Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/4238 E. , 2025/1115 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/4238
Karar No : 2025/1115
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : 1-...
2- ...
3- ...
VEKİLİ : Av. ...
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Av. ...
MÜDAHİLLER (DAVALI YANINDA) :...mirasçıları
1- ...
2-...
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMLERİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar vekili tarafından, müvekkillerinin yakını ...'nun 24/12/2011 tarihinde karın ağrısı şikayetiyle başvurduğu Dr. Nafiz Körez Sincan Devlet Hastanesinde uygulanan yanlış tedavi ve eksik tıbbi müdahale sonucu vefat etmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık, ...'nun eşi ... için 150.000,00 TL maddi ve 150.000,00 TL manevi, çocukları ... ve ... için ayrı ayrı 70.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 290.000,00 TL maddi ve 350.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 25/02/2011 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; uyuşmazlık konusu olayda, sağlık hizmeti alanında gerekli tedbirleri almadığı anlaşılan davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu açık olmakla birlikte; olay tarihinde, davacıların murisleri ...'nun karın ağrısı şikayetiyle başvuru yaptığı Sincan Devlet Hastanesi'nin tam teşekküllü hastane olmaması nedeniyle, hastanede söz konusu tarih itibarıyla ultrason cihazı bulunmadığından, Dr. İ. E. tarafından, hastaya ve yakınlarına, ultrason ve endoskopi cihazı bulunan başka bir hastanede gerekli tetkiklerin yaptırılması ile ultrason çektirilmesi gerektiğinin bildirilmesine karşın, davacıların murisleri ... tarafından, başka bir hastanede ultrason çektirilmediği ve bu suretle üzerine düşen yükümlülüğün yerine getirilmediği anlaşıldığından, ...'nun da kusurlu olduğunun kabulünün gerektiği, davacıların uğramış olduğu maddi ve manevi zararın tazminine karar verilirken; olayın meydana gelmesinde, davalı idarenin ağır hizmet kusurunun bulunduğu gözetilerek, davacıların murislerinin kusur oranının takdiren belirlenmesi, ...'nun kusuru dolayısıyla davacılara düşen kusur (müterafik kusur) oranında da hükmedilecek tazminat miktarından indirime gidilmesi gerektiği, bu açıklamalar karşısında, somut olayda; Adli Tıp Kurumu 3. Üst Kurulunca hazırlanan ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda, Dr. ...'nin kusur oranının 4/8 olarak bildirilmesi nedeniyle, davacılar lehine hükmedilecek tazminat tutarlarından %50 (4/8) oranında müterafik kusur indirimine gidilmesi gerektiğinin kabul edilmesi gerektiği, bu durumda; davacıların murisi ...'nun ölümü nedeniyle davacıların destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanması amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen ve hükme esas alınan 16/01/2020 kayıt tarihli bilirkişi raporunda ... için hesaplanan 375.089,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının yarısı olan 187.544,50 TL; ... için hesaplanan 45.0002,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının yarısı olan 22.501,00 TL ve ... için hesaplanan 56.435,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının yarısı olan 28.217,50 TL olmak üzere toplam 238.263,00 TL maddi tazminatın davacılara ödenmesi gerektiği sonucuna varıldığı, hizmet kusuru sonucu davacılardan ...'nun eşini, ... ile ...'nun ise babalarını kaybetmiş