Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2022/445 E. , 2025/2475 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/445
Karar No : 2025/2475
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adına asaleten ...'a
velayeten ...
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, ... tarihinde ... Hastanesinde ...'ın doğumu sırasında yaşanan gecikme nedeniyle bir süre kalbinin çalışmaması sonucunda beynin oksijensiz kalarak engelli hale gelmesinde idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık ... için 5.000,00 TL maddi, 250.000,00 TL manevi; anne ... için 250.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu ve Adli Tıp Kurumu 3. Üst Kurulu tarafından hazırlanan raporlar ile dosyada bulunan diğer tüm bilgi ve belgeler bir bütün halinde birlikte değerlendirildiğinde, davacıya uygulanan muayene, tetkik ve tedavi işlemlerinin tıp kurallarına uygun olduğu, davalı idareye atfedilebilecek bir hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar müvekkili tarafından, bilgisizlik, deneyimsizlik ve ilgisizlik nedeniyle müvekkili ...'ın on iki saat boyunca normal doğum için bekletildiği, bu sürenin sonunda bebeğin sezaryen ile alındığı ancak geç kalındığı, bebek için küçük denilerek normal doğuma zorlandığı, ancak bebeğin üç kilogramın üzerinde doğduğu, küçük olmadığı, doğar doğmaz kalbinin durduğu, beynin oksijensiz kalması sonucu bebeğin ömür boyu ağır engelli hale geldiği iddialarıyla temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY
Dava dosyasının incelenmesinden, ...’ın ... tarihinde ... Hastanesine miadında suları gelen ağrılı gebe olarak başvurduğu, ilk gebeliği olduğu, saat 12.51’de erken membran rüptürü (gebelikte erken su gelişi) tanısı ile yatırıldığı, vajinal muayenede, "kollum açıklığı: 1cm, silinme: %10, ÇKS:142 olduğu, su kesesi (-) olduğu" tespitinin yapıldığı, gebelik USG tetkiki yapıldığı, saat 13.40’da NST (bebeğin anne karnındaki sağlık durumunu tespit eden tetkik) çekildiği, reaktif (sağlıklı) olarak değerlendirildiği, saat 15.46’da tekrar NST çekildiği, saat 17.00’de yapılan vajinal muayenede, "ÇKS: 142, açıklık: 2cm, su kesesi (-), kontraksiyonu hafif olduğu", saat 19.00'da yapılan muayenede, "ÇKS: 158, açıklık: 3cm, silinme: %50 olduğu, NST çekildiği", saat 20.00'de yapılan muayenede, "dilatasyon: 7-8 cm, ÇKS: 166 olduğu", saat 21.00’de yapılan muayenede, "rahim ağzı açıklık 8-9 cm, ÇKS: 168 olduğu" tespitlerine yer verildiği, aynı gün saat 23.03’de fetal distres (bebeğin yeterince oksijenlenememesi durumu) endikasyonu ile sezaryen ameliyatına alındığı, apgarı (bebeğin iyilik halini gösteren 10 üzerinden verilen, doğumdan sonraki 1. ve 5. dakikalarda ölçülen skor ) 3/6 olan 3300 gr ağırlığında canlı bir erkek bebek doğurtulduğu, doğum asfiksisi, solunum sıkıntısı tanısı ile yenidoğan yoğun bakım ünitesine yatırıldığı, uzun süre yoğun bakımda kaldığı, akabinde davacılar tarafından doğumda ve doğum sonrası tedavi sürecinde yaşanan gecikme sonucu ...'ın engelli hale geldiğinden bahisle uğranıldığı ileri sürülen maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle 18/12/2015 tarihinde davalı idareye başvuru yapıldığı, başvurunun zımnen reddi üzerine de bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, Çukurova Dr. Aşkım Tüfekçi Devlet Hastanesinin ... tarih ve ... numaralı "Engelli Sağlık Kurulu Raporu"nda, "bilişsel gelişimde orta düzeyde gecikme+serebral palsi" tespitleri ile davacı ...'ın engel oranının %90 olarak belirlendiği, raporun geçerlilik süresinin 1 yıl olduğu görülmektedir.
