Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/4856 E. , 2025/1213 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/4856
Karar No : 2025/1213
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR): 1- Kendi adına asaleten ... adına velayeten ...
2- ... adına vesayeten ...
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Av. ...
MÜDAHİLLER(DAVALI YANINDA) : 1- ...
VEKİLİ : Av. ...
2- ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
DAVANIN KONUSU : Davacılar tarafından, yakınları ...'nın kusma ve bulantı şikayetiyle 08/02/2015 tarihinde götürüldüğü Bitlis Devlet Hastanesi acil servisinde gerekli tahliller yapılmadan taburcu edildiği, tekrar aynı hastaneye başvurması sonucu beyninde tümör olduğunun tespit edildiği ve Elazığ'a sevk edildikten sonra vefat ettiği, olayda idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık ... ve ... için ayrı ayrı destekten yoksun kalma nedeniyle 10.000,00 TL, 3.000,00 TL cenaze defin giderine karşılık maddi ve ... için 85.000,00 TL, ... için 90.000,00 TL ve ... için 30.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 23.000,00 TL maddi ve 205,000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
YARGILAMA SÜRECİ :
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla, davacıların müşterek çocuğunun ileri bir merkeze sevkinin, sağlık personellerinden olan acil tıp teknisyeni ile yapılmasının mevzuata uygun olduğu, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı İstanbul Sekizinci Adli Tıp İhtisas Kurulu raporunun hükme esas alınabilir nitelikte olduğu, davacıların müşterek çocuğu ...'nın Bitlis Devlet Hastanesi acil servisine ilk kez başvurduğu 08/02/2015 tarihi ve sonrasında yapılan tetkik, tedavi ve tıbbî müdahaleler ile sevk işleminin tıp kurallarına uygun olduğu, davalı idareye atfedilebilecek bir kusur bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince, istinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, acil servise başvurulduğunda çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanına haber verilmediği, ancak 24 saat sonra müteveffanın bayılması üzerine çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanının olaya müdahale ettiği, bir sonraki gün tekrar başvurduklarında MR çekimi yapılmasının da ilk gün gelindiğinde eksik işlem yapıldığının göstergesi olduğu, nakil esnasında vasıtanın değiştirilmesi hususunun incelenmediği, ambulansta pratisyen hekimin bulunmadığı, acil tıp teknisyeninin nakil sırasında yetersiz kaldığı, çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanının bu sebeple sevkte kusurunun bulunduğu, yoğun bakımda vantilatör bulunmadığından servise yatırılmasının hatalı olduğu, hastanın durumunun bu sebeple daha da ağırlaştığı iddialarıyla temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup davalı idare yanında müdahillerce savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile temyize konu kararın bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dava dosyasının incelenmesinden, davacılar yakını 2011 doğumlu ...'nın 08/02/2015 tarihi saat 00.54'te kusma ve bulantı şikayeti ile Bingöl Devlet Hastanesi acil servisine başvurduğu, kan ve idrar tahlili yapıldığı, intravenöz (damar yolu) hidrasyon verilerek reçete ile taburcu edildiği, kusma şikayeti ve uykuya meyilli olma şikayetinin geçmemesi üzerine aynı gün saat 11.14'te tekrar acil servisten girişinin yapıldığı, çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı hekime konsulte edildiği, beyin bilgisayarlı tomografi tetkiki istendiği, 85x70x65 mm boyutunda kitlesel oluşum saptandığı, beyin benign neoplazmı teşhisi konduğu, beyin ve sinir cerrahisi doktoru raporlu olduğu için sözel olarak danışıldığı, acil sevki gerektiğinin söylendiği, yoğun bakımda vantilatör olmadığı için servise yatırıldığı, Elazığ Medical Park Hastanesi aranarak yer temin edildiği ve acil tıp teknisyeni refakatinde ambulansla sevk edildiği, sevk sırasında solunum arresti gelişmesi üzerine Bingöl Solhan Devlet Hastanesine getirildiği, ressüsitasyon sonucu kalp atımları dönen hastanın ambulans değiştirilerek Bingöl Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi çocuk hastalıkları cerrahisi branşına sevk edildiği, anılan