000,00 TL manevi tazminat ve maddi tazminatın 2.000,00-TL'lik kısmı yönünden dava açma (01/02/2019) tarihinden, kalan 123.434,00-TL'lik kısmı yönünden ise miktar arttrım dilekçesinin davalı idarelere tebliğ tarihlerinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte hesaplanarak davalı idarelerce kusurları oranında davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat istemi yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararında; dosya içeriğinde yer alan bilgi ve belgeler ile bilirkişi raporunun bir arada değerlendirilmesi neticesinde, idare mahkemesince davanın maddi tazminat isteminin kabulü, manevi tazminat isteminin kısmen kabulü yolunda verilen kararının hukuka uygun olduğu ve kararın bu kısımlar bakımından kaldırılmasını gerekli kılacak şartların oluşmadığı, ancak tam yargı davalarında, birden fazla davalının bulunduğu hallerde her bir davalı aleyhine hükmedilen tazminatın açıkça belirlenmesi ve buna göre ilgili idare/idarelerce zararın tazmini yoluna gidilmesi ve yine dava dilekçesinde gösterilen tazminat miktarının miktar artırımı yoluyla yükseltildiği durumlarda, artırılan miktar bakımından ıslah dilekçesinin tebliğ tarihi nazara alınarak bu tarih karara dercedilerek yasal faize hükmedilmesi gerektiği, istinaf başvurusuna konu karar içeriğinde davalı idarelerce her bir davacı lehine ayrı ayrı ödenmesi gereken tutarların belirtildiği ancak hüküm fıkrasında bu hususa ayrıca yer verilmediği, bunun yanı sıra miktar artırımına tabi tutulan kısım yönünden miktar artırım dilekçesinin davalı idarelere tebliğ tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi gerektiği belirtilmesine rağmen miktar arttırımı dilekçesi tebliğ tarihinin her bir idare bakımından gösterilmediği ve yine hükmedilen manevi tazminattan davalı idarelerin sorumlu olduğu tutarların belirtilmediğinin anlaşıldığı, anılan bu hususların düzeltilmesi gerektiği gerekçesiyle, istinaf yoluyla kaldırılması istenilen İdare Mahkemesi kararında kanunda sayılan kaldırma nedenlerinin bulunmadığı ve dilekçelerde ileri sürülen iddialar da sözkonusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediğinden kararın hüküm fıkrasının; "hüküm altına alınan 125.434,00-TL maddi tazminatın; 94.075,00-TL'sinin davalı Sultangazi Belediye Başkanlığınca (... için 51.674,00-TL + ... için 41.501,00-TL + cenaze gideri için 900,00-TL olmak üzere) 1.000,00 TL'sinin dava tarihi olan 01/02/2019 tarihinden, kalan 93.075,00 TL'sinin ise miktar artırım dilekçesinin anılan idareye tebliğ tarihi olan 17/05/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle; 31.359,00-TL'sinin davalı İstanbul Valiliğince (... için 17.225,00-TL + ... için 13.834,00-TL + cenaze gideri için 300,00-TL olmak üzere olmak üzere) 1.000,00 TL'lik kısmının dava tarihi olan 01/02/2019 tarihinden, kalan 30.359,00 TL'lik kısmının ise miktar artırım dilekçesinin anılan idareye tebliğ tarihi olan 10/05/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle; hükmedilen toplam 90.000,00 TL manevi tazminatın (... için 30.000,00-TL, baba ... için 30.000,00-TL, kardeş ... için 10.000,00-TL, kardeş ... için 10.000,00-TL, kardeş ... için 10.000,00-TL olmak üzere) 67,500,00 TL'sinin dava tarihi olan 01/02/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle Sultangazi Belediye Başkanlığınca; 22.500,00 TL'sinin ise dava tarihi olan 01/02/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle İstanbul Valiliğince davacılara ödenmesine" şeklinde düzeltilmesi suretiyle istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