olması, hizmet kusurunun ağırlığı ve hukuka aykırılığın derecesi, olayda davacılar tarafından duyulan ve yaşamları süresince duyacakları elem ve ızdırabın şiddeti de dikkate alındığında, müteveffa ...'nun eşi ... için 75.000,00 TL ve çocuklar ... ile ... için ise ayrı ayrı 25.000,00 TL olmak üzere, toplam 125.000,00 TL manevi tazminatın davalı idarece davacılara ödenmesi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesince; İdare Mahkemesince maddi tazminata ilişkin olarak kurulan hükümde usul ve yasaya aykırılık görülmediği, istinaf istemlerinin reddi gerektiği, öte yandan İdare Mahkemesince manevi tazminata ilişkin olarak kurulan hükme gelince; yaşanılan olay nedeniyle müteveffanın eşi ... için 20.000,00 TL, çocuklar için ayrı ayrı 10.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun reddine, davalı idarenin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, müterafik kusur indirimine gidilmesinin hukuka aykırı olduğu, hükmedilen manevi tazminat miktarının çok düşük olduğu, hekimin verdiği ilaçların kullanılmaması gibi bir durumun söz konusu olmadığı, hekimlerin gerekli teşhisi koyamadıkları gibi hastaya sadece serum ve ağrı kesici vererek hastanın bir anlık rahatlamasını görmeleri karşısında ve hiçbir şekilde tam teşekküllü devlet hastanesine gitmesi yönünde bir tespit dahi olmaksızın , hastayı kendi hastanelerinde dahi yatırmaksızın hastayı eve göndermiş olmalarının tamamen kusurlu bir davranış olduğu, davalı idare tarafından, usul yönünden davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği, esas bakımından ise hükmedilen manevi tazminat miktarının yüksek olduğu, hizmet kusurunun bulunmadığı ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Davalı idare ve davacılar tarafından, karşılıklı olarak temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup davalı yanında müdahil tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ :...
DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının kısmen onanması, kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesi, 2. fıkrası uyarınca davacıların duruşma istemi yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyanın incelenmesinden; davacıların murisi müteveffa ...'nun 24/12/2011 tarihinde karın ağrısı şikayetiyle Dr. Nafiz Körez Sincan Devlet Hastanesine başvurduğu, burada ...'na Dr. ... tarafından ilk müdahale kapsamında serum takılıp, iğne vurularak sabah saatlerinde taburcu edildiği, ancak karın ağrısının geçmemesi üzerine gece 22.00 sıralarında tekrar hastaneye geldiği, karın bölgesinde şiddetli ağrı olduğunu söylediği, bu defa, hastaya 24/12/2011 tarihi sabah 09.00'dan 25/12/2011 tarihi saat 09.00'a kadar genel cerrahi uzmanı Dr. ... tarafından müdahale edildiği, Dr. ... tarafından hastadan film istenildiği, filmde perforasyon bulgusu ve diğer radyolojik herhangi bir bulgusu olmaması üzerine, hastanın gözleme alındığı ve semptomatik tedavi uygulanmaya başlandığı, ancak hastanede ultason cihazı bulunmadığından, Dr. ... tarafından, hastaya ultrason çekimi yapılamadığı, gece saatlerinde hastanın durumunun iyiye gittiği düşünülerek serumunun çekildiği ve Dr. ... tarafından karın ağrılarının devam etmesi durumunda tekrar hastaneye başvurulması gerektiği ve başka bir hastanede ultrason çektirilmesi gerektiği bildirilerek hastanın 25/12/2011 tarihinde gece saatlerinde taburcu edildiği, 26/12/2011 tarihinde ...'nun hastaneye ex duhul olarak gelmesi ve kendisine yapılan ilk müdahalenin ardından kurtarılamayarak vefat etmesi üzerine, davacılar vekili tarafından, müvekkillerinin yakını ...'nun 24/12/2011 tarihinde karın ağrısı şikayetiyle başvurduğu Dr. Nafiz Körez Sincan Devlet Hastanesinde uygulanan yanlış tedavi ve eksik tıbbi müdahale sonucu vefat etmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık 290.000,00 TL maddi ve 350.