WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 08 Mayıs 2026

ANKARA BÖLGE ADLIYE MAHKEMESI 20. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

T.C.
İSTANBUL
6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2023/825 Esas
KARAR NO : 2024/615

DAVA : Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 27/12/2023
KARAR TARİHİ : 17/10/2024

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ -İSTEM /
Davacı vekili dava dilekçesinde ve özetle; müvekkili şirket, davalı ... (...) Genel Müdürlüğü'nce "..." konusuna ilişkin olarak açılmış olan ... kayıt numaralı ihaleye katılmış olup, ihalenin 905.000,00-TL + KDV bedelle müvekkiline kaldığını ve bu kapsamda taraflar arasında 03.03.2015 tarihinde sözleşmenin akdedildiğini, müvekkili şirketin, ihale konusu ürünleri teknik şartname ve sözleşmede belirtildiği şekilde eksiksiz olarak teslim etmiş olmasına rağmen davalının, 10.08.2015 tarihli bildirimiyle işin süresi içinde teknik şartnameye uygun olarak bitirilmediği ve süresi içinde müvekkilce eksikliklerin giderilmesi için ilave süre talebinde de bulunulmadığından bahisle sözleşmeyi feshettiğini, sözleşme bedelinin, müvekkiline ödenmediği gibi 54.500,00-TL bedelli kesin teminat mektubunu da irat kaydedildiğini, ancak idarece sözleşme usul ve yasaya aykırı olarak feshedilmiş olduğundan 16.10.2015 tarihinde mahkemeye başvurulduğunu, ... 15.Asliye Ticaret Mahkemesi ... E. Sayılı dosya uyarınca 05.12.2019 tarihinde haklı davalarının kabulüne karar verildiğini, davalı tarafın haksız ve yargılama sürecini uzatmaya yönelik istinaf başvurusu üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13.Hukuk Dairesi ... Dosya, ...Karar numaralı dosya üzerinden yapmış olduğu incelemede yerel mahkeme kararını usul ve yasaya uygun bulduğunu ve davalı tarafça yapılan istinaf başvurusunun 130.10.2021 tarihinde reddettiğini, davalı tarafın bu seferde söz konusu istinaf kararını temyiz merciine taşıdığı ve Yargıtay 11.Hukuk Dairesi tarafından yapılan inceleme neticesinde de kararın 13.05.2023 tarihinde onandığını ve haklılıklarının sabit hale geldiğini, davalının, 2015 yılında müvekkili şirketin ihale konusu ürünleri teknik şartname ve sözleşmede belirtildiği şekilde eksiksiz olarak teslim ettiği tarihte hak edilen bedeli müvekkiline ödeme imkanı varken ödeme yapmaktan kaçındığını, söz konusu olayın yargı merciilerine intikal etmesine sebebiyet verdiğini ve arada geçen 8 yıllık süre zarfında müvekkilinin alacağını tahsil etmesine engel olduğunu, bu süre zarfında, enflasyon artışı, paranın değerinin düşmesi, enflasyon ve paranın alım gücü azalması nedeniyle müvekkilinin temerrüt faizi ile karşılanamayacak ölçüde zarara uğradığını, davalının TBK md.122 gereği müvekkilinin faizi aşan zararını gidermekle yükümlü olduğunu beyanla davalı idarenin, müvekkili ile arasındaki sözleşmeyi kötü niyetli davranarak haksız yere feshederek müvekkilinin alacağının tahsilinde gecikmesine neden olduğundan, geciken süre zarfında enflasyon, döviz kuru artışı sebebiyle müvekkilinin temerrüt faiziyle karşılanamayacak zararı bulunduğundan, fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydıyla, işbu belirsiz alacak davalarının kabulü ile, sözleşmede belirtilen ödeme tarihi olan 10.08.2015 tarihi ile alacağın icra yoluyla tahsil edildiği 03.11.2023 tarihi arasında, müvekkilinin uğradığı munzam zararın tespiti (banka faizi, döviz ve altına bağlanması halindeki getirisi hesaplanarak) ile şimdilik 50.000,00-TL'nin yasal faiziyle birlikte 10.08.2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA /
Davalı vekili cevap dilekçesinde ve özetle; davanın zamanaşımı bakımından reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı şirket vekilinin dava dilekçesindeki yazılı iddia ve taleplerinin soyut ve genel açıklamalar olduğunu, dava konusu zarar oluştuğu iddiası somut olay ve işlemlere dayanmadığını, dilekçedeki yazılı tüm iddia ve taleplerine itiraz ettiklerini, idarenin dava konusu ile ilgili işlemleri yürürlükteki kanun, ilgili mevzuat, yönetmelik hükümlerine uygun olduğunu, kamunun hak ve menfaatleri gözetilerek belirtilen hükümler çerçevesinde uygulama yapıldığını, ... 15.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin... esasına kayden açılan davada mahkeme tarafından davanın kabulüne karar verildiğini, Mahkemece verilen kararla ilgili icra takibine başvurulması üzerine icra dosyasına teminat mektubu ibraz ederek icranın geri bırakılması (tehiri icra) talebinde bulunulduğunu, istinaf ve temyiz safhalarında dosya borcunu karşılayacak miktarda teminat mektubu dosyaya ibraz edildiğini ve kararın kesinleşmesine müteakiben kısa bir süre içinde güncellenen dosya hesabına göre borç ödendiğini, mezkur karar istinaf ve temyiz incelemesinden geçip kesinleştiğini, kesinleşen mahkeme kararına göre davacı şirkete gereken ödemelerin yapıldığını, dava konusu iddialarla ilgili idarenin hukuki sorumluluğunun bulunmadığının düşünüldüğünü, Mahkeme kararı ile ortaya çıkan davacı şirketin alacağının yasada belirtilen sürece uygun bir şekilde zamanında ödendiğini beyanla usul ve esastan davanın reddine, mahkeme masrafları ve ücreti vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
KANITLAR VE GEREKÇE /
Dava, munzam zarar talebine ilişkindir. Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının alacağını, davalının taraflar arasındaki sözleşmeyi haksız yere feshetmesi ile uzayan yargılama süreci sonunda aldığını ve fakat bu süre zarfındaki dolar kurundaki artış, enflasyon vb. nedeniyle zarara uğraması nedeniyle kısmi dava olarak 50.000,00-TL'nin 10/08/2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı şirketin İTO kaydı çıkartılarak dosyamız arasına alınmış, ... 26.İcra Müdürlüğü'nün ... Esas ve .... 15.Asliye Ticaret Mahkemesinin...esas sayılı dosyaları UYAP üzerinden dosyamız arasına alınmış ve taraflarca gösterilen deliller toplanarak incelenmiştir.
HMK'nun 320 maddesi uyarınca taraflar arasındaki uyuşmazlık konularının; davacının, munzam zararının oluşup oluşmadığı, oluşmuş ise bu zararın varlığı ve miktarı ile bu zarardan davalının sorumlu olup olmadığı noktalarında toplandığı tespit edilmiştir.
Mahkememizin 30/05/2024 tarihli duruşmasının (4) numaralı ara kararı ile; ''Davacı vekilinin tanık dinletme talebinin tanık dinletmek istediği hususların tanıkla ispatı mümkün olmamakla reddine'' karar verilmiştir.
Mahkememizin 17/10/2024 tarihli duruşmasında; ''Davalı vekilinin zaman aşımı def'inin, ... 15.Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasındaki Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 13/05/2023 tarih,... Esas ve ...Karar sayılı ilamının tarihi ve içeriği, taraflar arasındaki akdedilen sözleşme tarihi (03/03/2015) ve eldeki davanın dava tarihi nazara alınarak reddine'' karar verilmiştir.
6098 sayılı TBK'nın 122/1.maddesinde, ''Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.'' düzenlemesine yer verilmiştir.
Munzam Zararın İspatında Yargıtay'ın Tarihsel Yaklaşımı Değerlendirildiğinde;
Munzam zarar, borçlunun temerrüdü ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borç olup bu hukuki niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması halinde dahi takip veya davanın konusuna dahil bir borç olarak kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazi kayıt dermeyanına da gerek bulunmamaktadır. Ayrı bir dava ile on yıllık zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.
Munzam zararın ispatın somut olarak ispatının gerekip gerekmediği hususu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Özel Dairelerinin birbirinden farklı uygulamaları ile süregelmiştir. Yargıtay uygulamalarındaki bu iki farklı görüş, munzam zararı ispatının sıkı ispat kurallarına bağlanıp bağlanmaması; maruf ve meşhur olayların ''karine'' olarak kabul edilip edilemeyeceği ve maddi zararın belirlenmesi yöntemlerinde yoğunlaşmaktadır.