hastaneye 19.35'te giriş yaptığı ve 19.54'te 3. basamak sağlık kuruluşu olan Elazığ Medical Park Hastanesi yoğun bakım kısmına sevk edilmek üzere çıkış yaptığı, entübe halde solunumu desteklenen ...'nın 08/02/2015 tarihinde sevk edildiği Elazığ Medicalpark Hastanesi'nde 10/02/2015 tarihinde vefat ettiği, davacılar tarafından 20/05/2015 tarihinde olay nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın ödenmesi istemiyle davalı idareye başvuru yapıldığı, başvurunun zımnen reddi üzerine Bitlis Devlet Hastanesi acil servisine yapılan ilk müracaatta sadece kan ve idrar tetkiki yapılmak suretiyle idrar yolu enfeksiyonu teşhisi konularak taburcu edildiği, tedavi sürecinde çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanına geç haber verildiği, başvurudan çok sonra MR çekildiği, dolayısıyla müdahalede geç kalındığı, sevkin yapıldığı ambulansın yetersiz olduğu, sevk esnasında ambulansta doktor bulunması gerekirken yalnızca acil tıp teknisyeni refakatinde sevkin yapıldığı, olayda idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta, bilirkişiliğine başvurulan ve 1 Adli Tıp Uzmanı, 1 Genel Cerrahi Uzmanı, 1 Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı, 1 Kardiyoloji Uzmanı, 1 Acil Tıp Uzmanı ve 1 Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı ile toplanan Adli Tıp Kurumu 8. İhtisas Kurulunun ... tarih ve ... sayılı raporunun "Sonuç" kısmında özetle; "...08.02.2015 tarihinde Bitlis Devlet Hastanesi acil polikliniğine bulantı ve kusma şikayetiyle gelen, tetkik ve tedavisi yapılarak taburcu edildikten sonra şikayetleri geçmemesi üzerine tekrar Bitlis Devlet Hastanesi acil polikliniğine getirildiğinde çekilen MR sonucunda beyin tümörü tespit edilen, ... Hastanesi'ne sevki sırasında arrest olan, Bingöl Solhan Devlet Hastanesinde yapılan resüsitasyona yanıt vermesi üzerine ... Hastanesi'ne ulaştırılan ve bu hastanedeki takip ve tedavileri sürerken 10.02.2015 tarihinde vefat eden davacıların müşterek çocuğu hakkında düzenlenmiş olan adli ve tıbbî belgelerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde; her ne kadar zamanında otopsi yapılarak dokularda makroskopik, mikroskopik, toksikolojik, serolojik inceleme yapılmamış ise de, dosyada mevcut tıbbî belgelerde çocuğun 08.02.2015 tarihinde bulantı, kusma ve uykuya meyil nedeniyle çekilen MR sonucunun incelenmesinde foramen monro düzeyinden başlayıp ventriküler sisteme uzanan intraventriküler yerleşimli yaklaşık 56x42 mm boyutunda T1 hipo T2 hiperintens kitle lezyonu, ventriküler sistem dilate görünümde, periventriküler BOS ekstravazasyonu, orta hat yapılarda sola şift görüldüğü, ... Hastanesi'ne sevk edilirken arrest olduğu, resüsitasyona yanıt verdiği, ... Hastanesi'nde genel durumu kötü, bilinci kapalı, entübe halde takip edildiği, Gks: 3 olan hastaya hali ile nöroşirürjikal cerrahi girişim düşünülmediği, 10.02.2015 tarihinde arrest olduğu, yapılan CPR'a yanıt vermeyerek eksitus olduğu dikkate alındığında, çocuğun ölümünün kendisinde mevcut beyin tümörü ve gelişen komplikasyonları sonucunda meydana geldiğinin kabulü gerektiği, adli ve tıbbî belgelerde çocuğun 08.02.2015 tarihinde saat 00.54'de (raporda sehven kan tetkikinin istendiği 00.57'de başvurulduğu belirtilmiştir.) bulantı kusma şikayetiyle Bitlis Devlet Hastanesi acil polikliniğine getirildiği, Dr. ... tarafından hemogram ve idrar tetkikleri yapıldığı, iv hidrasyon yapılarak, müşahade altına alındığı, reçete verilerek taburcu edildiği, yapılan tetkik ve tedavinin tıp kurallarına uygun olduğu, şikayeti geçmemesi üzerine tekrar acile getirildiğinde Dr. ... tarafından görüldüğü, uykuya meyilli olması nedeniyle çocuk hastalıkları uzmanına konsülte edildiği, istenen tetkik ve konsultasyonun tıp kurallarına uygun olduğu, çocuk hastalıkları uzmanı ... tarafından çocuğa MR çektirildiği, radyoloji ve beyin cerrahi uzmanına danışılarak doğru tanının konulduğu, çocuğun nöbet geçirmesi üzerine fenitoin yüklemesi yapıldığı, Dr. ... tarafından yapılan tetkik ve tedavilerin tıp kurallarına uygun olduğu, ileri merkeze sevki için ... Hastanesi ile görüşüldüğü, ambulans ile bu hastaneye sevkedildiği, sevk işleminin tıp kurallarına uygun olduğu..." görüşlerine yer verilmiştir.
