Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/847 E. , 2025/1123 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/847
Karar No : 2025/1123
DAVACI : ...
DAVALI : ... Başkanlığı / ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVANIN_KONUSU : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 22/02/2013 tarihli ve 2013/11 sayılı, "Sigortalılık İşlemleri" konulu Genelgesinin, 01/09/2016 tarihli ve 2016/20 sayılı Genelge ile değişik 4.2 maddesinde, 506 sayılı Kanun uyarınca isteğe bağlı sigortalı olmak için başvuruda bulunanlara hak tanınmamasına ilişkin eksik düzenlemenin iptali istenilmektedir.
DAVACININ_İDDİALARI : Davacı tarafından, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının 2016/20 sayılı Genelgesinin 4.2 maddesinde düzenlenen "01/10/2008 tarihinden önce isteğe bağlı sigortalı olan ve prim ödemesi olmaması nedeniyle tescil tarihi itibariyle sigortalılığı sonlandırılan ve (4/b) kapsamında çalışması bulunanların sigortalılığının başlatılması"na ilişkin hükümden yaralanmak amacıyla 26/08/2020 tarihinde Edremit Sosyal Güvenlik Merkezine başvuruda bulunduğu; başvurusunun, "506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa tabi isteğe bağlı sigortaya ait başvuru formu ile sigorta başlangıcı talep edildiği; ancak başvuru ekinde 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu kapsamında isteğe bağlı sigorta talep formu olmadığı için yapılacak işlem bulunmadığı" gerekçesiyle ... tarih ve E... sayılı işlemle reddedildiği; 01/10/2008 tarihinden önce Bağ-Kur isteğe bağlı sigorta kaydı olanlara verilen hakkın aynı tarihten önce SSK isteğe bağlı sigorta kaydı olanlara tanınmamasının Anayasal eşitlik ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : Usul yönünden, davanın süresinde açılıp açılmadığının re'sen araştırılarak süresinde açılmadığının tespiti halinde reddinin gerektiği, esas yönünden ise; 5510 sayılı Kanun öncesinde farklı sigortalılık statülerine ilişkin çıkarılan yasaların kaldırılarak tek bir yasal düzenlemede birleştirildiği, 1479 sayılı Kanun'un esnaf ve sanatkarlar ile diğer bağımsız çalışanlara ilişkin olduğu, bu Kanun kapsamındaki sigortalılık statüsünün kazandırılmasının, ilgili kişilerin kendilerini kayıt ve tescil ettirmeleri ile mümkün olduğu için sigorta sistemine kayıt ve tescillerinin teşviki amacı ile dönem dönem geriye dönük bildirimlerin belirli şartlar dahilinde sağlanmasına yönelik düzenlemeler yapıldığı, iptali talep edilen Genelgenin, 5510 sayılı Kanun'un yürürlüğü olan 01/10/2008 tarihi öncesinde isteğe bağlı Bağ-Kur sigortalısı olmak için müracaat edenlerin prim ödemeleri bulunmaması nedeniyle müracaat tarihi itibariyle sigortalılığı durdurulanların 01/10/2008 tarihinden sonra 5510 sayılı Kanun'un 4/b (Bağ-Kur sigortalısı) maddesi kapsamında çalışmasının tespit edilmesi halinde isteğe bağlı sigortalılığın sona erdiği tarihten sonra çalışmasının bulunduğu tarih itibariyle 1479 sayılı Kanun'un mülga 24. maddesi kapsamında zorunlu sigortalı olarak hizmet verilmesi gerektiğini düzenlediği, davacının 01/10/2008 tarihi öncesinde isteğe bağlı Bağ-Kur sigortalılığına dair başvurusu bulunmadığı için zorunlu Bağ-Kur sigortalısı hizmetinin verilmemesinin eşitlik ilkesine aykırı olmadığı, 506 sayılı Kanun ile 1479 sayılı Kanunların farklı sigortalılık statülerini düzenlediği, bu nedenle farklı sigortalılık statülerine ilişkin olarak farklı düzenlemeler öngörülmesinin düzenlemeyi Anayasal eşitlik ilkesine aykırı hale getirmeyeceği, dava konusu 2016/20 sayılı Genelgenin 4.2 maddesinde düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : ...
DÜŞÜNCESİ : Dava, davacının 26/08/2020 tarihinde başvurusunun reddine ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Balıkesir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Edremit Sosyal Güvenlik Merkezinin ... gün ve E... sayılı işlemine dayanak alınan, 01/09/2016 gün ve 642 sayılı "2013/11 sayılı Genelgede Değişiklik" konulu Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Sigorta Primleri Genel Müdürlüğünün 2016/20 sayılı Genelgesinin 4'üncü maddesinin 2'nci bendinin iptali istemiyle açılmıştır.
