Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2023/1225 E. , 2025/1010 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2023/1225
Karar No:2025/1010
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Yayıncılık A.Ş.
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Kurulu
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı şirkete ait " ...” logosuyla yayın yapan televizyon kanalında 13/04/2021 tarihinde yayınlanan "..." adlı programda, 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer verilen, "... kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." şeklindeki yayın ilkesinin ihlal edildiğinden bahisle anılan Kanun’un 32. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 46.660,00-TL idari para cezası verilmesine ilişkin ... tarih ve ... sayılı Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (Üst Kurul) kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın, masumiyet karinesine aykırı olarak, meydana gelen saldırı olayının ... Partisi ile ilgili olduğu vurgusu yapılarak ...Partisi mensuplarına suç isnadında bulunulduğu, olaya ilişkin tarafsız ve objektif bir üslup kullanılmadığı, herhangi bir hukuki karar ya da somut delil olmaksızın çeşitli itham, iftira ve kesin yargılar ifade edildiği, bu durumun kamuoyunun özgürce kanaat edinmesinin engellenmesine yol açabileceği ve toplum gözünde olayın faillerinin ya da azmettiricilerinin belirtilen siyasi parti ile ilişkili olabileceğine dair bir intiba oluşmasına neden olabilecek nitelikte olduğu, ayrıca iftira niteliğinde olan ve masumiyet karinesine aykırı beyanların düzeltilmesi için program sunucusu tarafından herhangi bir girişimde bulunulmadığı, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde dava konusu yayında yer verilen ifadelerin eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı ve iftira niteliğinde olduğu anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından, saldırı olayının mevcut ... Partisi yönetimi ile ilişkilendirilmediği hususunun açık ve net olduğu, tüzel kişilere yönelik beyanların iftira suçuna vücut vermesinin mümkün olmadığı, programda eleştirildiği iddia edilen kurumun kamuoyuna mal olmuş bir kurum olduğundan eleştiri eşiğinin yüksek kabul edilmesinin gerektiği, programda yer verilen ifadelerin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğu, dava konusu idari para cezası kararının ölçüsüz olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Davacı şirkete ait ''...'' logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 13/04/2021 tarihinde yayınlanan "..." adlı programda, anılan tarihte ...eski başkanı ...'nin Almanya'ya gitmek üzereyken hava limanında uğradığı saldırıyla ilgili habere yer verildiği, söz konusu haber bağlamında canlı yayına katılan avukat A.H. tarafından kullanılan ifadelerin eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı ve iftira nitelikte olduğu, bu nedenle 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan yayın ilkesinin ihlal edildiğinden bahisle, davacı şirkete 46.660,00-TL idari para cezası verilmesine ilişkin ... tarih ve ... sayılı Üst Kurul kararı alınmış, bunun üzerine anılan Kurul kararının iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir."; "Basın hürriyeti" başlıklı 28. maddesinin üçüncü fıkrasında ise, "Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır." kurallarına yer verilmiştir.
6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un "Yayın hizmeti ilkeleri" başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında, "Medya hizmet sağlayıcılar, yayın hizmetlerini kamusal sorumluluk anlayışıyla bu fıkrada yer alan ilkelere uygun olarak sunarlar. Yayın hizmetleri; (...) ç) İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez. ..."; 32. maddesinin ikinci fıkrasında ise, "8 inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanunun diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı gözönünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir. (…) İdari para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz." kurallarına yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Anayasa'nın 90. maddesi uyarınca, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunlar arasında çatışma olması durumunda milletlerarası anlaşmaların iç hukukta doğrudan uygulanabilirliği açıkça anayasal güvence altına alınmış bulunduğundan, iç hukukta doğrudan uygulanma kabiliyeti kazanan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin konuya ilişkin düzenlemelerinin de bu kapsamda irdelenmesi gerekmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin İfade Özgürlüğüne ilişkin 10. maddesinde, "1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir. 2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngürülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir." hükmüne yer verilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) içtihatlarına göre, ülkelerin yetkili mercilerince ifade özgürlüğünün kullanımına getirilen müdahale, şu üç koşulun hepsi birden yerine geldiği takdirde meşru olacaktır. Bunlardan birincisi, müdahalenin, yani sınırlama veya yaptırımın yasalarda öngörülmüş olması; ikincisi, müdahalenin, Sözleşmenin metni yukarıda belirtilen 10. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan, çıkar veya değerlerden birini veya birkaçını korumaya yönelik olması; üçüncüsü ise, müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olması koşullarıdır.
