Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/4094 E. , 2025/223 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/4094
Karar No : 2025/223
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ...
2- ...
...
9- ...
VEKİLİ : Av. ...
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri Av. ...
TEMYİZ EDEN MÜDAHİL
(DAVALI YANINDA) : ...
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMLERİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, taraflarca ve davalı yanında müdahil tarafından aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar vekili tarafından; 15/10/2013 tarihinde motosiklet kazası geçiren müvekkillerinin yakını ...'in Silvan Devlet Hastanesi ve Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesinde uygulanan yanlış teşhis ve tedavi sonucu 27/10/2013 tarihinde vefat etmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık 4.000,00 TL maddi ve 410.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 414.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek ticari avans oranı temerrüt faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dosya içerisinde bulunan bilirkişi raporu incelendiğinde, tazminat talebine esas alınan dava konusu olayda idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı ve tazminat ödenmesini gerektiren şartların oluşmadığının anlaşıldığı, davacıların tazmin talebinin kabulüne olanak bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; olayda, müteveffanın 15/10/2013 günü düşme nedeniyle Silvan Devlet Hastanesine getirildiği, çekilen BT’sinin normal olarak değerlendirildiği, 16/10/2013 günü tekrar rahatsızlanması üzerine Silvan Devlet Hastanesine getirildiği, önerilerle taburcu edildiği, 17/10/2013 günü baş ve boyun kısmında ağrı şikayetiyle Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesine getirildiği, 21/10/2013 tarihli torakal MR raporunda; Tl vertebra korpusunda yükseklik kaybı lehine değerlendirilen görünüm dikkati çektiği, Tl kompresyon kırığı olan hastanın 27/10/2013 tarihinde vefat ettiğinin anlaşıldığı, bu durumda, kararlaştırılan manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak ve bir nebze de olsa duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletecek olması hususları dikkate alındığında, ... için 7.500,00 TL, ... için 7.500,00 TL, ... için 5.000,00 TL, ... için 5.000,00 TL,... için 5.000,00 TL, ... için 5.000,00 TL, ... için 5.000,00 TL, ... için 5.000,00 TL, ... için 5.000,00 TL olmak üzere toplam 50.000,00 TL manevi tazminat talebinin kabulü gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, Adli Tıp Üst Kurulunca davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığına karar verildiği, ancak Üst Kurulun bu görüşünün, müteveffanın Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çekilen, 17/10/2013, 21/10/2013, 23/10/2013, 25/10/2013 tarihli kranial BT ile 21/10/2013 tarihli Trokal MR tetkiklerinin, grafileri yada Cd kayıtlarının gönderilmemiş olduğu bu tetkiklere ait raporların gönderilmiş olduğu belirtilerek mevcut tetkiklerin aslı yerine hekim kusuru olduğu ileri sürülen iş bu dosyada kusurlu hekimlerin yaptığı değerlendirmeye dayanarak rapor hazırlamasının bilirkişilik müessesinin esasına ve amacına aykırı olduğu, müteveffanın, gerek Silvan Devlet Hastanesine, gerekse Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvururken yoğun düzeyde mide bulantısı ve kusma şikayeti olmasına karşın, olaydan 8 gün (23/10/2013) sonra beyin dokusunda (subaraknoidal) kanama tespitinin yapılabildiği, müteveffanın beyin kanaması belirtisi (mide bulantısı ve kusma) göstermesine ve olayın kaza sebebiyle oluşan travmaya bağlı olduğu bildirilmesine rağmen tıp pratiği ve etiği gereği bu yönde bir önlem ve tedbir alınmadığı, 16/10/2013 günü şikayetlerinin artarak devam ettiği için tekrar gittiği Silvan Devlet Hastanesinde miyalji ( kas rahatsızlığı ) teşhisi