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 25/02/2011 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
İdare Mahkemesince olayda hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun 20/09/2017 tarih ve 4207 sayılı raporunda, davacıların murislerine tıbbi müdahalede bulunan Dr. ...'nin kusurlu olduğu ve kusur oranının 4/8 olduğu tespitinde bulunulduktan sonra kişinin klinik durumu itibariyle Dr. ...'nin kusurlu eylemi olmaması, zamanında tanı konularak uygun takip ve tedavisinin yapılması durumunda da kurtulmasının kesin olmadığı cihetle hekimin kusurlu eylemi ile kişinin ölümü arasında kesin bir illiyet bağının kurulamayacağının belirtildiği; Dr. ...'nin 4/8 oranında kusurlu bulunmasına rağmen kusurlu eylemi ile kişinin ölümü arasında illiyet bağı kurulamamasının nedenlerinin ise açıklanmadığı, bu haliyle Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu'nun söz konusu raporunun kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı görüldüğünden; Mahkemenin 23/01/2018 tarihli ara kararı ile bu defa Adli Tıp Kurumu Üst Kurulu aracılığıyla dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, Adli Tıp Kurumu 3. Üst Kurulu tarafından düzenlenen 10/01/2019 tarihli ve 19 sayılı bilirkişi raporunda da; "Kişinin ölümünün bağırsak düğümlenmesi ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu, kişinin 24/12/2011 tarihinde karın ağrısı şikayetiyle Dr. Nafiz Körez Sincan Devlet Hastanesine başvurduğu, ilk başvurduğunda Genel Cerrahi uzmanı Op. Dr.... tarafından muayene edilerek direkt batın grafisi çekildiği, muayene ve radyolojik tetkik bulgularının silik olması nedeniyle akut batın düşünmediğinden dolayı semptomatik tedavi vermesi nedeniyle Genel Cerrahi uzmanı Op. Dr. ...'un uygulamalarında tıbbi hata bulunmadığı, kişinin ikinci başvurusunda Genel Cerrahi uzmanı Op. Dr. ... tarafından muayenesinin yapılıp damar yolu açıldığı, tetkiklerinin istendiği, direkt karın ve akciğer grafisi çekildiği, medikal tedavi yapıldığı, saat 02:20'de kişinin şikayetlerinin geçmesi üzerine eve gönderildiği; kolonoskopi ve endoskopi yapılması gerektiğinin önerildiği, ancak 1 (bir) gün sonra evde rahatsızlanarak hastaneye ölü olarak götürüldüğü, kayıtlı olan kişiye hastaneye başvurusundaki muayene bulgularını içerir tıbbi kayıtların olmamasının eksiklik olduğu, çekilen düz karın grafisinin yapılan değerlendirmesinde hava-sıvı seviyelenmelerinin olduğunun tespit edildiği, karın ağrısı, (yakınlarının ifadesine göre) kusması ve radyolojik bulgusu olan bu türden kişinin eve gönderilmeyip yatırılarak izlenmesi ve gerektiğinde acil olarak ameliyata alınması gerekirken bunların yapılmaması nedeniyle kişinin saat 22.00 sıralarında müracaatında muayenesini yapan Genel Cerrahi uzmanı Op. Dr. ...'nin uygulamalarının tıp bilimince genel kabul görmüş ilke ve kurallara uygun olmadığı, tıbben hatalı olduğu, sorulduğu üzere tıbbi hatanın oluşan sonuç üzerine etkisinin 4/8 oranında olduğu" yönünde görüş bildirilmiştir.