İdare Mahkemesince anılan rapor hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmiş, temyize konu Bölge İdare Mahkemesince de davacıların istinaf başvurusu reddedilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiş iken, 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2., 3. ve 16. maddelerinde, yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır.
Bakılan davada, her ne kadar hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda yapılan tetkik ve tedavilerin ve sevk işleminin tıp kurallarına uygun olduğu yönünde görüş bildirilmiş ise de; raporun aşağıda belirtilecek hususlar yönünden idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı noktasında karar verilebilmesi için yeterli olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu hususlar şu şekildedir;
-Öncelikle ...'nın beyninde kitle tespit edilmesi üzerine beyin cerrahisi uzmanına sözel olarak danışıldığı ve sevk edilmesi yönünde görüş bildirdiği görüldüğünden uyuşmazlıkta hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti için alınacak raporda görüş bildirenler arasında konu ile ilgili olan beyin ve sinir cerrahisi uzmanının da bulunması ve anılan uzmanın da hizmet kusuru noktasında uyuşmazlığı değerlendirmesi, sevk işleminin tıp kurallarına uygun olup olmadığını irdelemesi gerekmektedir.
-Öte yandan, ...'nın 08/02/2015 tarihi saat 00.54'te acil servise ilk başvurusunda kusma şikayetleri bulunması bunun yanında ikinci başvurusunda uykuya meyilli olma şikayetinin geçmemesi üzerine tekrar başvurduğu belirtildiğinden ilk başvurusunda da uykuya meyilli olma şikayetinin bulunduğu dikkate alındığında hastaneye ilk başvurusunda çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanınına konsülte edilmemesinin ve Beyin BT tetkiki yapılmamasının eksiklik olup olmadığı, aynı gün 11.14'te tekrar geldiğinde çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanına konsülte edildikten sonra anılan tetkik yapılarak hastalığının tanısının konulduğu görüldüğünden teşhiste gecikme olup olmadığı hususlarının yeterince aydınlatılmadığı görülmektedir.
-Diğer taraftan, ...'nın beyninde kitle tespit edilmesi sonrası sevk edilene kadarki süreçte yoğun bakım şartları altında bakımının gerekip gerekmediği, bu süreci serviste geçirmesinin sağlık durumu gözetildiğinde tıbben uygun olup olmadığı hususunda da açıklamaya yer verilmediği görülmektedir.
Bu itibarla, yukarıda belirtilen hususların açıklığa kavuşturulması amacıyla, ilgili Adli Tıp Kurumu Üst Kurulundan, beyin ve sinir cerrahisi konusunda uzman hekimin de katılımıyla, davacıların iddialarının göz önünde bulundurulduğu, tıbbi sürecin bir bütün halinde ele alındığı, yukarıda yer verilen hususlara açıklık getirecek tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik davacıların istinaf istemlerinin reddi yönündeki Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Bunun yanında, ...'nın ... Sulh Hukuk Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile kısıtlandığı ve ...'nın vasi olarak tayin edildiği görüldüğünden, ...'nın halen kısıtlı olup olmadığının araştırılması, kısıtlılık halinin devam ettiğinin tespit edilmesi halinde davacılar vekili Av. ...'ın ... adına davayı takip edebilmesi için vasi tarafından anılan avukata verilmiş vekaletnamenin istenmesi gerekmektedir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 26/02/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!