Uyuşmazlıkta, davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı hususunun tespiti amacıyla Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan ... tarih ve ... karar sayılı raporda özetle; "...dosyada mevcut NST’ler Kurulunuzda değerlendirildiği, 16/11/2012 tarihinde saat 13.40 da saat 15.46 da saat 19.00 çekilen NSTlerde fetal distresi gösteren tekrarlayan geç deselerasyonların olmadığı, üzerinde saat yazı okunmayan NST de deselerasyon ve kontraksiyonların olduğu, tespit edildiği, ...mevcut tıbbi belgelere göre: normal doğum kararının doğru olduğu, travayda doğum eylemi sırasında saat 19.00 kadar çekilen NST’lerde bebeğin intrauterin sıkıntıda olduğunu gösteren bulguların olmadığı, saat 23.03 de fetal distres endikasyonu ile sezaryen kararının doğru olduğu, genel uygulamalarda HİE (Hipoksik İskemik Ensefalopati) prenatal (doğum öncesi) natal (doğum sırasında) post natal (doğum sonrası) olarak incelendiği, her ne kadar çekilen NST'lerde bebeğin hipokside olduğunu gösteren bulgular yok ise de, NST'de meydana gelen bozulmaların bebekte gelişmiş olan asfiksinin en geç döneminde ortaya çıkan bulgular olduğu, fakat daha erken dönemde bebekte mevcut asfiksiyi tespit edebilecek herhangi bir klinik, laboratuar veya teknolojik yöntemin mevcut olmadığı, serebral palsi hastalığının nedeni tam olarak bilinemediği cihetle idareye ve ilgili hekimlere tıbben kusur izafe edilemeyeceği oy birliği ile mütalaa olunur." yönünde görüş belirtilmiştir.
Davacı tarafından rapora yapılan itirazlar sonucunda İdare Mahkemesinin 26/09/2017 tarihli kararıyla davacının hastaneye başvurduğu andan itibaren bebeğin doğum aşamasına kadar normal doğum olması beklentisine göre gerçekleştirilen tetkikler ile uygulanan tıbbi müdahalede ve davacının hastaneye başvurmasından itibaren 12 saat sonra sezaryen ile doğum kararı verilmesinin ve ardından bebekte oluşan rahatsızlığın anılan 12 saatlik süreçte tespitinin tıbben mümkün olup olmadığı ve o zamana kadar geçen sürede uygulanan tıbbi müdahalelerde gecikme, hastanede sunulan sağlık hizmetinin kusurlu olup olmadığı hususlarıyla ilgili yeterli tespit yer almadığı belirtilerek anılan bu hususların tespitinin Adli Tıp Genel Kurumundan istenilmesine üzerine Adli Tıp Kurumu 3. Üst Kurulu tarafından hazırlanan ... tarih ve ... sayılı raporda ise özetle: "... mevcut tıbbi belgelere göre; normal doğum kararının doğru olduğu, travayda doğum eylemi sırasında saat 19’a kadar çekilen NST’lerde bebeğin intrauterin sıkıntıda olduğunu gösteren bulguların olmadığı, saat 23.03’de fetal distres endikasyonu ile sezaryen kararının doğru olduğu, genel uygulamalarda HİE(Hipoksik İskemik Ensefalopati) prenatal(doğum öncesi), natal(doğum sırasında) ve postnatal(doğum sonrası) olarak incelendiği, her ne kadar çekilen NST'lerde bebeğin hipokside olduğunu gösteren bulgular yok ise de NST'de meydana gelen bozulmaların bebekte gelişmiş olan asfiksinin en geç döneminde ortaya çıkan bulgular olduğu, fakat daha erken dönemde bebekte mevcut asfiksiyi tespit edebilecek herhangi bir klinik, laboratuar veya teknolojik yöntemin mevcut olmadığı, serebral palsi(CP) etyolojik olarak multifaktöryel ve çok sebepli bir bozukluk olup (doğumsal, genetik, enflamatuar, enfeksiyöz, anoksik, travmatik ve metabolik) gelişmekte olan beyin dokusunun hasar görmesi doğum öncesi, doğum sırası yada sonrasında oluşabildiği, bebeklerin %75-80 gibi büyük bir bölümünde sebep prenatal(doğum öncesi) olup, bariz doğum travması veya asfiksi kaynaklı vakaların %10’dan daha az olduğunun bilindiği, serebra palsi(CP) bir klinik tanı olup ağır vakalar dışında 6 aydan küçük bebeklerde tanı konulmasının mümkün olmadığı, sorulduğu üzere 12 saatlik takip sürecinde tespitinin tıbben mümkün olmadığı, idareye ve ilgili hekimlere tıbben kusur izafe edilemeyeceği oy birliğiyle mütalaa olunur." yönünde görüş belirtilmiştir.
