Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/3438 E. , 2025/1136 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/3438
Karar No : 2025/1136
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi Adlarına Asaleten ...'a Velayeten
... ve ...
VEKİLİ : Av. ...
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, ...’un Tire Devlet Hastanesinde 17/08/2011 tarihinde gerçekleşen doğumu sonrasında gerekli teşhis ve tedavinin uygulanmaması sebebiyle doğum sonrası enfeksiyon kaparak bedensel zarara uğradığından bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık ... için 500.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi, baba ... için 150.000,00 TL manevi, anne ... için 150.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dava konusu maddi tazminat istemine ilişkin olarak; tamamı dosya içeriğinde yer alan Adli Tıp Kurumu raporları ile dosya içeriğindeki tüm bilgi ve belgeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacılardan ...'a yapılan tıbbi müdahalelerde görev alan sağlık görevlilerine ve davalı idareye atfedilebilecek herhangi bir hizmet kusurunun bulunmadığının anlaşıldığı bu sebeple davacı ... adına hizmet kusuruna dayalı olarak talep edilen maddi tazminat isteminin kabulüne hukuken olanak bulunmadığından davacının maddi tazminat talebinin reddi gerektiği sonucuna varıldığı, dava konusu manevi tazminat istemine ilişkin olarak ise; her ne kadar bilirkişi raporunda; sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatasının tespit edilmediği ifade edilmişse de; Tire Devlet Hastanesinde bebeğin yatışı sırasında kilo takibi yapılmaması ve dehidratasyon bulgularının tespit edilmemesinin tıbben eksiklik olarak değerlendirildiğinin görülmesi nedeni ile davacılarda endişe ve üzüntüye yol açacağının kabulü gerektiği davacılardan ... için 100.000,00 TL, baba ... için 50.000,00 TL ve anne ... için 50.000,00 TL olmak üzere toplam 200.000,00 TL manevi tazminat isteminin, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabın kısmen de olsa hafifletilmesi yönünden makul ve kabul edilebilir bir miktar olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; tarafların istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI :
Davacılar tarafından, çocuklarının hastanede sağlıklı bir şekilde doğduğu halde gördüğü tedavi sırasında yapılan kusurlu ve eksik işlemler nedeniyle %84 oranında özürlü hale geldiği, hastanenin ilgili birimlerinin kültür sonucu ortaya çıkan "klebsiella" bakterisinin varlığından doktoru haberdar etmemelerinin ve kültür sonucu çıkana kadar çocuğun taburcu edilmemesi gerektiği halde iyileştiği gerekçesiyle taburcu edilmiş olmasının hastane personelinin ağır kusurları olduğu, önlem alınmaması nedeniyle hızla ilerleyen enfeksiyonun tüm sistemlerini istila ettiği ve çocuğun beyninde sekel bulgularla dolu bir sürecin başlamasına neden olunduğu, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, usul yönünden davanın süresinde açılmadığı, esas yönünden ise, dava konusu olayda idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı, manevi tazminat ödenmesini gerektirecek şartların oluşmadığı, davacıların manevi tazminat taleplerinin kabul edilmesinin hukuka aykırı olduğu, davanın reddine karar verilmesi gerektiği, harçtan muaf oldukları ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Taraflarca, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacılardan ...’