Uyuşmazlık konusu yayının kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içermek suretiyle 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan yayın ilkesini ihlal edip etmediğinin tespiti için programda yer verilen ifadelerin değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre, ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden ve bu bağlamda ifade özgürlüğünü kullananların uyması gereken görev ve sorumluluklardan biri de, başkalarının şöhret veya haklarının korunmasıdır. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının korumasından faydalanır (AYM kararı, İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, Karar tarihi:30/06/2014, §44). Devlet, bireyin şeref ve itibarına keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (AYM kararları, Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, Karar tarihi: 16/07/2014, §41; Önder Balıkçı, B. No: 2014/6009, Karar tarihi: 15/02/2017, §44).
İdari yaptırımı konu alan dava konusu Üst Kurul kararıyla, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin bulunduğu açık olduğundan, söz konusu müdahalenin, Anayasa'da güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlaline sebep olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Müdahalenin, Anayasa’nın 13. maddesi açısından "kanunla öngörülmüş" olduğu ve Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde başkalarının şöhret veya haklarının korunması yönünde "meşru bir amaç" taşıdığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, ihlalin tespiti için söz konusu müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü” olup olmadığı değerlendirilmelidir.
AİHM'e göre, siyasi tartışma özgürlüğü, "tüm demokratik sistemlerin temel ilkesi"dir (AİHM kararı, Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, Karar tarihi: 08/07/1986, §41-42). Mahkemeye göre, hükumetler yalnızca yasama organı ve yargı organlarınca denetlenmemelidirler, hükumetlerin aynı zamanda halk ve kitlesel medya tarafından da denetlenmeleri gerekmektedir (AİHM kararı, Şener/Türkiye, B. No: 26680/95, Karar tarihi: 18/07/2000, §40).
İfade özgürlüğü, büyük ölçüde eleştiri özgürlüğünün güvence altına alınmasını hedeflemektedir ve düşüncelerin açıklanması ve yayılması sırasında kullanılan ifadelerin sert olması doğal karşılanmalıdır. Öte yandan, siyasi tartışma özgürlüğünün “tüm demokratik sistemlerin temel ilkesi” olduğu göz önüne alındığında diğer ifade türlerine nazaran, başvuru konusu konuşmalardaki gibi politikaları ve siyasileri eleştiren, politikaları veya siyasi açıklamaları muhalif bir tarzda ele alan siyasi ifade özgürlüğüne ayrıca önem vermek gerekmektedir (AYM kararı, Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, Karar tarihi: 07/07/2015, §64).
Kişinin üstlendiği görevin, toplumdaki önemine göre yapılan eleştirilerin sayısı çoğalacağı gibi gerektiğinde içeriği de çok sert olabilir. Çünkü basın, kamu adına, eleştiri yapmaktadır. Demokrasilerde eleştirilmeyecek kurum, kuruluş, fikir ve düşünce yoktur. Siyasal yaşamda görev yapmak, bu görevin gerektirdiği sorumluluk ve sonuçları kabul etmek demektir. Siyasi kişileri, yöneticileri, genel müdürleri eleştirmek ve onlarla ilgili sürekli haber yapmak basın için bir hak değil, ayrıca bir görevdir. Özellikle siyasal yaşamda görev alan kişilerin, basının her yönüyle kendisi ile ilgileneceğini, eleştireceğini, uyaracağını ve hatta bazen çok sert eleştirilere muhatap olacağını önceden bilmesi ve hesaba katması gerekir. Siyasal figürlerin davranışları, yasalara uygun olsa ve yasalara aykırı hiçbir eylem içermese dahi, basın tarafından değer yargılarına ters düşen davranışlarının sorgulanacağını bilmesi ve bilebilecek durumda olması gerekir (Kişilik Hakları-Medya Etik Yargı Kararları, Fikret İlkiz ve Barış Günaydın, Küresel İletişim Dergisi, Sayı: 2, Güz-2006).