Davacının Anayasaya aykırılık iddiası ile davalı idarenin süre itirazı yerinde görülmemiştir.
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Sigorta Primleri Genel Müdürlüğünün 22/02/2013 gün ve 32995964/230 sayılı "Sigortalılık işlemleri" konulu Genelgesiyle, Kurum tarafından çıkarılan ve halen uygulanan genelgelerin, yürürlükte bulunan güncel mevzuata göre yeniden gözden geçirilmesi, güncelleştirilmesi, tekleştirilmesi ihtiyacının ortaya çıkması nedeniyle gerçekleştirilen Komisyon çalışmaları kapsamında sigortalılık işlemleri çerçevesinde çıkarılan genelge, genel yazı, talimat ve e-sigortalı mesajlarına dair çalışmalar sonucu, sigortalılık iş ve işlemlerine ilişkin süreçler belirlenmiş olup; bu kapsamda, 5510 sayılı Kanunun 4'üncü maddesinin 1'inci fıkrası ile ilk defa 2008 yılı Ekim ayı başı itibariyle sigortalı olarak çalışmaya başlayanlar için sigortalılık statüleri, hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar için (a) bendi, hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlar (b) bendi, kamu idarelerinde (a) ve (b) bentleri dışında çalıştırılanlar ise (c) bendinde sayılmış, Kanunun geçici 1'inci maddesi ile de 2008 yılı Ekim ayı başından önce 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olan sigortalılar Kanunun 4'üncü maddesinin 1'inci fıkrasının (a) bendi, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ve 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olan sigortalılar 4'üncü maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendi, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa tabi olan iştirakçiler ise 4'üncü maddesinin 1'inci fıkrasının (c) bendi kapsamında kabul edilmiş, dava konusu edilen 2016/20 sayılı Genelge ile de sigorta primlerinin hesabı, gün sayısı ve ödenmesi ile ilgili usul ve esaslar açıklanmıştır.
İdare hukukunda normlar hiyerarşisinde Yönetmeliklerden sonra gelen düzenleyici işlemlerden olan Genelgeler, bir Yönetmeliğe dayalı olarak ve yönetmelik hükümlerine açıklık getirmek amacıyla çıkarılırlar.
Dava konusu edilen Genelge hükümlerinin incelenmesinden; gerek 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu; gerek 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu; gerekse diğer ilgili kanunlarda sigortalıların kuruma kayıt ve tescil edilmesi olanağının geleceğe yönelik olarak düzenlendiği, ilgili kanun maddelerinde prim ödemesi olmadığı için tescil tarihi itibarıyla sigortalılığı sona ermiş olsa bile, 1479 sayılı Kanun kapsamında kayıt ve tescilleri bulunanların hak kaybına uğramamasına yönelik düzenleme yapıldığı anlaşılmakta olup; söz konusu Genelgenin davaya konu kısmı ile 01/10/2018 tarihinden önce isteğe bağlı sigortası olanların prim ödenmememesi nedeniyle sona erdirilen sigortalılıklarının başlatıldığı, bu konudaki usul ve esasların ilgililere duyurulması amacıyla çıkarıldığı kuralların belirlendiği sonucuna varılmıştır.
Belirtilen bu duruma göre; 2016/20 sayılı Genelgesinin 4'üncü maddesinin 2'nci bendinde hukuka ve üst norm olan Kanun hükümlerine aykırı bir husus bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi yönünde karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
21/05/1992 tarihinde 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamında zorunlu sigortalılığı başlayan davacı, 17/11/1994-28/08/2007 tarihleri arasında şirket ortağı olarak kendi nam ve hesabına faaliyet göstermiş ise de bu konuda Kuruma (mülga Bağ-Kur'a) herhangi bir bildirimde bulunmaması nedeniyle 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu kapsamında kayıt ve tescili yapılamamış, mülga Sosyal Sigortalar Kurumuna 506 sayılı Kanun kapsamında isteğe bağlı sigortalı olmak için yapmış olduğu 03/04/1995 tarihli başvurusu, 01/05/1995 tarihi itibarıyla kabul edilmiş, ancak herhangi bir prim ödemesi gerçekleştirmemiş, bilahare Gelir İdaresi Başkanlığınca davalı Kuruma intikal ettirilen bilgi ve belgelerin incelenmesi üzerine 17/09/2012-20/05/2013 tarihleri arasındaki vergi kaydına istinaden re'sen 1479 sayılı Kanun kapsamında kayıt ve tescili yapılmıştır.