Davalı Sultangazi Belediye Başkanlığı tarafından, sorumluluklarının bulunmadığı, kendilerine tazminat başvurusunun yapılmadığı sadece İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına başvuru yapıldığından hasım mevkiinden çıkarılmaları gerektiği, olayın gerçekleştiği Alibey Barajının Belediye olarak Orman İşletme Müdürlüğünden kiralamış oldukları Hacı Bektaşı Veli Kent Ormanı sınırı içerisinde olmadığı, göle girmenin tehlikeli ve yasak olduğuna dair tabelaların bulunduğu, barajın hem Sultangazi hem de Eyüp Sultan ilçe sınırları içerisinde kalması nedeniyle güvenlik ve temizlik hizmetlerinin her anlamda İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresine ait olduğu, ayrıca vefat edenin kendi istek ve iradesiyle baraja girmesi nedeniyle illiyet bağının kesildiği, kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı İstanbul Valiliği tarafından, bilirkişi raporunda her ne kadar cenaze giderleri yönünden bir belge mevcut değilse de Türk örf ve adetleri gereğince taziye için gelen konukların ağırlanması için bazı harcamalar olarak 2018 yılı için 3.000,00-TL cenaze ve defin gideri hesaplamasının hukuka aykırı olduğu, herhangi bir kusurlarının olmamasına rağmen aleyhine olacak şekilde manevi tazminata hükmedildiği, manevi tazminat miktarının yüksek olduğu, bilirkişi tarafından Sultangazi Belediyesi mesire alanında olayın gerçekleşmesi sebebiyle belediyenin sorumluluğu olduğu Valiliğe atfedilecek bir kusur bulunmadığı ve harçtan muaf olmaları sebebiyle hükümde kurulan harç masrafın hatalı olduğu belirtilerek kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacılar tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci ve Onuncu Dairelerince, 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun Ek 1. maddesi uyarınca birlikte yapılan toplantıda, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
01/05/2006 doğumlu ...'ın 22/07/2018 günü dava dışı akrabası ... ile birlikte Alibeyköy Barajına yüzmek için gittikleri, baraja girdikten sonra çıkamamaları üzerine müteveffa ...'ın Deniz Şube Müdürlüğüne bağlı dalgıçlar tarafından çıkarıldığı, diğer müteveffa ...'ın ise orada bulunan bir vatandaş tarafından çıkarıldığı her ikisinin de sudan çıkarıldıklarında ölü olduklarının tespit edilmesi üzerine ölüm nedeninin kesin tespiti için Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesine gönderildikleri, Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesince her iki çocuğun ölümünün suda boğulma sonucu meydana geldiği yönünde hazırlanan rapor neticesinde konu ile ilgili Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan 2018/26348 sayılı soruşturma sonucunda 30/11/2018 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, olayın gerçekleştiği alanın 15/03/2010 tarihli Protokol ile İstanbul İl Çevre ve Orman Müdürlüğünce davalı Sultangazi Belediye Başkanlığına kiralanan Hacı Bektaşı Veli Kent Ormanın kapsadığı mesire alanında yer aldığı, mütevveffa ...'ın 22/07/2018 tarihinde İstanbul ili, Sultangazi ilçesi sınırları içerisinde bulunan bölgede uyarıcı ve koruyucu önlemlerin alınmamasının sonucu olarak Alibeyköy Barajı'na ait gölette boğulmak suretiyle vefat etmesi olayında hizmet kusuru bulunduğu gerekçesiyle uğranıldığı ileri sürülen maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle 29/11/2018 tarihinde İstanbul Büyükşehir Başkanlığına başvuruda bulunulduğu, yapılan başvurunun cevap verilmeyerek zımnen reddedilmesi üzerine, anne ... için 1.000,00-TL maddi, 50.000,00-TL manevi, baba ... için 1.000,00-TL maddi, 50.000,00-TL manevi, kardeşleri ..., ... ve ... için ayrı ayrı 25.000,00-TL manevi olmak üzere, toplam 2.000,00-TL (miktar arttırım sonrası toplam 125.434,00-TL) maddi (destekten yoksun kalma + cenaze ve defin masrafları), 175.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi talebiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde ise, "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir." kuralına yer verilmiştir.
Bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuz olup, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 282. maddesinde; "Hakim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir." hükmü yer aldığından; sunulan bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek yeterlikte olmaması veya taraflarca yapılan itirazları karşılamaması halinde bilirkişilerden ek rapor istenilebileceği veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılabileceği gibi verilen rapor dikkate alınmadan uyuşmazlığın çözümüne engel bir düzenlemenin bulunmadığı açıktır.
2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 1. maddesinde; "İstanbul Büyükşehir Belediyesinin su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gereken her türlü tesisi kurmak, kurulu olanları devralmak ve bir elden işletilmek üzere İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü'nün kurulduğu" belirtilmiş, aynı Kanun'un 2. maddesinin (a) bendinde; "İçme, kullanma ve endüstri suyu ihtiyaçlarının her türlü yer altı ve yer üstü kaynaklarından sağlanması ve ihtiyaç sahiplerine dağıtılması için kaynaklardan abonelere ulaşıncaya kadar her türlü tesisin etüt ve projesini yapmak veya yaptırmak; bu projelere göre tesisleri kurmak ya da kurdurmak; kurulu olanları devralıp işletmek ve bunların bakım ve onarımını yapmak, yaptırmak ve gerekli yenilemelere girişmek" ve (d) bendinde; "Su ve kanalizasyon hizmetleri konusunda hizmet alanı içindeki belediyelere verilen görevleri yürütmek ve bu konulardaki yetkileri kullanmak" İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresinin görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.
5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun; ''Valilerin hukuki durumları, görev ve yetkileri'' başlıklı 9'uncu maddesinde; c) Vali, kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ve diğer mevzuatın neşir ve ilanını ve uygulanmasını sağlamak ve talimat ve emirleri yürütmekle ödevlidir. Bu işlerin gerçekleştirilmesi için gereken bütün tedbirleri almaya yetkilidir. ç) Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ve diğer mevzuatın verdiği yetkiyi kullanmak ve bunların yüklediği ödevleri yerine getirmek için valiler genel emirler çıkarabilir ve bunları ilan ederler. Aynı Kanun'un 11'inci maddesinde '' c) İl sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteaallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi valinin ödev ve görevlerindendir. Bunları sağlamak için vali gereken karar ve tedbirleri alır.'' düzenlenmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdareler, yasalarla kendisine verilen kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak örgütü kurmak, araç, gereç ve personeli o hizmetin gereklerine uygun biçimde hazırlamakla yükümlü olup, hizmetin işleyişi ve yerine getirilişi sırasında gerekli önlemlerin alınmaması, hizmetin iyi işlememesi, kusurlu işlemesi nedeniyle kişilere verilen zararların idarece giderilmesi zorunludur.
Kişilerin can ve mal güvenliğini korumakla görevli olan idare, üstlendiği kamu hizmetini gereği gibi yerine getirmek, hizmetin işleyişi ve yerine getirilişi sırasında gerekli teşkilatı kurmak, her türlü araç ve olanağı hazır bulundurmak ve yine doğması muhtemel bazı olayların önlenmesi ve anında bertaraf edilmesi için gerekli önlemleri almak zorundadır.
Bir başka anlatımla, kamu idareleri, yürüttükleri hizmetin işleyişini sürekli kontrol etmek ve gerekli önlemleri almakla yükümlüdürler. Bu yükümlülüğün tam ve gereği gibi yerine getirilmemiş olması nedeniyle doğan zararların, hizmeti yürütmekle yükümlü bulunan idare tarafından tazmini gerekeceği açıktır. İdari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Bu bakımdan; tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esastır. Olayın oluşumu ve zararın niteliğinin değerlendirilerek, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının tespit edilmesi, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi gerekmektedir.
Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi sırasında bu hizmetten doğan nedenlerle kişilerin uğradığı zararların hizmetin sahibi idarece karşılanması esas olmakla birlikte, tazminata hükmedilirken, olayın meydana geliş şekline göre zarara uğrayan kişilerin de kusurlu olup olmadığının, dolayısıyla olayda müterafik kusur bulunup bulunmadığının da ortaya konulması gerekmektedir. Müterafik kusur (ortak kusur), zarara uğrayanın, zararın doğumuna veya zararın artmasına yardım (etki) etmesidir. Böyle bir durumda, zarara uğrayana ve yakınlarına ödenecek tazminat miktarları müterafik kusur oranında azaltılmalıdır.
Uyuşmazlıkta, meydana gelen olayla ilgili olarak ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... sayılı ara kararıyla tazminata konu ölüm olayının yaşandığı Alibeyköy barajının içerisinde yer aldığı olay mahallinde yapılan keşif incelemesi neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunda; ''Olay yerinin dava dosyasında bulunan kroki ile uyumlu olarak 41°06'47.58 Kuzey enlemi, 28°54'52.41 Doğu boylamı olduğu, stabilize yol olarak gösterilen alanda yürüme mesafesinin metre ile ifade edildiği Bölgenin bir koşu parkuru olması nedeniyle suya girilen alanın Sultangazi Belediye Başkanlığı'nın mesire alanının içerisinde yer aldığı, boğulma olayının gerçekleştiği alanda İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü ve Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'ne ait görev tanımı içerisinde yer alacak şekilde özensiz davranış ve yükümlülüklerin yerine getirilmemesi gibi bir durumun varlığı tespit edilemediğinden anılan İdarelere kusur izafe edilemeyeceği, Sultangazi Belediye Başkanlığı'nca işletilen alanın, boğulma olayının yandığı alanı kapsamadığı ifade edilmekle birlikte, keşif sırasında boğulma olayının yaşandığı alana giden yolların koşu parkuru olarak düzenlendiği bu nedenle alanın mesire alanının içerisinde yer aldığının tespit edildiği, bu değerlendirme sonucunda Sultangazi Belediye Başkanlığı sorumluluğunda bulunan mesire alanına gelen müşterilerin mal ve canlarının güven içinde olmalarını, tehlikelerden korunmalarını sağlamak için gerekli önlemleri yeterli şekilde almaması, güven duygusunu boşa çıkarması, hukuka ve Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde yerini bulan dürüstlük kuralına aykırı hareket edilmesinin sonucu olarak % 30 oranında kusurlu olduğu, bununla beraber 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 9. maddesinde; "C) Vali, kanun, tüzük, yönetmelik ve hükümet kararlarının neşir ve ilanını ve uygulanmasını sağlamak ve Bakanlıkların talimat ve emirlerini yürütmekle ödevlidir. Bu işlerin gerçekleştirilmesi için gereken bütün tedbirleri almaya yetkilidir. g) Kanun, tüzük, yönetmelik ve hükümet kararlarının verdiği yetkiyi kullanmak ve bunların yüklediği Ödevleri yerine getirmek için valiler genel emirler çıkarabilir ve bunları ilân ederler." hükmü ile 11. maddesinde; "c) Il sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa mütaallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi valinin ödev ve görevlerindendir. Bunları sağlamak için vali gereken karar ve tedbirleri alır. Bu hususta alınan ve ilan olunan karar ve tedbirlere uymayanlar hakkında 66 ncı madde hükmü uygulanır." hükmü kapsamında, İstanbul Valiliği'nin ilgili kazanın vuku bulması öncesi ve sırasında gerekli özeni göstermemesi nedeniyle %10 oranında kusurluğu olduğu, müteveffa ...'ın 18 yaşının altında bir çocuk olması hususu gözönünde bulundurulduğunda ise Türk Medeni Kanunu'nun 185. maddesi tanımlandığı şekli ile ebeveynlik görevlerinin eksik yerine getirilmesi nedeniyle ebeveynler ... ve ...'ın %60 oranında kusurlu olduğu" şeklinde görüş ve kanaatin bildirildiği, netice olarak İSKİ Genel Müdürlüğü ve DSİ Genel Müdürlüğüne kusur izafe edilemeyeceği, davalı Sultangazi Belediye Başkanlığının %30 oranında kusurlu olduğu, dava dışı İstanbul Valiliğinin %10 oranında kusurlu olduğu ve müteveffa ...'