konulduğu, buna uygun ilaç verildiği, ancak müteveffanın ağrıları dayanılmaz olunca ailesi tarafından Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesine getirildiği, Diyarbakır Eğitim Araştırma Hastanesinde ise bu teşhis 8 gün sonra konulabildiği ve akabinde vefat ettiği, yapılan otopsi incelemesinde beyin dokusunda kanama olduğu, TI kemiğinin kırık olduğu ve akciğerlerin köpüksü kanla dolduğunun tespit edildiği, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, davalı idare tarafından, dava konusu olayda iddia olunan zarar ile idarenin eylemi arasında illiyet bağının varlığından söz edilemeyeceği, ağır hizmet kusuru bulunmadığından tazmin şartlarının somut olay bakımından gerçekleşmediği, davalı yanında müdahil tarafından, kusurun tespit edilmediği durumda manevi tazminata hükmedilemeyeceği, Adli Tıp Üst Kurulu raporunda hizmet kusurunun bulunmadığının ortaya konulduğu ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Davacılar tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup davalı ile davalı yanında müdahil tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyanın incelenmesinden, davacılar yakını ... 15/10/2013 tarihinde motosiklet kazası geçirmiş, bu nedenle Silvan Yusuf Azizoğlu Devlet Hastanesine getirilmiş, burada yapılan muayenesi ve çekilen beyin BT’si normal olarak değerlendirilerek taburcu edilmiş, 16/10/2013 tarihinde yeniden rahatsızlanması üzerine Silvan Devlet Hastanesine getirilmiş, yapılan tedavisinin ardından önerilerle taburcu edilmiş, 17/10/2013 tarihinde baş ve boyun kısmında ağrı şikayetiyle Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurmuş, muayenesi yapılmış ve çekilen BT’sinde Tl kompresyon kırığı görülmüş, medikal tedaviye başlanılmış, 23/10/2013 tarihinde bilinç bulanıklığı ve solunum zayıflığı tespit edilerek yoğun bakım ünitesine alınmış, tedavisi devam ederken 27/10/2013 tarihinde kardiak arrest gelişmiş, yapılan tüm müdahalelere rağmen cevap alınamayarak vefat etmiş, bunun üzerine davacılar vekili tarafından, ...'in Silvan Devlet Hastanesi ve Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesinde uygulanan yanlış teşhis ve tedavi sonucu 27/10/2013 tarihinde vefat etmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık 4.000,00 TL maddi ve 410.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 414.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek ticari avans oranı temerrüt faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İdare Mahkemesince olayda hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunca düzenlenen ... tarih ve ... karar sayılı raporda; "Kişinin muayenesinin yapıldığı, gerekli tetkiklerinin yapıldığı, çekilen BT de travmatik bulgu, beyin kanaması olmadığı, nörolojik defisiti olmadığı, önerilerle taburcu edildiği, sonrasında eklenen boyun ağrısı nedeniyle başvuran kişiye tetkiklerin ve konsültasyonların yapıldığı, tanısının konulduğu, kontrol grafilerin çekildiği, doğru tedavisinin yapıldığı, yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu cihetle; kişinin tedavisine katılan hekimlere atfı kabil kusur bulunmadığı" yönünde görüş bildirildiği, İdare Mahkemesince; uyuşmazlığa konu olay ile ilgili raporda ''yapılan tetkiklerde ve otopsi raporunda tespit edilen ve ölüme sebebiyet veren hayati önemdeki hasarların tespitinin Silvan Devlet Hastanesinde hiç yapılmadığı, Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ise çok geç fark edilmesi sebebiyle ölümün vukua gelmesi olayında doktorların kusurunun bulunup bulunmadığı'' hususunun açıklığa kavuşturulmadığı, dolayısıyla söz konusu raporun uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmadığı görülmekle, İhtisas Kurulunca inceleme konusu edilen olay ile ilgili olarak Adli Tıp Genel Kurulunca, davacılar yakınının tedavisinin tıbbi kurallara uygun olarak yapılıp yapılmadığını irdeleyecek şekilde bir inceleme