Davacı, 26/08/2020 tarihinde Edremit Sosyal Güvenlik Merkezine başvurarak, 03/04/1995 tarihli 506 sayılı Kanun kapsamındaki isteğe bağlı sigortalılık talebi esas alınmak suretiyle dava konusu Genelge kuralından yararlandırılarak 17/11/1994-28/08/2007 tarihleri arasındaki şirket ortaklığı bakımından 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık süresi ve hizmeti kazandırılmasını talep etmiş; başvurusu, dava konusu Genelgenin ilk paragrafına atıf yapılmak ve 1995 tarihli başvurusunun 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu değil, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu uyarınca isteğe bağlı sigortalılığa ilişkin bulunması nedeniyle reddedilmiştir.
Bunun üzerine davacı tarafından, dava konusu Genelge kuralının, 506 sayılı Kanun uyarınca isteğe bağlı sigortalı olmak için başvuruda bulunanlara hak tanımaması nedeniyle eksik düzenleme içerdiğinden bahisle iptali için 18/09/2020 tarihinde bakılan dava açılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE :
USUL YÖNÜNDEN:
Davalı idare tarafından, davanın süresinde açılmadığı ileri sürülmüştür.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dava açma süresi:" başlıklı 7. maddesinde, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu; bu sürelerin yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı; ilanı gereken düzenleyici işlemlerde ise dava süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı; ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabileceği hükme bağlanmıştır.
Aktarılan hükme göre, bir düzenleyici işleme karşı ilan tarihinden itibaren altmış gün içinde dava açılabileceği gibi söz konusu düzenleyici işleme dayanılarak tesis edilen bir uygulama işleminin varlığı hâlinde, bu işlemin tebliğinden itibaren altmış gün içinde birel veya düzenleyici işleme yahut her ikisine birden dava açılabileceği açıktır.
Uyuşmazlık konusu olayda, davacının dava konusu düzenlemeden yararlanmak istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin uygulama işleminin 03/09/2020 tarihinde davacı tarafından tebliğ alınarak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesi uyarınca 60 gün içinde, 18/09/2020 tarihinde bakılan davanın açıldığı anlaşıldığından, davalı idarenin süre itirazı yerinde görülmemiştir.
ESAS YÖNÜNDEN:
İlgili Mevzuat:
1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu'nun;
"Kuruluş" başlıklı 1. maddesinde,
"Bu kanunda yazılı sosyal güvenlik hükümlerini uygulamak ve Çalışma Bakanlığına bağlı olmak üzere, Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu kurulmuştur.
Kurum, kısaca; «Bağ-Kur» diye anılır." hükmüne;
"Kanunun amacı ve kapsamı" başlıklı 24. maddesinde,
"Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına çalışan esnaf ve sanatkarlar ile diğer bağımsız çalışanlar hakkında malullük, yaşlılık ve ölüm hallerinde bu kanunda yazılı şartlarla sosyal sigorta yardımları sağlanır.
Kanunun uygulanması bakımından kendi adına ve hesabına çalışanlar olarak nitelendirilen bağımsız çalışanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yazılı olan gerçek kişiler ve tüzel kişilerden kollektif şirketlerin ortaklarını, adi komandit şirketlerin komandite ve komanditer ortaklarını, limited şirketlerin ortaklarını, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortaklarını kapsar." hükmüne;
"Yazılma" başlıklı 26. maddesinde,
"Bu kanunun kapsamına girenler, çalışmaya başladıkları tarihten itibaren en geç üç ay içinde Kurumun ilgili şubesine başvurarak kayıt ve tescillerini yaptırırlar." hükmüne;
"İsteğe bağlı sigorta" başlıklı 79. maddesinde,
"En az 2 tam yıl bu Kanuna göre sigortalı bulunanlar, kendilerine, daha önce malullük veya yaşlılık aylığı bağlanmamış olmak şartiyle, 24 üncü maddede belirtilen sigortalılık niteliğini kaybettiklerinde, Kuruma yazılı olarak istekte bulunmak suretiyle, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına isteğe bağlı olarak devam edebilirler." hükmüne;
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun;
"Kanunun amacı" başlıklı 1. maddesinde,
"İş kazalariyle meslek hastalıkları, hastalık, analık, mâlûllük, yaşlılık ve ölüm hallerinde bu kanunda yazılı şartlarla sosyal sigorta yardımları sağlanır.