ın 17/08/2011 tarihinde Tire Devlet Hastanesine miadında suları gelen ağrılı gebe olarak başvurduğu, ilk gebeliği olduğu, saat 11.30'da normal vajinal doğum ile 3200 gr ağırlığında canlı bir kız bebek doğurtulduğu, doğan bebeğin 18/08/2011 tarihinde saat 09.20'de yapılan tetkikte neonatal billuribin değerinin 11,4 mg /dl olması üzerine çocuk servisine yenidoğan sarılığı tanısı ile fototerapi amacıyla yatırıldığı, aynı gün saat 22.30'da yapılan tetkikte neonatal billuribin değerinin 9.9 olduğu, yeni doğan sarılığı teşhisi ile yatırılan bebeğin bilirubin değerinin düşmesi üzerine 19/08/2011 tarihinde taburcu edildiği, bebeğin 20/08/2011 tarihinde tekrar sarılığının yükselmesi üzerine acil polikliniğine getirildiği, neonatal bilirubin değerinin 15,7 mg/dl olduğu, bebeğin tekrar fototerapi amacıyla çocuk servisine yatırıldığı, fototerapi tedavisi ve oral beslenme uygulandığı, 21/08/2011 tarihinde saat 08.00'de yapılan neonatal billuribin kontrolünde billuribin düzeyinin 14,4 mg/dl olduğu, 22/08/2011 tarihinde sabah vizitinden sonra kontrole çağrılarak taburcu edildiği, 18/08/2011 tarihinde istenen ... tarih ve ... protokol nolu idrar kültürü sonucunda Klebsiella bakterisinin ürediğinin rapor edildiği, 25/08/2011 tarihinde bebeğin Tire Devlet Hastanesi acil servisine ateş ve emme güçlüğü şikayetiyle getirildiği, sepsis ön tanısıyla yenidoğan yoğun bakım servisine yatırıldığı, antibiyotik tedavisine başlandığı, 25/08/2011 saat 02.30 sıralarında hasta 112 bebek ambulans servisiyle entübe şeklinde Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi yeni doğan yoğunbakım servisine sevk edildiği, İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi çocuk yeni doğan servisinde ateş, emmeme şikayeti ile yatırıldığı, tedavisinin ardından 12/09/2011 tarihinde taburcu edildiği, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalında hidrosefali nedeniyle ventrikülo-peritoneal şant operasyonu yapıldığı, davacılar tarafından olayda idarenin hizmet kusurunun mevcut olduğu ileri sürülerek davalı idareye tazminat ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Olayda, davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla Mahkemece bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulunca düzenlenen ... tarih ve ... karar numaralı raporda," kişinin doğumuna katılan kadın hastalıkları uzmanı ve ebelere kusur atfedilemeyeceği, 18/08/2011 tarihinde saat 09.20'de yapılan tetkikde neonatal billuribin değeri 11,4 mg /dl olması üzerine Çocuk Servisine yenidoğan sarılığı, tanısı ile fetoterapi amacıyla yatırılmasının doğru olduğu, hastanın bilirubin değerinin düşmesi üzerine (9.9) 19/08/2011 tarihinde taburcu edilmesine engel herhangi bir klinik tablonun bulunmadığı, 18/08/2011 tarihinde bebeğin bir günlük iken yüksek sarılık düzeyi nedeniyle tedaviye başlanmasının yanısıra idrar yolu enfeksiyonu şüphesi ile idrar kültürü alınmasının doğru bir yaklaşım olduğu,ancak bu tip riskli bebeklerde idrar kültür sonucunun takip edilmesi gerektiği, 22/08/2011 tarihinde Klebsiella bakterisi üreyen bebeğin tedavisinin ancak 3 gün sonra hastanın kötüleşmesi üzerine başlandığı gözönüne alındığında hastada ürosepsis gelişmiş olduğunun kanıtlandığı, bu bakterinin hastane enfeksiyonu olarak kabul edilmesini gerektirecek yeteri veri olmadığı, cihetle Tire Devlet Hastanesinde görevli Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlarının bebeğin doğumdan sonra takiplerinde yeterli özeni göstermedikleri, eylemlerinin eksik olduğu, 25/08/2011 tarihinde saat 02.30 sıralarında septik hastanın bir üst basamaklı hastaneye sevk kararının doğru olduğu, İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde bebeğin takip ve tedavisine katılan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlarının eylemlerinin tıp kurallarına uygun olduğu, hizmetin işleyişini sağlık personeli aracılığı ile yerine getiren idarenin kusurunun bulunmadığı" yönünde görüş belirtilmiştir.