ın ebeveynlerinin %60 oranında kusurlu olduklarının bilirkişilerce tespit edilmesine yönelik yapılan itirazlar, boğulma olayının kıyıdan suya girilmesi sonucunda meydana geldiğinin sabit olması, olayın yaşandığı alana giden yolların koşu parkuru olarak düzenlenmesi nedeniyle mesire alanının içinde yer alması ve Sultangazi Belediye Başkanlığınca alınması gereken önlemlerin yetersizliği, ayrıca boğulma olayının gerçekleştiği alan yönünden gerekli önlemlerin alınıp alınmadığının sorulmasına ilişkin Mahkemenin 13/04/2021 tarihli ara kararına cevaben davalı İstanbul Valiliği'nce boğulma olayının gerçekleştiği alan yönünden önlem alındığına ilişkin bir bilgi ve belge sunulamaması, bunlarla birlikte İstanbul ili'nde meydana gelen suda boğulma vakalarının önlenmesini teminen 5442 sayılı Kanun'un 9. ve 11 maddelerinin verdiği yetki kapsamında hazırlanan İstanbul Valiliği'nin 11/06/2020 tarih ve 2020/1 sayılı Genelgesi dikkate alınarak yerinde görülmeyerek, raporda yer verilen tespitler Mahkeme tarafından hükme esas alınabilecek nitelik ve yeterlilikte değerlendirildiği görülmektedir.
Bu durumda, 01/05/2006 doğumlu ...'ın 22/07/2018 günü yüzmek için girdiği, İstanbul ilinde bulunan Alibeyköy Barajı'na ait gölette boğularak ölmesi ile sonuçlanan olayda, ...İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:...sayılı ara kararıyla ile olay mahallinde yapılan keşif üzerine hazırlanan bilirkişi raporunda sadece boğulma olayının kıyıdan suya girilmesi sonucunda sabit olduğu, İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresine ait bir tesis tespit edilemediğinden özen ve yükümlülüğünde sorumluluklarının olmadığı, olayın yaşandığı yere giden yolların koşu parkuru olarak düzenlendiği bu nedenle ilgili yerin Mesire alanının içinde olduğundan Sultangazi Belediye Başkanlığının sorumluluğunun olduğu, ayrıca dava dışı İstanbul Valiliğinin de genel anlamda ilgili kazanın vuku bulması öncesi ve sırasında gerekli özeni göstermediği, devletin öncelikli olarak vatandaşını koruma görevi bulunduğu belirtilerek İstanbul Valiliğinin de sorumluluğu olduğu belirtilmiş ise de; ortak kusurunun tespitine yönelik bilirkişi raporu ile dosyada yer alan bütün bilgi / belgeler incelendiğinde;
Öncelikle, yaşanan olayın Alibeyköy Barajı göletinde meydana geldiği anılan barajın İstanbul ilinde içme, kullanma ve endüstri suyu temini barajı olarak nitelendirildiği ve kullanıldığı, dosya yer alan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ile İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü arasında 01/07/1993 ve 20/12/1990 tarihlerinde yapılan İstanbul şehrine içme, kullanma ve endüstri suyu temini ve Büyükçekmece, Alibeyköy ile Ömerli barajlarının işletilmesi ile hakkındaki protokollerle uygulama ve denetim yetkisinin İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğüne verildiği, nitekim bilirkişi raporunda ve dosyada bulunan fotoğraflardan da olayın meydana geldiği Alibeyköy baraj göletine girmenin tehlikeli olduğunu belirtir İSKİ'ye ait uyarı levhalarının bulunduğu bu doğrultuda İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğünün meydana gelen olayda sorumluluğunun bulunduğu anlaşılmakla birlikte, davalı idarelerden Sultangazi Belediye Başkanlığının hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı incelendiğinde meydana gelen olayın yaşandığı alanın Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve İstanbul İl Çevre ve Orman Müdürlüğü (Döner Sermaye İşletme Müdürlüğü) ile davalı Sultangazi Belediye Başkanlığının işletmeci sıfatıyla 15/03/2010 tarihli ''Kullanım Alanı İşletmeciliği Ek Sözleşmesi'' ile Hacı Bektaş-i Veli B Tipi Mesire Alanı olarak işletme hakkının Sultangazi Belediye Başkanlığına verildiği, anılan sözleşmede denetim ve gözetim yükümlülüğünün işletmeci konumunda bulunan belediyeye yüklendiği, meydana gelen olayın da suya girilen bölgenin bu belirtilen mesire alanı içerisinde vuku bulması nedeniyle de Sultangazi Belediye Başkanlığının da sorumluluğunun bulunduğu sonucuna varılmaktadır.