Bu kanunda geçen (Kurum) deyimi (Sosyal Sigortalar Kurumu) anlamına gelir." hükmüne;
"Sigortalı sayılanlar" başlıklı 2. maddesinde,
"Bir hizmet akdine dayanarak, bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar, bu kanuna göre sigortalı sayılırlar. ..." hükmüne;
"Sigortalı sayılmayanlar" başlıklı 3. maddesinde,
"I - Aşağıda yazılı kimseler bu kanunun uygulanmasında sigortalı sayılmazlar:
A) Tarım işlerinde çalışanlar, ...
K) Her hangi bir işveren hizmet akdiyle bağlı olmaksızın kendi nam ve hesabına çalışanlar." hükmüne yer verilmiş iken;
Anılan Kanun hükümlerinden Bağ-Kur ve SSK'nın kuruluşuna ilişkin olanlar, 20/05/2006 tarihli ve 26173 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu'nun 43. maddesi ile yürürlükten kaldırılarak aynı Kanun'un geçici 1. maddesi uyarınca her iki Kurum görevleri ile birlikte "Sosyal Güvenlik Kurumu"na devredilmiş; ardından anılan Kanunların sigortalılığa ilişkin usul ve esasları belirleyen diğer maddeleri, 16/06/2006 tarihli ve 26200
sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 106. maddesi uyarınca 01/10/2008 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılmıştır.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun;
"Sigortalı sayılanlar" başlıklı 4. maddesinde,
"Bu Kanunun kısa ve uzun vadeli sigorta kolları uygulaması bakımından;
a) Hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar,
b) Köy ve mahalle muhtarları ile hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan ise;
1) Ticarî kazanç veya serbest meslek kazancı nedeniyle gerçek veya basit usûlde gelir vergisi mükellefi olanlar,
2) Gelir vergisinden muaf olup, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı olanlar,
3) Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortakları, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortakları, diğer şirket ve donatma iştiraklerinin ise tüm ortakları,
4) Tarımsal faaliyette bulunanlar, ...
sigortalı sayılırlar." hükmü;
"Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin bazı geçiş hükümleri" başlıklı geçici 1. maddesinde, "Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ve bu Kanunla mülga 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında kabul edilir." hükmü;
"1479 sayılı Kanuna ilişkin geçiş hükümleri" başlıklı geçici 8. maddesinde,
"Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (4) numaralı alt bendi hariç diğer alt bentlerine göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde bu Kanunun yürürlük tarihine kadar kayıt ve tescillerini yaptırmayanların sigortalılık hak ve yükümlülüğü bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren başlar. ..." hükmü sevk edilmiştir.
5510 sayılı Kanuna dayanılarak Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğünce yürürlüğe konulan 22/02/2013 tarihli ve 2013/11 sayılı, "Sigortalılık İşlemleri" konulu Genelgenin "Kanunun 4 Üncü Maddesinin Birinci Fıkrasının (b) Bendi Kapsamındaki Sigortalılar" başlıklı Üçüncü Kısmının "Ortak Hükümler" başlıklı Dördüncü Bölümünde yer alan kısmında, 01/09/2016 tarihli ve 2016/20 sayılı Genelge ile değişiklik yapılarak, dava konusu "4.2- 1/10/2008 tahinden önce isteğe bağlı sigortalı olan ve prim ödemesi olmaması nedeniyle tescil tarihi itibariyle sigortalılığı sonlandırılan ve (4/b) kapsamında çalışması bulunanların sigortalılığının başlatılması" alt başlıklı madde eklenmiştir.
Anılan Genelgenin dava konusu 4.2. maddesinde, "1/10/2008 tarihinden önce isteğe bağlı sigortalı olarak kayıt ve tescili yapılan ve prim ödemesi bulunmaması nedeniyle tescil tarihi itibariyle sigortalılıkları durdurulan sigortalılardan 1/10/2008 tarihinden sonra Kurumca (4/b) kapsamında çalışması tespit edilenlerin isteğe bağlı sigortalılıklarının sona erdiği tarihten sonra çalışmalarının bulunduğu tarih itibariyle isteğe bağlı Bağ-Kur numarası üzerinden (4/b) kapsamında zorunlu sigortalılıkları başlatılacaktır.
" düzenlemesine yer verildikten sonra konu iki farklı örnek ile izah edilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Anayasa'nın 124. maddesinde, Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelikler çıkarabileceği hükmüne yer verilmiştir.