İdare Mahkemesince, söz konusu bilirkişi raporları hükme esas alınmış, davacıların destekten yoksun kalma tazminatlarının hesaplanması amacıyla dosya üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırılmış, hesap bilirkişisi kök raporunda 4/8 oranında kusur indirimine gidilerek hesaplama yapılmış, anılan rapora davacılar tarafından itiraz edilmesi üzerine alınan hesap bilirkişisi ek raporunda davalı idarenin tam kusurlu olduğundan hareketle hesaplama yapılmış, hesap bilirkişi kök raporuna göre davacıların destekten yoksun kalma zararına, Adli Tıp Kurumunun anılan raporunda belirtilen 4/8 kusur oranının uygulanması suretiyle yapılan hesaplamaya dayanılarak davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesince; davacıların istinaf başvurusunun reddine, davalı idarenin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yaraı aracılığıyla yerine getirilmesini sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarının çözümü, maddi olayın tespitini gerekli kıldığından, bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem ve/veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit etmekle yükümlü bulunmaktadır. Başka bir anlatımla, tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, mahkemece, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Kamu tüzel kişisi olan veya tüzel kişiliği bulunmamakla birlikte soyut bir örgüt olan idarelerin, ancak organ ve ajanları (personeli) aracılığıyla hizmet sunabilmelerine bağlı olarak, idare hukukunda "hizmet kusuru", özel hukuktaki sübjektif niteliğinden uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe bürünmüştür. Başka bir deyişle, personelin faaliyeti (işlem veya eylemi), kamu hizmeti ve yararı amacıyla yapıldığı için idari hizmet ile tam anlamıyla bütünleşip kaynaştığından, faaliyet sırasında işlenen kusur, artık bireysel ve bağımsız olmaktan çıkmakta ve hizmetin kusurlu işletilmesine neden olan kamu görevlisine değil, adına kamu hizmeti yürütülen idareye izafe olunmaktadır. Bu bakımdan hizmet kusuru, ajanlardan sadır olmakla beraber, onların şahıslarına atıf ve izafe edilemeyen, mal edilemeyen faaliyetler sırasında ortaya çıkmaktadır.
Bu bağlamda, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
A) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının Manevi Tazminata İlişkin Kısmının İncelenmesi:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen Bölge İdare Mahkemesi kararının, manevi tazminat istemine yönelik kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının Maddi Tazminata İlişkin Kısmının İncelenmesi:
İdare Mahkemesi kararında; "Diğer taraftan, uyuşmazlık konusu olayda, sağlık hizmeti alanında gerekli tedbirleri almadığı anlaşılan davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu açık olmakla birlikte; olay tarihinde, davacıların murisleri ...'nun karın ağrısı şikayetiyle başvuru yaptığı Sincan Devlet Hastanesi'nin tam teşekküllü hastane olmaması nedeniyle, hastanede söz konusu tarih itibariyle ultrason cihazı bulunmadığından, Dr. ... tarafından, hastaya ve yakınlarına, ultrason ve endoskopi cihazı bulunan başka bir hastanede gerekli tetkiklerin yaptırılması ile ultrason çektirilmesi gerektiğinin bildirilmesine karşın, davacıların murisleri ... tarafından, başka bir hastanede ultrason çektirilmediği ve bu suretle üzerine düşen yükümlülüğün yerine getirilmediği anlaşıldığından, ...'nun da kusurlu olduğunun kabulü gerekmektedir." şeklindeki gerekçeye yer verilmiş ise de Adli Tıp Kurumu raporunda da belirtildiği üzere, davacıların yakını ...'nun ölümünün bağırsak düğümlenmesi ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu, hastanın 24/12/2011 tarihinde karın ağrısı şikayetiyle Dr. Nafiz Körez Sincan Devlet Hastanesine başvurduğu, ilk başvurduğunda Genel Cerrahi uzmanı Op. Dr. ... tarafından muayene edilerek direkt batın grafisi çekildiği, muayene ve radyolojik tetkik bulgularının silik olması nedeniyle akut batın düşünmediğinden dolayı semptomatik tedavi vermesi nedeniyle Genel Cerrahi uzmanı Op. Dr. ...'un uygulamalarında tıbbi hata bulunmamakla birlikte kişinin ikinci başvurusunda Genel Cerrahi uzmanı Op. Dr. ... tarafından muayenesinin yapılıp damar yolu açıldığı, tetkiklerinin istendiği, direkt karın ve akciğer grafisi çekildiği, medikal tedavi yapıldığı, saat 02:20'de kişinin şikayetlerinin geçmesi üzerine eve gönderildiği; kolonoskopi ve endoskopi yapılması gerektiğinin önerildiği, ancak 1 (bir) gün sonra evde rahatsızlanarak hastaneye ölü olarak götürüldüğü, kayıtlı olan kişiye hastaneye başvurusundaki muayene bulgularını içerir tıbbi kayıtların olmamasının eksiklik olduğu, çekilen düz karın grafisinin yapılan değerlendirmesinde hava-sıvı seviyelenmelerinin olduğunun tespit edildiği, karın ağrısı, (yakınlarının ifadesine göre) kusması ve radyolojik bulgusu olan bu türden kişinin eve gönderilmeyip yatırılarak izlenmesi ve gerektiğinde acil olarak ameliyata alınması gerekirken bunların yapılmaması nedeniyle kişinin saat 22.00 sıralarında müracaatında muayenesini yapan Genel Cerrahi uzmanı Op. Dr. ...'nin uygulamalarının tıp bilimince genel kabul görmüş ilke ve kurallara uygun olmadığı, tıbben hatalı olduğu dolayısıyla olayda, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu açıktır.