Yargıtay'ın eskiden beri ağırlıklı olarak uyguladığı birinci görüşe göre; munzam zarar talep eden-davacı, temerrüde uğrayan alacağın varlığını, bu alacağın ödenmemesi sebebiyle temerrüt faizini aşan zararı bulunduğunu somut olarak ve yasal delillerle ispatlamak zorundadır. Olumsuz ekonomik veriler (yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki artış, piyasa yüksek faiz oranları) davacı/alacaklıyı ispat yükünden kurtarmaz. Geç tahsil edilen alacağın, iştigal konusu ticarette kullanılmasının tabii olduğu varsayımı yeterli kabul edilip hüküm kurulamaz. Alacaklının, munzam zararını yasal delillerle kanıtlaması halinde borçlu; ya alacaklının bir zarara uğramadığını ya da borç zamanında ifa edilmiş olsaydı bile, alacaklının değeri düşmeyecek bir yatırım yapmayacağını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir.
İkinci görüşe göre; munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağın varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faiziyle karşılanmayan zarar miktarını; zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını kanıtlamalıdır. Munzam zarar alacaklısı, normal durumlar ve fiili karineler ile maruf ve meşhur olaylara dayanıyorsa bunun ispatı istenmemeli, munzam zarar davalarında davacı/alacaklının ispat yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalı, enflasyonist ortamda, bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması; örneğin, en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirilmesi, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmelidir. Bu karinenin aksini, kusursuzluğunu ve sorumsuzluğunu ispatlamak borçlunun yükümlüğündedir.
Yargıtay Daireleri arasında bu yolda oluşan içtihat aykırılığının giderilmesi istemi, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nca reddedilmiştir.
Başından beri birinci görüşü uygulayan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, daha sonra ikinci görüşü benimsemiş, 2021 ve 2022 yıllarında verdiği kararlar incelendiğinde ise somut ispat kuralına geri döndüğü görülmüştür.
İbranamenin Munzam Zararı Sona Erdirip Erdirmeyeceği Değerlendirildiğinde;
Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin ... E - ... K sayılı kararında;
''...Ayrıca sigortacının ibrası ister taraflar arasında akdedilmiş bir sulh sözleşmesi ile ister bağımsız bir ibra sözleşmesi ile kararlaştırılmış olsun, sözleşmede aksine hüküm yoksa sigorta tazminat borcu ile birlikte gecikme faizi ve munzam zarar gibi borçlar da ibra ile sona erer. Sigorta tazminat borcuna ilişkin sulh-ibra sözleşmesi yapılırken iradesi sakatlanan (hata, hile, ikrah) sigorta ettiren, sigortalı bu sözleşmeyi iptal hakkına sahiptir. Ancak sigortalı hata,hile,ikrah ile iradesinin sakatlandığını ispat etmek zorundadır.Aksi halde sigortalı “tazminat makbuzu-ibraname” “mutabakatname-ibraname”, “ibraname” başlıklı belge ile tespit edilen sulh ve ibra sözleşmesi ile bağlıdır...'' şeklindeki kararı ile aksine düzenleme bulunmadıkça ibranamenin munzam zarar borcunu da sona erdireceğine hükmedilmiştir.
Ekonomik Olumsuzluklar Karine Yönünden Değerlendirildiğinde;
Gerek 818 sayılı mülga BK'nın 105.maddesinde ve gerekse 6098 sayılı TBK'nın 122/1.maddesinde ''FAİZ''den değil, ''ZARAR''dan bahsedilmektedir. ''...Günümüz ekonomik koşullarıyla geçmişdeki ekonomik veriler değerlendirildiğinde; ekonomi düzeni içinde yer alan yatırım araçlarının hiçbir zaman istikrarlı gelir getirmediği ve dolayısıyla munzam zararın ispatında “karine” oluşturmadıkları sonucuna varılmaktadır. Örneğin, belli bir zamanda getirisi olan döviz, başka bir zamanda zarar oluşturmaktadır. Borsalardaki yatırımlarda kâr sağlayabildiği gibi, zarara da sebebiyet vermektedir. Enflasyon oranı düştükçe, banka mevzuat faizi de düşmektedir. O halde, ikinci görüşü benimseyen Yargıtay kararları ve hukuksal öğretideki görüşler, “karine” yönünden hukuksal dayanaktan yoksun kalmaktadır...'' (Yargıtay 15.HD'nin ... E... K sayılı kararı) Yakın bir tarihte yüksek döviz kurlarının bir gecede neredeyse yarı yarıya kadar düştüğü dikkate alındığında, dövize yatırımın her zaman gelir getirmeyeceği, bu nedenle olumsuz ekonomik verilerin karine sayılamayacağı görülmektedir.