Buna göre, idari teşkilat yapısı içinde yer alan Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşları, görev alanlarına ilişkin olarak ve yönetmelik, yönerge, tebliğ, genelge ve talimat gibi çeşitli adlar altında düzenleme yapabilmektedirler.
Bu düzenlemeler arasında uyulması gereken "normlar hiyerarşisi" kuramına göre, hukuk düzeni, farklı kademede yer alan Anayasa, kanun, yönetmelik ve diğer düzenleyici işlemlerden oluşan birçok normu içermekte ve her norm geçerliliğini bir üst basamakta yer alan normdan almaktadır. Hukukun genel ilkeleri arasında yer alan normlar hiyerarşisi gereği, kanundan sonra gelen yönetmelik, genelge, tebliğ, talimat gibi düzenlemelerin ancak kanunda verilmiş olan hakkın kullanılmasının açıklanması ile ilgili olacağı, bu metinlerde kanun ile verilmiş olan hakkı genişletici veya daraltıcı mahiyette hükümlere yer verilemeyeceği kabul edilmektedir.
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Sigorta Primleri (Emeklilik Hizmetleri) Genel Müdürlüğünün 22/02/2013 tarihli ve 2013/11 sayılı, "Sigortalılık İşlemleri" konulu Genelgesiyle; Başkanlık Makamının 29/12/2010 tarihli ve 747 sayılı Oluru ile Kurum tarafından çıkarılan ve halen uygulanan genelgelerin, yürürlükte bulunan güncel mevzuata göre yeniden gözden geçirilmesi, güncelleştirilmesi, yeknesaklaştırılması ihtiyacının ortaya çıkması nedeniyle gerçekleştirilen Komisyon çalışmaları kapsamında sigortalılık işlemleri çerçevesinde çıkarılan genelge, genel yazı, talimat ve e-sigortalı mesajlarına dair çalışmalar sonucu, sigortalılık iş ve işlemlerine ilişkin süreçler belirlenmiş; 01/09/2016 tarihli ve 2016/20 sayılı Genelge ile de 5510 sayılı Kanunda yapılan değişiklik ve ilavelere uyum amacıyla 2013/11 sayılı Genelge revize edilmiştir.
Yukarıda aktarılan mülga ve meri Kanun hükümlerinin incelenmesinden görüleceği üzere; sosyal güvenlik yönünden, 5502 ve 5510 sayılı Kanunların yürürlüğü öncesinde, bir hizmet akdine dayanarak işveren tarafından çalıştırılanlar 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamında olup Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK)'na bağlı iken, bu Kanun kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın (limited şirket ortakları dahil) kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlar 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu kapsamında yer almakta ve Bağ-Kur'a bağlı bulunmakta idi.
506 ve 1479 sayılı Kanunların kapsamı ile bu Kanunları uygulayan Kurumların farklı oluşu, her bir Kanuna tabi olmak isteyen ilgililerin, sigortalılık koşul ve başvurularının da farklı olmasına yol açmış; bir diğer ifadeyle kanun koyucu, -5502 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 20/05/2006 tarihine kadar- 1479 sayılı Kanun uyarınca yapılacak isteğe bağlı sigortalılık başvurusunun koşul ve başvuru mercilerini, 506 sayılı Kanun uyarınca yapılacak başvuruya göre tümüyle farklı tespit etmiş; 506 sayılı Kanun ve SSK kapsamında yapılan başvuruyu, 1479 sayılı Kanun ve Bağ-Kur nezdinde yapılmış gibi kabul etmemiştir. Nitekim, 1479 sayılı Kanun'un mülga 26. maddesinde, Kanun kapsamında yer alan bağımsız çalışana Bağ-Kur'a başvurarak sigortalı kayıt ve tescil yaptırma sorumluluğu yüklenmiş, mülga 79. maddesinde de, isteğe bağlı sigortalılık için ilgilinin Bağ-Kur'a başvurma zorunluluğu getirilmiştir.