Bilirkişi raporuna davacılar tarafından yapılan itiraz üzerine Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulunca düzenlenen ... tarih ve ... karar numaralı ek raporda ise; "Tire Devlet Hastanesinde doğum sonrası 17/08/2011-22/08/2011 tarihleri arası yatışlarına ait tıbbi kayıtlarda bebeğin kilo takibi yapıldığına dair herhangi bir belgeye rastlanmadığı, dolayısıyla dehidratasyona yönelik takibinin yapılıp yapılmadığının dosya kapsamından anlaşılamadığı, İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi 25/08/2011-12/09/2011 tarihleri arası yatışa ait epikriz evrakında bebeğin vücut ağırlığında %22 kaybı olduğu, hipernatremik dehidratasyon ve kranial MR ile tespit edilmiş her iki serebral hemisfer talamik nükleuslarda ventriküle açılmış ve sol lateral ventrikül trigon oksipital boynuzunda subendimal ve intraventriküler subakut evrede hematomlar tespit edilen bebeğin mevcut durumunun klebsiella enfeksiyonu kaynaklı olmadığı, Tire Devlet Hastanesinde bebeğin yatışı sırasında kilo takibi yapılmaması ve dehidratasyon bulgularının tespit edilmemesinin tıbben eksiklik olarak değerlendirildiği, Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde bebeğin yapılan tüm takip ve tedavilerinin tıp kurallarına uygun olduğu, her iki Hastanede sağlık hizmetlerinin yürütülmesinde idare organizasyon hatası tespit edilmediği" yönünde görüş belirtilmiştir.
İdare Mahkemesince anılan raporların hükme esas alınması suretiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş olup, tarafların istinaf başvuruları da reddedilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüştür.
2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumu'nun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2.,3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.
Öte yandan; manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek şekilde makul ve hakkaniyete uygun bir miktar olarak belirlenmesi gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bilindiği üzere, bilirkişilik, olayın teknik özelliğinin ve gerçek durumunun tespitinin, hakimin mesleki bilgisini aşması, özel ve teknik bilgi ve uzmanlık gerektiren bir uğraş olması nedeniyle, uyuşmazlığın çözümü için uyuşmazlığın çözümünün gerektirdiği konularda bilgi ve uzmanlığa sahip bilirkişiye başvurulmasının zorunlu bulunması halinde başvurulan bir kurumdur.
Tıbbi ameliyelerde kusur bulunduğu iddiasıyla açılan tam yargı davalarında da, tıbbi ameliyelerin tıp kurallarına uygun yürütülüp yürütülmediği, haliyle bu ameliyelerde kusur bulunup bulunmadığı hususunun açıklığa kavuşturulması özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğinden, yargılama mercileri tarafından işbu davada olduğu gibi bilirkişi görüşüne başvurulması gerekmektedir.
Öte yandan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulunca düzenlenen ... tarih ve ... karar numaralı raporunda, davacı küçükte gelişen sepsis etkeninin 18/08/2011 alım tarihli torba idrar kültüründe tespit edilen klebsiella bakterisi olmasının tıbben beklenmediği, kesin tanısının hipernatremik dehidratasyon olduğu, bebeğin mevcut durumunun klebsiella enfeksiyonu kaynaklı olmadığı, Tire Devlet Hastanesinde bebeğin yatışı sırasında kilo takibi yapılmaması ve dehidratasyon bulgularının tespit edilmemesinin tıbben eksiklik olarak değerlendirildiği; aynı Kurulun ... tarih ve ... karar numaralı raporunda ise, hipernatremik dehidratasyon durumuna hiç temas edilmediği, davacı küçüğün 18/08/2011 tarihinde bir günlük iken yüksek sarılık düzeyi nedeniyle tedaviye başlanmasının yanısıra idrar yolu enfeksiyonu şüphesi ile idrar kültürü alınmasının doğru bir yaklaşım olduğu, ancak bu tip riskli bebeklerde idrar kültür sonucunun takip edilmesi gerektiği, 22/08/2011 tarihinde Klebsiella bakterisi üreyen bebeğin tedavisinin ancak 3 gün sonra hastanın kötüleşmesi üzerine başlandığı gözönüne alındığında hastada ürosepsis gelişmiş olduğunun kanıtlandığı, bu bakterinin hastane enfeksiyonu olarak kabul edilmesini gerektirecek yeteri kadar veri olmadığı, cihetle Tire Devlet Hastanesinde görevli Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlarının doğumdan sonra takiplerinde yeterli özeni göstermedikleri, eylemlerinin eksik olduğu belirtilmiştir.
Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulunun iki raporu arasında, ilk raporda; 22/08/2011 tarihinde Klebsiella bakterisi üreyen bebeğin tedavisinin ancak 3 gün sonra hastanın kötüleşmesi üzerine başlandığı gözönüne alındığında hastada ürosepsis gelişmiş olduğunun belirtilmiş olması; ek raporda ürosepsis durumuna temas edilmeden, davacı küçükte gelişen sepsis etkeninin 18/08/2011 alım tarihli torba idrar kültüründe tespit edilen klebsiella bakterisi olmasının tıbben beklenmediği, kesin tanısının hipernatremik dehidratasyon olduğu, mevcut durumunun klebsiella enfeksiyonu kaynaklı olmadığının belirtilmiş olması nedeniyle, çelişki olduğu açıktır. Raporlar arasında oluşan çelişki nedeni ile anılan raporun hüküm kurmaya elverişli bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Bu durumda, yeniden alınacak raporda, davacı küçüğün kesin tanısının ne olduğu, bebekte oluşan sepsis etkeninin 18/08/2011 alım tarihli idrar kültüründe tespit edilen klebsiella bakterisi olup olmadığı, eğer sepsis etkeni klebsiella bakterisi ise bebeğin idrar kültüründe ortaya çıkan mikrobun üreme sebebi, bebeğin bu mikrobu kapmasında idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı, enfeksiyona yönelik tedavinin gerektiği gibi yapıldığından söz edilip edilemeyeceği, enfeksiyon hastalıkları yönünden takip ve tedavisinde hata, eksiklik, gecikme olup olmadığının açıklığa kavuşturulması gerektiği; diğer taraftan kesin tanısı hipernatremik dehidratasyon ise bu tanıya yönelik yapılması gereken tetkik ve uygulanması gereken tedavilerin ne olduğu, somut olayda gerekenlerin yapılıp yapılmadığı, teşhis ve tedavide bir gecikme, hata olup olmadığı, İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yatışının 9. gününde çekilen kranial MR'da görülen talamik kanama odaklarının sebebinin ne olduğu, kanama odaklarına tanı ve tedavideki bir gecikmenin sebep olup olmadığı, ilerleyen süreçte bebekte gelişen hidrosefalinin sebebinin ne olduğu, zamanında uygun tanı ve tedavinin uygulanmış olması halinde hidrosefali durumunun oluşup oluşmayacağı hususlarının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Bu durumda, Adli Tıp Kurumu ilgili Üst Kurulundan, yukarıda belirtilen hususların tatmin edici biçimde açıklığa kavuşturularak raporlar arasındaki çelişkinin giderildiği, davacılar ve davalı tarafın iddialarının da göz önünde bulundurulduğu, küçük ...'un tıbbi durumunun bir bütün halinde ele alındığı, tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
Bu itibarla, yukarıda açıklanan eksiklikler nedeniyle hükme esas alınamayacak nitelikteki bilirkişi raporuna dayanılarak verilen temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Öte yandan, Bölge İdare Mahkemesince verilen kararın manevi tazminata yönelik kısmında hukuki isabetsizlik bulunmamakla birlikte; yeniden yapılacak olan yargılamada davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu tespit edilirse, davalı idarenin tazmin sorumluluğunun, sağlık hizmetinin gereği gibi yürütülüp yürütülmediği konusunda duyulan şüphe, endişe ve üzüntüye dayalı olarak değerlendirilmesinden önce hizmet kusuru ilkesine göre bir değerlendirme yapılacağı açık olduğundan, anılan bu kısmın da bozulması gerekmiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi...İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 25/02/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!