WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 08 Mayıs 2026

DANIŞTAY 10. DAIRE

A- A A+

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2021/5008 E.  ,  2025/1034 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/5008
Karar No : 2025/1034

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...
VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA
VEKİLLERİ : Hukuk Müşaviri Av. ...
Hukuk Müşaviri Av. ...

İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi...İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, 23/10/2017 tarihinde Kırıkhan Devlet Hastanesinde gerçekleşen sezaryen ile doğum sırasında bağırsağının delinmesinde idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık 20.000,00 TL maddi ve 400.000,00 TL manevi tazminatın 23/10/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla, Adli Tıp Kurumu raporunun taraflara tebliğ edildiği, davacı tarafından bilirkişi raporuna karşı yapılan itirazların raporu kusurlandırıcı nitelikte olmadığı, söz konusu raporun hükme esas alınabilir nitelikte bulunduğu, kusursuz sorumluluk halleri hariç olmak üzere tazminat sorumluluğunun doğmasının temel prensibinin zarar verenin meydana geldiği iddia edilen zararın oluşumunda bir kusurunun bulunması gerektiği, Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulunca düzenlenen bilirkişi raporunun değerlendirilmesi neticesinde olayda idarenin tazmin sorumluluğunu gerektirecek nitelikte hizmet kusurunun ve organizasyon hatasının bulunmadığı gerekçesiyle davacının maddi ve manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince, istinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, sezaryen ameliyatı sırasında bir insanın bağırsağının 5 cm kesilmesinin, sonrasında karın içinin gıda artığı ile dolmasının ve bunun neticesinde oluşan apselerin boşaltılması için 4-5 kez operasyon geçirmesinin nasıl bir komplikasyon olduğunun açıklanmadığı, donanım ve personel açısından yetersiz olunduğu için sevk edilmesinin dahi idarenin kusurlu olduğunu gösterdiği, komplikasyon yönetiminin ve geçerli bir onam bulunup bulunmadığının değerlendirilmediği, yaşanılan olayların komplikasyon olduğu kabul edilse dahi yürütülen hizmete karşı oluşan şüphe, endişe ve üzüntü nedeniyle manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği, Adli Tıp Kurumu tarafından son dönemdeki bütün hekim hataları için komplikasyon değerlendirmesi yapıldığı iddialarıyla temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :

MADDİ OLAY :
Dosyanın incelenmesinden, davacı ...'un sancılı gebe olarak 23/10/2017 tarihinde Kırıkhan Devlet Hastanesine başvurduğu, daha önce 3 sezaryen ameliyatı geçirmiş olan davacıya aynı gün sezaryen ameliyatı yapıldığı, gece baş ve karın ağrısı olduğu, medikal tedavi ile şikayetlerinin gerilemediği, genel cerrahi ve anestezi konsültasyonları istendiği, ileus (barsak tıkanması) ön tanısı ile 25/10/2017 tarihinde sevk edildiği Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Servisine 25/10/2017 tarihinde yatırıldığı, takiplerinde ileus tablosunun gerilememesi nedeniyle 02/11/2017 tarihinde ameliyat edildiği, çıkan kolonda perfore (yırtık) alan görüldüğü, sağ hemikolektomi (kolonun çıkarılması ameliyatı) ile ileotransversostomi yapıldığı, davacıya 09/11/2017, 10/11/2017, 20/11/2017 tarihlerinde perkütan abse drenajları (apse boşaltma işlemi) yapıldığı, 23/11/2017 tarihinde taburcu edildiği, 28/11/2017-29/11/2017 tarihleri arasında batın içi apse nedeni ile yatırıldığı, kateter ile drenaj yapıldığı, 01/12/2017-08/12/2017 tarihleri arasında yine batın içi apse nedeni ile yatırıldığı, ameliyatla abse drenajı yapıldığı, akabinde meydana gelen olayda idarenin hizmet kusuru bulunduğu iddia edilerek maddi ve manevi tazminat istemiyle 22/03/2018 tarihinde Sağlık Bakanlığı'na başvuru yapıldığı, davalı idare tarafından bu başvuruya cevap verilmeyerek zımnen reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlıkta, bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulunun ... tarih ve ... sayılı raporunun "Sonuç" kısmında özetle; "Kişiye mükerrer sectio nedeni ile Kırıkhan Devlet Hastanesinde 23/10/2017 tarihinde yapılan sezaryen ameliyatının endikasyonunun bulunduğu, tekniğinin tıbben uygun olduğu, daha önce geçirdiği sezaryen ameliyatlarına bağlı batın içi yapışıklıklar saptanan kişide gelişen kolon yaralanmasının her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilen bir komplikasyon olarak nitelendirildiği, ameliyat sonrası karın ağrısı şikayetine yönelik Genel Cerrahi Uzmanı Hekimden konsültasyon istenmesi ve kısa sürede Üniversite Hastanesine sevk edilmesinin komplikasyon yönetimi açısından tıbben uygun olduğu, tüm veriler birlikte değerlendirildiğinde; kişiye Kırıkhan Devlet Hastanesinde yapılan ameliyatın ve klinik takibin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası tespit edilmediği oy birliği ile mütalaa olunur." görüşlerine yer verilmiştir.
İdare Mahkemesince anılan rapor hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmiş, temyize konu Bölge İdare Mahkemesince de davacının istinaf başvurusu reddedilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.

Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiş iken, 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2., 3. ve 16. maddelerinde, yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır.
Bakılan davada, her ne kadar hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda Kırıkhan Devlet Hastanesinde yapılan ameliyatın ve klinik takibin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası tespit edilmediği yönünde görüş bildirilmiş ise de; raporun aşağıda belirtilecek hususlar yönünden idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı noktasında karar verilebilmesi için yeterli olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu hususlar şu şekildedir;
-Davacı tarafından komplikasyon yönetiminin sağlıklı yürütülmediği belirtildiğinden her ne kadar Adi Tıp Kurumu raporunda Kırıkhan Devlet Hastanesi sürecine komplikasyon yönetiminin tıp kurallarına uygun olarak yapıldığı belirtilse de davacının Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesine sevk edildikten sonra anılan hastanede de komplikasyon yönetiminin tıp kurallarına uygun yapılıp yapılmadığı, 25/10/2017 tarihinde sevk edilmesine rağmen 02/11/2017 tarihinde ameliyat edilmesinin komplikasyon yönetimi açısından gecikme oluşturup oluşturmadığı, 25/10/2017-02/11/2017 tarihleri arasındaki süreçte yapılan tetkikler incelenerek davacıda meydana gelen barsak delinmesi durumunun daha önce tespit edilip edilemeyeceği, eğer daha önce tespiti gerekiyorsa gecikmenin davacıda oluşturduğu sonuçların ne olduğu hususlarında açıklamaya yer verilmediği görülmektedir.
-Öte yandan hükme esas alınan raporda daha önce geçirdiği sezaryen ameliyatlarına bağlı batın içi yapışıklıklar saptanan kişide gelişen kolon yaralanmasının her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilen bir komplikasyon olarak nitelendirildiği belirtilmiş ise de davacıda karın içi yapışıklık olup olmadığının hangi tıbbi belgeye dayanılarak tespit edildiği, mükerrer sezaryen ameliyatı geçiren her hastada karın içi yapışıklık tablosunun bulunup bulunmayacağı hususlarının açıklanmadığı görülmektedir.
Bu itibarla, yukarıda belirtilen hususların açıklığa kavuşturulması amacıyla, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Rektörlüğü de hasım konumuna alındıktan sonra, konuyla ilgili uzman hekimlerin katılımının sağlandığı (genel cerrahi uzmanı) Adli Tıp Kurumu Üst Kurulundan, davacıların iddialarının göz önünde bulundurulduğu, tıbbi sürecin bir bütün halinde ele alındığı, yukarıda yer verilen hususlara açıklık getirecek tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınmak suretiyle olayda davalı idarenin / idarelerin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik davacının istinaf istemlerinin reddi yönündeki Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 19/02/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.