Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/3712 E. , 2025/1140 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/3712
Karar No : 2025/1140
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA
VEKİLLERİ : Hukuk Müşaviri Av. ...
Hukuk Müşaviri Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, Arnavutköy Devlet Hastanesi ve Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde geçirmiş olduğu operasyonlarda hatalı tıbbi müdahalede bulunulduğu, davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık 3.000,00 TL maddi ve 200.000,00 TL manevi tazminatın 12/09/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; uyuşmazlıkta sağlık hizmetleri hizmetten yararlananın kişisel özelliklerine ve hizmetin yürütülmesine bağlı olarak, idarenin tazmin sorumluluğu için kural olarak idarenin hizmet kusurunun ve zararla, yürütülen sağlık hizmeti arasında nedensellik bağının bulunması gerekmekte olup; olaya ilişkin olarak Mahkememizce yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda, davacının rahminde bulunan myomların büyüklüğü, diyabet hastası olması, geçirdiği sezaryen ameliyatlarının fistül oluşumunu kolaylaştıran bir zemin hazırladığı, uygulanan operasyonlarda tüm dikkat ve özenin gösterilmesine rağmen fistül oluşumunun gerçekleşme riskinin bulunduğu ve tedaviye dahil olan doktorların cerrahi operasyonlarda ve tıbbi müdahalelerde geç, eksik yada kusurlu bir müdahalede bulunduğuna ilişkin bilimsel bir tespitin olmadığı değerlendirildiğinde kusurunun ve zararla yürütülen sağlık hizmeti arasında nedensellik bağının bulunmadığı olayda idarenin tazmin sorumluluğunu doğuran şartların gerçekleşmediğinin anlaşıldığı, davacının maddi ve manevi tazminat isteminde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesince; davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, dava dosyasında Arnavutköy Devlet Hastanesindeki tedavisi sırasında düzenlenen bir hasta bilgilendirme ve rıza belgesinin bulunmadığı, dosyada sadece Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde düzenlenen onam formlarının bulunduğu, dava konusu olayda tedavi sürecinin uzamasına sebebiyet verildiği, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kısmen reddi, kısmen kabulü ile temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının onanması, manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının ise bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
A) Temyiz İstemine Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Maddi Tazminat İsteminin Reddi Yolundaki İdare Mahkemesi Kararına Karşı Yapılan İstinaf Başvurusunun Reddine İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen Bölge İdare Mahkemesi kararının, maddi tazminat isteminin reddi yolundaki, İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Temyiz İstemine Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Manevi Tazminat İsteminin Reddi Yolundaki İdare Mahkemesi Kararına Karşı Yapılan İstinaf Başvurusunun Reddine İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacının Arnavutköy Devlet Hastanesinde 27/01/2017 tarihinde TAH+BSO (total abdominal histerektomi+salpingo-ooforektomi (rahim ve yumurtalık alınması) ameliyatı olduğu, taburcu olduktan 12 gün sonra aynı hastane acil servisine 12/02/2017 tarihinde başvurduğu, yapılan BT tetkikinde hidronefroz saptandığı, 15/02/2017 tarihinde yapılan Sistoüretroskopide; sağ üreteral orifis sağında ve üst sol kısmında sütür materyalleri izlendiği, ayrıca trigon gerisinde orta hatta perforasyon düşündüren ve üstünde iç kısma doğru devamlılık gösteren koagulum (pıhtı) izlendiği, mesaneye silikon sonda yerleştirildiği, Kadın Doğum Uzmanı Dr. ... ve Üroloji hekimi tarafından değerlendirilerek tedavisi için Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiği, 15/02/2017 tarihli sistoskopi tetkikinde mesane boynunda trigon arası invajinasyon+ sağ üreter orifis sağında ve üst kısmında sütür materyali görüldüğü, Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 07/03/2017 tarihinde sağ üretropelvik darlık saptandığı ve 12/09/2017 tarihinde vezikovajinal fistül saptanarak onarım ameliyatı yapıldığı, olayda hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İdare Mahkemesince olayda hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan 2 adet Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı ile 1 adet Genel Cerrahi uzmanından oluşan 3 kişilik bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 09/09/2019 tarihli raporda;
"Sonuç: 1.Vesikovaginal fistül'ün jinekolojik cerrahilerde tanımlanmış bir komplikasyon olduğu, bunlar içinde en sık nedenin total abdominal histerektomi olduğu,
2.Davacı Netice Akbulak'ın rahiminin 4 aylık iriliğe kadar büyümüş olması ve çok sayıda myomlarının bulunuşu, anatomisini bozarak; geçirilmiş sezaryeni ve batın içi yapışıklıkların bulunuşu dokuların disseksiyonunu zorlaştırarak; mevcut diyabeti hipoksi, nöropati ve baskılanmış immuniteye neden olarak fistül oluşumunu kolaylaştıran bir zemin yaratmış olduğu,
3.Diyabetin fistül oluşumunu kolaylaştırmanın ötesinde, yara iyileşme sürecini uzatan, bu yüzden tedavi edici fistül cerrahisi için daha uzun süre beklemeyi gerektiren, erken konservatif tedaviden sonuç alınması olasılığını zayıflatan metabolik bir hastalık olduğu,
4.Hastanın böbrek fonksiyonlarını gösteren kan üre (BUN), kreatinin, eGRF değerlerinin sürecin en başından en sonuna kadar normal seyretmiş olduğu, hastanın her iki böbreğinin de herhangi bir zarar görmemiş olduğu,
5.Fistül cerrahisinin zamanlaması ile ilgili çeşitli görüşler bulunmakla beraber, klasik stratejinin akut enflamasyon, ödem ve nekroz tamamen gerileyene kadar, 3-6 ay beklemek olduğu, aksi takdirde yapılacak ameliyatın başarı şansının zayıflayacağı,
6.Kurum çalışanlarının bir kusur ve ihmalinin söz konusu olmadığı, komplikasyonun tanısının makul sürede konmuş olduğu, bu amaçla yapılması gereken işlemlerin, bizzat komplikasyonun gerçekleştiği hastane doktorları tarafından başlatılmış ve belli bir noktadan sonra, zamanında bir kararla, yine kendilerinin gayretiyle hastanın 3.düzey bir hastaneye sevki ve tedavisinin tamamlanmasının sağlanmış olduğu, neticede T. C. Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir hastanede ortaya çıkan komplikasyonun tedavisinin, hem bu hastanenin ve hem de yine aynı bakanlığın bir başka hastanesinin çalışanlarının gayretleriyle sağlanmış olduğu" yönünde görüş belirtilmiştir.