"Sonuç olarak kabul etmek gerekir ki, hükümet üyelerimiz ve diğer politikacılarımız, üst düzey bürokratlarımız görevleriyle ilgili olarak görsel ve/veya yazılı basında yapılan eleştirileri, yer alan karikatürleri, sade vatandaşlara göre, çok daha geniş bir "hoşgörüyle" karşılamalıdırlar. Politik alandaki bir ölçüde sert ve kırıcı tartışmalar, eleştiriler, demokratik rejimlerde "kamu yararı" kapsamı içinde değerlendirilmesi gereken olgulardır." (Türk Borçlar Hukuku, Prof. Dr. Safa Reisoğlu, s. 254)
Yargı kararlarında ve doktrindeki yukarıda alıntı yapılan görüşler itibarıyla, devlet adamı, politikacı, yazar, sanatkar gibi topluma mal olmuş veya kamuoyunda tanınmış kişilere yönelik eleştiri sınırının, normal bireylerden daha geniş olduğu konusunda bir duraksama bulunmamaktadır.
Dosyanın incelenmesinden, davacı şirkete ait televizyon kanalında 13/04/2021 tarihlerinde yayınlanan "..." adlı programda ... eski başkanı ...'nin Almanya'ya gitmek üzereyken hava limanında uğradığı saldırıyla ilgili habere yer verildiği, söz konusu habere ilişkin olarak avukat A.H.'nin canlı yayına katıldığı ve sunucunun sorularına istinaden konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunduğu, sunucu tarafından ...'nin ... Partisi'ni eleştiren paylaşımlar yapması ile adı geçene saldırılanlar arasında bağlantı olup olmadığının sorulması üzerine A.H. tarafından öncelikle bu konuda birşey söylemesinin doğru olmayacağının ifade edildiği, ardından saldırı olayıyla ilgili yapılacak araştırma sonucunda olayın açıklığa kavuşturulacağı, ...'nin genel olarak ... Partisi'nin 2017 referandumu sonrasındaki politikalarını eleştirdiği, saldırıda verilen mesajın ... Partisi Genel Başkanı ...'nin sonrasındaki ...yönetiminin planlanması olduğu, buna bağlı olarak benzer saldırıların olabileceği, kendisine de benzer bir saldırının yapıldığı, ... ve onun etrafındakilerin potansiyeli nedeniyle mevcut bir "yapı" tarafından tasfiye edilmeye çalışıldığı yönünde beyan ve değerlendirmelerde bulunulduğu, söz konusu yayında geçen ifadelerin 6112 sayılı Kanun gereğince incelenmesi talebiyle ... Partisi Genel Başkan Yardımcısı ... tarafından 18/04/2021 tarihinde başvuruda bulunulması üzerine davalı idarece yapılan inceleme neticesinde, saldırı olayının ...Partisi ile ilgili olduğu vurgusu yapılarak, ...Partisi mensuplarına suç isnadında bulunulduğu, tarafsız ve objektif bir uslup kullanılmadan çeşitli itham, iftira ve kesin yargılar ifade edildiği, bu durumun kamuoyunun özgürce kanaat edinmesinin engellenmesine yol açabileceği ve toplum gözünde olayın faillerinin ya da azmettiricilerinin ...Partisi ile ilişkili olabileceğine dair intiba oluşmasına neden olabileceği, bu bağlamda yayında kullanılan ifadelerin eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı ve iftira niteliğinde olduğundan bahisle dava konusu işlemin tesis edildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konusu program yayını bir bütün olarak ele alındığında, yayında kullanılan ifadelerin, program konuğunun kendi bakış açısı ile sarf ettiği yorum ve ağır eleştiri niteliğinde olduğu, ayrıca kamuya mal olmuş kişilere yöneltilen eleştirinin sınırının diğer kişilere göre daha fazla olduğu, bu bakımdan dava konusu işleme konu edilen yayın ile davacının basın özgürlüğüne yapılan müdahalenin, “başkalarının şöhret ve haklarının” korunması için demokratik bir toplumda gerekli bir müdahale olmadığı, konuk tarafından saldırının kim tarafından gerçekleştirildiğine yönelik olarak doğrudan bir kişi veya kurum isminin de kullanılmadığı ve "yapı" adı altında muğlak bir ifadeye yer verildiği, dolayısıyla saldırının kim tarafından gerçekleştirildiğinin açık bir biçimde ifade edilmemiş olması nedeniyle program konuğunun herhangi bir kişiye iftirasından da söz edilemeyeceği, ihlale konu yayında yer alan ifadelerin Anayasa'nın basın hürriyeti, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti kapsamında kaldığı anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, dava konusu işlemde hukuka uygunluk, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin kabulüne;
2. Davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 27/02/2025 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY :
Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan temyiz nedenleri bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ile Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği oyuyla karara katılmıyoruz.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!