Her ne kadar 5502 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 20/05/2006 tarihi itibarıyla Bağ-Kur ve SSK, Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) devredilmiş, bir başka ifadeyle SGK adı altında birleştirilmiş ise de, 5510 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 01/10/2008 tarihine kadar 1479 ve 506 sayılı Kanunların sigortalılığa ilişkin hükümlerinin yürürlükte olmasına, dolayısıyla ilgililerin tabi olduğu Kanunların farklı olmasına, ayrıca bu konuda açık bir Kanun hükmü de bulunmamasına bağlı olarak, 506 sayılı Kanun kapsamında yapılan isteğe bağlı sigortalılık başvurusunun 1479 sayılı Kanun kapsamında yapılmış gibi kabul edilmesine yahut bir isteğe bağlı sigortalılık başvurusunun iki Kanun için de geçerli kabul edilmesine, yani tek başvurunun iki Kanun'a birden teşmil edilmesine olanak bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Bu itibarla, 5510 sayılı Kanun'un, 1479 ve 506 sayılı Kanunların sigortalılığa ilişkin hükümlerini yürürlükten kaldırdığı 01/10/2008 tarihine kadar, 506 sayılı Kanun kapsamında yapılan isteğe bağlı sigortalılık başvurusunun, 1479 sayılı Kanun kapsamında kabul edilmesi mümkün görülmemektedir.
Dava konusu Genelgenin uyuşmazlık konusu kısmında, 5510 sayılı Kanun'un 4. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi, yani 1479 sayılı Kanun kapsamında yer alıp da 5510 sayılı Kanun'un yürürlük tarihi olan 01/10/2008 tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmayan sigortalılara ilişkin düzenlemelere yer verilmiş olup; dava konusu kural, 01/10/2008 tahinden önce başvurusuna istinaden 1479 sayılı Kanun uyarınca isteğe bağlı sigortalı olarak kayıt ve tescili yapılan, ancak prim ödemesi bulunmaması nedeniyle tescil tarihi itibarıyla sigortalılıkları durdurulan sigortalılardan, söz konusu tescil tarihinden sonra (4/b) kapsamında çalışması olduğu Kurumca 01/10/2008 tarihinden sonra tespit edilenlerin, çalışmalarının bulunduğu tarih itibarıyla isteğe bağlı Bağ-Kur numarası üzerinden (4/b) kapsamında zorunlu sigortalılıklarının başlatılacağını öngörmektedir. Bir diğer ifadeyle, 1479 sayılı Kanun uyarınca isteğe bağlı sigortalılık başvurusu bulunması kaydıyla, ilgililerin kayıt dışı çalışmaları sosyal güvenlik hakkına dahil edilmektedir.
Buna göre dava konusu madde, gerek sigortalılık kayıt ve tescilinin gerekse isteğe bağlı sigortalılık işlemlerinin yapılması için başvuru koşulunu arayan 1479 sayılı Kanun'un -01/10/2008 tarihine kadar yürürlükte bulunan- 26. ve 79. maddelerine uygun olarak, 1479 sayılı Kanun uyarınca isteğe bağlı sigortalı olmak için ilgili Kuruma (20/05/2006 tarihine kadar Bağ-Kur, anılan tarihten sonra SGK) başvurmuş olanlar hakkında düzenleme içermekte olup, 1479 sayılı Kanun kapsamında herhangi bir başvurusu olmaması nedeniyle kayıt ve tescili yapılmayan ve isteğe bağlı sigortalılık kaydı bulunmayanlara geçmişe yönelik hak tanımamaktadır.
Öte yandan davacı tarafından, dava konusu Genelge kuralında, 506 sayılı Kanun uyarınca yapılmış isteğe bağlı sigortalılık başvurularının da aynı kapsamda kabul edilerek 1479 sayılı Kanun kapsamındaki çalışmalarının sosyal güvenlik sistemine dahil edilmemesi yolundaki eksik düzenlemenin, Anayasal güvence altındaki eşitlik ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de; Anayasa'nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin kanunla aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere kanunlar karşısında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik ilkesi herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durum ve konumlardaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kurallara bağlı tutulursa Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesi ihlal edilmiş olmaz.
Bu bağlamda, 1479 sayılı Kanun (5510 sayılı Kanun'un 4/1-b) kapsamında yer alanlara ilişkin kurallar içeren ve bu sebeple anılan Kanun kapsamında başvuru yapılmış olması koşulunu arayan dava konusu kuralın, tümüyle başka bir Kanun olan ve farklı koşullara tabi sigortalılık hakkını düzenleyen 506 sayılı Kanun kapsamında başvuru yapanlara da aynı hakkı tanımaması; dayanağı mevzuat hükümlerine uygun olduğu gibi, farklı Kanunlara tabi olan farklı statüdeki kişiler için aynı kuralları sevk etmemesi nedeniyle eşitlik ilkesine aykırılık da teşkil etmediği, bu haliyle eksik düzenleme içermediği sonucuna varılmaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen ...-TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 25/02/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!