yaptırılması, bunun sonucunda olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının yeniden belirlenmesi için dosya Adli Tıp Kurumuna gönderilmiştir. Adli Tıp Kurumu Adli Tıp Üçüncü Üst Kurulu tarafından yapılan inceleme sonucunda sunulan 22/03/2018 tarihli raporunda özetle; dosyada mevcut belgelere göre, ...'in 15.10.2013 günü düşme nedeniyle Silvan Devlet Hastanesine getirildiği, sağ kulak arkasında 2 cm'lik kesi olduğu, genel durumu iyi, bilinci açık, tansiyon 120/70 mmHg, nabız 72/dk, tendon refleksi +/+, pupiller izokorik, çekilen BT’sinin normal olarak değerlendirildiği, 16.10.2013 günü tekrar rahatsızlanması üzerine Silvan Devlet Hastanesine getirildiği, miyalji tanısı konulduğu, Dikloron ampul, Muscoril ampul yapıldığı, önerilerle taburcu edildiği, 17.10.2013 günü baş ve boyun kısmında ağrı şikayetiyle Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesine getirildiği, 3 gün önce düştüğünü ifade ettiği, 17/10/2013 tarihinde ve 21/10/2013 tarihinde çekilen BBT normal olarak değerlendirildiği, 21.10.2013 tarihli torakal MR raporunda; Tl vertebra korpusunda yükseklik kaybı lehine değerlendirilen görünüm dikkati çektiği, takiplerinde; 23.10.2013 tarihinde, vizit esnasında bilincinin bulanıklaştığı, Avil ve Dekort uygulandığı, VF ye girdiği, Anestezi ve Kardiyoloji görüşü istendiği, BT de bazal sisternalarda supraventriküler düzeyde yaygın subaraknoid hemoraji ile uyumlu görünüm dikkati çektiği, ayrıca her iki lateral ventrikül oksipital hornunda seviye veren intraventri kül hemoraji görünüm dikkati çektiği, 24.10.2013 tarihinde genel durumunun kötü, şuurunun kapalı olduğu, 25.10.2013 ve 26.10.2013 tarihinde genel durumunun değişmediği, 27.10.2013 tarihinde; Tl kompresyon kırığı olan hastanın genel durumunun kötü, şuurunun kapalı, pupiller fix dilate, ışık refekslerinin alınamadığı, GKS:3, destek tedavisi devam ettiği, hipotansiyon olduğu, 27.10.2013 tarihinde saat 04:40 ta kardiyak arrest geçirdiği, CPR uygulandığı, saat 05:20 de eks olarak kabul edildiği, otopside; yüzeyel subaraknoidal kanama alanları olduğu düşünülen alanlar, sağda 1. kosta vertebral eklemin ayrıldığının görüldüğü, Tl korpusunun posterior bölgesinde makroskopik travmatik bulgu tespit edilmediği, histopatolojik tetkikte beyin de subaraknoid kanama, ağır konjesyon izlendiği, kişinin çekilen kranial BT sinde yaygın subaraknoidal kanama olmakla birlikte otopsi fotoğraflarının Adli Tıp Üçüncü Üst Kurulunda yapılan tetkikinde beyin, beyincik ve beyin sapında kanama (subaraknoidal) görülmediği, epidural, subdural kanama görülmediği, otopside makroskobik ve histopatolojik olarak ölümü açıklayacak herhangi bir patoloji tanımlanmadığı cihetle mevcut verilerle ölüm sebebi ve mekanizmasının bilinemediği, kişinin gerek Silvan Devlet Hastanesi, gerekse Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurularında muayenelerinin ve gerekli tetkiklerinin yapıldığı, çekilen BT de travmatik bulgu, beyin kanaması olmadığı, nörolojik defisiti olmadığı, sonrasında eklenen boyun ağrısı nedeniyle de gerekli tetkiklerin ve konsültasyonların yapıldığı, tanısının konduğu, kontrol grafilerinin çekildiği, doğru tedavisinin yapıldığı, yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu cihetle; kişinin tedavisine katılan hekimlere ve hastane idaresine atfı kabil kusur saptanmadığı" yönünde görüş bildirilmiştir.
İdare Mahkemesince, anılan rapor doğrultusunda olayda hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiş, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararı ile davacıların istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere ya da kişilerin vücut bütünlüğünde meydana gelen sakatlık haline veya ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp, idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları manevi zararın varlığı ve manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır.