Diğer yandan incelenen bilirkişi raporunda 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 9. ve 11. maddeleri uyarınca İstanbul Valiliğine %10 oranında kusur izafe edilmiş ise de, yukarıda yapılan tüm değerlendirmeler doğrultusunda anılan kanun maddelerinin Valiliğin mülki idare amir konumundan kaynaklı olarak genel bir kolluk yetkisi ve sorumluluğun yüklendiği, meydana gelen olayın bulunduğu alanda İstanbul Valiliğine ait herhangi bir tesis veya işletmenin bulunmadığı, bu durumda anılan yerin gerek işletme olarak Sultangazi Belediye Başkanlığına verilmiş olması gerekse de Alibeyköy barajının içme ve kullanma suyu barajı olarak bakımı, kullanımı ve gözetiminin İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğüne devredilmiş olması nedeniyle bizatihi somut olarak işletme, kullanma, denetim, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan idarelerin sorumluluğu yerine doğrudan genel soyut bir kolluk yetkisiyle İstanbul Valiliğinin sorumluluğu bulunduğundan bahsedilmesinin de hukuka uygun olmadığı netice olarak yaşanan olayda İstanbul Valiliğinin sorumluluğunun bulunmadığı, aksi düşünce halinde il genelinde meydana gelen her olayda asıl sorumluluğu bulunan idareler yerine Valiliğin sorumluluğunun bulunduğu sonucuna ulaşılarak orantısız ve ölçüsüz bir sonucun ortaya çıkacağı anlaşıldığından, Mahkeme tarafından meydana gelen olayın bulunduğu yerde yapılan keşif incelemesi sonucu hazırlanan bilirkişi raporunun açık ve net olarak oransal bir şekilde müteveffanın koruma ve gözetiminden sorumluluğu bulunan ebeveynleri ve davalı idare açısından sorumluluklarının kapsamı, kusurları ve oranlarının belirlenmesine yönelik idarelerin sorumlulukları açısından eksik ve hatalı tespitler içerdiği değerlendirmelerin bir bütün halinde hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Buna göre, Mahkemece İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü de hasım mevkiine alınarak, yeninden ek bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle idarelerin dava konusu olayın meydana gelmesindeki kusur oranlarının ayrı ayrı belirlenmesi gerekmektedir.
Bununla birlikte, olay tarihinde 12 yaşında olan çocukları üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirmekte ihmali olduğu anlaşılan davacı anne ve babanın da olayın meydana gelmesinde müterafik kusurlu oldukları açıktır.