Somut Olay ve Güncel Yargıtay Kararları Değerlendirildiğinde;
Dava dilekçesinde davacının faizle karşılanmadığı ileri sürülen zararına ilişkin somut bir vakıa ve somut bir vakıaya ilişkin delil bildirilmemiştir. Davacı vekili munzam zarar talebini enflasyon döviz artışı gibi olumsuz ekonomik verilere dayandırmış, alacak hesabının da bu veriler üzerinden hesaplanmasını talep etmiştir.
Yargıtay 4.Hukuk Dairesi ... E - ... K sayılı kararında;
''...Yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Davacı para alacağını zamanında alması halinde ne şekilde kullanacağını, uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu ispat etmek zorundadır...'' şeklindeki kararı ile somut ispatı aramıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ... E - ... K sayılı kararında;
''...Uğranılan zarar, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle 105. maddeye dayanılarak munzam zarar istenecek ise, artık o merciin, zararın oranını belirlemek için kullandığı/dikkate aldığı/değerlendirdiği ölçülere ve bunların “maruf ve meşhur” oldukları olgusuna değil, davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da, elverişli ve geçerli delillerle kanıtlanmalıdır...''
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ... E - ... K sayılı kararında;
''...davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.
35. Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir...''
Yargıtay 15.Hukuk Dairesinin ... E - ...K sayılı kararında;
''...ekonomi düzeni içinde yer alan yatırım araçlarının hiçbir zaman istikrarlı gelir getirmediği ve dolayısıyla munzam zararın ispatında “karine” oluşturmadıkları sonucuna varılmaktadır. Örneğin, belli bir zamanda getirisi olan döviz, başka bir zamanda zarar oluşturmaktadır. Borsalardaki yatırımlarda kâr sağlayabildiği gibi, zarara da sebebiyet vermektedir. Enflasyon oranı düştükçe, banka mevzuat faizi de düşmektedir. O halde, ikinci görüşü benimseyen Yargıtay kararları ve hukuksal öğretideki görüşler, “karine” yönünden hukuksal dayanaktan yoksun kalmaktadır...'' (Yargıtay 15.HD'nin ... E - ...K sayılı kararı) Yakın bir tarihte yüksek döviz kurlarının bir gecede neredeyse yarı yarıya kadar düştüğü dikkate alındığında, dövize yatırımın her zaman gelir getirmeyeceği, bu nedenle olumsuz ekonomik verilerin karine sayılamayacağı görülmektedir.
Dosya kapsamı ve deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacının salt olumsuz ekonomik verilere dayanarak (kur artışı, enflasyon) munzam zarar talebinde bulunduğu, zira her ne kadar davacı tarafça, davalının taraflar arasındaki sözleşmeyi haksız olarak feshettiği belirtilmişse de; işbu feshin haklı veya haksız olduğunun yargı kararıyla belirleneceği, yargılamada geçen süre zarfında kur artışı, enflasyon, paranın alım gücünün düşmesi gibi sebeplerle davacının alacağını geç tahsil etmesinin ve döviz cinsinden eksik olarak aldığı iddialarını başka bir deyişle somut olarak zarara uğradığına dair vakıa ve delil ibraz etmediği, Yargıtay'ın son dönemdeki kararlarına göre, munzam zararın somut olarak ispatının gerektiği, olumsuz ekonomik veriler üzerinden varsayıma dayalı hesap yapılamayacağı anlaşılmakla Mahkememizce ispatlanamayan davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
H Ü K Ü M /
1-Davanın REDDİNE,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince hesap olunan 427,60-TL maktu karar ve ilam harcının davacıdan tahsiline, peşin alınan 853,88-TL harçtan mahsubu ile kalan 426,28-TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3-... Arabuluculuk Bürosu tarafından ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere suçüstü ödeneğinden karşılanan 3.120,00-TL arabuluculuk tarife bedelinin davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan 30.000,00-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı tarafından yapılan bir yargılama gideri olmadığından bu hususta hüküm kurulmasına yer olmadığına,
7-HMK 333.maddesi gereğince taraflarca yatırılan gider avanslarından bakiye avansın hüküm kesinleştiğinde ve talep halinde taraflara iadesine,
Dair, taraf vekillerinin huzurunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemeleri nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 17/10/2024

Katip
¸

Hakim
¸