Hükme esas alınan raporda, "kişinin gerek Silvan Devlet Hastanesi, gerekse Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurularında muayenelerinin ve gerekli tetkiklerinin yapıldığı, çekilen BT de travmatik bulgu, beyin kanaması olmadığı, nörolojik defisiti olmadığı, sonrasında eklenen boyun ağrısı nedeniyle de gerekli tetkiklerin ve konsültasyonların yapıldığı, tanısının konduğu, kontrol grafilerinin çekildiği, doğru tedavisinin yapıldığı, yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu cihetle; kişinin tedavisine katılan hekimlere ve hastane idaresine atfı kabil kusur saptanmadığı" yönünde değerlendirmede bulunulmuş ise de; davacılar yakınının Tl kemiğinin kırık olduğunun 2 gün (17/10/2013 ) sonra başvurduğu Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tespit edilebildiği, ancak mevcut kırığın Silvan Devlet Hastanesinde tespitinin yapılamadığı ve tedaviye başlanamadığı, müteveffanın gerek Silvan Devlet Hastanesine gerekse de Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvururken yoğun düzeyde mide bulantısı ve kusma şikayeti olmasına karşın, olaydan 8 gün (23/10/2013) sonra beyin dokusunda (subaraknoidal) kanama olduğu tespitinin yapılabildiği ve akabinde de hastanın vefat ettiği, Mahkemece 06/04/2015 tarihli ara kararı ile davacılar murisi ...'e 17/10/2013, 21/10/2013, 23/10/2013 ve 25/10/2013 tarihlerinde çekilen kranial BT'ler, Servikal MR, torakal MR ve çekilen diğer tüm film ve grafilerin ve adı geçene ait diğer tüm bilgi ve belgeleri içeren hasta dosyasının bir suretinin gönderilmesinin istenilmesine rağmen davalı idarece bunların gönderilmeyip sadece raporlarının gönderildiği, bununla birlikte, hükme esas alınan Üst Kurul raporunda "otopside; yüzeyel subaraknoidal kanama alanları olduğu düşünülen alanlar, sağda 1. kosta vertebral eklemin ayrıldığının görüldüğü, Tl korpusunun posterior bölgesinde makroskopik travmatik bulgu tespit edilmediği, histopatolojik tetkikte beyin de subaraknoid kanama, ağır konjesyon izlendiği, kişinin çekilen kranial BT sinde yaygın subaraknoidal kanama olmakla birlikte otopsi fotoğraflarının Adli Tıp Üçüncü Üst Kurulunda yapılan tetkikinde beyin, beyincik ve beyin sapında kanama (subaraknoidal) görülmediği, epidural, subdural kanama görülmediği, otopside makroskobik ve histopatolojik olarak ölümü açıklayacak herhangi bir patoloji tanımlanmadığı cihetle mevcut verilerle ölüm sebebi ve mekanizmasının bilinemediği" hususuna yer verildiği, dolayısıyla anılan raporda "histopatolojik tetkikte beyin de subaraknoid kanama, ağır konjesyon izlendiği, kişinin çekilen kranial BT sinde yaygın subaraknoidal kanama olmakla birlikte otopsi fotoğraflarının Adli Tıp Üçüncü Üst Kurulunda yapılan tetkikinde beyin, beyincik ve beyin sapında kanama (subaraknoidal) görülmediği, epidural, subdural kanama görülmediği" denilmek suretiyle kendi içerisinde çelişkili durum yaratıldığı, öte yandan, müteveffaya hastane sürecinde hemogram takibi yapılıp yapılmadığı, kan değerlerine bakılıp bakılmadığı ve omur kırığına bağlı iç kanama olup olmadığı hususuna ilişkin bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Bu nedenle, konunun uzmanı olan öğretim üyelerinden teşkil edilecek bilirkişi heyetinden tarafların iddialarının dikkate alındığı, olayın tüm unsurlarıyla yeniden incelendiği, tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda hizmet kusuru bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 25/02/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!