İdare Mahkemesince anılan rapor hükme esas alınmak suretiyle dava reddedilmiştir.
Öte yandan, olay hakkında başlatılan ceza soruşturması kapsamında alınan ve Bölge İdare Mahkemesince yapılan ara karara cevaben Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından dosyaya sunulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulunun ...tarih ve ... karar sayılı raporunda, "uterus leiomyoması nedeni ile kişide total abdominal histerektomi+ bilateral salpingooferektomi (TAH+BSO) endikasyonunun mevcut olduğu, ameliyat tekniğinin tıbben uygun olduğu, ameliyat sırasında konulan sütürlere bağlı olarak gelişen, ameliyat sonrasında tespit edilen hidronefroz ve vezikovajinal fistülün bu tür ameliyatlardan sonra her türlü özen ve dikkate rağmen görülebilen komplikasyonlar olduğu, bu komplikasyonun giderilmesi için hasta ve hekimin ifadelerine göre kişinin bir üst merkeze yönlendirilmesinin doğru bir yaklaşım olduğu, başvurduğu bu sağlık merkezinde gerekli tedavisinin yapıldığı da göz önüne alındığında; komplikasyon yönetiminin uygun olduğu, dolayısıyla ilgili hekimin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke kurallarına uygun olduğu" hususuna yer verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesince de davacının istinaf isteminin reddine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün hizmet kusuruna dayanması asli prensip olmakla beraber, zararın idarenin de dahil olduğu bir faaliyet sırasında meydana gelmesi ve öncesinde ya da sonrasında aksayan bazı durumların tespiti de önem arz etmektedir.
Özellikle de sağlık hizmeti gibi bünyesinde risk unsuru taşıyan hizmet alanlarında, sağlıktan sorumlu olan idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.
Esasen Anayasa'nın 56. maddesi de "Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemekle ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirmekle" ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009).
11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır.
5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.
Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir.
01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. ...", 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır.
Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerle ilgili riskleriyle birlikte aydınlatılarak rızalarının alınmasını öngörmektedir.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdare Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporu irdelendiğinde, davacıya yapılan ameliyat sonrası ortaya çıkan tablonun davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklanmadığı anlaşıldığından, uyuşmazlıkta maddi tazminata hükmedilmesi koşulları oluşmamıştır.
Bununla birlikte, dosya içerisinde yer alan hastane kayıtları incelendiğinde, rahim ve yumurtalıkların alınmasına ilişkin yapılan cerrahi girişim öncesine ilişkin bir onam belgesinin olmadığı görülmüştür.
Bu durumda; söz konusu tıbbi müdahalenin riskleri anlatılarak yazılı muvafakatin alınmamış olması hâlinde, yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri uyarınca davacının aydınlatılma ve onay verme hakkı elinden alınmış olacağından ve bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi, yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda davacıda endişe ve üzüntüye yol açacağından, bu nedenle uğranılan manevi zararın, manevi tazminatın yukarıda belirtilen niteliği gözetilerek takdiren belirlenecek makul bir miktarın ödenmesine hükmedilmesi suretiyle karşılanması gerekecektir.
Bu itibarla; 27/01/2017 tarihinde gerçekleştirilen TAH+BSO (total abdominal histerektomi+salpingo-ooforektomi) ameliyatının sonuçlarının ve olası komplikasyonlarının anlatıldığına ve davacının bu işleme rıza gösterdiğine dair yazılı ve imzalı aydınlatılmış onamın alınıp alınmadığı hususunun araştırılması suretiyle davacının manevi tazminat istemi hakkında karar verilmesi gerekirken, bu durum araştırılmadan eksik inceleme ile manevi tazminat isteminin reddi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddedilmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının maddi tazminat isteminin reddine yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, manevi tazminat isteminin reddine yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 25/02/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!