İdare Mahkemesince anılan raporlar hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmiş, temyize konu karar ile de davacıların istinaf başvurusu reddedilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
A) Temyiz İstemine Konu Kararın Davacı ...'ın Maddi Tazminat İsteminin Reddine Yönelik Kısmının İncelenmesi:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın anılan kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Temyiz İstemine Konu Kararın Davacıların Manevi Tazminat İsteminin Reddine Yönelik Kısmının İncelenmesi:
Yukarıda yer verilen Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. Adli Tıp İhtisas Kurulu ve Adli Tıp Kurumu 3. Üst Kurulu raporlarında da belirtildiği üzere, yapılan tıbbi müdahalelerde idarenin hizmet kusuru ortaya konulamadığından maddi tazminata hükmetme koşulları oluşmamıştır.
Bununla birlikte, idarenin, sunduğu sağlık hizmetinden sorumluluğu noktasında, maddi tazminat talepleri için doğrudan tıbbi uygulama neticesinde meydana gelen zarar ile idarenin eylemi arasında doğrudan illiyet bağının varlığı gerekli ise de, manevi tazmin noktasında ise böyle bir gereklilik yoktur. Manevi tazminata hükmedilebilmesi için sunulan sağlık hizmetindeki bir takım eksiklikler yeterli olacaktır.
Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan ... tarih ve ... karar sayılı raporda, ... tarihinde saat 13.40'da, saat 15.46'da ve saat 19.00'da çekilen NST tetkiklerinde fetal distresi (bebekteki sıkıntı hali) gösteren tekrarlayan geç deselerasyonların (bebek kalp atımında düşmeler) olmadığı belirtilmesine karşın, üzerindeki saat ve yazı okunmayan NST tetkikinde deselerasyon ve kontraksiyonların (kasılma) olduğunun belirtildiği, bunun yanında "Partograf İzlemi" formunda da 21.30'a kadar bebek kalp atımlarının kayıt altına alındığı, 21.30 ile sezaryen ameliyatı saati olan 23.03 arasında geçen sürenin kayıt altına alınmadığı, bu halde bebekteki sıkıntı halinin ortaya çıktığı NST tetkikinin saati ve yazısının okunamaması ve belirtilen formda 21.30'dan sonraki kaydın tutulmaması sebebiyle bebekteki sıkıntı halinin ne zaman ortaya çıktığı ve buna yönelik zamanında müdahale edilip edilmediği hususunda davacıların ömür boyu şüphe duyacakları açık olup, anılan kayıt eksikliklerinin davacılarda, hastanede yapılan tetkik ve tedavinin gerektiği gibi yürütülmediği konusunda şüphe, endişe ve üzüntüye yol açması sonucu oluşan manevi zararın karşılanmasına yönelik makul bir tutarın ödenmesine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla davanın reddine dair İdare Mahkemesi kararına karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine yönelik temyize konu kararın anılan kısmında hukuki isabet görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz isteminin kısmen KABULÜNE, kısmen REDDİNE,
2. Temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının maddi tazminata yönelik kısmının ONANMASINA, manevi tazminata yönelik kısmının BOZULMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 08/05/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!