İdare Mahkemesince hükme esas alınan Adli Tıp Kurumunun anılan raporunda, Dr. ...'nin 4/8 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği; hesap bilirkişisi kök raporunda da, davacıların destek zararlarının, davalı idarenin 4/8 oranında kusurlu olduğu kabul edilerek 4/8 oranı üzerinden hesaplandığı görülmektedir.
Öncelikle, Adli Tıp Kurumu raporunda belirtilen oranın, hesaplanan destekten yoksun kalma tazminatına uygulanıp uygulanamayacağı hususunun ele alınması gerekmektedir.
Adli Tıp Kurumu raporunda, Dr. ...'nin 4/8 oranında kusurlu olduğu belirtilmiş ise de, bu oranın, müteveffanın ölümüne sebep olan unsurlar arasında mukayeseyi belirten anlamda bir oran (mukayeseli kusur oranı) olarak kabul edilemeyeceği, aksi halde geriye kalan 4/8 oranındaki kusurun kime ait olduğu, davacıların destek zararının 4/8'lik kısmını kimin karşılayacağı sorularının yanıtsız kalacağı, olayda (kendilerinin veya müteveffa yakınlarının) herhangi bir kusurları bulunmadığından bakiye 4/8 oranına tekabül eden zarara davacıların katlanması düşüncesinin hakkaniyet ile bağdaşmayacağı, söz konusu oranın olaydaki toplam kusur oranına yönelik bir belirleme niteliğinde de olmadığı, yalnızca her bir sağlık çalışanının uygulamalarının diğer koşullar ve hekimlerin fiillerinden bağımsız olarak tek başına zararlı sonuca etki ve kusur oranını ifade ettiği, bununla beraber raporda ele alınan bütün hekimlerin uygulamaları ve sağlık sisteminin hastanın koşullarına uygun cevap verme süresi birlikte ele alındığında, bütün takip ve tedavilerin (sevk, konsültasyon, tıbbi ameliyeler) birleşerek zararlı sonucun doğmasına neden olduğu, bu haliyle idari eylem ile zararlı sonuç arasında uygun illiyet bağının bulunduğu, dolayısıyla davacıların destekten yoksun kalma zararlarından, davalı idarenin kusuru oranında indirim yapılmasında hukuki isabet bulunmadığı, idarenin zararın tamamından sorumlu olduğu sonucuna varılmaktadır.
Bu durumda, Bölge İdare Mahkemesince, yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınarak davacıların destekten yoksun kalma zararlarının belirlenmesi gerekirken, davacıların istinaf başvurusunun reddine, davalı idarenin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine" ilişkin kararın maddi tazminata ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin REDDİNE, davacıların temyiz isteminin kısmen REDDİNE, kısmen KABULÜNE,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının, manevi tazminata ilişkin kısmının ONANMASINA, maddi tazminata ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 25/02/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!