Bu durumda, Mahkemece İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü hasım mevkiine alınmak suretiyle, davalı Sultangazi Belediye Başkanlığı ve sorumluluğu bulunan İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğünün kusur oranları tespit edilerek ve müteveffa ...'ın ebeveynlerinin müterafik kusur oranı dikkate alınarak, yaşanan olayın meydana gelmesindeki sorumluluk sebeplerinin tamamının yukarıda belirtilen idareler ve ebeveynler açısından değerlendirildiği dengeli ve hakkaniyete uygun kusur oranlarının belirlendiği ek bilirkişi raporu alınarak yeniden karar verilmesi gerektiğinden temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan davalı idarelerin temyiz isteminin kabulüne,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi...İdari Dava Dairesinin ...gün ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın yukarıda belirtilen Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine,
4. Kesin olarak 15/05/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY :
(X)- Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 1. maddesinde; "İstanbul Büyükşehir Belediyesinin su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gereken her türlü tesisi kurmak, kurulu olanları devralmak ve bir elden işletilmek üzere İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü'nün kurulduğu" belirtilmiş, aynı Kanun'un 2. maddesinin (a) bendinde; "İçme, kullanma ve endüstri suyu ihtiyaçlarının her türlü yer altı ve yer üstü kaynaklarından sağlanması ve ihtiyaç sahiplerine dağıtılması için kaynaklardan abonelere ulaşıncaya kadar her türlü tesisin etüt ve projesini yapmak veya yaptırmak; bu projelere göre tesisleri kurmak ya da kurdurmak; kurulu olanları devralıp işletmek ve bunların bakım ve onarımını yapmak, yaptırmak ve gerekli yenilemelere girişmek" ve (d) bendinde; "Su ve kanalizasyon hizmetleri konusunda hizmet alanı içindeki belediyelere verilen görevleri yürütmek ve bu konulardaki yetkileri kullanmak" İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresinin görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.
5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nun 7/r maddesinde; "Su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek, bunun için gerekli baraj ve diğer tesisleri kurmak, kurdurmak ve işletmek; derelerin ıslahını yapmak, kaynak suyu veya arıtma sonunda üretilen suları pazarlamak." büyükşehir belediyesinin görev, yetki ve sorumlulukları arasında sayılmıştır.
Öte yandan, 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 15/e maddesinde; müktesep haklar saklı kalmak üzere; içme, kullanma ve endüstri suyu sağlamak; atık su ve yağmur suyunun uzaklaştırılmasını sağlamak; bunlar için gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek ve işlettirmenin; kaynak sularını işletmek veya işlettirmenin, belediyenin yetkileri ve imtiyazları arasında olduğu belirtilmiştir.
Uyuşmazlık konusu olayda, yaşanan olayın Alibeyköy Barajı göletinde meydana geldiği anılan barajın İstanbul ilinde içme suyu barajı olarak nitelendirildiği ve kullanıldığı, dosya yer alan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü arasında 01/07/1993 ve 20/12/1990 tarihlerinde yapılan İstanbul şehrine içme, kullanma ve endüstri suyu temini ve Büyükçekmece, Alibeyköy ile Ömerli barajlarının işletilmesi ile hakkındaki protokollerle uygulama ve denetim yetkisinin İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğüne verildiği, nitekim bilirkişi raporunda ve dosyada bulunan fotoğraflardan da olayın meydana geldiği Alibeyköy baraj göletine girmenin tehlikeli olduğunu belirtir İSKİ'ye ait uyarı levhalarının bulunduğu bu doğrultuda İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğününde meydana gelen olayda sorumluluğunun bulunduğu anlaşılmakla birlikte, bunun yanında 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nun 7/r maddesinde; "Su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek, bunun için gerekli baraj ve diğer tesisleri kurmak, kurdurmak ve işletmek; derelerin ıslahını yapmak, kaynak suyu veya arıtma sonunda üretilen suları pazarlamak." büyükşehir belediyesinin görev, yetki ve sorumlulukları arasında sayılması sebebiyle meydana gelen olayda denetim ve gözetim yetkisi bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının da sorumluluğunun bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, Mahkemece İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı hasım mevkiine alınmak suretiyle, davalı Sultangazi Belediye Başkanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve sorumluluğu bulunan İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğünün kusur oranları tespit edilerek ve müteveffa ...'ın ebeveynlerinin müterafik kusur oranı dikkate alınarak, yaşanan olayın meydana gelmesindeki sorumluluk sebeplerinin tamamının yukarıda belirtilen idareler ve ebeveynler açısından değerlendirildiği dengeli ve hakkaniyete uygun kusur oranlarının belirlendiği ek bilirkişi raporu alınarak yeniden karar verilmesi gerektiği görüşü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bu gerekçeyle bozulması düşüncesiyle aksi yönde oluşan çoğunluk kararına bu gerekçeyle katılmamaktayım.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!